...................
...................
SAYIN DERNEK BAŞKANIM
14.11.2008
YEMUZ Nevzat Tarakçı
...................
...................
Önemli bir kurumda, sorumluluğu ağır bir görevin başındasınız.

Bu anlamlı ve zor görevde başarılar diliyor, selâm ve sevgilerimi sunuyorum.  

Bedeli hiçbir maddi karşılıkla ölçülemeyecek kadar saygın, mayası, sevgi ve fedakârlık olan bir görevdir dernek başkanlığı. 

Toplumunun her ferdinde, geçmişte ve gelecekte iz bırakabilecek, sınırları dernek ve lokal duvarlarıyla çizilemeyecek, “kâfe” ile başlayıp “yunafe” ile bitmeyecek kadar ağır sorumluluk gerektiren kutsal bir görevdir başkanlık. 

Kafkas toplumu adına özveriyle yaptığınız güzel hizmetlerden dolayı sizleri gönülden kutluyorum. 

Affınıza sığınarak soruyorum: Toplumunu layıkıyla tanımayan, tarihini gereği gibi bilmeyen, geleneklere vakıf olmayan bir kardeşimiz bu güzel toplumda dernek başkanı olmalı mı?  

Başkanlarımızın, toplumuyla gönül ve fikir birliği içinde uyumlu bir ekiple projelerini uygulaması gerekmez mi? 

Her sabah açılan dernek kapısının sevgiye, birlikteliğe, kültüre, doğruluğa, dayanışmaya açıldığını size birilerinin hatırlatmasına gerek var mı başkanım? 
 
 

GÜÇLÜSÜNÜZ,  ŞANSLISINIZ AMA… 

Sayın başkanım, güçlüsünüz; çünkü seçimle iş başına geldiniz, toplumun desteğini aldınız.

Şanslısınız; çünkü bu güzel topluma hizmet etme imkânına sahipsiniz. 

Peki, görevinizden memnun musunuz, içiniz rahat mı sayın başkanım?

İyi bir çalışma ekibi kurup toplumunuzda güzel bir sinerji oluşturabildiniz mi?

Size inananlar, size gönül verenler, ekibinizden,  icraatınızdan memnun mu?  

Sayın başkanım, siz, statükoya takılmayan, yeniliklere açık, kendi üslubunu geliştirmiş bir başkan mısınız?

Düşünme, üretme sorgulama zahmetine katlanamayan, başkalarının aklıyla hareket eden başkanlarımız da var mı sizce?

Dernekte dedikodu yapar mısınız?

Sözlerinize hep “Ben!”diyerek mi başlarsınız?

Aidat toplamanın, bu kültürü yaşatmak için maddî katkı sağlamanın değişik güzel yolları var mıdır sizce?

Siz, her toplantıda: “Hâlâ aidatını ödemeyenler var!“ sözünü çok sık kullanarak üyelerini kızdıran, onları üzen başkanlardan değilsiniz değil mi? 
 

İNANIYOR MUSUNUZ? 

Dernekte, “günü kurtarma çabasını” fedakârlık sanan, yeniliklere kapalı, düğün ve cenazeyle yetinen dernek başkanlarımızın varlığına inanıyor musunuz?

Çerkes toplumunun geleceği konusundaki ümidiniz ne kadar? 

“Kahveye gideceğime derneğe gider otururum, ne de olsa boş adamım, başkanlık sıfatı da yakışır bana.” düşüncesiyle dernek başkanı olanlar var, deseler bu söze inanır mısınız?

Gerçekten var mıdır böylesi dernek başkanı? 

Sadece sözle değil, yüreğinizle de “Bu kültür mutlaka yaşamalı, yaşatılmalı!” diyor ve gereğini de yapıyor musunuz? 
 

GENÇLİK , AH GENÇLİK! 

Gençliği öncelikli meseleniz kabul edip yeni neslin sorunlarına layıkıyla eğilebiliyor musunuz?

Gençlerin, doldurulması gereken boş şişeler değil, yakılması gereken meşaleler olduğuna cidden inanıyor musunuz?

Lise ve  üniversite gençliği, bu kültürün yaşatılması adına sizi çok heyecanlandırmıyor mu?

Her geçen gün derneğe gelen genç sayısı artıyor değil mi?

Programlara, bayanların gürül gürül katıldığını içtenlikle söyleyebilir misiniz?

“Gençlik toplantılarınız”, “kültür ve sanat  etkinlikleriniz”, “müzik gruplarınız” ne alemde? 

Derneğinizin okey masasında oturanların sayısı artıyor mu,  eksiliyor mu? 

Her derneğin her yıl yaptığı birkaç büyük programın dışında ne tür farklı çalışmalarınız var? Sergiler, seminerler, sohbetler, tanışmalar, kaynaşmalar… ne durumda?

