|
|

MENÜ
|
|
|
. |
|
. |
|
BİRLİKÇİLER
KAYBETTİ
08.01.2012 |
 |
|
Dr. MEŞFEŞŞU
Necdet Hatam |
|
. |
|
. |
Sezai Babakuş, uzun
yıllardır arkadaşız, dostuz. Onu az tanıdığım zamanlarda
da izler çalışmalarını takdir ederdim. Anımsadığım
kadarı ile ilk kez Abhazya’da görüşmüştük. Başkan
Ardzınba’nın danışmanlığını yapıyordu. Delegeler olarak
Rahmetli Başkan ile yaptığımız görüşmede o da hazır
bulunmuştu. Mayasında gazetecilik olan ve bunu her
koşulda iyi yapabilen bir arkadaşımız. Sözünü ettiğim
yıllarda da danışmanlık yanında gazetecilik de
yapıyordu. Yayınladıkları gazete üzerinde konuşmuştuk.
Sonradan daha yakından tanıştık. Daha çok şeyi
paylaştık. Onun uzun yıllar Abhazya’da bulunmuş olması
da katkıda bulundu bu yakınlaşmamıza. Proje insanıdır.
Konumuzun sadece lafını edenlerden yeterli destek
görebilse, değerince anlaşılabilseydi eğer çok ses
getirecek projeler sundu halkımıza.
Bunlar arasında, “Denizin karşı kıyısında bir çocuğunuz
olsun” beni en çok heyecanlandıran projelerinden
biridir. Zaman zaman yeniden gündeme getiririm ve bu
projeyi desteklemeyenlerin günahlarından
arınamayacaklarına inanırım.
Evet, bir akşam yemeklerine harcayabildikleri yüz yirmi
doları, hem de koca bir yıl için, böylesine kutsal bir
projeden esirgeyenlerin günahlarından arınamayacaklarını
düşünürüm. Bu proje geliştirilerek sürdürülebilmiş
olduğunu düşleyin bir. Büyüyen çouklarının diploma
törenlerinde bulunmak hele düğünlerini birlikte yaşamak,
denizin karşı kıyısındaki torununu kucaklamak...
Aileleri nasıl birbirine yaklaştırır, diaspora anavatan
kardeşliğine, halklarımızın bir elin parmakları olduğu
tanımına nasıl sağlam bir temel olurdu. Kimbilir belki
de Abhazya yetkililerinin Adığeleri de kapsayacak
şekilde değiştirileceği umudunu koruduğumuz vatandaşlık
yasası konusundaki yanlış adımlarını da önlerdi.
Peki böylesi kutsal bir projeye destek vermeyenlerin
ulusal konularda attıkları nutuklar kuşku ile
karşılanmaz mı? Dahası olanakları varken katkıda
bulunmayanların nasıl hala boş nutuklar attıklarına
şaşılmaz mı?
Anımsyacaksınız Sevgili Sezai bir 21 Mayıs’ta
diasporadan kalkıp anvatan kıyılarına demirleyecek
gemiye binecek beş yüz cesur yürek de bulamamıştı.
Taksimde yürüme, slogan atar gibi yapma, karşı kıyıya
geçmek yasakmış gibi deniz kıyısında yalancıktan ağıt
yakma “yürekliliğini”, yeterli görmüşlerdi onbinler,
belki de on beş binler...
Proje gerçekleştirilebilseydi eğer, anavatan kıyılarına
varacak beş yüz cesur yüreğin, sürgün yolunu tersten kat
edecek beş yüz cesur yüreğin deniz kıyısında çakılıp
kalan on binlerden daha fazla ses getireceği hiç
tartışma gündemine bile alınmadı. Sezai Bey’in
önerisinin gerçekte cesaret istemediği de bile
konuşulmadı. Evt bu proje gerçekten cesaret de
istemiyordu çünkü Sezai Bey sorunlarımızı dünyaya
anlatabilme yolu olarak gemi kaçırmayı önermemişti. Sezi
Bey güle oynaya güzel br yolculuk ve kıyıda gerçek
kahramanlar gibi karşılanma ağırlanmayı önermişti...
Belki haksızlık ediyorum. Öyle ya, projenin destek
bulmamasının nedeni, değilken gerçek kahraman gibi
karşılanacak olmanın yaşatacağı utanç olamaz mı? Hı...
Ben Sezai Bey’in sadece projelerini takdir etmekle
kalmıyo, kendileri ile politik konuları geleceğimizi,
günümüz sorunlarını konuşup tartışmayı da seviyorum..
Farklı yaklaşımlarla birbirimizi uyarır, benzer
değerlendirmelerle umudumuzu büyütür, yakaladığımız
sinerji ile daha bir güçlenmiş, yapılacak işlere karşı
daha bir bilenmiş olarak bitiririz konuşmalarımızı.
