MENÜ





 

.

.

YEN İÇİNDE…   -7
Dr. MEŞFEŞŞÜ Necdet Hatam

.

.

Yıllar yılı ve büyük eksikliğimizin, anavatandan diasporaya, diasporadan anavatana sağlıklı haber akışını sağlayamayışımız olduğuna inanırım. Ancak bu önemli çalışmanın bir ya da birkaç kişi ile başarılabileceğini kim söyleyebilir. ...

.

Dolayısı ile bu konunun önemini yıllardan beri her platformda vurguluyor;  girişimlere, gücüm, olanaklarım ölçüsünde destek oluyorum, kimileyin de yakın dostları girişimlerden haberdar ediyor desteklerinin yerini bulması konusunda aracı oluyorum.
 

Sonuç  her zaman yüz güldürücü olamayabiliyor. İlk adımda sonuç alamayıp süreç içerisinde mutlu sona ulaştığımız da oluyor. Şansın daha çok yardım ettiği durumlarda girişimlerimler kolaylıkla başarıya ulaşıyor bu da katkıda bulunan herkesleri mutlu ediyor.
 

Her anımsadığımda mutluluğunu yeniden yaşadığım  başarılardan biri 1995 yılı Ocak ayından beri Pazartesi günleri Moskova saati ile 21:00'de yayımlanan Adigey Devlet Radyosu’nun, Ḉıguıjım Yımaq - Anavatanın Sesi adlı radyo programı. Radyomuzun “Cemaq” adlı bir saatlik Adigece programı, yıllardan beri her Cuma günü aynı saatte yayımlanıyordu.  DÇB Genel Sekreteri olarak, haberlerin Adigece'nin yanında Türkçe ve Arapça ile de verilmesinin çok yararlı olacağını ilettiğim Adigey Başkanı sayın Carım Aslan öneriyi uygun bulmakla kalmamış, hayata geçmesi için özel ilgi göstermiş ve program Ocak 1995’te yayımlanmaya başlamıştı.
 

Bu çalışmaları yürüttüğüm sırada on beş yaşındaki oğlum Psefit’in anavatandaki ikinci yılı idi. Cuma programlarının adı yukarıda belirttiğim gibi “Cemaq-Çağrı Sesi” idi. Yeni programın yayını kesinleşmiş programa ad arıyorduk. Akşam saatleri, evde sesli düşünüyorum. Öneri Psefit’ten geliyor. “Baba neden anavatanın sesi demiyorsunuz” sözünü çok yerinde buluyor heyecanlanıyorum. Ertesi gün öneriyi götürdüğüm yetkililer de severek, sevinerek  kabul ediyorlar ve şimdilerde internette de üç dilde dinleyebildiğiniz “Ḉıguıjım Yımaq - Anavatanın Sesi” programı adını da bulmuş oluyor.
 

Yıllardır yayımlanan önceleri rahat dinlenebilen yayınlar, yayın dalgasının değiştirilmesi üzerine uzun zamandır diasporadan yeterince net duyulmaz olmuştu. Hiç olmazsa internet olanağı olanların dinleyebilmesi Tv'mizi de görebilmeleri için interaktif radyo tv'yi hayata geçirmeyi kesinlikle başarılması zorunlu bir görev olarak önüme koydum, çalışmalara başladım. Televizyonumuzun bu yayını internete verebilmesi için bir birimi olduğu Moskova İkinci Program’ın izni  gerekiyordu.
 

İkinci programın kendisini naza çekmeden internet yayını onaylamasında Kaf-Fed’in uydu yayın için RF yetkililerine yazmış olduğu yazının, Krasnodar derneğimiz üyesi sayın SOXHT Asker’in girişimlerinin ancak daha çok Rusya Federasyonu’nun gelişen dışarıya açılım politikasının etkili olduğunu düşünüyorum. Giderlerin bu yayınlara daha çok gereksinme duyan diasporamız tarafından karşılanacağı önerimiz de kolay izini etkileyen bir faktördür belki de.
 

İşte verdiğimiz söz gereği iki bin Dolar bulmaya gelmişti sıra. İlk olarak ADAJE Bülent Atçı’yı aradım. İlgi gösterdi ben “beşer yüz Dolar verecek dört kişi bulabilirsen bu iş tamam”  dediğimi sanıyordum. Meğer kendi payına düşenin toplamda beş yüz Dolar olduğunu söylemişim.
 

Aynı günlerde HAPAE Erhan’dan da rica etmiştim. Arada bir birlikte yemek yedikleri güzel bir grupları olduğunu biliyordum. Böylesi bir konuda kişi başına beş yüz Dolar'ın yük olmayacağını düşünmüştüm. Önerimizi götürmesine karşın diğerleri katkıda bulunmayınca sayın Hapae kendi payına düşen 500 Dolar'ın ne zaman istersem hazır olduğu yanıtını vermişti.
 

