{"id":8952,"date":"2019-03-11T21:22:25","date_gmt":"2019-03-11T21:22:25","guid":{"rendered":"http:\/\/circassiancenter.com\/tr\/?p=8952"},"modified":"2019-03-11T21:26:14","modified_gmt":"2019-03-11T21:26:14","slug":"dil-felsefesi","status":"publish","type":"post","link":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/dil-felsefesi\/","title":{"rendered":"D\u0130L FELSEFES\u0130"},"content":{"rendered":"<p><img fetchpriority=\"high\" decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/z-2013-Images-2\/764.JPG\" alt=\"\" width=\"417\" height=\"305\" \/><\/p>\n<p><span style=\"font-size: small;\"><span lang=\"tr\">Haz\u0131rlayan: <b> Mehmet Ali Ceylan<\/b><\/span><\/span><\/p>\n<p>Dil Felsefesi&#8217;nin \u00f6zellikle 20. y\u00fczy\u0131l\u0131n ba\u015f\u0131ndan ba\u015flayarak felsefenin temel ilgi alan\u0131 oldu\u011funu g\u00f6r\u00fcyoruz. Site ve forumda dil felsefesinin g\u00fcndeme getirdi\u011fi soru ve yan\u0131tlar \u00fczerine bir \u00e7ok yaz\u0131 yer ald\u0131, ayr\u0131ca anlama \u00e7abam\u0131z do\u011frultusunda s\u00f6yle\u015ftik.<br \/>\nFelsefe Alanlar\u0131 konusunda \u201cdil felsefesi\u201dnin ilgilendi\u011fi alt alanlara de\u011finildi. \u00d6zetle, dil felsefesi ; de\u011fi\u015fik s\u00f6yleme olanaklar\u0131n\u0131 \u00e7\u00f6z\u00fcmleyen, anlam\u0131 anlamland\u0131rmaya \u00e7al\u0131\u015fan, anlam\u0131n nas\u0131l olu\u015ftu\u011funu, dilde nas\u0131l dola\u015ft\u0131\u011f\u0131n\u0131, nas\u0131l iletildi\u011fini ara\u015ft\u0131ran, dil ger\u00e7eklik ili\u015fkisini a\u00e7\u0131klayan, dil-ileti\u015fim ili\u015fkisini betimleyen, dil g\u00f6r\u00fcng\u00fcs\u00fcn\u00fcn kavranmas\u0131nda belirleyici boyutlar\u0131 ele alan bir disiplin.<\/p>\n<p>Kendini bilmek ile \u201cdil\u201di bilmek aras\u0131nda \u00e7ok yak\u0131n bir ili\u015fki ve \u00f6rt\u00fc\u015fme oldu\u011funu d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcyorum.<\/p>\n<p>\u201cDil\u201d konusundaki felsefece d\u00fc\u015f\u00fcnme i\u00e7in bir giri\u015f alan\u0131 olu\u015fturmaktan ba\u015fka iddias\u0131 olmayan (ve tabi bu konuya ya\u015fam\u0131n\u0131 adam\u0131\u015f d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcrlerin g\u00f6r\u00fc\u015flerinden olu\u015facak) bir al\u0131nt\u0131lar demeti sunulmaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131lacak burada.<\/p>\n<p>\u0130lk a\u015famada yararlanaca\u011f\u0131m kaynaklar:<\/p>\n<p>1) Felsefe S\u00f6zl\u00fc\u011f\u00fc, Bilim ve Sanat Yay\u0131nlar\u0131<br \/>\n2) Dil Felsefesi, Waltraud Bumann (G\u00fcn\u00fcm\u00fczdeki Felsefe Disiplinleri- \u00c7eviri: Do\u011fan \u00d6zlem.) Ara Yay\u0131nc\u0131l\u0131k-1990<\/p>\n<p>Dil felsefesi ilk bak\u0131\u015fta XX. y\u00fczy\u0131lda ortaya \u00e7\u0131km\u0131\u015f olduk\u00e7a yeni bir felsefe dal\u0131ym\u0131\u015f gibi g\u00f6r\u00fcnmekle birlikte, hen\u00fcz felsefe dallar\u0131 aras\u0131nda bug\u00fcnk\u00fc anlamda bir b\u00f6l\u00fcnmenin s\u00f6z konusu olmad\u0131\u011f\u0131 Platon ile Aristoteles&#8217;e dek uzanan &#8220;geleneksel felsefe&#8221;nin hemen b\u00fct\u00fcn filozoflar\u0131, dili felsefi ara\u015ft\u0131rman\u0131n es ge\u00e7ilemez, de\u011fme bir konusu olarak g\u00f6rm\u00fc\u015flerdir.<\/p>\n<p>Nitekim dil \u00fcst\u00fcne d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fc\u015f\u00fcn tarihi ba\u015fta mant\u0131k tarihi olmak \u00fczere bir b\u00fct\u00fcn olarak felsefe tarihinden ayr\u0131lamaz. Bu temel ger\u00e7e\u011fin en \u00f6nemli kan\u0131t\u0131, geleneksel felsefe yapma tarz\u0131nda bilgi, do\u011fruluk, anlam, us gibi en \u00f6nemli felsefe kategorileri \u00fczerine d\u00fc\u015f\u00fcnmek ile bu kategorileri dil yoluyla ifade etmek aras\u0131nda bir ayr\u0131ma gidilmemi\u015f olmas\u0131d\u0131r.<\/p>\n<p>Bu y\u00fczden g\u00fcn\u00fcm\u00fczde \u00e7o\u011funluk dil felsefesi ba\u015fl\u0131\u011f\u0131 alt\u0131nda yan\u0131t aranan sorular\u0131n \u00f6nemli bir b\u00f6l\u00fcm\u00fc ge\u00e7mi\u015fte metafizik, bilgikuram\u0131, varl\u0131kbilgisi gibi temel felsefe dallar\u0131 alt\u0131nda ele al\u0131nm\u0131\u015flard\u0131r. Bundan da anla\u015f\u0131laca\u011f\u0131 \u00fczere, felsefe tarihinde dil ile zihin ya da d\u00fcnya ile dil aras\u0131ndaki ili\u015fkinin do\u011fas\u0131na dair ortaya bir \u00f6\u011freti koymam\u0131\u015f felsefe okulu ya da f\u0131lozof yok gibidir. Bu tarihsel ger\u00e7e\u011fe kar\u015f\u0131n, g\u00fcn\u00fcm\u00fczdeki anlam\u0131yla ba\u011f\u0131ms\u0131z bir ara\u015ft\u0131rma alan\u0131 olarak dil felsefesinin temellerinin Hamann, Herder ve von Humboldt taraf\u0131ndan XIX. y\u00fczy\u0131l\u0131n ilk yar\u0131s\u0131nda at\u0131ld\u0131\u011f\u0131 dil felsefecileri aras\u0131nda genellikle kabul edilen bir g\u00f6r\u00fc\u015ft\u00fcr.