...................
...................
ÇERKES'İN SÜRGÜN ve İSKÂN’LA İMTİHANI
27.08.2016
YEMUZ Nevzat Tarakçı
...................
 
...................

Sıcak yaz ayları, Türkiye’nin gündemiyle daha da ısındı.
Pek çok insan, ruh sağlığını korumak için gündemden kaçış yolu arıyor.

Basın-yayından uzak durabilenler şanslı.

Akıntıya kapılanlar zor durumda.

Ben de biraz gündemden kaçış, biraz kendine geliş babından Yalçın KAYA’nın, eni boyu oldukça hacimli üç kitap halinde hazırlanan ve geçen yıl basılan ÇERKESLER 1-2-3 kitabıyla meşgulüm.

Çerkesler- 1 (Tarih-Mitoloji- Gelenek)

Çerkesler- 2 (Kafkasya Savaşları Tarihi )

Çerkesler- 3 (Sürgün ve Soykırım)

Kitapta; altı çizilecek, soru işareti konulacak, not düşülecek çok cümle var.

Bu kitap ancak, koyu gölge ve semaver destekli demli çayla biter.

Bunun da farkındayım.

Eserin yazarı, Çerkes kökenli olmayan biri.

Emek vermiş, ellerine sağlık!

Temennim, emeklerin zayi olmaması yönünde.

Amacım, kitabı özetlemek değil.

Yalçın Bey’in bir kez daha gündeme taşıdığı, üzerinde yoğun tartışmaların yapıldığı, önemli, karışık, karmaşık, bir konuya temas etmek.

 

“ELİNDEKİ TEK SERMAYESİ ‘SADAKAT’ OLAN BİR MİLLET”

Yazar, Çerkes halkı için:

Sıkı asker,

Güvenilir istihbaratçı,

Sadık bürokrat, diyor.

Ellerindeki tek sermayesi “sadakat” olan bir millet diyor.

Pek çok alıntılardan oluşan kitap, incelemeye değer.

Ancak “Biz Çerkesler, böyle kalın kalın kitapları pek okumayız!” gerçeğini de göz ardı etmemek gerek.

 

OSMANLININ ÇERKES POLİTİKASI

Eserin, “Rusların Sürgün, Osmanlının İskân Politikası” başlığına takılmış durumdayım.

İlgili satırları birlikte değerlendirmeye ne dersiniz?

Bu başlık altındaki ifadelerin çoğu Prof. Kemal KARPAT (Osmanlıdan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler) ve Prof. Abdullah SAYDAM (Kırım ve Kafkas Göçleri) ile ilgili.

Kemal KARPAT, Kafkas Göçlerini ve Osmanlı Devletinin iskân yöntemini şöyle özetliyor:

1864 savaşı sonrasında Rus İmparatoru tarafından Çerkes kabilelerine üç seçenek sunulmuştu.

Bu seçenekler:

Ya savaşmaya devam edecekler.

Ya Kuban tarafına sürgüne gidecekler.

Ya da Osmanlı Devleti’ne göç edecekler, şeklindeydi.

Kuruluşundan beri iç problemlerini çözmede tehcir ve iskân metoduna sıkça başvuran Osmanlı Devleti 9 Mayıs 1857’de tehcir kanununu çıkarmıştır.

Bu arada Osmanlı Devleti, Rus Çarıyla gizlice ittifak etmiştir.

Göçenlerin mal, can ve hürriyetleri, sair tüm hakları Sultan’ın garantisi altındaydı.

Göçmenlere, her tür vergiden muaf olarak arazi verilmesi vaat edilmişti.

Anadolu’ya yerleşenler, 12 yıl askerlikten muaf tutulmuştu.

1860 yılında “İskân-ı Muhacirin Komisyonu” kuruldu.

Bunda ekonomik ve politik çıkarlar gözetilmişti.

Bundan anlaşılıyor ki Çerkeslerin göçürülmesi Osmanlı Devleti’nce planlanmıştır…

Prof. Abdullah SAYDAM ise bu konuya farklı bakış açısıyla yaklaşıyor ve Osmanlının kendisine sığınan tüm insanlara “insanî” nedenlerle kucak açtığını vurguluyor.

“Göç ve göçmen meselelerine ilgisiz kalındığı bir çağda Bab-ı Âli’nin devletin bütçe imkânlarını zorlayarak tebaasından olmayanları dahi ülkeye kabul etmesi bu konuya olan yatkınlığı göstermektedir.”

Prof. SAYDAM’a yazarın tepkisi:

“Prof. Saydam, Osmanlı Devleti’nin sınırlı maddî olanaklarından söz öderken göçlerin yaşandığı yıllarda dış ülkelerden alınan borç paralarla saraylar, köşkler… yaptırdığını görmezden geliyor.”

Prof. SAYDAM: Kafkasya’dan gelen göçmenler için “28 Ekim 1852 tarihli mazbatada, göçmenlerin, kendilerine maaş verilmesini istedikleri, ancak bu yöntem bundan sonra geleceklere de örnek olacağından hazineye büyük ölçüde yük getireceği bilgisi vardı.

Sürekli bir yöntem saptamak amacıyla göçmenlere Osmanlı Devleti’nin genişliği cihetiyle mirî araziden boş bulunan yerlerin verilmesi, ev ve araç-gerecin tedarikinde münasip ölçüde yardımda bulunulması, mesela 4-5 yıl kadar bütün vergilerden muaf tutulmaları teklif olunmaktadır.

Osmanlı, kendisine sığınma talebinde bulunan Çerkeslere sadece insani değerler için mi kucak açtı, yoksa Osmanlı Padişahı ve Rus Çarı’nın gizli ajandaları mı vardı?

Sorular, sorular!

Zor sorular devam ediyor:

Çerkesleri Osmanlı topraklarına gönderenler veya Çerkesleri topraklarına kabul edenler göçmenlere vaatte bulunmuş mu?

Vaatte bulunulmuşsa vaatte bulunanlar kimler?

Bu vaatlerin ne kadarı yerine getirilmiş?

Ve işte en zor soru:

Bu hayati soru ve cevaplar, Çerkesler için ne anlam ifade ediyor?

Çerkesler, tarihini ne kadar merak ediyor?

Ne kadar sorguluyor?

Kaç Çerkes tarihini öğrenip geleceğini ona göre planlıyor?

Kaç Çerkes’in tarih ve kültür derdi var?

Hadi durma söyle “Sen yanılıyorsun, Çerkeslerin büyük çoğunluğunun geçmişini iyi öğrenip geleceğini buna göre kurgulama gayreti var!” de.

“Bu soylu toplum, gün geçtikçe daha da bilinçleniyor, bu millet, kültürüyle sonsuza dek yaşayacak!” de.

Söyle!

Hadi Söyle ne olur?