...................
...................
KALEM -12 (Тхыпкъэ) 

08.01.2018

Ali Çurey
(okuması-yazması olan)
...................
 
...................

Sevgili dostlarım;

Her Çerkes insanın her an andığı ve biraz da böbürlendiği üç kavram sözcük.

1) Kamçı (щIопщ)
2) Yamçı (щIакIуэ)
3) Çerkes kaması (Адыгэ кьамэ) veya Kafkas kaması

Elbetteki; bu üç kavramın, at ve Çerkes kıyafetlerini (фащэ) çağrıştırmaması mümkün değildir. Bazı sözcükler; ait olduğu toplumun, kadim kültürel varlıkları için, paha biçilemez bilgileri içinde barındırırlar. Onlar, geçmiş ile geleceğin kilometre taşlarıdır. Onun için, unutulmamalıdırlar. İşte sözcüklerle boğuşmamın nedeni budur.

Sevgili dostlarım, “millilik” her toplumun övündüğü bir kavramdır. Ve hatta kadim tarihlerimizinde bir nevi tanığıdır. Bu arada at (щы/чы -Besleney) demişken, bir hususuda hatırlatırım. Ben Ayazağa’da, kısa bir zaman binicilik kursu aldım. Hocalarımız, Nail Gönenli, Cemalettin Zorlu ve bir de Fonzikler (öyle hatırlıyorum). Suvari Talimnamesi’nden ders alırken, üç çeşit eyerden söz edildiğini öğrendim: İngiliz, Arap, Çerkes modeli eyerler.

Sevgili dostlarım, ”Ali Çurey sen, herkesin uzaya gittiği, teknolojinin doruk yaptığı ve ekonomik savaşın girdabında debelendiğimiz çağımızda hala at, eyer, kama ve kılıçla uğraşıyorsun. Aş ve işin aslanın midesinden almaya çalıştığımız bu günlerde!” diyebilirsiniz. Ve de haklısınız!

Sevgili dostlarım, birini anlatırken, aklım bir başka konuya kayıyor. ‘’İsrail neden bu kadar güçlü’’ sorusu. Ben daha önce bir kısım yazılarımda buna değinmiştim. Ama tekrarda fayda görüyorum. Ve hemen ‘’Museviler veya Yahudiler erkek egemen bir toplum mu’’ sorusu da kalemimin ucuna takılıyor. Sahi, Musevilerde aile reisi kimdir? Hani bizler, Doğu kafalı toplumlar olarak; çoban, sürü, kaz gütme, buyuran-buyrulan ve hatta biraz da erkekleştirerek işi reis (!) düzeyine yükseltiriz ya!  Şayet Yahudiler, ana (anne) egemen bir toplum ise -ki öyledir herhalde- zannımca “Korkak Yahudi!” oluşlarının nedeni bu olsa gerek. Ama, dünyaya egemen oluşlarının nedeni de yine ana erkil oluşlarından mıdır? Hem korkak, hem cesur! Bir çelişki. Kısaca sağlam aile yapılarından mıdır?

“Aile” dedim de, yine “aile nedir” sorusu geldi deli kafama!  Aile; tüm toplumların, var oluş ve yaşam hücreleridir. Kuruluşu Tanrısaldır. Veya doğadır. Zira, cinsellik, farklılıklı iki insandan oluşur. Temeli budur. Yani önce, bir anne adayı veya anne, sonra, baba adayı ve baba. Gerek sosyal varlığımızda veya inanç sistemlerimizde “Aile” kutsal sayılır. Bu arada, toplumları, bir an insan bedenine benzetelim. Ve hayatımız içinde var olan hücreleri düşünelim. Bu hücreler ölürse, insanda ölür. ”Aile”ler her toplum için “yaşam hücreleridir” hükmüm  bundandır. Kısaca , “aile” sağlamsa, toplumlarda sağlamdır. Onun için “aile” içine virüs düşürmemek gerekir.

Sevgili dostlarım, ben şahsen İsrail’in bu kadar kuvvetli olmasının birinci ve öncelikli nedenini güçlü aile yapısına, sonra özgün inançlarına ve bilime verdikleri değerlerden olduğu inancındayım.  Yani “Tevrat’ın yazılı kuralları”.  Kısaca, çok övünüp böbürlendiğimiz bu koskoca İslam coğrafyası, nasıl oluyor da şu küçücük İsrail’le baş edemiyor? Düşündürücü değil mi?

