|
Dolayısı
ile bu konunun önemini yıllardan beri her platformda
vurguluyor; girişimlere, gücüm, olanaklarım ölçüsünde destek
oluyorum, kimileyin de yakın dostları girişimlerden haberdar
ediyor desteklerinin yerini bulması konusunda aracı oluyorum.
Sonuç her
zaman yüz güldürücü olamayabiliyor. İlk adımda sonuç alamayıp
süreç içerisinde mutlu sona ulaştığımız da oluyor. Şansın daha
çok yardım ettiği durumlarda girişimlerimler
kolaylıkla başarıya ulaşıyor bu da katkıda bulunan herkesleri
mutlu ediyor.
Her
anımsadığımda mutluluğunu yeniden yaşadığım başarılardan biri
1995 yılı Ocak ayından beri Pazartesi günleri Moskova saati
ile 21:00'de yayımlanan Adigey Devlet Radyosu’nun, Ḉıguıjım
Yımaq - Anavatanın Sesi adlı radyo programı. Radyomuzun
“Cemaq” adlı bir saatlik Adigece programı, yıllardan beri her
Cuma günü aynı saatte yayımlanıyordu. DÇB Genel Sekreteri
olarak, haberlerin Adigece'nin yanında Türkçe ve Arapça ile de
verilmesinin çok yararlı olacağını ilettiğim Adigey Başkanı
sayın Carım Aslan öneriyi uygun bulmakla kalmamış, hayata
geçmesi için özel ilgi göstermiş ve program Ocak 1995’te
yayımlanmaya başlamıştı.
Bu
çalışmaları yürüttüğüm sırada on beş yaşındaki oğlum Psefit’in
anavatandaki ikinci yılı idi. Cuma programlarının adı yukarıda
belirttiğim gibi “Cemaq-Çağrı Sesi” idi. Yeni programın yayını
kesinleşmiş programa ad arıyorduk. Akşam saatleri, evde sesli
düşünüyorum. Öneri Psefit’ten geliyor. “Baba neden anavatanın
sesi demiyorsunuz” sözünü çok yerinde buluyor
heyecanlanıyorum. Ertesi gün öneriyi götürdüğüm yetkililer de
severek, sevinerek kabul ediyorlar ve şimdilerde internette
de üç dilde dinleyebildiğiniz “Ḉıguıjım Yımaq - Anavatanın
Sesi” programı adını da bulmuş oluyor.
Yıllardır
yayımlanan önceleri rahat dinlenebilen yayınlar, yayın
dalgasının değiştirilmesi üzerine uzun zamandır diasporadan
yeterince net duyulmaz olmuştu. Hiç olmazsa internet olanağı
olanların dinleyebilmesi Tv'mizi de görebilmeleri için
interaktif radyo tv'yi hayata geçirmeyi kesinlikle başarılması
zorunlu bir görev olarak önüme koydum, çalışmalara başladım.
Televizyonumuzun bu yayını internete verebilmesi için bir
birimi olduğu Moskova İkinci Program’ın izni gerekiyordu.
İkinci
programın kendisini naza çekmeden internet yayını
onaylamasında Kaf-Fed’in uydu yayın için RF yetkililerine
yazmış olduğu yazının, Krasnodar derneğimiz üyesi sayın SOXHT
Asker’in girişimlerinin ancak daha çok Rusya Federasyonu’nun
gelişen dışarıya açılım politikasının etkili olduğunu
düşünüyorum. Giderlerin bu yayınlara daha çok gereksinme duyan
diasporamız tarafından karşılanacağı önerimiz de kolay izini
etkileyen bir faktördür belki de.
İşte
verdiğimiz söz gereği iki bin Dolar bulmaya gelmişti sıra. İlk
olarak ADAJE Bülent Atçı’yı aradım. İlgi gösterdi ben “beşer
yüz Dolar verecek dört kişi bulabilirsen bu iş tamam”
dediğimi sanıyordum. Meğer kendi payına düşenin toplamda beş
yüz Dolar olduğunu söylemişim.
Aynı
günlerde HAPAE Erhan’dan da rica etmiştim. Arada bir birlikte
yemek yedikleri güzel bir grupları olduğunu biliyordum.
Böylesi bir konuda kişi başına beş yüz Dolar'ın yük
olmayacağını düşünmüştüm. Önerimizi götürmesine karşın
diğerleri katkıda bulunmayınca sayın Hapae kendi payına düşen
500 Dolar'ın ne zaman istersem hazır olduğu yanıtını vermişti.
Halbuki
ilk görüşmelerde çok ümitlenmiş, artacak iki bin Dolar'ı
katkıda bulunanlar adına Fesıjapşi - Dönüş Vakfı’na
bağışlamayı düşünmeye başlamıştım.