Değerlendirmelerimiz, öngörülerimiz de çakışır
çoğunlukla.
Tıpkı Çerkes Soykırımı’nı tanıyan Gürcistan konusunda
görüşlerimizin tamı tamına çakıştığı gibi. Bayram seyran
değilken, dahası eniştemiz de değilken Gürcülerin bizi
öpmeye kalkmalarının altında mutlaka bir
bit yeniği olduğunu, halkımızın birçok aydını gibi
İkimiz de görür söyler, yazarız. İkimiz de politikacı
geçinen kimi arkadaşlarımızın, bu öpmenin, bizlere hayır
getirmeyecek daha büyük bir projenin parçası olduğunu
görememelerine de şaşarız... Derken büyük projenin
belgeleri de gün yüzü görür. Arapça bilenler facebook’ta
Nart-Xase’yi izlesinler lütfen. Bu büyük proje için
kimlerin yanyana gelebildiğini fotoğraf karelerinde
görecek ve metinlerde saklanmayan amaçlarının da
Gürcistan öncülüğünde Kuzey Kafkasya’yı Rusya
Federasyonundan kopartmak olduğunu da okuyacaklardır.
“Daha iyi ya!” demeyin hemen öyle. Olayı kimlerin ve ne
için desteklediğini de bir görün... Sakın ola küçük
dilinizi de yutmayın görecekleriniz okuyacaklarınız
karşısında...
Sezai Beyle, federasyonumuzun “Adığe-Abaza Dernekleri
Federasyonu” adını alması konusunda da anlaşıyorduk şu
son bir iki yıla kadar. Dahası Sevgili Sezai daha önceki
federasyon genel kurullarından birinde bunu resmen de
önermiş ancak kabul edilmemişti. O zaman da
desteklemiştim ben öneriyi. Şimdilerde, “o genel kurulda
öneri kabul edilseydi eğer, kurumlarımız daha sağlıklı
bir yapıya kavuşur, üzerine titrdiğimiz ‘bilik’ de bu
kadar yara almazdı” diye düşünmezlik edemiyorum. Dahası,
bu sağlıklı birlikteliğin yara almasına çalışılmakta
olduğu kuşkusunun beynimi kurcalayıp durmasını da
önleyemiyorum.
Yine de ben, bu sağlam temel üzerinde sağlıklı
birlikteliğin yeniden yikseleceğine inanıyorum. Tıpkı
anavatanda, her halkın kendi adını taşıyan örgütleri,
devletleri kurabilmelerinin, kardeşliğin pekişmesine
katkıda bulunduğunun bilincinde olunduğu gibi bizlerin
de bilinçleneceğimize inanırım... Ancak üzülerek
belirtmeliyim ki bu sağlıklı birlikteliğin önündeki en
büyük engel, şu andaki yapay birliktelikte ısrar,
zorlamadır. Bu yanlışta ısrar bilinmeli ki halklarımızı
birbirine yaklaştırmayacak, gittikçe uzaklaştırcaktır.
Gelelim son genel kurulda Birliğin kazanmış olması
konusuna. Evet birliğin kazanmış olduğuna ben de
katılıyorum. Acak Sezai kardeşimden sanırım birlikçiler
konusunda ayrı düşeceğiz. Birlik kazandığına göre
birliği savunanlar da kazanmıştır diye düşünmek doğal
olmakla birlikte ben birlikçilerin kaybettiğini
düşünüyorum. Son genel kuruldan bu kanıyı güçlendirecek
birçok kanıt bulmak mümkün ama federasyon adı olarak
“Çerkes”in benimsenmemiş olmasını yeterli bılmak mümkün.
Çünkü biliyorsunuz, “Çerkes”in tüm kardeş Kuzey
Kafasyalı halklarca, siyasal kültürel bir üst kimlik
olarak benimsenmiş olduğu, “birlikçiler”in en büyük
savı, deyim yerindeyse tutundukları daldır. Bu sav,
Federasyon’un düzenlemiş olduğu ortak akıl
toplantılarının sonuç bildirilerinde hep vurgulanmışır.
Yine bildiğiniz gibi gerçek olmayan bu kabül, sayın
Prof’larımızca çeşitli platformlardaki konuşmalarında,
yazılarında bilimsel gerçekmiş gibi sunulmuştur.
Halklarımızın böyle algıladığı Türkiye’nin de bizleri
böyle tanıdığı aralıksız yinelenmeiştir.
Bizler de prof.larımızı, arkadaşlarımızı üzmek
istemeyişimize karşın gerçekleri yineledik dumadan.
