PERŞEMBE’NİN GELİŞİ…

Dr. MEŞFEŞ’Ü Necdet Hatam

KAFFED yeni yönetiminin Genel Kurul öncesi yayınlamış olduğu program, eski yönetimi aratacağının kanıtı çelişkiler ve saçmalıklarla dolu. Yani “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli” diyebiliriz hiç duraksamadan. İnanın hiç abartı da olmaz!

Arkadaşların Türkiye’yi kendilerini merkeze koymaları program taslağının en belirgin özelliği diyebiliriz.

İrdeleyelim, italikler programdan:

Önce kendi değerlendirmelerine göre KAFFED’in günümüzdeki durumu:

Kalıcı gelir kaynakları olmaması/yaratılamaması

Ulusal ve uluslararası projelerden yeterince faydalanarak kaynak yaratılmaması

Aidat ödenmesi/toplanması konusunda sisteminin yeterli olmaması ve yöntem çeşitliliğinin azlığı

Yıllık planlama ile gerçekçi ve uygulanabilir gelir-gider bütçesi yapılamaması

Destekçilerin çeşitlenememesi nedeniyle sürekli aynı kişi ve kaynaklara başvurulması

Sponsorluk ve destekçi sözleşmelerinin ve proje tanıtım dosyalarının hazırlanmaması

Genel kurullarda ekonomik ve mali konuların yeterli düzeyde tartışılmaması

Yönetime göre bireysel katkıların değişiklik göstermesi ve desteğin kişiselleştirilmesi”

Durumun çok kolay düzelmeyeceği, durumun düzelmesinin hiçbir yönetim kurulunun kısa çalışma döneminde başarıya ulaşamayacağı, uzun vadeli bir süreç ve çalışma gerektiği, “gerçekçi ve gerçekleştirilebilir“ bir eylem planının uygulamaya konması için gerekli adımların atılacağı da vurgulanmış.

“Tüm bunlar değerlendirildiğinde, KAFFED’in ekonomik ve mali yapısına bağımsız ve sürdürülebilir bir karakter kazandırılması hedefinin, hiçbir yönetim kurulunun kısıtlı yönetim sürelerinde tek başına gerçekleştiremeyeceği kadar kapsamlı ve uzun-vadeli bir süreç ve çalışma gerektirdiği açıktır. Bu bağlamda, KAFFED’in tüm bileşenleri ve paydaşlarıyla beraber konunun uzman ve profesyonellerinin de katılımıyla sürdürülecek bir çalışma takvimi ve planı hazırlanarak gerçekçi ve gerçekleştirilebilir bir eylem planının uygulamaya konması için gerekli adımlar atılacaktır.”

Çok gerçekçi bir değerlendirme değil mi? Ancak bu zavallı durumdaki STK bakın neler, neler yapacakmış. Yazmışlar da yazmışlar… Yazılanlar gerçeklerden çok uzakmış ne gam. İlkel kafa yapısının en önemli özelliklerinden biri değil mi söylenmişi gerçekleşmiş sanmak…

“Örgütlü ve güçlü toplum kuracaklarmış.” Sadece bu değil programın hemen tamamı “Kendisi muhtâc-ı himmet bir dede! Nerede kaldı gayrıya himmet ede?” sözüne örnek cümlelerle bezenmiş.

Peki, örgütlü toplumdan anlatılmak istenen nedir acaba? Çerkeslerin tümünü KAFFED üyesi derneklere üye etmek mi? Ya da Çerkeslerin kendi meslek örgütlerinin, kendi işçi sendikalarının, kendi işveren sendikalarının kurulmasını sağlamak mı? Ya da Çerkesleri, var olan örgütlere üye olmaya zorlamak mı? Dahası toplum örgütlü ve güçlü olduğunda hangi Çerkes sorunu çözülmüş olacak sizce? Örgütlü ve güçlü toplumun neyi hedefleyeceği belirtilmiş mi?  Toplum neden örgütlü ve güçlü olmalıdır sorusu akla gelmiyor mu? Yoksa arkadaşların bu ağdalı lafları hedeflerinin  ne olduğunu saklama yöntemi mi?..

Daha başka ne yapacakmış yeni seçilen arkadaşlarımız:

“…Kuzey Kafkasya halklarının ve diasporasının kültürel, siyasi ve tarihi haklarına dair doğru, kabul edilebilir ve gerçekçi bir siyasal söylem ve eylem vizyonu koyup uygulayacaklarmış”

Yani aidat bile toplayamayan zavallı bir STK, devletlerini kurabilmiş ama siyasi ve tarihi hakları konusunda vizyon oluşturamamış Kuzey Kafkasya Halklarına abilik yapacakmış. Peki; devletler kuran, anadillerini koruyup geliştiren, romanlar, şiirler üreten, söylenceleri derleyip yayımlayan, bayrağı dalgalandıran anavatan kesiminin vizyonsuz olduğunu düşünmek, söylemek, onlar için de vizyon oluşturup uygulayabileceğine inanmak kendini bilmezlik değildir de nedir? 

