|
*
Okuyacağınız yazı, yüksek dozda ironi içermektedir.
21
Mayıs sabahı odamın kapısını tıklatarak "Haydi, kahvaltı hazır.
Geç kalmayalım." dedi amcamın eşi, yani o hiç sevemediğim ad ile
"yengem".
Farklı bir merak ve heyecanla kalktım o sabah, her zamanki o derin
21 Mayıs hüznünün yanı sıra...
Mutfağa geçtiğimde masada misafirlerimiz vardı; yengemin erkek
kardeşinin eşi ve iki çocuğu... Kahvaltı faslından sonra
hazırlandık, şh'arxhuen'lerimizi ve bayraklarımızı kuşandık. Saat
13.00'te Taksim'de olacaktık. Toplamda 7 kişi...
Tam
kapıdan çıkmak üzereydik!
Kafamda bir şimşek çaktı! Nayır, nolamazdı!
"Durun!"dedim.
Şaşırdılar.
Elimi uzattım üç misafire doğru:
-
Sen, sen ve sen! Bizimle gelmiyorsunuz!
-
(Şaşkın) Neden?
-
Gelmiyorsunuz! Abhazlar Kefken'de toplanacaklar. Siz Kefken'e
gidin!
-
Ama ben Adıge'yim? dedi yengemin gelini.
-
Doğru. Ama eşin Abhaz. Kefken'e gitmelisin! dedim.
-
Ama ben de Abhaz'ım? dedi bizim safta
bıraktığım yengem.
-
Olsun, sen Adıge gelinisin! dedim. Kefken'e gitmesine izin
vermedim.
- E
peki şimdi bizim gittiğimiz yürüyüş kimlerin? dedi kuzenim.
-
Kafkasyalıların, dedim; bu genel bir yürüyüş. Ama özel hüküm genel
hükmü ilga eder, Abhaz-Fed çağırdıysa Abhazlar Kefken'e gidecek
kardeşim! Yok öyle bölücülük, her kafadan bir ses çıkarmak falan!
Sonra düşündüm ki bu mitinge götürmeme kararı aldığım üç kişi de
Abhaz değillerdi! Yani, birisi zaten değildi; sadece Abhaz
geliniydi; Adıge'ydi. Çocuklar ise Aşqaruwa
idiler. Yani Abazin... Abhazya ile ilgileri yoktu, Karaçay -
Çerkes'den gelmişlerdi diasporaya.
Ama
21 Mayıs'ı Kefken'de anma kararı alan federasyon Abhazların
federasyonuydu.
Hem
Apsuwalar Abazinleri sık sık çember dışı bırakırlardı...
Abazinler ise Abhazlardan daha sıkı şekilde Adıgeleri benimser,
kendilerini onlardan - onları kendilerinden sayarlardı...
Bu
durumda ne yapmalıydık?
Misafirlerimden müsaade isteyip odama çekildim.
Uzun
uzun düşündüm.
Bilimsel yayınları inceledim.
Gugıl'a danıştım.
Birkaç bilim adamıyla telekonferanslar kurdum.
İstihareye yattım.
Fal
baktım.
Falan, filan işte. Her kanaat önderinin sıkıştığında yaptığı bir
takım şeyler bunlar.
Neyse...
Derken, kapı çaldı. Yengem:
-
Galiba saat birdeki yürüyüşe yetişemeyeceğiz. Çok düşündün.
-
Neyse! dedim; Karar verdim, siz Abhaz - Adıge arası bir halksınız.
Adıgelerin içine karışabilirsiniz yani. Tipiniz de benziyor zaten.
Saat 15.00'te bir tane yürüyüş daha var Taksim'de... Çerkeslerin.
Yani Adıgelerin... Adıge Çerkesmiş. Ötekiler herkesmiş. Yeni
bildim ben bunu. İşte, yürüyüş var, ona gideriz. Ama Abhaz, pardon
Abazin olduğunuzu çaktırmayın!
-
Tamam, çaktırmayız; dediler. Kafaları karışıyordu yavaş yavaş,
farkındaydım. Anlamıyorlardı beni. Onlara sorarsan Abhaz da,
Abazin de Çerkes idi; aman Tanrım, ne bilinçsizlik!
Saat
15.00'deki yürüyüşe gitmek üzere evden çıkarken tam, kapı çaldı.
Asetin bir akrabamız ile onun Çeçen bir arkadaşı, ellerinden Adıge,
Çeçen ve Oset bayrakları ile kapıda idiler.
-
Haydi, sizi almaya geldik.
-
Nereye?