Ancak ADAJE
Bülent ve
HAPAE
Erhan’dan gelen bilgiler paranın artması bir yana sözümü
yerine getirebilmem için bin Dolar'a daha ihtiyacımız olduğu
anlamına geliyordu.
Kaf-Der
Başkanı sayın Yaşar Aslankaya, küçük bir grupla oturma izni
başvurusu için geldiklerinde, kendilerinden önceki Kaf-Der
yönetiminin televizyonumuza göndermiş olduğu bilgisayarların
ne kadar işe yaradığını görmek, televizyon çalışanlarının
mutluluğunu paylaşmak için birlikte birlikte uğramıştık
televizyona. Bu ziyaretimiz sırasında yeni bilgisayarlara
bağlı eski ekranları görünce sitem etmiş neden ince ekran
göndermediklerini sormuştu. Ben de uçakla taşıma zorluğu ve
ücreti nedeni ile ekran istemediğimizi eğer ekran da
isteseydik arkadaşların onu da karşılamaya hazır olduklarını
söylemiştim.
Bu olayı
hatırlayınca bir ümitle sayın Aslankaya’yı aradım. İkiletmedi.
Bin Dolar'ın sorun olmayacağını kesin bir ifade ile dile
getirdi. Çok sevindim. Ancak para gelmiyordu.
ADAJE
Bülent, beş yüz Dolar'ı nasıl göndereceğini sorup duruyordu.
Daha gecikirsem parayı göndermekten vaz geçebileceği katkıda
bulunan MASTIRIKO Muharrem Bilgici, AJUK Meksen Yağmur, LESERUK
Ahmet Batır’a iade edeceği tehditlerini de savuruyordu şaka
yollu. Ben de ödemeyi toptan yapmak istiyor, HAĞUINDUQUE Yaşar
Aslankaya’yı bekliyordum. Sessizlik sürünce ilk konuşmamızdan
yaklaşık bir ay sonra bir ileti ile durumu sordum. Dernek
binasına çok masraf yapmak zorunda kaldıklarını ama her
halükarda halledeceği yanıtını verdi. Daha önce göndermez ise
eğer, kabul gören oturma izni başvurularının işlemlerini
tamamlamak üzere geldiklerinde arkadaşlardan toplayacaktı.
Neyse
gelindi gidildi daha sonra yine gelindi. Maykop’ta
görüştüğümüzde ödeme Nalçik’e bırakıldı. Nalçik’te, Maykop
dönüşüne. Ancak üzücüdür ki ne Maykop dönüşünde ne de daha
sonraki Maykop ziyaretlerinde görüşebildik, sayın Aslankaya
ile. Bu ara ilk bin Dolar gelmiş ve yetkililere ulaştırmıştım
ama bin Dolar daha bulmam gerekiyordu.
Böylesi
durumlarda ilk akla gelen ve çok sık başvurulan biri olduğu
için ilk aranacaklar sırasına almadığım Almanya’daki
ağabeyimiz Dr. İhsan Saleh’i aramak zorunda kaldım. İhsan
Saleh gerçekten hemen her konuda ciddi katkıları olan bir
emektarımız. Almanya’da birkaç kişinin kurduğu Adige Pxhuante
- Adige Yardım Sandığı’nın da başkanı. Kaf-Der binasının
yenilenmesi giderlerine katkılarını her ilgili biliyordu.
1993’te Maykop’ta gerçekleştirdiğimiz II. Genel Kurul'u
sonrası Mercedes arabasını DÇB’ye armağan etmişti. Adige
Pxhuante Türkiye’ye gönderilen ilk araştırma grubunun hem
fikir babası hem de Türkiye’deki dernekler ve Adigey Devlet
Üniversitesi ile birlikte giderleri karşılayan üç kurumdan
biriydi. Sayın Saleh 1997’de Maykop’ta kurduğumuz Dönüş
Vakfı'na ilk aşamada en büyük katkıyı yapmıştı. Yugoslavya
Adigelerinin ana vatana getirilişi öncesi Krasnodar’daki DÇB
genel kongresinde tüm yol giderlerini karşılama sözü vermiş
yol giderleri Rusya Federasyonu Olağanüstü Hal Bakanlığı
tarafından karşılanınca da konutların yapımına çok önemli
katkıda bulunmuştu. Suriye’de anadilde eğitim veren ana okulu
açılmasına öncülük etmiş tüm giderlerini karşılamıştı. Mali
durumu ve bugüne kadarki sadece bilebildiğimiz katkıları göz
önüne alındığında bin doların lafı olmaz diye düşünmüştüm.