Halbuki ilk görüşmelerde çok ümitlenmiş, artacak iki bin Dolar'ı katkıda bulunanlar adına Fesıjapşi - Dönüş Vakfı’na bağışlamayı düşünmeye başlamıştım.
 

Ancak ADAJE Bülent ve HAPAE Erhan’dan gelen bilgiler paranın artması bir yana sözümü yerine getirebilmem için bin Dolar'a daha ihtiyacımız olduğu anlamına geliyordu.
 

Kaf-Der Başkanı sayın Yaşar Aslankaya, küçük bir grupla oturma izni başvurusu için geldiklerinde, kendilerinden önceki Kaf-Der yönetiminin televizyonumuza göndermiş olduğu bilgisayarların ne kadar işe yaradığını görmek, televizyon çalışanlarının mutluluğunu paylaşmak için birlikte birlikte uğramıştık televizyona. Bu ziyaretimiz sırasında yeni bilgisayarlara bağlı eski ekranları görünce sitem etmiş neden ince ekran göndermediklerini sormuştu. Ben de uçakla taşıma zorluğu ve ücreti nedeni ile ekran istemediğimizi eğer ekran da isteseydik arkadaşların onu da karşılamaya hazır olduklarını söylemiştim.
 

Bu olayı hatırlayınca bir ümitle sayın Aslankaya’yı aradım. İkiletmedi. Bin Dolar'ın sorun olmayacağını kesin bir ifade ile dile getirdi. Çok sevindim. Ancak para gelmiyordu. ADAJE Bülent, beş yüz Dolar'ı nasıl göndereceğini sorup duruyordu. Daha gecikirsem parayı göndermekten vaz geçebileceği katkıda bulunan MASTIRIKO Muharrem Bilgici, AJUK Meksen Yağmur, LESERUK Ahmet Batır’a iade edeceği tehditlerini de savuruyordu şaka yollu. Ben de ödemeyi toptan yapmak istiyor, HAĞUINDUQUE Yaşar Aslankaya’yı bekliyordum. Sessizlik sürünce ilk konuşmamızdan yaklaşık bir ay sonra bir ileti ile durumu sordum.  Dernek binasına çok masraf yapmak zorunda kaldıklarını ama her halükarda halledeceği yanıtını verdi. Daha önce göndermez ise eğer, kabul gören oturma izni başvurularının işlemlerini tamamlamak üzere geldiklerinde arkadaşlardan toplayacaktı.
 

Neyse gelindi gidildi daha sonra yine gelindi. Maykop’ta görüştüğümüzde  ödeme Nalçik’e bırakıldı. Nalçik’te, Maykop dönüşüne. Ancak üzücüdür ki ne Maykop dönüşünde ne de daha sonraki Maykop ziyaretlerinde görüşebildik, sayın Aslankaya ile. Bu ara ilk bin Dolar gelmiş ve yetkililere ulaştırmıştım ama  bin Dolar daha bulmam gerekiyordu.
 

Böylesi durumlarda ilk akla gelen ve çok sık başvurulan biri olduğu için ilk aranacaklar sırasına almadığım Almanya’daki ağabeyimiz  Dr. İhsan Saleh’i aramak zorunda kaldım. İhsan Saleh gerçekten hemen her konuda ciddi katkıları olan bir emektarımız. Almanya’da birkaç kişinin kurduğu  Adige Pxhuante - Adige Yardım Sandığı’nın da başkanı. Kaf-Der binasının yenilenmesi giderlerine katkılarını her ilgili biliyordu. 1993’te Maykop’ta gerçekleştirdiğimiz II. Genel Kurul'u sonrası Mercedes arabasını DÇB’ye  armağan etmişti. Adige Pxhuante Türkiye’ye gönderilen ilk araştırma grubunun hem fikir babası hem de Türkiye’deki dernekler ve Adigey Devlet Üniversitesi ile birlikte giderleri karşılayan üç kurumdan biriydi. Sayın Saleh 1997’de Maykop’ta kurduğumuz Dönüş Vakfı'na ilk aşamada en büyük katkıyı yapmıştı. Yugoslavya Adigelerinin ana vatana getirilişi öncesi Krasnodar’daki DÇB genel kongresinde tüm yol giderlerini karşılama sözü vermiş yol giderleri Rusya Federasyonu Olağanüstü Hal Bakanlığı tarafından karşılanınca da konutların yapımına çok önemli katkıda bulunmuştu. Suriye’de anadilde eğitim veren ana okulu açılmasına öncülük etmiş tüm giderlerini karşılamıştı. Mali durumu ve bugüne kadarki sadece bilebildiğimiz katkıları göz önüne alındığında bin doların lafı olmaz diye düşünmüştüm.
 

