MENÜ





 

.

.

BİN SÖYLE, BİR KİŞİ İŞİTMESİN
12.11.2009

ADEMEY Semra Gürel

.

.

Bu hafta da okuldan gelir gelmez hemen CC’yi açtım ve ilk iş olarak yazarlarımızın yazılarını okudum. Her zamanki gibi keyifle bilgisayarın başından kalkmak istedim ama ne mümkün?

Sayın DEGUF Fuat Uğur beyin makalesini okuduğum anda içimdeki küllenmiş öfke, yeniden alevlendi. DEGUF Fuat beyin yazdıkları, yıllarca umutla beklediğim televizyonun hiç de hak ettiği çabayı görmediğini çok açık anlatıyordu. Şu anda duyduğum öfkeyi anlatacak kelimeleri bulmam imkansız.  İnsanlarımıza “daha neyi bekliyorsunuz ey Allah'ın adamları“ diye sormak istiyorum. Biz her zamanki gibi toplum olarak körler-sağırlar birbirimizi ağırlıyoruz.  Dünya yanmış kimin umurunda? Allah'a şükür kaybolacak diye korktuğumuz bir dilimiz, bir kültürümüz yok. Niçin bir kaygımız olsun ki? Televizyon bizim neyimize?

Hiç kimsenin değil, asıl bizim gibi dilini kaybetme tehlikesi yaşayan halkların televizyona ihtiyacı var. Yaklaşık bir yıldır Kanada'da yaşıyorum. Bir kaç aydır da dil kursuna gidiyorum. Buradaki herkesin bana söylediği  tek şey “bol bol televizyon izle”. Elbette farkındayım.  Bunu öğrendim ve televizyonun önemini bildiğim içinde Türkiye'de “Televizyonumu İstiyorum” diye bir imza kampanyasında da aktif olarak görev aldım. Sayısız arkadaşımız bu işe emek verdi. Hatta belki de tarihinde ilk defa Türkiye’nin her köşesinden Çerkesler bir amaç için birlikte çalıştı. Binlerce imza da toplandı. O zamanlar televizyonu “anavatandan yayın yapan“ olarak istemiştik. Çünkü o dönemde Türkiye böyle bir talebe izin vermiyordu. Şimdi durum değişti ve halen bizim büyüklerimiz bekliyor. Bakalım daha ne kadar bekleyecekler? Şükür kaybolacak diye korktuğumuz bir dilimiz, bir kültürümüz yok. Niçin ecele etsinler ki? Televizyon bizim neyimize?

Dilin yok olması denince aklıma geldi. Gittiğim okulda dünyanın dört bir yanından gelmiş insanlar var. Kanada göçmen ülkesi ve karşılaştığın neredeyse iki kişiden biri göçmen. Kanada'da eğer çocuk okula başlar ise, öğretmeni velisine şöyle tembih ediyor: Çocuğunuza anadilini öğretin, unutmasın. İngilizce'yi nasıl olsa okulda öğrenecek. Bizim durumumuza ne kadar benziyor değil mi? Bizde de okula başladığın zaman bir daha Çerkesce konuşma diye öğretmeninden dayak yiyordun. Köylerde durum daha da vahimdi. Çerkesce'den başka dil bilmeyen çocuklar bol bol dayak yerdi. Sağolsunlar şimdi dili unutturdular da dayak olayı kalmadı. Yaşadığım şehirde 165 farklı kültürden insanın olduğu söyleniyor ve ana dilinizi unutmayın diyorlar. Çok garip değil mi?

Diğer taraftan bu kadar çok çeşit insanın olduğu yerde insanlar birbirine ilk olarak ‘nereden geldin’ diye soruyor. İşin garibi herkes bir çırpıda kim olduğunu, nereden geldiğini anlatıyor. Afrikalısı, Asyalısı, Avrupalısı fark etmiyor. Hatta Abhazya'dan geldim, diyen bile rahatça anlatıyor ve karşısındaki de anlıyor. (Nur içinde yatsın Vladislav Ardzınba halkına Abhazya'danım deme şansını verdi. Anlayana bu ne büyük bir nimettir.) Nereden geldiğimi bende anlatıyorum ama kim olduğumu anlatamıyorum. Şükür kendimi ifade edecek kadar dil öğrendim ama kim olduğumu anlatmak için elimde malzeme yok, eksik.

