...................
...................
BARIŞ DERİN DONDURUCUDA
12.09.2015
YEMUZ Nevzat Tarakçı
...................
...................

Ülke, yangın yerine döndü.

Analar ağlıyor, yürekler yanıyor.

Ülkede derin acılar yaşanıyor.

Sağduyulu herkesin yüreği yangın yeri.

Hâlâ nefreti katlayan, öfkeyi köpürten söylemler…

Hâlâ kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman, terörist ve hain ilan eden bir zihniyet…

Ülke yanıyor.

Mezhep ve etnisite öne sürülerek yapılan ayrıştırma çabaları, acı meyvesini vermiş gibi.

Yangın, yürekleri kavuruyor.

Özellikle Türk ve Kürtlerin bir arada yaşama imkânını ortadan kaldırma projesi uygulamada.

Kitleler kışkırtılıyor.

Neronlar ülkeyi yakıyor.

Yanıyoruz!

 

TÜRKİYE’YE YAZIK OLUYOR  

Kamplaşma, kutuplaşma, ayrışma, siyasi ve toplumsal gerginlik… Türkiye’nin ufkunu karartmış.

Milletin birlik beraberlik, dostluk, kardeşlik ayarıyla oynanmış.

Her gün ölüm, her an endişe, her daim öfke…

Cenazeler, cenazeler…

Feryat, figan…

Acil olarak sağduyuya ihtiyaç var.

Birilerinin nefretine ülke kurban gidiyor.

Kişisel siyasi gelecek kaygısı, ülkenin geleceği kaygısının çok üstünde.

Türkiye, gün geçtikçe yönetilemez bir ülke haline geliyor.

 

NEDEN?

7 Haziran’da ne değişti de analar ağlamaya başladı?

Bir tarafta korkunç bir acımasızlıkla pusu kuran, yollara mayın döşeyen, insanları çocuklarının yanında öldürecek kadar gözü dönmüş bir iştahla cinayet işleyen PKK.

Diğer tarafta cenazelerde öfke volkanı.

Medya en yetkili ağızlarca hedef gösterilmekte,  

Bir kesim, basına karşı alenen kışkırtılmakta,

Hayalleri çökmüş, devlete olan umudu zayıflamış halk, kaybettiği devleti sokakta arar halde.

Diğer tarafta “ipten, kazıktan kurtulma holigan sürüleri” gazete, parti binası basmakta, etrafı yakıp yıkmakta.

Kin ve nefret söylemleriyle ülkeyi cayır cayır yakan yangına her gün bidonlar dolusu benzin dökülmekte.

Şahsi ihtiraslar ülkeyi yakıyor.

Bakalım 1 Kasım’dan sonra yangın sönecek, gözyaşları dinecek mi?

 

ŞU HALE BİR BAKIN!

Sizce de Türkiye’de “toplumun tamamını temsil eden, tarafsız ve her kesime eşit mesafede, çözüm ve istikrar odaklı bir cumhurbaşkanlığı makamı” olsaydı işin rengi değişmez miydi?

Şu ürkütücü manzaraya bakın!

Şahsi ihtiras uğruna yazboz tahtasına dönüştürülmüş bir ülke, kan ve can pazarı...

Kurum ve kurallar iyice erimiş.

Devlet adeta sokakta kaybolmuş.

Sokaktaki kalabalıklar, taşla, sopayla, tehditle, tahribat ve linçle içinde bulunduğu kaosa yön veriyor.

 

NEREDESİN EY SAĞDUYU

Her şeye rağmen duyarlı bir kesim de yok değil.

Şu babanın zarif tavrına bakın:

“Kızım, bu aralar kalabalık ortamlarda boynuma sarılıp “Babammm!’ deme. Belki etrafta babası şehit olmuş bir kız çocuğu vardır. Beni sevindirirken istemeden de olsa onu üzersin!”

Ümit verici.

 

SEÇİM DAYATMASI

Hal böyleyken cenazelerden boşluk kalır, kan ve gözyaşı dinerse seçim yapılacak.

Veya seçim, kan ve gözyaşı içinde olacak.

Lakin siyasi ikbâl önemli.

1 Kasım önemli.

Hem de çok.

Cenazeler ve 400 fotoğrafı.

Sağduyulu kesim bu konuyu “400(!)” kere düşünmeli.

 

TEMENNİ

Biz, uzlaşarak birlikte yaşamayı öğrenmek zorundayız.

Temennim, korkulanın başımıza gelmemsi.

Kan ve gözyaşının dinmesi.

Bu zor günlerin geçip gitmesi.

Mevsimin değişip bahar olması.