...................
...................
MEZAR TAŞLARIYLA MI AVUNUYORUZ?
27.01.2018
YEMUZ Nevzat Tarakçı
...................
 
...................

Övünmek; bilmediği tarihi, konuşamadığı dili, yaşayamadığı kültürüyle övünmek.

Sadece övünmek.

Maziyle gururlanmak.

Mezar taşlarıyla avunmak!

Hep övünmek…

Ne dersiniz, bizi anlatıyor olmasın bu ifadeler?

 

PEKİ, ÇERKES KÜLTÜRÜ ÖVGÜYE LAYIK DEĞİL Mİ?

Sahi biz, tarihimiz ve kültürümüzle övünmeyi hak etmiyor muyuz?

Mazimiz, sevgiyi; mezar taşlarımız, övgüyü hak etmiyor mu?

Haydi, o halde birlikte bir bakalım maziye!

Bir bakalım, dünya ne diyor bu kültür için, bu tarih için?

 

KAFDAĞI DİYARI: ANA VATAN

“İnsanlık tarihinin en eski, en köklü, en bilinen coğrafyası, hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masallarında, destanlarında yer alan ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, atlas ve safir renkli düşler, mutluluklar ülkesi; Çerkes halklarının kutsal ana yurdu…”

İşte bu şiirsel ifadelerle anlatılan yer, Kafdağı diyarı Ana vatan Kafkasya’dır.

Kafkasya’yla ilgili ilk bilgilere M.Ö. 850 yıllarında yaşayan destan yazarı Homeros’un efsanelerinde rastlanır.

M.Ö. 450 yıllarında yaşayan Tarihçi Herodot da Kafkasya’yı gezmiş, övgü dolu anılarını yazmıştır.

O dönemde inanılan yaygın efsaneye göre Kafkasya, adeta bir masal ülkesidir.

Kafkasya, Anka kuşunun diyarı, mutluluklar ülkesi Kafdağı’dır.

Tarihçi Strabon’un (M.Ö. 63) Kafkasya izlenimleri şöyledir:

“Bu ülkenin halkı olağanüstü yakışıklı ve iri yapılı insanlardır. Alışverişlerinde dürüsttürler ve para canlısı değillerdir.”

Arapların Heredot’u El Mesudî, “Altın Bozkırlar ve Cevher Madenleri” Adlı eserinde Kafkasya izlenimlerini şöyle anlatır:

“Bu kadar temiz ve beyaz tenli güzel kadınlar ve yakışıklı, bahadır ve cesur erkekler herhalde dünyanın başka memleketlerinde yoktur. Çerkeslerin hal ve tavırları, onların çok zeki ve uygar olduklarını belli ediyordu.”

1330’lu yıllarda Kafkasya’yı gezen İbn- Battuta seyahatnamesinde Kafkasya halkının özelliklerinden, balta girmemiş ormanlarından, coğrafi güzelliklerden söz eder.

Ünlü gezgin Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Kafkasya izlenimlerini şöyle anlatır:

“Bu Çerkes milleti, gayet şiddetli ve gazaplı adamlar olup amma gayet de bahadır, cesur ve yararlı namdar yiğitlerdir. Hayat düzenleri ve toplumsal durumları çok demokratiktir. Para pul bilmezler, mal değiş tokuşuyla alışveriş yaparlar. Kadınlar, erkekler ile eşit olarak alışverişe katılır ve yüzlerini örtmezler. Bu insanlar eminim dünyanın en konuksever insanlarıdır. Çerkeslerde akraba evliliği yasaktır…”

Yazar Canquest, kitabının son bölümünde şu değerlendirmede bulunur:

“Kafkasyalılar için 1998'de yazılanların, 1798'de yazılanlardan hiçbir fark olmadığını söylemeliyim. Bunlar, bir iki eleştiri dışında genellikle övgü doludur. Bu da gösteriyor ki Kafkasyalılar, 200 yıldan beri kişilik ve karakterlerinden, mizaçlarından pek bir şey kaybetmemişlerdir. 60 yıllık sömürgeci Çarlık yönetimi ve bunun üzerine 70 yıllık baskıcı Sovyet yönetimi altında, yani 130 yıldan fazla yabancı bir yönetim altında yaşamış olduklarını göz önüne alırsak değişimin bu kadar az oluşu ve ulusal özelliklerin bu derece iyi korunabilmiş olması her türlü övgüye layıktır.”

 

YA BUGÜNÜMÜZ, YA GELECEĞİMİZ?

Demek ki Çerkesler, tarihiyle de kültürleriyle de övünmeyi hak ediyor, hem de fazlasıyla!

Evet, tarihimiz mükemmel, kültürümüz bir harika!

Peki, kim diyebilir ki bugünümüz de harika?

Ya yarınımız?

Yarınımızla ilgili kimin cesareti var konuşmaya?

Buyursun konuşsun!

 

"Artık ne başımda kara kalpağım,

Ne belimde gümüş kakmalı kamam!

Rüzgârla yarışan

Atlarımı da öldürdüler!

Ama

Gözlerim hâlâ vadi yeşili,

Saçlarım güneş boyalı,

Ve bedenimin onurla taşıdığı

Mızıka kokulu

Bir dağlı yüreği." …

 

“Kafkasya’nın yiğit evlatları,

Ne çok şeyi anlattınız bize

Ölümü o kadar hafife aldınız ki

Ölüm bile şaşırıyor gidişinize!” …

 

BEN, SEN, O

Evet, bir Çerkes var “kültür derdiyle” yanıp tutuşan.

Birkaç Çerkes var her “ifadesi samimiyet” olan.

Bin Çerkes var samimiyetten uzak kalan.

Yüz bin Çerkes var her daim tribüne oynayan.

Gerisi gerinen, kupkuru övünen!

 

AH KEŞKE!

Ah keşke geçmişten ders alıp geleceğe yürüyebilsek!

Ah keşke tek yürek olabilsek!

Ah keşke övünmeyle yetinmesek!

Ah keşke bugün de övünülecek işler yapabilsek!

Ah keşke!