Ayrıca bu arkadaşlarımız sadece bizim konularda değil genelde de dünya gerçeklerinden o kadar uzak olmalılar ki Sivil Toplum Kuruluşu ile devlet yapılarına yol yöntem çizmeye kalkıyorlar.

Başka?:

  • Bir türlü açıklamadıkları “siyasi perspektiflerini” demokrasi ve temel haklar üzerine inşa edeceklermiş.
  • Türkiye’de ve anavatanda, gerekse uluslararası arenada kamusal alanda ve (buraya dikkat) iktidarlar üzerinde de etki yaratma potansiyellerini arttıracaklarmış.
  • Açıklamadıkları misyona uyumlu olarak anavatanda da temel hak mücadelesini öncelikli odak yapacaklarmış.
  • Kazanımlardan habersiz “Çerkes soykırım ve sürgünü” konusunda hak mücadelesi vereceklermiş.
  • Dönüş konusundaki kazanımları bilmeyecek, öğrenme gereği de duymayacak ancak dönüş hakkı için mücadele edeceklermiş.

Daha ince bir elekle elendiğinde daha birçok saçmalık bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Hem bu saçmalıkları görmeniz hem de tarihe not düşmek adına metnin tamamını da yayınlıyoruz. Değinilen kadarı bile arkadaşlarımızın ne kadar zavallı olduklarına bakmaksızın kendilerini nasıl merkeze koydukları ve kendi durumları düşleri arasında uçurumlar olduğunu ortaya koymuş olsa da dönüş konusuna özel bir yer ayırmadan geçemeyeceğim:

İlk söylenebilecek olan şey; KAFFED sitesinde RF vatandaşlık yasasındaki son değişiklikle çifte vatandaşlık hakkı tanındığı bilgisi verilmiş olmasına, RF’nun Çerkesleri ülkedaş saydığının kanıtı ülkedaşların dönüş programı Adığey’de uygulamada olmasına karşın, Genel Kurul’da, çifte vatandaşlık hakkı için mücadele edileceğinin ve RF’nun Çerkesleri bir Bolivyalı gibi saymaması gerektiğinin dile getirilmesi dönüşe ilişkin çalışmaları ve kazanımları hiç bilmedikleridir.

Şu bölüm de hiç bilmedikleri konudaki görüşleri:

3.3. DÖNÜŞ

“Diasporik kimliğin başat özelliklerinden biri anavatana dönüştür.”

Doğruya yakın diyebiliriz. Dönüşü düşünmeyen topluluklar, saygın bilim insanlarına göre diaspora bile sayılmıyorlar. Bu bilim insanlarının görüşlerinden mülhem ben de dönüşü düşünmeyenleri “diasporamsı” diye adlandırıyorum.

“60 ve 70’li yılların siyasal ikliminde ortaya çıkan devrimci (o zamanki eleştirel bakış açısıyla kalışçı) ve dönüşçü hareketler o zamanki örgütlenme süreçlerinin belirleyicileri olmuş, çeşitli aşamalardan geçerek KAFFED adını alan federasyonumuzun siyasal süreçlerine ve söylemlerinin gelişimine damgasını vurmuştur. Devrimci olanlar Türkiye’de kalarak örgütlü mücadele vermenin doğru olduğunu, dönüşçüler ise kurtuluşun anavatanda olduğunu ve anavatana dönülmesi gerektiğini savunmuşlardır. Dolayısıyla, dönüş düşüncesi örgütlenme tarihimizin önemli bileşenlerinden biri olagelmiştir.”

Yine doğruya yakın eksik bilgi. Bir kez dönüş düşüncesi sürgünün 60-70’li yıllarda değil sürgünün ilk günlerinden beri vardır. Daha ilk yıllarda dönüş dilekleri Çar tarafından kabul edilmemiş, yola çıkanlar Osmanlı kolluk güçlerince dağıtılmış dönüşleri engellenmiştir.

1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ile aynı gün kurulan Çerkes İttihad ve Teavün Cemiyeti’nin ana çalışma konusu “soykırım ve sürgün” değil dönüştür. Bu kadrodan Tıme Seyin, dönüş düşüncesini şöyle kristalize etmiştir:

Узыщыщм кIуи хэхьажь
Уилъэпкъымэ афэлажь
Уымылажьэу сыд бгъуэтын
Чылэ пчъIуым уыIуытын.

