...................
...................
HEPİMİZ BU TAŞIN ALTINA ELİMİZİ KOYALIM
28.06.2008
YEMUZ Nevzat Tarakçı
...................
...................
Gençlik uyumsuzsa, sorumsuzsa, kültürel ve moral değerleri eksikse,

Dili yetersizse, büyükler ilgisizse, ümitsizse,

Çevre elverişsizse, hayat acımasızsa,

Sorumlular kendi halindeyse,

Anne babalar çözümsüzse, söyleyin kim suçlu? 

Hayallerimizin gerçekleşmesi iyi bir neslin yetişmesine bağlıysa,

Gençliğimizin durumu belliyse, acilen bir şeyler yapmak gerekliyse,

Kim yapmalı, nerden başlamalı, nasıl yapmalı?  

Abartıyor muyum yoksa gençliğimizin durumunu?

İki derede bir arada sıkışan gençlerimizi, 

Biz büyüklerin, (iyi niyetle de olsa) 21 Mayıslarla oluşturduğu anavatan, ata vatan, ara vatan kavram karmaşasıyla şaşkına dönen gençliğimizi, 

Gurbet hikayeleri ve sürgün sendromuyla ümitsizleşen evlatlarımızı, 

“Bu diyarlar bizim değil, hadi evimize dönelim!” söylemleriyle kafası karmakarışık olan neslimizi. 

Anavatanı bilmeyen, tanımayan veya yanlış, eksik bilen gençlerimizi, 

Atalarının diyarını tanımadığından, oralara dönemediğinden, yaşadığı diyarları benimseyemediğinden, kök salamayan, cılız kalan, boşlukta ham hayaller peşinde koşan çocuklarımızın durumunu abartıyor muyum acaba? 

Fırtınalı dönemi yaşayan gencin duyguları aklının önünde gitmez mi?

Sinirlilik, isyankarlık, uyumsuzluk, otoriteye karşı gelme, riski sevme, macera heveslisi olma, tatlı hayaller kurma bu dönemin özellikleri değil mi? 

Ahlaki ve kültürel değerlerle birlikte duygusal desteği birinci derecede verecek olan biz aileler değil mi? 

Ne yazık ki evlatlarını sürekli aşağılayan, ilgisiz, baskıcı ailede parasal destek yeterli de olsa, duygusal ve sosyal destek kafi değilse, ailelerde sağlıklı gençler yetişmiyor, kültürel eğitim verilemiyor. 

Bu durumda:

“Gençlik sorunları yaşayan aileler suçlu aramak yerine kendilerini sorgulamalılar.”

“Suçlu aramak yerine sorunu çözmek için sorumluluk almaya çalışmalılar.”

“Suçlu aramak yerine çocuklarla ifade kanalları açmaya çalışmalılar.”

“Gencin omzuna el atıp ona değer verildiği hissettirilmeli.”  

“Bunalımdaki gence iki hediye veriniz. “

“Birincisi, sevginizi”

“İkincisi, esnekliğinizi.“

“Çünkü gencin de hata yapma hakkı vardır.”

“Fakat sonunda sığınacağı sıcak ailesi de olmalı!“ 

İnsanın kültüründe suçlu aramak hakim hale gelmişse, başka davranış ve düşünce biçimine yer kalmaz. 
O zaman herkes bir suçlu arar durur:

- Çocuklar suçludur.

- Yok, anne babalar suçludur.

- Hayır dernek yöneticileri suçludur.

- Aslında yurtlarını terk eden dedelerimiz suçludur! 

Suçluluk, durum ve zamana göre değişir durur. 
Suçlayan değişmez ama... 

Bizler kabile milliyetçiliğiyle uğraşırken, derneklerin yeni adlarından medet beklerken, ya gençlik elden gidiyorsa?  

Ezberi bozmanın zamanı gelmedi mi?

Zamanı gelmedi mi gençliğimizin bu vahim durumunu görmenin ve acil çözüm bulmanın? 

Bu ifadelerle amacım mı ne?

Amacım, mazeret üretmek veya suçlu aramak değil!

Amacım, daha iyi bir gençlik için, kültürü ve kimliğiyle barışık bir nesil için, neyi, nerede, nasıl, kimlerle ve ne şekilde yapmalıyız, bunun arayışıdır.

Bu hayati konu için beyin fırtınası oluşturmaktır.  

Peki, ümitsiz miyim?

Asla!

Suçlu aramak yerine suça dur diyebilirsek,

Ufuklar kararsa, ümitler solsa bile, 
Suçlu aramaktan, suçlu yaratmaktan vazgeçebilirsek, 
Herkes kendi eksikliğini bilip, kendisini kontrol edebilirse,

Çile ve ıstıraplar paylaşılabilirse,

Fedakar insanlar omuz omuza verebilirse,

Güzel günler neden ufukta olmasın?

"Yollar gidip köprüye dayansa,  
Köprü lavlara teslim olup yansa,  
Ye'se kapılma, kalk yeni yollar bul.  
Azminle, ümidinle yeni köprüler kur ve kurtul!" 



Toplumsal, kültürel her sorunumuzun çözümü ancak yetişecek vasıflı bir nesille mümkün olduğuna göre,

Biz bu nesli yetiştirmek için gereğini yapmak durumunda değil miyiz? 

Somut önerilerle gündem oluşturmak gerekmez mi? 

Bu acil konu ailelerimizin, dernek ve üst kurullarımızın en öncelikli gündemi olmalı değil mi? 

Bu hayati konuda, küçük hesapları bırakıp bir eylem planı yapılmalı değil mi? 

İstişarelerle genel aklı oluşturup buna uyulması gerekmez mi? 

Yoksa hala “yunafe” aşamasında mıyız? 

Ya gençliğimizle birlikte geleceğimiz de elden giderse? 

Ya yarın çok geç olursa?  

Geliniz, vakit varken hepimiz bu taşın altına elimizi koyalım!