|
“Türkiyeli
Çerkes Miğferi…”.
“Türkiye’li
Çerkes Çemberini kırmayanlar” “Hariçten gazel
okuyanlar” “deplasman sever futbolcular” “gıyabi
milliyetçiler” Türkiye’deki kimi Çerkesleri tanımlamaya
çalıştığım kimi terimler.
Öncelikle
belirtmek gerekir ki bu terimleri Türkiyeli Çerkeslerin
çok, ama çok küçük bir kesimi için kullanıyorum. Ne
demek istediğimi daha kolay anlatmama yardımcı olacağı
umudu ile Türkiyeli Çerkesleri gruplandırmaya çalışayım.
Bu gruplamaya itiraz edilmeyeceğini, tüm Çerkeslerin
birliğini amaçlayan çabaların boşa kürek çekmekle eş
anlamlı olduğunun anlaşılmış olduğunu sanıyorum. Aslında
bunu anlamak için hiçbir halkın tüm bireylerinin, tüm
politikacılarının hiçbir zaman aynı düşüncede
birleşmediklerini gözlemek yeterli. Ayrıca çevrenizde
her bir gruba koyabileceğiniz Çerkes'i bulmakta
zorlanmayacağınızı biliyor, içinde yer aldığınız grubu
belirlerken samimi olmanızı diliyorum:
- Çerkes
olduğunun bilincinde olmayanlar.
- Çerkes
olduğunun bilincinde olmasına karşın Çerkeslerin de Türk
olduğunu düşünenler.
- Hem Çerkes
olduğunun hem de Çerkeslerin ayrı bir halk olduğunun
bilincinde oldukları halde her ne sebeple olursa olsun
asimilasyonun, asimile olmanın, bir başka düşünce
içinde erimenin, kendileri için daha hayırlı olduğunu
düşünenler.
Kendilerini
bu gruplardan birinde düşünenlerin bizim eleştiri
alanımız dışındadırlar. Bunların söylemlerimizden,
tanımlamalarımızdan alınmalarına da gerek. yoktur. Dili
ve kültürü yaşatma, geliştirme kaygısı duymadıkları ve
bunun nasıl olabileceğinin yollarını aramaya
başlamadıkları sürece de bu gruplarlar eleştirilerimizin
dışında kalacaklardır.
- Bir başka
grup Çerkes de, ki sayıları hiç de az değildir, Çerkes
olduğunun bilincindedirler. Çerkes olmaktan onur
duyarlar. Çerkes oldukları için mutludurlar. Çerkes
olmakla övünürler. Anadili yaşatmak, geliştirmek için
yapılması gerekli çalışmaları da çalışmaları yapanları
da bilirler. Çözüm önerilerden kimilerine yandaş,
kimilerine karşıttırlar. Bununla birlikte açıktan taraf
olmazlar. Çalışmaları da çatışmaları da uzaktan
izlerler. Tanımlayıcı terimlerimizin bunlarla da ilgisi
yoktur.
Ancak bu
grupları, “gıyabi milliyetçi” “Deplasman sever futbolcu”
“Türkiyeli Çerkes Çemberini kıramamışlar” “Hariçten
gazel okuyanlar” “Kafalarına Türkiyeli Çerkes Miğferi
giyenler” gibi tanımlamalarla eleştirmeyişimiz, onları
yok saydığımız anlamına alınmasın sakın. Bizim amacımız
halkımızın her bireyine, kendini bilmenin, kendi halkı
için üretmenin, kendi halkının değerlerinin, dünya
değerleri içerisindeki payını büyütmenin en büyük
mutluluk olduğunu anlatmaktır. Örgütlenmelerimiz,
yayınlarımız, kimileri ile çatışmalarımız hep bu amaca
yöneliktir.