AB projeleriyle yakından ilgilisiniz sanırım.

Yılda kaç kermes, kaç gençlik zirvesi yapabiliyorsunuz? 

Dilini konuşamayan toplumun, yok olmaya mahkum olduğunu hiç unutmuyorsunuz değil mi? 

Derneğiniz, gençlerimizi kucaklayan sıcacık bir okul konumunda değil mi hâlâ?

Bu kültürün yaşayabilmesi için gençliğimizin, dernekle, yönetimle, rahat ve tatlı ilişkiler içinde olması gerekmez mi? 

Başkan olarak sorumluluğunuz sanıldığından da ağır desem bana katılır mısınız? Yoksa “Abartmayın canım!” diye kızar mısınız? 

Kızmayın ne olur, yine de en doğrusunu siz bilirsiniz değerli başkanım? 

Lokali, okeyi, kağıdı sormuyorum, umarım bu noktada sıkıntı yoktur.

Derneğimizin salonunda ,  dergilerimiz, kitaplarımız, harıl harıl okunuyor mu? 

Dernek adına çıkartılan en az bir yayınınız, (duvar gazetesi dahi olsa) var değil mi? 

Gençlerinizden kaçı dergilerimize abone? 

Bu kültürün yaşaması adına “Kafkas oyun ekibi”nin önemine inanıyor musunuz? Yoksa “Bunlar fani şeyler!” mi diyorsunuz?  

“Biz, birkaç gençle derneği de bu kültürü de yaşatırız hatta vatan da kurtarırız!” tezini savunmuyorsunuz değil  mi? 
 

GENÇLİĞİN FERYADI ODANIZDAN DUYULUYOR MU? 

“Ne olur kültürümüzü öğretin bize, eğitin bizi!” diyen binlerce “Nart” binlerce “Setenay” dururken, feryat edip ağlarken sizce lokalde huzur içinde oturabilir mi bir başkan? 

“Dernek bir şeyler yapsa ben görev almaya hazırım!” diyen “Janberg”lerin sorumluluğu kime ait sizce? 

“Dilimi öğrenmek, kültürümü yaşamak istiyorum, ne olur bana sahip çıkın, bana kültürümü öğretin!” diye feryat eden gençlerin acı sesi başkanlık odasından duyulmuyor mu? 

“Babam Çerkes ama ben Fenerbahçeliyim!” diyen gençlerle hiç konuştunuz mu?

Gençlerle daha sık çay içmeyi onları daha çok dinlemeyi düşünüyor musunuz? 

Yoksa, başkanlık odasında sadece “kâfe”nin sesi mi yankılanıyor? 

Başkanım, sizin yeriniz rahat, odanız sıcak, sohbetiniz tatlı, çayınız da demli mi? 

Dışarıdan gelip şehrinizde okuyan, çeşitli imkânsızlıklarla boğuşan, anne-baba özlemiyle tutuşan sıkıntılı öğrencilerle hem-dem olmak gibi bir derdiniz yok mu? 

Başkanlar, cenaze ve düğünlere katılmanın  dışında da bir şeyler yapmalı değil mi?   

Yoksa siz, tatlı sohbetler, demli çaylarla emekliliğin tadını mı çıkarıyorsunuz sıcak dernek binasında? 

Oğlunuz doktor, kızınız da mühendis olup kurtardılar mı hayatlarını?

“Çocuklarım ne yapsınlar  artık Çerkesliği?” mi diyorsunuz?

Ya diğer “Nart”lar, “Setenay”lar, “Jankat”lar…

Ya yok olan kültür…

Ya kaybolan gençlik… 
 

ODANIZ SICAK, ÇAYINIZ DEMLİ Mİ SİZİN DE? 

Sizce, dernek kapısını açıp kapamayı dernek başkanlığı sanıp, “Ben toplumum için fedakârlık yapıyorum!” diyen başkanlarımız var mı? 

En büyük icraatı “dedikodularla toplumu bölmek” olan bir dernek başkanın varlığını farz etsek  bu başkan göreve kalmalı mı?

Veya yeniden başkanlığa aday olmalı mı? 

Yaşlılarımıza canımız feda fakat, ümitsiz, yorgun-argın, enerjisi tükenmiş, eli ayağı titreyen, iki cümleyi bir araya getiremeyen yaşlı güzel  bir kardeşimiz varsa bu kardeşimiz, dernek başkanlığı için ısrar etmeli mi?

Israr ederse toplumun cevabı ne olmalı? 
 

BİRLİKTELİĞİN GÜCÜNE İNANIYOR MUSUNUZ? 

Değerli başkanım, Türkiye genelindeki derneklerin bir çatı altında güç oluşturmasının önemine inanıyor musunuz?