Sevgili dostlarım; bana, daha doğrusu soruya “ama, ancak ve lakin” dedikten sonra da, ”İsrail’in yanında, AB, ABD ve ekonomik güçler var!” gibi gerekçelerle, yanıt aramayın. Çünkü, bu gerekçe “bir çocukluk hastalığıdır”.  Eee, o zaman, seninde arkanda, koskoca petrol zengini krallıklar ve dahası imanlı bir Müslüman topluluğu var. Kısaca güç, ne salt sayısal çoğunluk, ne de dinsel inançtır. Peki nedir? Yanıt; teknoloji, akıl, bilim ve paradır!  

Formülize edersek: Akıl + Para + Bilim + Teknoloji. Şimdi şöyle doğa canlılarına bir göz atalım. Bir aslan, bir kurt, bir tilki, önüne katıp kovaladığı ve yediği canlı topluluklarını düşünün! Yani, kuru kalabalık bir işe yaramıyor. Sadece kelle hesabı, demokrasi anlayışı içinde olan toplumlar hariç.

Sevgili dostlarım, insan beyni doğal bir bilgisayardır. Onun taşıyıcısı ‘’kafa’’da neler var? İşiten kulak. Gören göz. Koklayan burun. Ve konuşan ağız-dil. Şimdi siz, bu kafayı, boyundan boğar, gözü, kulağı, ağzı ve burnu da devre dışı yaparsanız; ”beyin” yani bilgisayar çalışır mı? Bu fişi çekilmiş bilgisayara  benzemez mi?

Sureten veya görünürde insan ama vestiyerlik kafa, binlerce insan, sadece kuru kalabalık ve kuru gürültüden öte ne yapar? Zavallı Kızılderilileri anımsayın, nasılda çoktular. Nasılda gürültü ile kovboylara saldırırlardı? Sonuç; onunda yanıtını, siz verin! İlgi, bilgi, sevgi, bilim ve teknoloji olabiir mi?

Sevgili dostlarım, yineliyorum; ”Kökü dışarıda, bizi yok etmek isteyenler var, dış düşmanlar, iç düşmanlar” gibi klasik tekerlemeler ”bir çocuk hastalığıdır Madem ki öyle sende “uyan” artık be kardeşim!

NOT 1: Biz TC yurttaşları “aile” içinde ne kadar özgürüz? Yani baba, anne ve çocuklar, kendi düşüncelerini aile içinde ifade özgürlüğüne ne derece sahipler? Bakmayın öyle, dışarıda birilerine karşı çok demokrat göründüğümüze! İşte, iki yüzlülük buradan başlıyor. Başta “ben!” bazen söylem ve eylemlerimde (aile içinde) öylesine kabalaşıyorum ki, kendimi tanıyamaz hale geliyorum. Başkalarıyla konuşurkende bir melek! Haydi oradan!

NOT 2: Her Çerkes, Adige (Адыгэ) değildir. Ama her Adige (Адыгэ) Çerkes’tir.  Gn. İsmail Berkok.   Tarihte KAFKASYA.1958.

NOT 3: Genellikle halkların, birlikte yücelttikleri ve simgeleştirdikleri ve gerçekten ona fazlasıyla layık olan tarihi şahsiyetler vardır. ”O” kişiler, dil, din, düşünce ve ırk farklılıklarına bakılmaksızın, tüm toplumun ortak değerleridir. Bizler, yani TC yurttaşı olan hepimizin, ortak değeri, ulu önder Gazi Mustafa Kemal’dir. Örneğin, Hintliler için Mahama Gandi. Küba için Fidel Gastro ve Güney Afrika içinse Nelson Rolihlahla Mandela (Madiba).  Aklı başında olan, her insan bunlara saygılıdır.

NOT 4: “Düşünce” özgürlüğü ile “ifade” özgürlüğünü birlikte kullanıyorlar. Anlayamıyorum. Ben “düşüncenin” nasıl “kısıtlanabildiğini ve nasıl yasaklanabileceğini” anlayamıyorum. Şahsen ben, gündüz, gece ve hatta her saniye düşünüyorum. Kimse de karışmıyor. Sadece arada, eşim, dostum ve yakınlarım “Ali ne düşünüyorsun bu kadar?” diyorlar, o kadar. ‘’Arkadaş sen düşünemezsin. Düşünürsen fena olur. Düşünmen yasak’’ diyende yok! Eeee, o halde, sorun ne? Sorun bildiğiniz gibi, düşüncemi yerinde ve zamanında, hiçbir korku olmadan rahatça ve özgürce ifade edebilmeliyim. Elbette ki hakaret etme özgürlüğünden söz etmiyorum. Hakaret, soyut bir kavramdır. Her toplumun değer yargılarına göre anlam kazanır.
...................
...................
 
...................
...................