<\/p>\n<p>Ancak dil felsefesinin \u00f6zerk bir felsefe dal\u0131 olarak ba\u011f\u0131ms\u0131zl\u0131\u011f\u0131n\u0131 kazanmas\u0131 bir yana \u00f6teki felsefe dallar\u0131 i\u00e7in de belirleyici bir konuma y\u00fckselmesi, \u00f6zellikle Wittgenstein&#8217;\u0131n &#8220;\u00f6nceki d\u00f6nem&#8221; ile &#8220;sonraki d\u00f6nem&#8221; felsefelerinde sergilenen d\u0131lsel d\u00f6neme\u00e7 a\u015famas\u0131yla ger\u00e7ekle\u015fmi\u015ftir.<\/p>\n<p><strong>D\u0130L FELSEFES\u0130<br \/>\n<\/strong>(ing.philosopby of language; Fr. Philosopbie du langage; Alm. Sprachpbilosophie)<\/p>\n<p>Dil felsefesi en genel anlamda, bir b\u00fct\u00fcn olarak dilin k\u00f6kenini, yap\u0131s\u0131n\u0131, \u00f6z\u00fcn\u00fc ve do\u011fas\u0131n\u0131, kapsam\u0131n\u0131 ve i\u00e7eri\u011fini inceleyen; farkl\u0131 diller aras\u0131ndaki k\u00f6ken ve yap\u0131 bak\u0131m\u0131ndan ortak \u00f6zellikleri ara\u015ft\u0131ran; bilim dili, \u015fiir dili, matematik dili,bilgisayar dili, beden dili diye adland\u0131r\u0131lan de\u011fi\u015fik s\u00f6yleme olanaklar\u0131n\u0131 \u00e7\u00f6z\u00fcmleyen; anlam\u0131n, anlaml\u0131 ifade ile anlams\u0131z ifadeyi birbirinden ay\u0131ran\u0131n neler oldu\u011funu ortaya koyan; dildeki anlam\u0131n nas\u0131l olu\u015fturdu\u011funu, anlamlar\u0131n dilde nas\u0131l dola\u015ft\u0131\u011f\u0131n\u0131, nas\u0131l iletildiklerini, nas\u0131l anla\u015f\u0131ld\u0131klar\u0131n\u0131 betimleyen; kavramlar ile kavramsalla\u015ft\u0131rmalar, s\u00f6zc\u00fckler ile nesneler, t\u00fcmceler ile olgu ya da olgu ba\u011flamlar\u0131 aras\u0131ndaki ili\u015fkiye odaklanarak dil ile ger\u00e7eklik aras\u0131ndaki ili\u015fkinin nas\u0131l kuruldu\u011funu a\u00e7\u0131klayan; dil yoluyla ileti\u015fimin nas\u0131l ve hangi ko\u015fullar alt\u0131nda olanakl\u0131 oldu\u011funu \u00f6zellikle dilin simgeselli\u011fine yo\u011funla\u015farak betimleyen; dilin s\u00f6zdizimi, pragmatik (edim bilim\/kullan\u0131m bilim), anabilim, g\u00f6stergebilim, retorik gibi dil g\u00f6r\u00fcng\u00fcs\u00fcn\u00fcn kavranmas\u0131nda belirleyici konumda bulunan boyutlar\u0131n\u0131 ara\u015ft\u0131ran; dilin insan ya\u015fam\u0131ndaki yerini ve \u00f6nemini, ba\u015fta genel felsefe anlay\u0131\u015f\u0131m\u0131za ili\u015fkin anlamlar\u0131 olmak \u00fczere, b\u00fct\u00fcn y\u00f6nleriyle sistemli bir bi\u00e7imde ele alan felsefe dal\u0131d\u0131r. (G\u00fc\u00e7l\u00fc ve Di\u011ferleri, 2002, s: 385-386)<\/p>\n<p>Dilin g\u00fcc\u00fc etkisi k\u00fclt\u00fcr varl\u0131\u011f\u0131n\u0131n her yan\u0131nda kendini duyurur: Toplum, din, edebiyat tarih, bilim, e\u011fitim gibi k\u00fclt\u00fcr\u00fcn her y\u00f6resi en i\u00e7 \u00f6\u011felerine dek zorunlukla dili damgas\u0131n\u0131 ta\u015f\u0131r. Y\u00f6n\u00fc, amac\u0131, kapsam\u0131, ba\u015far\u0131s\u0131 ne olursa olsun, insan\u0131n y\u00fcr\u00fcd\u00fc\u011f\u00fc g\u00f6r\u00fcn\u00fcr g\u00f6r\u00fcnmez t\u00fcm yollar dilden ge\u00e7er. \u00c7epe\u00e7evre insan varolu\u015funun ana ko\u015fuludur dil. \u0130nsan konu\u015fan bir varl\u0131k oldu\u011fu i\u00e7in dil, her \u00e7a\u011fda g\u00fcncel bir konu olmu\u015ftur. ( Uygur, 2001 s:9)<\/p>\n<p>Dil felsefesi ilk bak\u0131\u015fta XX. y\u00fczy\u0131lda ortaya \u00e7\u0131km\u0131\u015f olduk\u00e7a yeni bir felsefe dal\u0131ym\u0131\u015f gibi g\u00f6r\u00fcnmekle birlikte, hen\u00fcz felsefe dallar\u0131 aras\u0131nda bug\u00fcnk\u00fc anlamda bir b\u00f6l\u00fcnmenin s\u00f6z konusu olmad\u0131\u011f\u0131 Platon ile Aristotales\u2019e dek uzanan \u201cgeleneksel felsefe\u201dnin hemen b\u00fct\u00fcn filozoflar\u0131, dili felsefi ara\u015ft\u0131rman\u0131n es ge\u00e7ilmez, de\u011fme bir konu olarak g\u00f6rm\u00fc\u015flerdir. Nitekim dil \u00fcst\u00fcne d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fc\u015f\u00fcn tarihi ba\u015fta mant\u0131k olmak \u00fczere bir b\u00fct\u00fcn olarak felsefe tarihinden ayr\u0131lamaz. Bu temel ger\u00e7e\u011fin en \u00f6nemli kan\u0131t\u0131, geleneksel felsefe yapma tarz\u0131nda bilgi, do\u011fruluk, anlam, us gibi en \u00f6nemli felsefe kategorileri \u00fczerine d\u00fc\u015f\u00fcnmek ile bu kategorileri dil yoluyla ifade etmek aras\u0131nda bir ayr\u0131ma gidilmemi\u015f olmas\u0131d\u0131r. Bu