-
Çerkeslerin sayılar çok az kesimi de Çerkeslerin ayrı
bir halk olduğunu salt bilmekle kalmamakta, Çerkes
olarak yaşama çabası, mücadelesi ona mutluluk
vermektedir. Kendi halkı için daha iyisini güzelini
istemekte bunun için mücadele etmektedir. İşte sorun da
bu küçücük grubun bireyleri arasındadır. Birbirlerini
haklı, haksız eleştirenler bu grup bireyleridir.
Bilindiği gibi, ulusal kültürel değerleri yaşatmayı,
geliştirmeyi amaç edindiğini söyleyen bu Çerkesler,
yakın geçmişte, soruna getirdikleri çözüm önerilerine
göre Dönüşçüler ve kalışçılar olarak iki ana guruba
ayrılırdı.
Yine
bilindiği gibi günümüzde ise Dönüş’e, özde karşı
olanlar bile, sözde karşı çıkamaz olmuşlardır.. Dönüş’e
özde karşı olanlar, Dönüş’ün sıkıntılarını göze
alamayanlar, Halkının mutluluğu için gerekli bedeli
ödeme niyeti olmayanlar, bilinçli yada bilinçsiz bu
özlerini saklama amacı ile kendilerine özgü sorumsuzca
söylemler geliştirmektedirler. Bu sorumsuz
davranışlarının nedeninin de kıramadıkları Türkiyeli
Çerkes çemberi, kafalarında taşıdıkları Türkiyeli Çerkes
miğferi olduğunu düşünüyorum..
Kendinizin
bu çemberi kırıp kıramadığınızı, kafanıza bu miğferi
giymiş olup olmadığınızı anlamanız için de aşağıdaki
testten yararlanabilirsiniz:
Rusya
Federasyonu’ndaki gelişmeleri yakından izleyen bir
ajans, örneğin “Ajans Kafkas” şöyle özel bir haber
geçmiş olsun:
“15.07.2007 Pazar günü Rusya Devlet Başkanı Putin Rusya
Federasyonu ve Duma’sının birleşik toplantısında çok
önemli bir konuşma yapmıştır. Rusya Federasyonu’nun
Sovyetler Birliği’nin yıkılması sonrası düştüğü
sıkıntılı durumu atlattığını, dünyadaki saygınlığını
yeniden kazandığını, dünyanın artık tek kutuplu
olmadığını dile getirdiği konuşmasında, Rusya
Federasyonunda yaşayan Rus olmayan halklar için çok
önemli açıklamalarda bulunmuş ve şöyle demiştir:
“Değerli arkadaşlar, Bizler Rusya’yı, Rusya Federasyonu
anlamına kullanıyor, Rus deyince de Rus etnisitesini
değil, Rusya Federasyonu vatandaşlarını kastediyoruz.
Yani, Rusya Federasyonuna vatandaşlık bağları ile bağlı
olan herkesi Rus’tur. Gururla “Ne mutlu Rus’um diyene”
demeyenler, Rusya’nın potansiyel düşmanıdırlar”
Sovyetler Birliği deneyimi olan, çok sayıda halklardan
oluşmuş ve adında Federasyon sözcüğü bulunan bir
devletin başkanının bu konuşması kadar, Kuzey Kafkasya
Cumhuriyet yetkilileri ile halklarının bu konuşmaya
tepki göstermemesi bizleri şaşırtmıştır.”
İşte
buna benzer bir haberi okuduğunda, protesto etmek amacı
ile hemen klavye başına geçenleri, nickle, yada gerçek
adları ile en ağza alınmadık küfürleri sıralayanları,
yöneticilerimizi ihanet, halkı korkaklıkla, Dönüş
yapanları, ruhlarını satmışlıkla suçlayanları hemen bu
guruba koyabilirsiniz. Hem haberin doğru yada yanlışlığı
değildir belirleyici olan. Yukarıdaki davranışta
bulunanların, “Cumhuriyetlerimiz yöneticilerinden biri,
anavatan bekçilerinden biri yada Dönüş’ü
gerçekleştirenlerden biri ben olsaydım acaba nasıl
davranırdım” diye düşünmemeleridir. Çünkü Türkiyeli
Çerkes çemberini kıramamışların en belirgin özelliği hiç
empati yapmamalarıdır. 17 06 2006 tarihli “Dağarcık”ta
(TÜRKİYELİ ÇERKES ÇEMBERİ – EMPATİ başlıklı
yazımı okuyanlar empati konusunu, son DÇB genel kurulu
özelinde gündeme getirdiğimi anımsayacaklardır.