-
Saat üçte yürüyüş varmış ya Taksim'de?
-
İyi ama o Adıgelerin yürüyüşü! Çerkes Adıge'ymiş.
Diğerleri herkesmiş. Herkescikler Çerkesciklerle bişeycikler
yapamazmış. Hem gelip ne yapacaksınız; ortak çıkarlarımız, ortak
bir düşmanımız ve ortak sorunlarımız mı var sanki?
-
Tamam, senin dediğin gibi olsun da, sizin gelin Abhaz değil mi? O
neden geliyor madem?
-
Değil! Abazin o.
- Ne
fark eder?
-
Çok!
-
Abhazlar gelemiyor Adıgelerin mitingine ama Abazinler gelebiliyor
öyle mi?
-
Evet. Abazinlerin Adıge olduğuna dair tarihsel tezler var çünkü.
Abhazlar ise bambaşka. Çok başka. Hem de acayip başka, öyle böyle
değil!
-
Hımm.
-
Yaa.
-
Peki ya biz ne yapacağız?
-
Üzülmeyiiiiiiin! Sürpriiiiiiizzz, akşama bir tane daha etkinlik
vaarrr!
-
Aaa, gerçekten mi? Yaşasın!
-
Evet, herkese ve her keseye uygun sürgün anmalarımız mevcuttur!
-
Harikayız biz.
-
Kesinlikle!
Gittiler.
Ama
bir de ne görelim? Saat olmasın mı iki buçuk?
Mümkün mü İstanbul trafiğinde o saatten sonra evden çıkıp Taksim'e
yetişmek?
Neyse, kaldık evde. Dedim ki "Üzülmeyin! Sizi akşama öyle bir anma
törenine götüreceğim ki, çektiğiniz tüm bu acıları - sürgün acısı
da dahil, öhüm!- unutacaksınız!"
"Peki!" dediler bezgin bir edayla.
Toparlanıp nihayet akşamki anma törenine yetiştik.
Bir
an için, hayal meyal sahnede aşk şarkıları söylendiğini ve
insanların bu şarkılara coşkuyla eşlik ettiklerini
hatırlıyorum. Nefesim daralıyordu. Karadeniz'in kıyısına vuran
cesetlerden kokular yükseliyordu, dedem balık yemiyordu, ben küçük
bir bebektim ve beşiğimin başında anadilimde ninniler
söylenemiyordu, Baksan suyu kan akarken kıyısında üç beş kadın
ağlaşıyordu, kardeşini anavatanda bırakan bir kızcağız ölüyordu
Sinop'ta bir sahilde, dedemle kuzenim anlaşamıyordu anadillerinde,
dönüp duruyordu başım ve çiviler çakılıyordu sanki kafama kafama,
bir aşk şarkısına eşlik ediyordu sürgünzedeler keyifle ve ölüme
aşıktık biz belki, bilmiyordum, anlamıyordum, görmüyordum, görmek
istemiyordum...
İşte
tam da bu sırada, irkilerek uyandım.
Kan
ter içindeydim.
Hepsi kabustu! Bunların hiçbiri yaşanmamıştı!
Hayatımda hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum!
Yaşanmamıştı bunlar, rüyaydı gördüğüm her şey.
Miydi?
Muydu?
Muşmuydu?
Of.
Bitti.
Hayata dönelim.
Geçen gün çok değerli Sefer E. Berzeg uğradı ofise, yeni bir kitap
hazırlamış binbir emek vererek. Kitabın ismi "Kafkasya Ve Diaspora
Üzerine Söyleşiler", hepinize mutlak surette öneriyorum.
Sohbet ederken şöyle bir şey söyledi değerli yazarımız: "Eski
yazılarımı toparlıyorum. 20-30 yıl kadar önce yazmışım, çoğuna
tesadüfen rastlıyorum. Ama günceller hala. Onları derliyorum."
Düşündüm...
Yirmi - otuz yıl önce yazılan bir yazı hala güncel ise, o yazının
ele aldığı sorunlarla ilgili bir arpa boyu yol almamışız demektir
biz.
Haksız mıyım?
Ve
şimdi...
Sizler için dostlar.
Sizler için, Çerkes diasporasında önümüzdeki 50 yıl güncelliğini
koruyacak bir "rüya" gördüm.
Buyurunuz, yukarıda...
150
yıldır benzerini gördüğümüz türden bir rüya...
Dilerim "Sadece bir rüyaymış!" diye küçümsemezsiniz.
Zira
maalesef fazlasıyla gerçekçi...
Sevgiler. |