y\u00fczden g\u00fcn\u00fcm\u00fczde \u00e7o\u011funlukla dil felsefesi ba\u015fl\u0131\u011f\u0131 alt\u0131nda yan\u0131t aranan sorunlar\u0131n \u00f6nemli bir b\u00f6l\u00fcm\u00fc ge\u00e7mi\u015fte metafizik, bilgi kuram\u0131, varl\u0131k bilgisi gibi temel felsefe dallar\u0131 alt\u0131nda ele al\u0131nm\u0131\u015flard\u0131r. Bundan da anla\u015f\u0131laca\u011f\u0131 \u00fczere, felsefe tarihinde dil ile zihin ya da dil ile d\u00fcnya aras\u0131ndaki ili\u015fkinin do\u011fas\u0131na dair ortaya bir \u00f6\u011freti koymam\u0131\u015f felsefe okulu ya da filozof yok gibidir. Bu tarihsel ger\u00e7e\u011fe kar\u015f\u0131n g\u00fcn\u00fcm\u00fczdeki anlam\u0131yla ba\u011f\u0131ms\u0131z bir ara\u015ft\u0131rma alan\u0131 olarak dil felsefesinin temellerinin Hamann, Herde ve Von Humboldt taraf\u0131ndan XIX. y\u00fczy\u0131l\u0131n ilk yar\u0131s\u0131nda at\u0131ld\u0131\u011f\u0131 dil felsefecileri aras\u0131nda genellikle kabul edilen bir g\u00f6r\u00fc\u015ft\u00fcr. Ancak dil felsefesinin \u00f6zerk bir felsefe dal\u0131 olarak ba\u011f\u0131ms\u0131zl\u0131\u011f\u0131n\u0131 kazanmas\u0131 bir yana \u00f6teki felsefe dallar\u0131 i\u00e7inde belirleyici bir konuma y\u00fckselmesi, \u00f6zellikle Wittgenstein\u2019in \u00f6nceki d\u00f6nem ile sonraki d\u00f6nem felsefelerinde sergilenen dilsel d\u00f6neme\u00e7 a\u015famas\u0131yla ger\u00e7ekle\u015fmi\u015ftir. (G\u00fc\u00e7l\u00fc ve Di\u011ferleri, 2002, s: 386-387)<\/p>\n<p>\u00c7a\u011fda\u015f dil felsefesinin belki de \u00fczerinde en \u00e7ok durdu\u011fu konu, anlam g\u00f6r\u00fcng\u00fcs\u00fcn\u00fc b\u00fct\u00fcn y\u00f6nleriyle a\u00e7\u0131klayacak genel bir kuram\u0131n olu\u015fturulmas\u0131, en az\u0131ndan kendi i\u00e7inde tutarl\u0131 bir anlam \u00e7\u00f6z\u00fcmlemesine varma aray\u0131\u015f\u0131d\u0131r. Bu aray\u0131\u015f do\u011frultusunda felsefecilerin en genel anlamda \u00fc\u00e7 ayr\u0131 tutum sergiledikleri s\u00f6ylenebilir. Bunlardan ilki dildeki tek tek b\u00fct\u00fcn anlam birimlerinin d\u00fcnyadaki \u015feylere kar\u015f\u0131l\u0131k geldi\u011fini dildeki her s\u00f6zc\u00fc\u011f\u00fcn bir \u015feye her t\u00fcmceninse bir belli bir olgu ba\u011flam\u0131na g\u00f6nderme yapt\u0131\u011f\u0131n\u0131 savunan g\u00f6ndergeci anlam g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fcd\u00fcr. Wittgenstein\u2019in Tractatus Logico-Philosophicus adl\u0131 ba\u015fyap\u0131t\u0131nda ortaya koydu\u011fu resim kuram\u0131n\u0131n doruk noktas\u0131n\u0131 olu\u015fturdu\u011fu bu g\u00f6r\u00fc\u015f do\u011frultusunda d\u00fc\u015f\u00fcnmeyi s\u00fcrd\u00fcrm\u00fc\u015f felsefeciler aras\u0131nda B. Russell, R. Carnap, W Quine ile \u00f6\u011frencisi D. Davidson\u2019un adlar\u0131 \u00f6ne \u00e7\u0131kmaktad\u0131r. S\u00f6z konusu d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcrler kimileyin olgucu felsefenin ge\u00e7erlili\u011fini kesinleme kayg\u0131s\u0131yla, Wittgenstein\u2019in anlam i\u00e7in s\u00f6ylediklerinden \u00e7ok \u00f6nemli noktalarda ayr\u0131lan bir d\u00fc\u015f\u00fcnce \u00e7izgisi izlemi\u015flerdir. Bu d\u00fc\u015f\u00fcnce \u00e7izgisinin en ay\u0131rt edici \u00f6zelli\u011fi, olguculu\u011funda temel sorunu bir \u00f6nermeyi anlaml\u0131 k\u0131lan \u00f6nermenin ilkece do\u011frulanabilir olmas\u0131 oldu\u011funu savlayarak anlam sorununun ger\u00e7ekte bir do\u011fruluk sorunu oldu\u011fu sonucuna varm\u0131\u015flard\u0131r. Var\u0131lan sonucun en \u00f6nemli i\u00e7erimi analitik ile sentetik \u00f6nermeler bir yanda, normatif de\u011fer bi\u00e7ici \u00f6b\u00fcr yanda olmak \u00fczere olgucu felsefenin \u00e7\u0131k\u0131\u015f noktalar\u0131ndan birini olu\u015fturan olgu \u00f6nermeleri ile de\u011fer yarg\u0131s\u0131 bildiren \u00f6nermeler aras\u0131ndaki ayr\u0131m\u0131 sa\u011flama alm\u0131\u015f olmas\u0131d\u0131r. (G\u00fc\u00e7l\u00fc ve Di\u011ferleri, 2002, s: 387)<\/p>\n<p>Wittgenstein\u2019in TLP (Tractatus Logico-Philosophicus) ye g\u00f6re dil, olgular\u0131n ve b\u00fct\u00fcn olarak da ger\u00e7ekli\u011fin resmidir \u201c anlam\u201d bu resmin kendisi, \u201c g\u00f6sterim\u201d ad\u0131n g\u00f6sterdi\u011fi \u015feydir. Dil, olgular\u0131n mant\u0131ksal bi\u00e7imini yans\u0131t\u0131r. Buna g\u00f6re olgular, mant\u0131ksal bi\u00e7ime sahiptir. Bu d\u00fc\u015f\u00fcnceler, Wittgenstein\u2019in ikinci d\u00f6neminde tamamen terletti\u011fi d\u00fc\u015f\u00fcnceler aras\u0131nda ba\u015fl\u0131ca olanlar\u0131d\u0131r.