Ayrıca;
Türkiyeli Çerkes çemberini kıramayanlar;
Kendilerinin değil hep başkalarının ne yapması
gerektiğini bilirler. Kendi yaşadıkları ülkede değil
anavatanda, mücadele edilmesi gerektiğini savunurlar.
Aslında bu gibileri “deplasman sever futbolcu” deyimi
ile tanımlamaya çalışmıştım daha önce. Ancak şimdi bu
deyimin bu gibileri yeterince tanımlamadığını, dahası bu
benzetmenin deplasmanda gerçekten daha iyi mücadele
edebilen futbolculara hakaret olduğunu düşünüyorum.
Çünkü deplasmanda da mücadele edenler futbolcuların
kendileridir. Çemberi kıramayanlar ise, deplasmana
sadece sanalda çıkmakta, gerçek mücadeleyi ise. Büyük
özverilerle Anavatanı günümüze getirebilen anavatan
bekçilerine. “Bir siyaset, bir ideoloji, bir amaç bile
olamayan” Dönüş gibi sıradan bir olayı
gerçekleştirenlere bırakmaktadırlar.
Türkiyeli Çerkes çemberini kıramayanlar;
Ulusal
soruna getirdikleri çözüm önerilerinin ne kadar doğru
olduğunu, kendi görüşlerini olabilirliğini anlatarak,
uygulayarak değil de “olmayana ergi yöntemi”
(sitemizde yayında OLMAYANA ERGİ YÖNTEMİ 1-2-3
02.09.2006) ile kanıtlamaya çalışırlar. Nasıl
gerçekleştirileceği bir türlü somutlanamayan Birleşik
Bağımsız Kuzey Kafkasya’yı kurmanın, barışçıl şartlarda
kendisi ve çevresini hazırlayarak Anavatana dönüş
yapmaktan daha kolaymış gibi sunarlar. Karşı görüşte
olanlara saldırdıkları ölçüde de kendilerini haklı
sanırlar.
Türkiyeli Çerkes çemberini kıramayanlar;
Bağımsızlık savaşçılarını bağımsızlık savaşı verenlerle
birlikte savaşarak değil sanal ortamda hamasi yazılar
yazarak desteklerler. Kuzey Kafkasya halklarının kendi
adları ile kurulu sivil toplum örgütlerini birleştiremez
ama aynı halkların kendi adlarını taşıyan, aralarında
sorunlar da bulunan devletlerini, uzaktan kumanda ile
birleştirirler. Sayıları bin kişiyi bulmayan
sığınmacıların sorunları karşısında zorlanır, ama yine
sanal ortamda, Çeçenistan’ı ve tüm Kafkasya’yı
bağımsızlığa kavuştururken zorlanmazlar. Kendilerinin de
hiç inanmadıkları bu düşü, başkaları gerçek kabul etsin
isterler
Türkiyeli Çerkes çemberini kıramayanlar;
Vatandaşı olmadıkları, uğruna en küçük bir bedel
ödemedikleri, Dönüş yapıp yaşamayı düşünmedikleri,
turistik ziyarette bile bulunmadıkları halde,
kendilerinde, anavatanı kıyasıya eleştirme, canları
isteyince de her şeyi hemen unutuverme hakkını görürler.