Telefonla aradığımda kendisinin tek yetkili olmadığını ve üye arkadaşlara danışması gerektiği yanıtını aldığımda çok doğal karşıladım. Elbette, dedim. Pxhuanten'in Dr. İhsan Saleh kadar katkıda bulunamayan birkaç üyesini tanıyordum. Altı aydır iki bin Dolar peşinde olduğum için aralarında olayı bilenler ve girişimi önemseyenler vardı. Ertesi gün aradığımda olumlu idi yanıt. Bin Dolar'ı sayın YEDİÇ Memet verecek kendileri de yakınlarda Almanya’ya gidecek olan sayın YEDİÇ Batıray’a ödemede bulunacaktı.

Artık rahatlamıştım çok büyük yararı olacağına inandığım internet radyo-Tv  kesinleşmişti. Ertesi gün Memet bey arayınca parayı bana nasıl ulaştıracağını soracağını sanmıştım. “Ağabey şu televizyon olayı neyin nesi” demesin mi? Şaşırdım. Meğer İhsan bey konuyu anlamamış, sorduğu biride televizyonun zaten internette olduğunu söylemiş. Sorulan kişi internetteki  Kabardey-Balkar televizyonu ile Adigey televizyonunu karıştırmış olmalıydı. Bu çok üzülecek bir durum değildi. Diasporanın anavatan ve anadile ilgilerinin göründüklerinden çok daha gevşek olduğunu bilmiyor değildim. Beni üzen, sinirlendiren, anlamadığı bir şey varsa eğer benim kendilerini aradığım gibi beni arayıp açıklama istememesiydi. Çok çirkin bulmuştum yöntemi. Tekrar telefonu açıp ne kadar üzüldüğümü, davranışının ne kadar yanlış olduğunu, paralarını da artık istemediğimi epeyce de yüksek bir sesle ilettim. Özetle hem üzüldüm hem de üzdüm.

Ancak başlanmış işi böyle yarım bırakamazdım.  Uzun zamandır anavatana dönüş yapmış sayın ÇETAO İbrahim, Ssayın YEDİÇ Memet, sayın DIĞU Çuırmıt Ersin ve sayın ŞHALXHO Adnan beşer bin Ruble katkıda bulunduklarında sorun çözülüyordu. Hiçbiri ikiletmedi. Ersin hanım dışındakiler ödemeyi de geciktirmediler. Ancak birkaç kez görüştüğümüz halde bir aylık sürede ödemede bulunamadı. Bu gibi konulara gözünü kırpmadan katkıda bulunduğu için bu uzun süreyi oyalanıyorum gibi algıladım. Sitemlerimi ilettim. Üzdüm, üzüldüm. Eksik beş bini Nalçik’ten ḰERAŞE Sami ile tamamlayıp yirmi bin Ruble'yi yetkililere teslim edince de çok büyük bir oh çektim.
 

Yayın başladı. İzleyenler beğeniyor. Sadece diaspora için değil programları vakit bulduğumuz zaman diliminde izleyebilme ve dinleyebilme olanağı çok büyük bir rahatlık.
 

Olayı mı niye anlattım.
 

Başka halkların bir çırpıda çözümledikleri sorunlara bizim ne kadar emek vermek zorunda kaldığımız...
 

Ciddi olarak ulusal mücadele içinde olanlarımızın da önceliklerinin, önemsedikleri konuların farklı olabileceği...
 

Birbirine kızıp birbirini üzenlerin hep zaten emek verenler, sürekli katkıda bulunanlar olduğu...
 

Kimileyin sesimin yükselmesi, dostları üzme konumuna nasıl geldiğim... bilinsin tarihe kalsın istedim.
 

Bugüne kadar bu yolda tanıdık-tanımadık,  dost-düşman sayısız kişiyi üzdüğümün bilincindeyim. Sizler de biliyorsunuz ki ben de sayısız saldırıya uğradım...  Ancak ben, böylesine küçük çabaların büyük sonuçlara gebe olduğuna, uluslaşmaya, “ulusu yeniden inşa etmeye”  büyük katkıları olacağına inanıyorum.
 

Dolayısı ile birileri temel nedeni kişisel anlaşmazlık, çekemezlik sansa ya da öyle olmadığını bildiği halde kişiselmiş görüntüsü vermeye çalışsa da üzmeler ve üzülmeler sürecek...
 

Taaa ki, ereğe varıncaya dek ya da ölünceye...

.

.

.