<\/p>\n<p>Wittgenstein yeniden felsefeye y\u00f6neldi\u011finde TLP2 deki bir yanl\u0131\u015f\u0131 ele alarak i\u015fe koyulur: ad ilenesne aras\u0131ndaki kar\u015f\u0131l\u0131kl\u0131 o PU ( Felsefe ara\u015ft\u0131rmalar\u0131)\u2019 da (Wittgenstein\u2019in ikinci d\u00f6nem eseri) ad\u0131n ta\u015f\u0131y\u0131c\u0131 ile ad\u0131n g\u00f6sterimi aras\u0131nda kesin bir ayr\u0131m yapar. Ad\u0131n ger\u00e7eklikte kar\u015f\u0131l\u0131\u011f\u0131 oldu\u011fu \u015fey -ki\u015fi veya nesne- ad\u0131n ta\u015f\u0131y\u0131c\u0131s\u0131d\u0131r. G\u00f6sterimi de\u011fil. Ad\u0131n ta\u015f\u0131y\u0131c\u0131s\u0131 yok olabilir ama ad g\u00f6sterimini yitirmez. Aksini d\u00fc\u015f\u00fcnmeyi Wittgenstein ruh hastal\u0131\u011f\u0131 olarak g\u00f6r\u00fcr: \u201c \u00f6yle bir ruh hastal\u0131\u011f\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclebilir ki hastal\u0131\u011fa yakalanan biri, adlar\u0131 yanl\u0131zca onlar\u0131n ta\u015f\u0131y\u0131c\u0131s\u0131 ortada oldu\u011funda kullan\u0131labilir ve anlayabilir olsun\u201d. ( Soykan, 1995)<br \/>\nG\u00f6ndergeci anlam g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fc \u00f6z\u00fcnde \u201cOlan\u0131n oldu\u011funu olmayan\u0131n olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 s\u00f6ylemek do\u011fru; olan\u0131n olmad\u0131\u011f\u0131n\u0131 olmayan\u0131n oldu\u011funu s\u00f6ylemekse yanl\u0131\u015ft\u0131r\u201d s\u00f6z\u00fcyle ilk kez Aristotales taraf\u0131ndan dile getirilen uygunluk kuram\u0131 diye biline gelen do\u011fruluk kuram\u0131n\u0131n anlam g\u00f6r\u00fcng\u00fcs\u00fcne bir uyarlamas\u0131d\u0131r. \u0130kinci anlam kuram\u0131, anlamlar\u0131n insanlar\u0131n zihinlerindeki tasar\u0131mlardan imgelerden ya da bir tak\u0131m ba\u015fka ruhbilimsel g\u00f6r\u00fcng\u00fclerden olu\u015ftu\u011funu \u00f6ne s\u00fcren tasar\u0131mc\u0131 zihinselci anlam g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fcd\u00fcr. Bu g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fcn en \u00e7ok dile getirildi\u011fi ak\u0131mlar\u0131n ba\u015f\u0131nda genel \u00e7er\u00e7evesi Locke taraf\u0131ndan \u00e7izilen \u0130ngiliz deneycili\u011fi gelmektedir. Deneycili\u011fin \u00f6z\u00fcnde bir anlam kuram\u0131 sunma \u00e7abas\u0131ndan daha \u00e7ok b\u00fct\u00fcn her \u015feyi a\u00e7\u0131klama sav\u0131nda olan metafizik bir dizge olmas\u0131 nedeniyle bu dizgide do\u011fal yolla t\u00fcretilen anlam a\u00e7\u0131klamas\u0131n\u0131n deneyim olgusunun do\u011fas\u0131n\u0131 kavrama amac\u0131yla temellendirildi\u011fi g\u00f6r\u00fclmektedir. Bu durumun en temel kan\u0131t\u0131, gerek Locke\u2019 un gerekse Hume\u2019un idealar ile izlenimler aras\u0131nda yapt\u0131klar\u0131 ayr\u0131ma bak\u0131larak g\u00f6r\u00fclebilir. \u00dc\u00e7\u00fcnc\u00fc anlam kuram\u0131ysa, \u00f6zellikle Wittgenstein\u2019 in sonraki d\u00f6nemini yans\u0131tan Felsefece soru\u015fturmalarda ortaya konan kimileyin oyun kuram\u0131 ad\u0131yla da an\u0131lan kullan\u0131mc\u0131 anlam \u00f6\u011fretisidir.<\/p>\n<p>Bu \u00f6\u011fretinin savundu\u011fu temel d\u00fc\u015f\u00fcnceler, dilsel d\u00f6neme\u00e7ten ge\u00e7erek dil \u00fcst\u00fcne d\u00fc\u015f\u00fcnmeyi s\u00fcrd\u00fcren J.L. Austin, P.F. Strawson, J. Seatle, G. Ryle gibi Wittgenstein\u2019in izinden y\u00fcr\u00fcyen dil felsefecilerinin \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131yla olduk\u00e7a verimli bir bi\u00e7imde i\u015flenmi\u015ftir. Anlam \u00f6\u011fretileri aras\u0131nda g\u00fcn\u00fcm\u00fczde ge\u00e7erlili\u011fi en \u00e7ok tan\u0131nan bu anlay\u0131\u015fa g\u00f6re, anlam g\u00f6r\u00fcng\u00fcs\u00fc belli bir dil toplulu\u011fu i\u00e7inde belli bir ya\u015fam bi\u00e7imi \u00e7er\u00e7evesinde toplumsal uzla\u015f\u0131 yoluyla belirlenmi\u015f birtak\u0131m kurallar uyar\u0131nca oynanan bir dil oyunu olarak temellendirilmektedir. Bu anlamda bir \u015feyin anlam\u0131n\u0131 \u00f6\u011frenmek demek o \u015feyin belli bir ba\u011flamda nas\u0131l kullan\u0131ld\u0131\u011f\u0131n\u0131 \u00f6\u011frenmek, yani o \u015feyi uygun bi\u00e7imde kullanabiliyor olmak demektir. Wittgenstein\u2019in sonraki d\u00f6nem felsefesinde ger\u00e7ekle\u015ftirildi\u011fi anlam sorununu kullan\u0131m i\u00e7erisinde \u00e7\u00f6z\u00fc\u015ft\u00fcrmesi, dil felsefesinde \u00f6nemli bir k\u0131r\u0131lma a\u015famas\u0131na kar\u015f\u0131l\u0131k gelmektedir. Anlam sorununa yakla\u015f\u0131m yordam\u0131nda ba\u015f g\u00f6steren bu k\u0131r\u0131lmayla birlikte dil felsefesi \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131nda \u00f6teden beri egemen bir konumda bulunan anlam sorununa y\u00f6nelik yerle\u015fik soru\u015fturma kal\u0131plar\u0131 eski yerlerini ve de\u011ferlerini yitirmi\u015f; b\u00f6ylelikle de dil felsefesi i\u00e7in yeni bir soru\u015fturma ufku a\u00e7\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r. Anlam sorunlar\u0131 yerine daha \u00e7ok dilsel kullan\u0131m sorunlar\u0131n\u0131n ele al\u0131nd\u0131\u011f\u0131 bu soru\u015fturma \u00e7er\u00e7evesinin en \u00f6nemli kavram\u0131 s\u00f6ylemek ile eylemek aras\u0131nda geleneksel olarak yap\u0131lan ayr\u0131m\u0131 \u00e7\u00f6z\u00fc\u015ft\u00fcrmeyi ama\u00e7layan, asl\u0131nda bu iki edimin bir ve ayn\u0131 \u015fey oldu\u011funu g\u00f6sterme d\u00fc\u015f\u00fcncesi \u00fcst\u00fcne bina edilmi\u015f s\u00f6z edimleridir. (G\u00fc\u00e7l\u00fc ve Di\u011ferleri, 2002, s:388)<br \/>\n\u0130\u00e7erisinde \u00e7e\u015fitli dil felsefesi arala\u015ft\u0131rmalar\u0131n\u0131n beraberce y\u00fcr\u00fct\u00fcld\u00fc\u011f\u00fc bu yeni dil felsefesi \u00e7er\u00e7evesi kimileyin Wittgenstein sonras\u0131 dil felsefesi diye kimilerince dilsel d\u00f6neme\u00e7 diye adland\u0131r\u0131lmaktad\u0131r. Bu yeni d\u00f6nemde yap\u0131lan dil felsefesinin en belirgin \u00f6zelli\u011fi dil felsefesinin art\u0131k \u00f6b\u00fcr felsefe dallar\u0131 aras\u0131nda bu alana \u00f6zg\u00fc bir tak\u0131m \u00f6zel sorunlar\u0131n yan\u0131tlamaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131ld\u0131\u011f\u0131 bir dal olmay\u0131p b\u00fct\u00fcn felsefe soru\u015fturmalar\u0131 i\u00e7in belirleyici anlam\u0131 bulunan genel bir felsefe duru\u015fu olarak de\u011ferlendirilmesidir. Dil felsefesinde ba\u015f g\u00f6steren bu k\u0131r\u0131lman\u0131n ana nedenlerinden biri hi\u00e7 ku\u015fkusuz Heiddegger\u2019in Dasein\u2019a, yani insan\u0131n yery\u00fcz\u00fcnde olmaktal\u0131\u011f\u0131na y\u00f6nelik verdi\u011fi \u00e7\u00f6z\u00fcmlemeler olarak g\u00f6sterilebilir. Bu \u00e7\u00f6z\u00fcmlemelerin en temel iletisi, Heiddegger\u2019in \u201cdil varl\u0131\u011f\u0131n evidir.\u201d T\u00fcmcesiyle \u00f6zetlenebilir. Dil ile varl\u0131k aras\u0131nda Heideggerce kurulan bu i\u00e7i\u00e7elik ili\u015fkisi, felsefenin bundan b\u00f6yle kurgusal metafizik yaparak varl\u0131k soru\u015fturmas\u0131 yapamayaca\u011f\u0131n\u0131 y\u00fcksek sesle dile getirmeyi ama\u00e7lar.<\/p>\n<p>Bunun yerine Heidegger\u2019in \u00f6nerisi insan olarak d\u00fcnyadaki deneyimlerimizin dilsel betimlenme y\u00f6ntemiyle kavranmas\u0131na y\u00f6nelik kesintisiz bir dil soru\u015fturmalar\u0131 s\u00fcrecini ba\u015flatmaktad\u0131r. Nitekim Heidegger\u2019in felsefesine getirdi\u011fi a\u00e7\u0131mlamalardan \u00f6t\u00fcr\u00fc \u201cHeidegger\u2019in K\u00f6yden Kente \u0130ndirme\u201d payesi verilen Gademer \u201cAnla\u015f\u0131labilecek biricik varl\u0131k dildir.\u201d diyerek geleneksel felsefenin ba\u015fs\u0131z sonsuz belgisel salt\u0131k varl\u0131k tasar\u0131m\u0131n\u0131 dil i\u00e7erisinde ala\u015fa\u011f\u0131 etmi\u015ftir. Ku\u015fkusuz bu sonu\u00e7 yine Wittegenstein\u2019in \u201cDilimin s\u0131n\u0131rlar\u0131 d\u00fcnyam\u0131n s\u0131n\u0131rlar\u0131d\u0131r.\u201d t\u00fcmcesinde anlam kazanan bir sonu\u00e7tur. Bu yeni felsefece duru\u015fun en \u00f6nemli etkisi, k\u0131ta felsefesi ile \u00e7\u00f6z\u00fcmleyici felsefe aras\u0131ndaki dengenin k\u0131ta felsefesinden yana, \u00f6zelliklede \u201cyorumsamac\u0131\u201d \u201cvarolu\u015f\u00e7u\u201d \u201cg\u00f6r\u00fcng\u00fc bilimsel\u201d dil felsefesinin soru\u015fturma \u00e7er\u00e7eveleri lehine bozulmu\u015f olmas\u0131d\u0131r. (G\u00fc\u00e7l\u00fc ve Di\u011ferleri, 2002, s: 389)<br \/>\nDil felsefesi ara\u015ft\u0131rmalar\u0131nda \u00f6ne \u00e7\u0131kan bir ba\u015fka ana do\u011frultu ba\u015f\u0131n\u0131 Chomsky\u2019nin \u00e7ekti\u011fi \u201cs\u00f6z dizimci yakla\u015f\u0131m\u201dd\u0131r. Bu yakla\u015f\u0131ma g\u00f6re, kullan\u0131mc\u0131 anlam \u00f6\u011fretisi de dilin temel amac\u0131n\u0131n bildiri\u015fim oldu\u011funu savunan dil bilim kaynakl\u0131 b\u00fct\u00fcn g\u00f6r\u00fc\u015flerde dil g\u00f6r\u00fcng\u00fcs\u00fcn\u00fc a\u00e7\u0131klamada yetersiz kalmaktad\u0131rlar. Chomsky bu eksikli\u011fi gidermek i\u00e7in \u00f6ncelikle insan\u0131n do\u011fas\u0131 gere\u011fi \u201cs\u00f6z dizimci\u201d bir varl\u0131k oldu\u011fu ge\u00e7e\u011fine parmak basar. Buna ba\u011fl\u0131 olarak da dilin insan kavray\u0131\u015f\u0131na ilkece