Bunun “hariçten gazel okumak” olduğunu hatırlatanlara da
çok, ama çok kızarlar.
Türkiyeli Çerkes çemberini kıramayanlar;
İzlemedikleri sitelerde, anlamadıkları bir dille
Anavatan kesimini eleştirmenin, onlara hakaret etmenin,
kişinin arkasından konuşmakla aynı anlamda olduğunu
anlamazdan, arkadan konuşmanın da hemen her kültürde en
azından ayıp sayıldığını, terbiyesizlik sayıldığını da
bilmezden gelirler.
Dün
yazıyı bitirememiştim. Türkiyeli Çerkes çemberini
kıramayanlar;
Dürüst
değiller… diye bırakmıştım. Bugün bilgisayar başına
oturduğumda her zaman yaptığım gibi sitemize bir göz
gezdireyim dedim. Ve Gufab rumuzlu arkadaşımızın Forum
sayfasına taşıdığı Nail Aytar imzalı yazıyı okudum.
Düşüncelerimde yalnız olmadığımın sevinci ve adı
geçenlerin izni ile yazıyı buraya alıyorum. özünün
anlaşılmış olduğunu sandığım kendi yazımı da daha çok
uzatmayayım, izninizle gelecek yazıda sonlandıralım:
“DİASPORA ÖNCE DÜRÜST OLMALI
Kırım Tatarlarının bugünkü durumunu değerlendirirken
birtakım matematiksel hesaplarla şu kadar sayımız var,
şu kadar ünlümüz, şu kadar işadamımız, şu kadar ilim
adamımız vs. var diyerek kendimizi kandırıyoruz gibi
geliyor bana. Kırım Tatarları dört bir yana dağıldıktan
sonra milli kimliklerinden uzaklaşmış çoğunlukla yaşam
gaileleri ile veya bulundukları ortamların şartlarına,
aktüalitesine kendilerini kaptırmışlar görünüyor. Hatta
bazı kişilerin “galiba benim babam, dedemde Tatarmış
herhalde, Sibirya’dan mı ne gelmişler” gibi diyologlara
da sık sık rastlamaktayız. Geçmişine karşı bu kadar
duyarsız ve ilgisiz insanların sosyolojik ve psikolojik
olarak mutlaka incelenmesi gerekir. Sosyolojik olarak
“göç psikolojisi” yaşadığı geçmiş sıkıntılardan sıyrılıp
geleceğini problemsiz yeniden kurmayımı amaçlıyor? Ya da
Kırım Tatarlıkta bir gelecek görmeyip kendisine yeni bir
kapı arayışımı bu? Milliyetçiliğin onlarca ve hepsi
kabul edilebilir tanımları var ve en güzellerinden
birisi “kader birliği yapan, geçmişte ve gelecekte her
şartta birlikte mücadele etmeyi “ hedefleyen
milliyetçilik anlayışı bence. Çünkü ırki, genetik
milliyetçilik geçmiş yüzyılın raflarında kaldı. İnsanlar
yaşadıkları toplum içinde farklı potalarda eridiler
hatta dilleri, dinleri değişti. İnsanları ortak hedefler
doğrultusunda birleştiren idealler, ülküler olduğu
müddetçe milliyetlerini korudular. Kırım Tatarlarının da
milli hedefleri, EMEL’leri olmadığı müddetçe yaşamaları
çok zor görünüyor. Bu EMEL’inde bir program çerçevesinde
herkesçe kabul edilebilir gerçekleştirilme aşama ve
planı yapılmalı bence.
