...................
...................
BİLİNCİN ZAMANI

27.11.2011

Nilgün Nart
...................
...................

“İnsanlar sabırsız oldukları için cennetten kovuldular, tembel oldukları için dönemiyorlar.” KafKa

Bilinç; sadece ve sadece sessizlik olunduğunda oluşabilen hissedilebilendir.

Fiziksel bedenin ihtiyaçlarını, duygusal bedenin arzularını, zihnin kuruntu ve kibrini aşarak, beklentisiz, hesapsız ve amaçsız (öğretilmiş amaçlardan ve ideallerden azade olma hali)  olabildiğimizde, tüm kimliklerimizi, istisnasız bırakabildiğimizde, sessizlikte anlaşılır Ol’AN, Tezahür eden, O BİLİNǒtir.

Sufiler; etrafımızda bizi tıpkı hapishane gibi çevreleyen ve görülmeyen ağı; fiziksel, duygusal, zihin üçlüsünün oluşturduğu matrisi aşmak için, bu üç bedenin isteklerinden infak eylemeyi, vazgeçmeyi seçmişlerdir.

Bu üç bedenin ihtiyaçları aslından bildiğimiz anlamda olmakla birlikte yine de bu üç bedenin asıl ihtiyaçları üçünü birden aşmakla mümkün olabilmektedir.

Her ne kadar, fiziksel bedenin, duygusal bedenin ve zihinsel bedenin ihtiyaçları, binlerce senede oluşmuş matristen karşılanıyormuş gibi gözükse de, aslında bu matris sanrılar yumağı ( yaratılmış ve kişilere TV moda ve çevre ve v.s gibi araçlarla  ve çok boyutlu çok çeşitli olarak kodlanmış ihtiyaçlardır) olduğu açıktır. İhtiyacımız sandığımız her şeyi şimdiye kadar bize  öğretildiği üzere ve benliğimizin  mahkum edildiği “şekillerle” karşıladığımızda, sanal matrisin  devamının üretimine katkı sağlamaktayız.

Sanrılardan oluşmuş, yalan dünyanın yalanları ile dolu matristen kurtulmanın yolu “infak” eylemektir. Vazgeçmektir. Kısaca yaşamımızı devam ettirmemize hizmet eden şeylerin dışında her şeyi bilinçli seçimimizle bırakarak bu yaratılmış ve sonrada gerekli olduğu belletilmiş sanal ihtiyaçları -talep- ederek  üretmekten vazgeçebildiğimizde, daha üstün niteliklerle donanmış ve kendini yaşayan, kendinde olanı ortaya çıkaran ve yaratan; bilinçli insanı ortaya çıkarabiliriz.

Bilinçli olmak
, 21. yüz yılın insanının, gelecek insan nesillerine bırakabileceği yeğane insanlık  hazinesidir. Mirasıdır.

Gerek dünyanın kaotik hali, bağlantılı olarak yaşamlarımızın karmaşası ve hızla akan giden zaman bizden, bilinçli seçimler yapmamızı ve bilinçli bir insan olmamızı gerektirmektedir.

“Bilinç”; Toplumsal matrisin, bize yaşam diye sunduğu hapishane içinde yaşama kararlılığı veya matrisin bizden istediği bilinçsizlik edimlerini güçlendiren robotik bilinçlilik veya matrisin bizden beklediği bir türlü gelmeyen geleceğe ilerleme bilinçliliği ile ilgili alakalı bir bilinç değildir.

Kuantum Fiziğinden doğan yeni (anlayışlı) bilim, tasavvufun batini öğretisine “İlim” noktasında yaklaşırken, bu gün, taşında, havasında, otun da, hayvanın da kısaca dünyada  büyük küçük ne var ise beğendiğimiz  veya beğenemediğimiz, hepsinin kendilerinin bulundukları halde var olmalarına hizmet eden bir -bilinci- taşıdıklarını tespit etmiştir.

Öyleyse temel bilinç her yerde ve her şekilde vardır. Şeyleri olduran, maddeleştiren temel bilinçtir.

İnsan olmak için temel bilinçten, yani bizi insan görünümünde tutan temel bilinçten daha fazlasına ihtiyacımız vardır.


Hayvanı bilincin, insanda tezahür eden şekline tasavvufta -nefs- denilmektedir.

Dünya hayatımız, ve insan toplumu içinde ki gerçekliğimiz nefs ile şekillenmekte, kendimizi tanımadan nefsin arzuları ile sürüklenmekte ve nihayet nefs ile son bulmaktadır.

Aslında tasavvuftan bakarsanız ölümde yoktur ama nefs Tanrıdan ve bihaber olduğu için, Tanrısına kavuşamadığından kısa yaşamı sonlanmaktadır.

Çünkü fiziksel realiteler, entropi yasalarının geçerli olduğu alemlerdir.