a\u00e7\u0131k bir \u00f6z\u00fc varsa bunun s\u00f6z diziminde gizli olarak bulundu\u011funu ileri s\u00fcrer. Dilin \u00f6z\u00fcn\u00fcn dilin s\u00f6z dizimi oldu\u011fun savunan bu yakla\u015f\u0131m\u0131n a\u015f\u0131r\u0131 u\u00e7lar\u0131 dil felsefesinin ara\u015ft\u0131rma alan\u0131n\u0131 s\u00f6z dizimi ile s\u0131n\u0131rlamaktan yanad\u0131r. (G\u00fc\u00e7l\u00fc ve Di\u011ferleri, 2002, s: 389)<\/p>\n<p><strong> Bu Ba\u015fl\u0131\u011fa \u0130li\u015fkin Kaynak\u00e7a:<br \/>\n<\/strong>G\u00fc\u00e7l\u00fc, A. Baki, Uzun, Erkan, Serkan, Uzun, Yolsal, H\u00fcsrev \u00dcmit. Felsefe S\u00f6zl\u00fc\u011f\u00fc. Bilim ve Sanat Yay\u0131nlar\u0131. \u0130stanbul: 2002<br \/>\nSoykan, \u00d6mer Naci. Felsefe ve Dil. Kabalc\u0131 Yay\u0131nevi. \u0130stanbul: 1995.<br \/>\nUygur Mermi. Dilin G\u00fcc\u00fc. YKY Yay\u0131nlar\u0131: 2001<\/p>\n<p>Anlam konusundaki g\u00f6r\u00fc\u015fleri \u00f6zetleyelim.<\/p>\n<p><img decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/yz-image5\/0203-abhaz-B1.GIF\" width=\"385\" height=\"487\" border=\"0\" \/><\/p>\n<p><strong> D\u0130L\u0130N G\u00d6R\u00dcN\u00dcMLER\u0130<br \/>\n<\/strong><br \/>\n\u0130nsan diliyle s\u0131n\u0131rlanm\u0131\u015f dil kavram\u0131nda \u00e7e\u015fitli g\u00f6r\u00fcn\u00fcmler kar\u015f\u0131m\u0131za \u00e7\u0131kar. Daha W.v. Humboldt , dilden \u201cergon\u201d (kurallar sistemi ve s\u00f6zc\u00fckler hazinesi olarak dil) ve \u201cenergeia\u201d (s\u00fcrekli yinelenen bir konu\u015fma etkinli\u011fi olarak dil) olarak s\u00f6z etmi\u015ftir. H. Steinhtal bug\u00fcne kadar s\u0131k s\u0131k yinelenegelen bir ayr\u0131m yapm\u0131\u015ft\u0131r. O dilde \u015fu \u00fc\u00e7 \u00f6\u011feyi ay\u0131rmaktad\u0131r:<\/p>\n<p><strong>1) <\/strong> <strong>Konu\u015fma:<\/strong> Dilin burada ve \u015fimdi i\u00e7in d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclm\u00fc\u015f eylemi veya kullan\u0131m\u0131.<\/p>\n<p><strong>2<\/strong><strong>)<\/strong> <strong>Dil etkinli\u011fi:<\/strong> Dil, fizyolojik bir enerjiyi, yani sesi, hece haline d\u00f6kme etkinli\u011fi oldu\u011fu kadar, d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclm\u00fc\u015f olan \u015feyi bu hecelerle d\u0131\u015fa vurma etkinli\u011fi ve ayn\u0131 zaman- da kapasitesidir.<\/p>\n<p><strong>3<\/strong><strong>)<\/strong> <strong>Dil i\u00e7eri\u011fi:<\/strong> Dil etkinli\u011finden \u00e7\u0131kan ve konu\u015fma s\u0131ras\u0131nda ba\u015fvurulan, yap\u0131lm\u0131\u015f \u00f6\u011feler.<\/p>\n<p>Bunlar d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclen \u015feyi (objeyi) d\u0131\u015fa vurmas\u0131 gereken \u015feylerdir (&#8220;Gramer, Mant\u0131k ve Psikoloji&#8221;, 1855, s. 137). G.v.d. Gatelentz de Steinthal&#8217;inkine benzer bir s\u0131n\u0131flama yapm\u0131\u015ft\u0131r. Ama dilbilimciler \u00e7evresinde en tan\u0131nm\u0131\u015f s\u0131n\u0131flama, F. de Saussure &#8216;un yapt\u0131\u011f\u0131 s\u0131n\u0131flamad\u0131r.<\/p>\n<p>Onun;<\/p>\n<p><strong>&#8220;langage&#8221; (= insani dil yetisi)<\/strong><\/p>\n<p><strong>&#8220;langue&#8221; (= somut dil) <\/strong><strong><br \/>\n<\/strong><br \/>\n<strong>&#8220;parole&#8221; (= dil edimi)<\/strong> ay\u0131r\u0131m\u0131 gen\u00e7 dil ara\u015ft\u0131rmac\u0131lar\u0131n\u0131 olduk\u00e7a etkilemi\u015f, bu ayr\u0131m\u0131na d\u00f6rd\u00fcnc\u00fc bir moment olarak <strong> &#8220;parler&#8221; ( bireysel dil stili )<\/strong> eklenmi\u015ftir.<\/p>\n<p>Son olarak K. B\u00fchler&#8217;in ara\u015ft\u0131rmalar\u0131na dayan\u0131larak, dildeki bu d\u00f6rt g\u00f6r\u00fcn\u00fcm, bir \u015fema i\u00e7ersinde \u015f\u00f6yle g\u00f6sterilmi\u015ftir:<\/p>\n<p><img decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/yz-image5\/0203-abhaz-B2.GIF\" width=\"258\" height=\"205\" border=\"0\" \/><\/p>\n<p>W.Bumann\u00a0\u00a0\u00a0\u00a0\u00a0 <img loading=\"lazy\" decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/yz-image5\/0203-abhaz-B3.GIF\" width=\"380\" height=\"286\" border=\"0\" \/><\/p>\n<p><strong> D\u0130L FELSEFES\u0130<br \/>\n<\/strong><br \/>\nDil b\u00f6ylesine \u00e7ok say\u0131da disiplinin konusu ise, empirik dil bilimlerinin yan\u0131s\u0131ra bir &#8220;dil felsefesi&#8221; nin nas\u0131l bir g\u00f6revi olabilece\u011fi sorulabilir. \u00d6nce dile y\u00f6nelen felsefi u\u011fra\u015flar\u0131 birincil ve ikincil olarak ay\u0131rmak gerekir.<\/p>\n<p>Birincil felsef\u0131 u\u011fra\u015flar, do\u011frudan do\u011fruya dil fenomenine y\u00f6nelirlerken, ikincil felsefi u\u011fra\u015flar; dili , belli bir felsef\u0131 tematik i\u00e7inde ele al\u0131rlar.