“Çerkes’i bir üst kimlik olarak benimsetemezsiniz”
dedik. Akrabalık ilişkilerini temel alan birliktelik
sağlıklı birliktelik olamaz dedik. Ancak amaçları aynı
olan halklar birlikte olabilir dedik. Aynı halktan aynı
ana babadan olsa da amaçları farklı olanların birlikte
örgüt kuramayakları herkeslerin bildiği sosyolojik
gerçeği anımsatmak zorunda kaldık.
Osmanlı’nın da Çerkes’i ortak ad olarak kullanmadığını
belgeledik. Rahmetli Berkuk’un “Her adığe Çerkestir Her
çerkes Adığe değildir” sözünü “Galat-ı Meşhur” yazımızla
“birlikçiler”imizin elinden kurtardık. Türkiye dışında
hiçbir diaspora ülkesinde böyle bir sorun olmadığının
altını çizdik. Her platformda her halkın kendi adını
taşıyan örgütünü kurması ve her halkın kendisi olarak
yer alacağı birlikteliklerin daha sağlıklı olacağını
savunduk
Peki Genel Kurul’da ne mi oldu?
Birlikçiler, ad değişimine karşı çıktı böylece de
“Çerkes”in, kültürel siyasal bir üst kimlik olarak
“birlikçiler”ce de benimsenmediği belgelenmiş oldu.
Birlikçilerin en önde gelenlerinden Sayın Afitap Altan
federasyonun “Çerkes” adını alması önerisine kürsüde
“şiddetle” karşı çıkarken yıllardır dile getirdiğimiz
gerçeklerin de altını çizmiş oldu. Evety belki bilincine
olmayarak DÇB yaklaşımının altını çizdi. Örneğin
bölgelerinde “Çerkes”in Adığe ile eş anlamlı olduğu
gerçeğini vurguladı. Bu adın adığeler dışındaki diğer
halkları dışlayacağını özellikle belirtti. Bir bakıma
“her halkın kendisi olarak birlik” savımızı destekledi.
Çerkes olmadığını söylemekle birlikte Türkçe konuşurken
“Çerkes” sözcüğünü kullanmayı doğal bulması da DÇB’nin
kararına koşuttu. Evet Adığelerin anavatan kesimi bu
adlandırma konusunu, tüm Adığe bölgeleri temsilcilerinin
katılımı ile 1989 yılında gerçekleştirilen Koşhable
Forum’u ile çözümlemişti. Anadilde Adığe ve diğer
dillerde Çerkes ve anlamdaşları.
Demekki, Ankara Çerkes Derneği’nin tüzüğünde parantez
içi yapılan Çerkes tanımı da tutmamıştı. Parantez içine
alarak halklar kendi kimliklerinden uzaklaştırılamıyordu
anlaşılan... Tüm benliği ile Çerkes’in bir üst kimlik
olarak benimsendiğini savunan sayın Yusuf Taymaz ve
arkadaşları ile Çerkes Adığe anlamına alınabilir ve
diğer kardeş halkları dışlanmış olur görüşünde ısrarlı
olan Sayın Altan’ın ad değişimi önerisine birlikte karşı
duruşları da ilginçti doğrusu.
Bilinçaltı paradigma Türkiyelilik olunca böyle
çelişkilerin yaşanması doğaldı. Dahası kişi kendisi ile
de çalişebilirdi. Nitekim Kendi bçlgelerinde (bütün
diğer ülkelerde de nh.) Çerkesin, Adığe olarak
bilindiğini dolayısı ile tüm halkları temsil eden
Federasyonun Çerkes adını almasının diğer halkları
dışlamak anlamına geleceğinin altını çizen Sayın Altan,
Çerkesçe diye bir dil olmadığını da söyleyebilmiştir.
Oysa Çerkes Adığe ise eğer Çerkesçe de Adığecedir doğal
olarak.
Sayın Altan’a Çerkes tanımı dışında bir konuda daha
katılık biz. Tüm bu karşı çıkışlarını “şimdilik”
parantezine almış olması. Gerçekten ben de birlikçilerin
bu sağlıksız yaklaşımının, birliktelikte amaç birliğini
değil de aynı kökenden olmayı, akraba olmayı,
evlilikleri temel alma yanılışlığını “şimdilik”
anlamasalarda yakın bir gelecekte anlayacaklarını
düşünüyor, umuyorum...
Evet Sevgili sezai bana göre Birlik kazanmış ancak
birlikçiler kaybetmiştir. İnanıyorum ki önümüzdeki aylar
yıllarda sağlıklı birilktelik ete kemiğe bürünecek, biz
gelecek kurgusu olanalar da bu birlikteliğin sağlam
temellere oturması için el-ele, omuz-omuza
çalışacağız... |
|
. |
|
 |
|
necdet@circassiancanada.com |
|
. |
|
Dr. Necdet Hatam'ın diğer yorumları |
|
. |
|
. |
|
 |
|
|
|
|
|
 |