Dön kendinden olana karış
Halkların için çalış
Çalışmazsan ne bulursun
El kapısında durursun.

1930’larda Suriye’de ana dilde eğitim veren okul açanlar, her sabah, başlarında kalpakları yüzleri anavatana dönük öğrencilerine, besteledikleri anavatan konulu marşı söyletmişlerdir.

1950’lerde Ürdün ve Suriye’de dönüş konulu ağıtlar yakılmış, dönüş konulu piyesler sahnelenmiştir.

60’lı 70’li yıllar dönüşün yeniden ivme kazandığı yıllardır. Ayrıca o yıllarda savunduğu devrimi bugün de savunan bir tek kalışçı kalmadığının ve dönüşçüler dışında hiç kimsenin gelecek kurgusunu açıklamadığının altı çizilmeliydi.

“Uluslararası hukuk açısından da anavatana geri dönüş hakkı, herkesin vatandaşı veya kökeninin ait olduğu topraklara gönüllü dönüşü veya yeniden girmesini garanti altına alan temel bir prensiptir. Dolayısıyla, Kuzey Kafkasya diasporası için anavatana geri dönüş hakkı hem günümüzde hak temelli siyasallaşma sürecinde talep edilen önemli haklardan birisi olma özelliğini sürdürürken, aynı zamanda uluslararası hukuktan da kaynaklı olarak güvenceye alınması için çalışma yürütülmesi gereken önemli bir hak mücadelesi alanıdır.”

Dönüş hakkının olmadığı bir dönemde söylenebilecek sözler ve yapılacak mücadele! Bu kadarı bile arkadaşlarımızın dönüş konusunun sadece cahili değil aynı zamanda dönüş konusunda samimi olmadıklarının da kanıtıdır.

“Ne var ki, günümüzde dönüş hakkı konusunun bir kısır döngü içerisinde oldukça dar bir alana hapsolduğu görülmektedir.”

Neden kısır döngü imiş? Dönüşü düşünmeyenlerin kendilerini haklı sanmaları için ürettiği laflardan biri olmasın. Dönüşler olmuş ise devam ediyorsa, anavatanda doğan çocuklar anavatanda anne baba oluyorsa, anavatanda doğan çocuklar yaşamın her alanında saygın yerler ediniyorsa “kısır döngü” arkadaşlarımızın kafasındakinin dışa vurumu değil mi?

Oysa büyük düşünür Konfüçyüs 3000 yıl önce böyle düşünenleri yanıtlamış ben de defalarca paylaşmıştım. Ancak yönetimine soyundukları KAFFED sitesindeki yazıları okumayanlar, büyük olasılıkla benim yazılarımı da okumamışlardır.

“Benzer bir şekilde, dönüş gibi çok boyutlu ve karmaşık bir konuya dair somut ve gerçekçi politikalar üretebilmenin bir sihirli formülü olmadığı da geldiğimiz noktada oldukça açıktır.”
Daha somutu üretebilmek için somutu biliyor ve uyguluyor olmanız gerekmez mi acaba?

“Buradan hareketle, anavatana dönüş hakkının hem kendi tarihselliği hem de güncel gerçekliği içinde ele alınabileceği, farklı görüş ve yaklaşımların rasyonel ve eşitler-arası bir zeminde tartışılabileceği, entelektüel ve akademik üretimlerin toplumla buluşturulabileceği alanlar açmanın çabası içinde olacağız.”
Bizce ele almanız gereken Dönüş Hakkı değil en kısa sürede en çok sayıda insanın dönüşünün ve dönüş yapamayacakların Dönüş Programı’na mutlaka katkılarının sağlanmasıdır.

Ve bir öneri:

Anımsayanlar olacaktır, program taslağını anavatandan da imzalayanların adlarını paylaşan Sayın Cahit Ulus’a taslağın çevirisini yapıp aynı kişilere imzalatmasını önermiştim. Şimdi de KAFFED yönetimine bu aklı dolu (!) program taslağını, tüm Kuzey Kafkasya Halklarının anlayacağı Rusçaya çevirmeleri ve kendilerinin arayıp okumasını beklemeden devlet ve parlamento başkanlarına sivil toplum kuruluşlarına iletmelerini öneriyorum.

Daraldıkları her konuda KAFFED yeni yönetiminin yardım elini (!) uzatacağı bilgisi, Anavatan bekçisi kardeşlerimiz ve yöneticilerimizi çok mutlu edecektir. Bu mutluluğu kardeşlerimizden esirgemeyelim lütfen.