<\/p>\n<p><strong>Birincil dil felsefesi <\/strong>bir yandan empirik dilbilimsel ara\u015ft\u0131rmalar\u0131n metodolojik a\u00e7\u0131dan temellendirilmesi ile u\u011fra\u015f\u0131rken; \u00f6b\u00fcr yandan, elde bulunan veriler \u00e7oklu\u011fu i\u00e7inde bu verileri a\u00e7\u0131klamak i\u00e7in ba\u015fvurulan ana ilkeleri bir birli\u011fe sokmaya \u00e7al\u0131\u015f\u0131r. O, dilbilimsel ara\u015ft\u0131rmay\u0131 hem geli\u015ftirmek, hem de bu ara\u015ft\u0131rman\u0131n sonu\u00e7lar\u0131n\u0131 bir odakta toparlamak istemesiyle, empirik dilbilimin ula\u015ft\u0131\u011f\u0131 son nokta veya yer olarak g\u00f6r\u00fclebilir.<\/p>\n<p>O \u00e7e\u015fitli dilbilimsel ara\u015ft\u0131rmalar\u0131n sonu\u00e7lar\u0131na topluca bakmakla, yeni bilgilere yol a\u00e7ar ve yeni problemler form\u00fcle eder. Yine o, dilbilime kar\u015f\u0131t olarak, dilin kendisini veya &#8220;genel dil tipi&#8221;ni konu ald\u0131\u011f\u0131ndan, \u00f6b\u00fcr yandan &#8220;genel dilbilimi&#8221; ile ayn\u0131 d\u00fczlemdedir. Hatta, &#8220;dil felsefesi,&#8221; &#8220;genel dilbilimi&#8221; ve &#8220;dil kuram\u0131&#8221; , bu anlamda \u00f6zde\u015f kavramlard\u0131r. Asl\u0131nda bunlar, hi\u00e7 ku\u015fkusuz empirik dil ara\u015ft\u0131rmas\u0131n\u0131n sonu\u00e7lar\u0131n\u0131 g\u00f6zard\u0131 etmeksizin ve \u00f6b\u00fcr yandan verimsiz spek\u00fclasyonlara dalmaks\u0131z\u0131n \u00e7al\u0131\u015fmak zorundad\u0131rlar. Bu y\u00fczden dil felsefesinin konusunu, empirik dilbilimin konu ve ara\u015ft\u0131rma sonu\u00e7lar\u0131n\u0131 g\u00f6z\u00f6n\u00fcnde tutmadan betimlemek uygunsuz olur.<\/p>\n<p><strong>\u0130kincil dil felsefesi <\/strong>daha \u00e7ok disiplinler aras\u0131 ba\u011flant\u0131lar\u0131n felsefe arac\u0131l\u0131\u011f\u0131yla b\u00fct\u00fcnc\u00fcl bi\u00e7imde kurulabilece\u011fine inanan filozoflar taraf\u0131ndan geli\u015ftirilir. Bu t\u00fcr felsefenin temsilcileri, \u00e7o\u011funlukla dil felsefesine ait t\u00fcm problemleri b\u00fct\u00fcnc\u00fcl bir bak\u0131\u015f alt\u0131nda \u00e7\u00f6zme iddias\u0131n\u0131 g\u00fcderler. \u00d6rne\u011fin dil mant\u0131\u011f\u0131, dil ontolojisi, felsef\u0131 semantik, d\u0131l esteti\u011fi, fenomenoloji ve son olarak varolu\u015f\u00e7u dil felsefesi bu gruba girer.<\/p>\n<p><strong>D\u0130L KURAMLARI <\/strong><\/p>\n<p>Genel felsefi kutupla\u015fmalar dil felsefesinde de kendilerini g\u00f6sterirler. Ama ayr\u0131ca dil felsefesinde \u00e7e\u015fitli metafiziksel tutumlar\u0131n \u00e7e\u015fitli zamanlarda yenilenerek ortaya \u00e7\u0131kt\u0131klar\u0131 ve s\u00fcreklilik kazand\u0131klar\u0131 da g\u00f6r\u00fcl\u00fcr. Dil felsefesinde dil pozitivizmi ile dil idealizmi aras\u0131nda s\u0131k s\u0131k bir temel ay\u0131r\u0131m yap\u0131l\u0131r. Burada bu kutuplara ve bunlar\u0131n temsilcilerine ancak k\u0131saca yer verebilece\u011fiz.<\/p>\n<p>Dil pozitivizminden s\u00f6zedilirken, \u00f6nce, &#8220;y\u00f6ntemsel pozitivizm&#8221; ile &#8220;metaf\u0131ziksel pozitivizm&#8221; aras\u0131nda ay\u0131r\u0131m yapmak gerekir. Y\u00f6ntemsel pozitivizm, bilim adam\u0131ndan, kendi ara\u015ft\u0131rma ve bulgular\u0131n\u0131n d\u0131\u015f\u0131na \u00e7\u0131kmamas\u0131n\u0131, denetlenebilir olgu ve olaylar\u0131 saptamas\u0131n\u0131 talep eder. Hi\u00e7 ku\u015fkusuz bu y\u00f6ntemsel pozitivizm, bug\u00fcn de her bilim ve her felsefe u\u011fra\u015f\u0131 i\u00e7in a\u00e7\u0131k bir taleptir.<\/p>\n<p>&#8220;Metafiziksel pozitivizm&#8221; den ise, deneylenemeyen ve , do\u011frulamayan her\u015feyi yads\u0131yan bir pozitivizmi anl\u0131yoruz. Bu metafiziksel pozitivizm \u00fczerinde burada k\u0131saca durmak gerekir. \u00c7\u00fcnk\u00fc onun izleyicileri, dili, idealist dil kuramlar\u0131n\u0131 toptan bir yads\u0131ma e\u011filimi i\u00e7inde, sadece pozitif bir veri sayarlar. Burada dilin yukar\u0131da an\u0131lan d\u00f6rt g\u00f6r\u00fcn\u00fcm\u00fcnden bazen biri, bazen \u00f6b\u00fcr\u00fc ara\u015ft\u0131rman\u0131n merkezcil konusunu olu\u015fturur.