Telefonla
aradığımda kendisinin tek yetkili olmadığını ve üye
arkadaşlara danışması gerektiği yanıtını aldığımda çok doğal
karşıladım. Elbette, dedim. Pxhuanten'in Dr. İhsan Saleh kadar
katkıda bulunamayan birkaç üyesini tanıyordum. Altı aydır iki
bin Dolar peşinde olduğum için aralarında olayı bilenler ve
girişimi önemseyenler vardı. Ertesi gün aradığımda olumlu idi
yanıt. Bin Dolar'ı sayın YEDİÇ Memet verecek kendileri de
yakınlarda Almanya’ya gidecek olan sayın
YEDİÇ Batıray’a
ödemede bulunacaktı.
Artık rahatlamıştım çok büyük yararı olacağına inandığım
internet radyo-Tv kesinleşmişti. Ertesi gün Memet bey
arayınca parayı bana nasıl ulaştıracağını soracağını
sanmıştım. “Ağabey şu televizyon olayı neyin nesi” demesin mi?
Şaşırdım. Meğer İhsan bey konuyu anlamamış, sorduğu biride
televizyonun zaten internette olduğunu söylemiş. Sorulan kişi
internetteki Kabardey-Balkar televizyonu ile Adigey
televizyonunu karıştırmış olmalıydı. Bu çok üzülecek bir durum
değildi. Diasporanın anavatan ve anadile ilgilerinin
göründüklerinden çok daha gevşek olduğunu bilmiyor değildim.
Beni üzen, sinirlendiren, anlamadığı bir şey varsa eğer benim
kendilerini aradığım gibi beni arayıp açıklama istememesiydi.
Çok çirkin bulmuştum yöntemi. Tekrar telefonu açıp ne kadar
üzüldüğümü, davranışının ne kadar yanlış olduğunu, paralarını
da artık istemediğimi epeyce de yüksek bir sesle ilettim.
Özetle hem üzüldüm hem de üzdüm.
Ancak
başlanmış işi böyle yarım bırakamazdım. Uzun zamandır
anavatana dönüş yapmış sayın ÇETAO İbrahim, Ssayın YEDİÇ Memet,
sayın DIĞU Çuırmıt Ersin ve sayın ŞHALXHO Adnan beşer bin
Ruble katkıda bulunduklarında sorun çözülüyordu. Hiçbiri
ikiletmedi. Ersin hanım dışındakiler ödemeyi de
geciktirmediler. Ancak birkaç kez görüştüğümüz halde bir aylık
sürede ödemede bulunamadı. Bu gibi konulara gözünü kırpmadan
katkıda bulunduğu için bu uzun süreyi oyalanıyorum gibi
algıladım. Sitemlerimi ilettim. Üzdüm, üzüldüm. Eksik beş bini
Nalçik’ten ḰERAŞE Sami ile tamamlayıp yirmi bin Ruble'yi
yetkililere teslim edince de çok büyük bir oh çektim.
Yayın
başladı. İzleyenler beğeniyor. Sadece diaspora için değil
programları vakit bulduğumuz zaman diliminde izleyebilme ve
dinleyebilme olanağı çok büyük bir rahatlık.
Olayı mı
niye anlattım.
Başka
halkların bir çırpıda çözümledikleri sorunlara bizim ne kadar
emek vermek zorunda kaldığımız...
Ciddi
olarak ulusal mücadele içinde olanlarımızın da önceliklerinin,
önemsedikleri konuların farklı olabileceği...
Birbirine
kızıp birbirini üzenlerin hep zaten emek verenler, sürekli
katkıda bulunanlar olduğu...
Kimileyin
sesimin yükselmesi, dostları üzme konumuna nasıl geldiğim...
bilinsin tarihe kalsın istedim.
Bugüne
kadar bu yolda tanıdık-tanımadık, dost-düşman sayısız kişiyi
üzdüğümün bilincindeyim. Sizler de biliyorsunuz ki ben de
sayısız saldırıya uğradım... Ancak ben, böylesine küçük
çabaların büyük sonuçlara gebe olduğuna, uluslaşmaya, “ulusu
yeniden inşa etmeye” büyük katkıları olacağına inanıyorum.
Dolayısı
ile birileri temel nedeni kişisel anlaşmazlık, çekemezlik
sansa ya da öyle olmadığını bildiği halde kişiselmiş görüntüsü
vermeye çalışsa da üzmeler ve üzülmeler sürecek...
Taaa ki,
ereğe varıncaya dek ya da ölünceye... |