Ve ölümsüz yaşamın entropisi de nefstir.


Kişi nefsini görmeden kendiliğini dengeleyemez. Dengelenme uzun ve zor bir yoldur.

Zorluğu alacakaranlıkta yürünmesindendir. Belirsizliklerin içinde, her anda dengeyi yakalamalı, dengelenmeli ve yolunuza devam etmelisinizdir. Bu nedenle ilk üç bedeniniz olan fiziksel beden, duygusal beden ve zihinsel bedeninizden daha fazlasına ihtiyacınız vardır.

Bu bedenimize tasavvuf literatüründe sezgisel beden-bilinçli beden denmektedir.

Cennetten düşüşümüz, bilinç beden farkındalığımızı kısaca -bilinçliliği- kaybetmemizle gerçekleşmişti. Bilinçlilik ise, bütünü gören içsel “biliş” organımız gibi olan yüreğimizin yeniden “canlanması” ve nasıl cennete yeniden dönebileceğini hatırlaması ile mümkün olmaktadır.


Fakat insanlar, nefslerini tanıma konusunda tembel oldukları için, her şey böyle gelmiş böyle gidere alıştıkları ve bizatihi yaratılmasına her günkü tercihleri ile yardımcı oldukları için, paylaşmaya, desteklemeye, işbirliğine sevgiye ve kalp ile ilgili güzelliklere kapalı olduklarından kaos ve alacakaranlıkta yaşamaktadırlar.

Bırakmak ve vazgeçmek tek yoldur
. Yalan dünyanın yalanlarını bırakmaktan başka -çare- yoktur. Ancak bu şekilde büyüyebilir ve olgunlaşabiliriz.

İnsan doğasını tanıyan eski bilge medeniyetler, insanın büyümesine rehberlik etmek için, bir zaman sınırı ile bu büyümeyi ve olgunlaşmayı kısaca oyunun  bitiş zamanını belirlemişler ve kendi işaretlerini yeryüzüne bırakmışlardı. Tıpkı maya takviminde belirtilen zaman bitiminin işaret edildiği gibi.

Maya takviminin son günü olan 28 Ekim 2011, İnsanın cahillik döneminin, insanlığın ne olduğunu bilmeden uykuda ve uyutularak geçen zamanın bittiği gündür. Duygusal ve zihinsel bedenlerinin aşılarak, bilinçli bir varoluşu deneyimleye başlayacağımız, kendimizin, diğerlerinin ve evrenin ne olup olmadığının farkında olarak, bilinçli beden ile var olacağımız; olgun hür bir Ruh olarak dünya gezegeninde yaşayacağımız, Yen İnsanın Doğum günüdür.

Nihayet; bilinçli olan insan, dünya yüzeyindeki gelişmeleri görüp, ileri ufuklara sessizce kalbinde imanla yürüyebilme gücüne ve sevgisine ulaşmıştır.

Bilinçli insan, yalan dünyanın yalanlarını, savaşlarını silahlarını, kini öfkeyi, nefret, ve düşmanlığı bırakabilen ve anlamlı-daha büyük- bir varoluşa kendiliğinde izin verebilendir.

Dünyada yaşanan kaosa odaklanmadan, yeni kurulmakta olan toprakta yeni filiz veren yeni yaşama, yeni insanlığa, anlayışa, işbirliğine, paylaşıma  da kendimizi açarak, yaşamı destekleme zamanıdır.

Yaşam ancak yaşamla desteklenebilir. Yaşam ölümle, nefretle ve kinle düşmanlıkla desteklenemez.

Aklı başında olmak, bilinçli yaşamakla mümkündür.

Bilinçli yaşamak, aklın berbat ettiği ve sona mahkum ettiği dünyada artık illaki kalplerimizin rehberliğinde ve gerektikçe de aklın tecrübelerini de kalben işiterek yaşamaktır.


Bilinç, insanın, yaşamı taşıyan, yaşamın yuvası Ol’an  kalbindedir.

Kalpten yaşandığında

Kalbi olunduğunda

Kalp ile olunduğunda, her şey ve herkes oradadır. Ayrılık kalmaz. İkilik biter.

Yaşam ve insan, birbirine sentezlenmiş Ol’ur.

Nihayet Ol’uruz


İnsanlık artık,  kendini ve yaşamını sentezlemeyi başarabilmelidir.

İnsan ancak ve ancak kendi yaşamının sentezlediğinde, yaşamı da yaşanır kılabilir.


Ve yaşatabilir.


“İnsan, yaşamla ilgilendiği kadar, kendindedir.

Yaşam da, kendisiyle olabildiği kadar İnsandadır.”

“kapının yanında dikilen

Pek çok var,

Ama düğün yerine gidecekler münzevilerdir.” Hz İsa