Bir düşünün başkanım, bir düşünün, Türkiye’deki Kafkas derneklerinin gönül ve fikir birliğiyle bir araya gelerek sinerji oluşturduğunu bir düşünün.

Gençliği, gündemin en başına aldıklarını bir hâyâl edin!

Gençliğin geleceği için elden gelenin yapıldığını farz edin.

Bu uğurda ellerin tutuştuğunu, gönüllerin birleştiğin bir tasavvur edin.

Neler, neler olmazdı ki? 

Değerli başkanım, toplumunuzu, kültürünüzü, insanlığı ilgilendiren konularda duyarlı mısınız, bu noktada atak ve tetik misiniz? 

Kafkasya'daki gelişmeleri iletişim araçlarını kullanarak sıcağı sıcağına takip edebiliyor musunuz? 

Diğer dernek başkanlarıyla ilişkileriniz hangi düzeyde? 

Şehrinizdeki protokolle, yetkililerle, daire amirleriyle diğer STK ile diyalogunuz güzel bir seviyede mi? 

Bu eşsiz kültürü, Kafkas toplumunun dışındaki kesimlere de gereği gibi tanıtabiliyor musunuz? 

“Biz bize yeteriz, başkalarından bize ne!” diyen bir başkan olursa bu düşünceye ve düşüncenin sahibine karşı çıkar mısınız? 
 

İYİ BAŞKAN NASIL MI OLMALI? 

Sayın başkanım, bilgisayar kullanamadığı için dünyadaki gelişmeleri internetten takip edemeyen, e-mail kullanamadığı için yazışamayan dernek başkanımız var mı sizce? 

Başkanım, başkanlarımızda kapris ve kompleks asla olmamalı değil mi? 

Sizce, dernek binasının bir odasına “mescit” yazmakla iyi dernek başkanı olmak aynı şeyler mi?

Ya herkesi kucaklaması gerekirken, her konuşmasıyla dini inançlarla dalga geçen, dinî hassasiyeti olan kişileri üzen başkan varsa, buna ne demeli?

Sayın başkanım, üyeleriniz, yapılan hizmetleri taktir etmeyi mi çok seviyorlar, tenkit etmeyi mi?

Derneğinize hiçbir maddi veya manevi katkısı olmamakla birlikte, her toplantıda herkesten çok konuşma gayreti içinde olan, insafsızca yıkıcı eleştirilerde bulunan üyeleriniz var mı? Varsa tavrınız ne oluyor? 

Peki sayın dernek başkanım, başarılı mısınız bu görevde?

Kavgasız, gürültüsüz uyum içinde mi yürütüyorsunuz bu güzel ve özel görevi?

Mutlu musunuz, içiniz rahat mı?

Toplumunuzu  kucaklayabildiniz mi, hedef kitleniz memnun mu sizden?

Projelerinizi uygulayabiliyor musunuz gereği gibi? 
 

TOPLUMA HİZMET BÜYÜK ŞEREFTİR! 

Sayın başkanım, her şeye rağmen bu güzel topluma hizmet etmek  büyük bir şereftir değil mi?

Şüphesiz, STK’larda görev almak gönül işidir. Maddî manevî hiçbir beklentiniz olmadan, kültürünüz, kimliğiniz için sorumluluk aldınız, gecenizi gündüzünüze kattınız, güzel hizmetler yaptınız, sizi kutluyorum sayın başkanım. 

Siz, bizler için çalışıyorsunuz, bunun bilincinde toplumunuz. 

Samimi, güzel çalışmalarınız için yürekten alkışlıyorum sizi.

Sağlık ve huzur dolu güzel günler diliyorum. 
 

SİZE İNANIYOR SİZE GÜVENİYORUZ!  

Başkanlık gibi büyük sorumluluğu layıkıyla yerine getiren, yüreğini katarak işini yapan fedakâr başkanları alkışlıyorum.

Gençlik, dernek yönetiminizden çökmüş, yıkılmış umutlar içinde gülmeyi, filizlenmeyi öğrenmeli, kardeşliği öğrenmeli?  

Yeni nesil sizden, geçmişte, dünde  suç aramayı bırakıp, geleceği öğrenmeli.  

İnsanlık içinde başını dik tutmayı, milletiyle, kültürüyle gurur duymayı öğrenmeli. 

Toplumumuzun, kültürümüzün, neslimizin geleceği için gece gündüz demeden fedakârca çalışan siz değeri başkanlarımızı bir kez daha yürekten kutluyor, sağlık, mutluluk dolu güzel günler diliyorum.

Selâm olsun, özveriyle bu kültür için çalışan ideal başkanlara.

Selam olsun toplumunu karşılıksız alkışlayanlara.

Saygıdeğer başkanım size inanıyor, size güveniyoruz.

Vereceğiniz görevi bekliyoruz. 

Yolunuz ve bahtınız açık olsun!