Şimdi benim durumum da olanlar aslını nasıl anlatıyor bir bakalım...

- Önce tanışma faslı ve hemen arkasından “nereden deldin” sorusu. (Eğer Türkiye deyip de keser atarsan sorun yok. Aaa Türk'sün Ok. Bitti. Maazallah “yok aslında Türk asıllı değilim“ dersen yandın.)

- Aslında Türk değilim. Benim dedelerimde Türkiye ye göçmen olarak yıllar önce gitmiş. Ben aslında Adige'yim, Çerkes'im.

- Adigey miii? Bilmiyorum. Orası neresi? (Anlatamayacağını ya da karşının anlamayacağını düşünüp bocalıyorsun.)

- Yani Kafkas!

- Özür dilerim ama anlamadım. (Eski SSCB vatandaşları biraz anlıyor ve rahatlıyorsun ama diğerleri anlamaz gözlerle bakıyor.)

- Sorun değil, bak duvarda dünya haritası var. Gel neresi olduğunu göstereyim. (Hemen anavatandan bazı parçaları gösteriyorsun.)

- Aaa anladımmm sen Rus'sun. (Yok yahu ne Rus'u, nereden çıktı şimdi bu?)

Derin derin nefes alıyorsun...
- Tamam sorun değil, bazı milli kıyafetlerimizi, danslarımızı vs. bilgisayardan göstereyim. (Olur a, belki de biri bir şekilde görmüştür, tanıdık çıkar.)

Hemen buluyorsun Nalmes’i...
- İşte bu bizim danslarımız ve milli kıyafetlerimiz.

karşınızdakinin gözleri parlıyor.
- Tamam tamam... Een Georgıan. (Gürcü'sün)

- Evet, yaaa ben Georgian!

Nasılda cuk oturdu.

Yer yok, yurt yok, dil yok, varsa yoksa çok öğündüğümüz danslarımız var, onu da millet Gürcü dansı olarak biliyor.

Bu kadar saçmalıktan sonra, Allah aşkına ne gerek var televizyona?

Kafanı kapıdan uzattığın anda seni bilen yok. Biz çalıp, biz oynuyoruz. Halen Türkiye'de birlikte yaşadığımız diğer halklardan bilmeyenler var. Kanadalı bilmemiş çok mu? Burada Kanadalı bilmezse üzülmem ama ya Avrupalı, -özellikle- SSCB'den kopan ülkelerden gelenlere ne demeli. ‘Bu bizim ayıbımız değil onların cahilliğidir’ diyebilir miyiz? Eğer der isek eloğlu da “kapının önüne çıkın dünya cahilden geçilmiyor‘ diye dalga geçer.

Yok yok... Biz her şeyimizi biz bize yaşarız. İçine kapanmış zavallı bir toplumuz. Nefes almaya korkarız. Durum böyle olunca televizyon bizim neyimize?    

En hassas olduğum konulardan birisidir televizyon olayı. Televizyonumuz olsa ne yaparız diye bile düşünürüz. Peki şimdi ne yapıyoruz? Elli çeşit saçmalığı izliyoruz, birde bizden izlesek ne olurdu?

Oturur akşama kadar hangi saçma sapan ünlü ne yapmış izleriz ve çocuğumuza da izletiriz. Esprileri seviyesiz olduğunda milleti güldürmeyi başarabilen karakterleri izleriz. Ancak bilmeyiz,  bizim tiyatrolarımız nasıl, bizi güldürebilir mi, düşündürebilir mi? Emin olun tek kelime küfür olmadan çoluk çocuk kahkahalar ile izleyebilirsiniz. Ancak nerede o tiyatrolar, nerede izleyeceksiniz? İki-üç senede bir anavatandan tiyatro gelecek de izleyeceksin ya da her kasabada, her şehirde dernekler var ve onlar birbirinden güzel  oyunları sahneliyorlar.  Televizyon bizim neyimize? 

Bana göre son derece geç kalınmış ama ‘zararın neresinden dönersen kardır’ deyip hemen hız vermek lazım.  Hiçbir şey için değil, sadece dilimizi yaşatabilmek için...

.

semra@circassiancanada.com

.

Semra Ademey'in diğer yorumları

.

.

.