Dünyanın güçlü diasporalarına bakarak bizde kendimizde
olumlu noktaları aramaya gayret ediyoruz ama sonuç pek
iç açıcı değil. Çeçen diasporası Vatan’a dönüşü tartıştı
olumlu olumsuz fikirler ortaya çıktı biz konuyu
tartışmaya bile açamadık. Herkes Kırım’ı tekrar Vatan
yapmanın yollarını arıyor görünüyor ama realiteye göre
Kırım’da nüfusumuz %13. Bu nüfus dengesinin tersine
çevrilmesi için Kırım’da en az 1,5 milyon Kırım Tatarı
olması gerekir. 1944 Sürgününden sonra sürgün yerlerinde
kalan 100 bin Kırım Tatarını da döndürdük Vatanda gene
nüfusumuz 400 bin. Geriye gene 1,1 milyonun üzerinde
Kırım Tatarının Vatan’a dönmesi gerektiği gibi bir sonuç
çıkıyor. Doğum oranıyla da bu rakam yakalanamayacağına
göre ne yapılmalı sizce? Orta Asya Türk Cumhuriyetleri
için Kırım Tatarı hiçbir anlam ifade etmiyor hatta
mümkün olan her zorluğu çıkararak vatana dönüşü
engellemeye çalışıyorlar. Çok güçlü politik
desteklerimiz yok sesimiz çıkmıyor, çok güçlü maddi
desteklerimiz yok parasal işlerde hep yaya kalıyoruz.
Milyon dolarlık vakıflarımız yok, eğitim medya vs. nal
toplamaya devam ediyoruz. Türkiye’nin en güçlü
firmalarından birisi Ülker Ukrayna’da yatırım yaparken
babasının doğum yeri Kırım’da hiçbir yatırım yapmıyor.
En ünlü medyatik “Prof” larımızdan İlber Ortaylı ki
ana-babası Kırım doğumludur “ben Girit’i Kırım’dan çok
seviyorum çünkü orası daha fazla Osmanlı” diyor. Bu
durum sadece dışarıda değil kendi aramızda da böyle.
Kırım meselesine ilgi duyuyorum ben bu mesele için
çalışacağım diyerek ortaya çıkanların da durumları pek
farklı değil birtakım beklentilerle gelenler
beklentilerini bulamayınca veya “bulunca” meseleye
sırtlarını dönüveriyorlar. Toplumsal olayların çok
boyutlu yapısından habersiz at gözlüğü takmış bazı
şahıslar ise dünyanın kendi etrafında döndüğünü iddia
ederek çekip gidiyor. İki Kırım Tatarını üç kişilik
cemaat haline getiremeyen diaspora önderleri ben varsam
var, yoksam yok diyorlar ve kimse fedakarlık yapmaya
yanaşmıyor.
Biz diasporada kesinlikle 4-5 milyon değiliz eğer 4-5
bin bile olsak çok şey yapabilecekken kendimizi
kandırmayalım. Bu Türkiye için de böyle ABD içinde,
Romanya içinde böyle. Yoksa bu kadar adam 300 bin
soydaşının yarasına merhem olamazmıydı? Kırım Tatar
nüfusu bugün Kırım’da yaşayan 300 bin kişidir onun
dışında da bu işe gönül vermiş 300-500 kişiyi de
sayarsak realitemiz bu! Kırım Tatarlık sadece genetik
değil sosyal ve siyasi bir konudur. Gözlerinin çekik
olmasını ve çibörek yemeyi Kırım Tatarlık sanan şahıslar
bu mesele için çalışan 3-5 kişiyi de alaycı bir üslupla
eleştirdiklerini sanıyorlar. Arkadaşlar Kırım’ın
geleceği için çalışmayan, Bahçesaray’da dövülenleri
görünce yüreği sızlamayan bir kuruşta olsa vatanına
maddi yardım yapmayan insanların artık dürüst olması
gerekir. Çok konuşan, yazan insanlara soralım: Kırım’da
kaç öğrenci okutuyorsun ? Kırım için maddi manevi ne
yaptın ? Meselemizi anlatmak için neler yaptın? Belki
hacca giden topal karınca gibi amacımıza (EMEL’imize)
ulaşamayız ama hiç olmazsa bu yolda ölürüz.
Nail AYTAR |