<\/p>\n<p>W. Scherer 1874&#8217;de \u015f\u00f6yle yazm\u0131\u015ft\u0131: &#8220;D\u00fcnyag\u00f6r\u00fc\u015fleri kendi kredilerini t\u00fcketirler&#8230; \u00c7\u00fcnk\u00fc sadece &#8216;ilgin\u00e7&#8217; olan \u015feyin bir de\u011feri yoktur. Biz, haklar\u0131nda bizi yeni bir kavray\u0131\u015fa g\u00f6t\u00fcrecek olgular nerededir diye soruyoruz&#8230; Sorumlu bir olgu ara\u015ft\u0131rmas\u0131, ilk ve ka\u00e7\u0131n\u0131lmaz taleptir&#8221; ( &#8220;Yeni Ku\u015fak&#8221;, 1874,). Her t\u00fcrl\u00fc dil&#8221;dil tini&#8221; (Sprachgeist), &#8216; i\u00e7kin dil formu ,metafizi\u011fini yads\u0131yan, &#8220;toplum tini&#8221; gibi kavramlar\u0131 felsefeden elemek. isteyen bu pozitivizmin kendisinibiz &#8220;metafiziksel pozitivizm&#8221; olarak adland\u0131rmak istiyoruz. \u00d6rne\u011fin &#8220;gen\u00e7 dilbilgiciler (gramerciler) okulu&#8217;n\u0131\u0131n sistemcisi H. Paul &#8220;Dil Tarihinin \u0130lkeleri&#8221; (6. bask\u0131, 1960) adl\u0131 yap\u0131t\u0131nda \u015f\u00f6yle demektedir: &#8220;E\u011fer ger\u00e7ek \u015f\u00fcre\u00e7lerdeki etkenleri herhangi bir \u015fekilde belirlemeyi denemek istiyorsak, parolam\u0131z &#8216;t\u00fcm soyutlamalar\u0131 defetmek&#8217; olmal\u0131d\u0131r&#8221; .<\/p>\n<p>Ayn\u0131 kalk\u0131\u015f noktas\u0131ndan hareketle 1920&#8217;li y\u0131llar\u0131n sonunda ortaya \u00e7\u0131kan, ama ara\u015ft\u0131rmada tamamen farkl\u0131 yollar izleyen mant\u0131k\u00e7\u0131 poz\u0131t\u0131vizmin temsilcileri, dile, tamamen bir i\u015faretler sistemi ve toplum i\u00e7inde bildiri\u015fmeyi sa\u011flayan bir ara\u00e7 olarak e\u011filmi\u015flerdir.<\/p>\n<p>Pozitivizm i\u00e7inde ekstrem bir kalk\u0131\u015f noktas\u0131ndan hareket eden bir ba\u015fka grup da Amerikan behavioristleridir. Bunlar asl\u0131nda mekanik bir materyalizmden hareketle, deney yoluyla elde edilmi\u015f, do\u011frudan g\u00f6zlemle arac\u0131s\u0131z ara\u015ft\u0131rma konusu olabilen d\u0131\u015f davran\u0131\u015flar\u0131 (veya: behavio) ele almakla kendilerini s\u0131n\u0131rlarlar. Her davran\u0131\u015f bir duyusal- duygusal etkinin ve tepkinin \u00fcr\u00fcn\u00fc olarak betimlenir. Bu, dile uyguland\u0131\u011f\u0131nda, dili ko\u015fullu tepkilerin bir sistemi saymaya ve sonradan giderek, bu sistemin kendisinin de i\u015fitenleri etkileyen bir etken olarak g\u00f6r\u00fclmesine yol a\u00e7ar. Buna g\u00f6re, dilbilimsel ara\u015ft\u0131rman\u0131n konusu, yukar\u0131da an\u0131lan d\u00f6rt ana g\u00f6r\u00fcn\u00fcm i\u00e7inden &#8220;konu\u015fma edimi&#8221; ile s\u0131n\u0131rlanm\u0131\u015f olur ve dil, bi\u00e7imlerden, ses davran\u0131\u015flar\u0131ndan olu\u015fan bir \u015fey, etki-tepki \u00f6\u011felerinden olu\u015fan bir konu\u015fma edimi olarak anla\u015f\u0131l\u0131r.<\/p>\n<p>Pozitivizme kar\u015f\u0131tl\u0131k i\u00e7inde, metaf\u0131ziksel dil idealizminin yanda\u015flar\u0131 i\u00e7in dil, veri olan dilden ve konu\u015fma etkinli\u011finden \u00e7ok daha fazla bir \u015feydir.Dil, bir idenin, logos&#8217;un, akl\u0131n bir g\u00f6r\u00fcn\u00fc\u015f\u00fc, ba\u011f\u0131ms\u0131z olu\u015fan bir tinsel ya\u015fam\u0131n meyvas\u0131d\u0131r. Dil, bu anlamda, daha Antik\u00e7a\u011fda (Herakleitos, Stoac\u0131lar, Yeni Platoncular ve Yeni Platoncu H\u0131ristiyanl\u0131k yanda\u015flar\u0131 ve mistikler) mutlak ve tanr\u0131sal bir t\u00f6z\u00fcn a\u00e7\u0131m\u0131 olarak anla\u015f\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r. G\u00fcn\u00fcm\u00fczde M. Heidegger de, dili, i\u00e7inde varl\u0131\u011f\u0131n su y\u00fcz\u00fcne \u00e7\u0131kt\u0131\u011f\u0131, kendini g\u00f6sterdi\u011fi bir logos olarak tan\u0131mlar: &#8220;Dil, varl\u0131\u011f\u0131n \u0131\u015f\u0131yarak \u00f6rt\u00fcs\u00fcn\u00fc a\u00e7t\u0131\u011f\u0131 yerdir&#8221; (&#8220;H\u00fcmanizm \u00dczerine&#8221;). W.V.Humboldt ise \u015f\u00f6yle yarar: &#8220;Dil, bir yandan, insan\u0131n genel tinsel enerjisinin d\u00fczenli i\u015fleyen bir \u00e7ark i\u00e7inde a\u00e7\u0131\u011fa \u00e7\u0131kmas\u0131d\u0131r; \u00f6b\u00fcr yandan bu \u00e7ark i\u00e7inde dilsel yetkinlik idesinin ger\u00e7eklikte bir varolu\u015f kazanma \u00e7abas\u0131 vard\u0131r. Bu \u00e7abaya e\u011filmek ve onu bu haliyle betimlemek, dil ara\u015ft\u0131rmac\u0131s\u0131n\u0131n son ama en basit \u00e7\u00f6z\u00fcmde, esas g\u00f6revidir&#8221; (&#8220;\u0130nsan Dillerinin Yap\u0131s\u0131ndaki \u00c7e\u015fitlilik \u00fczerine&#8221; 1836)<\/p>\n<p>Daha sonra Humboldt &#8216;a dayan\u0131larak, dil ara\u015ft\u0131rmac\u0131s\u0131ndan hep buna benzer bir g\u00f6revi \u00fcstlenmesi istenegelmi\u015ftir. \u00d6rne\u011fin Latin dilleri ara\u015ft\u0131rmac\u0131s\u0131 (romanist) K. Vossler 1904&#8217;de yay\u0131nlanan &#8220;Dilbilimde Pozitivizm ve \u0130dealizm&#8221; adl\u0131 yap\u0131t\u0131nda, pozitivizme kar\u015f\u0131 tutkulu bir muhalefet i\u00e7inde \u015f\u00f6yle yaz\u0131yordu: &#8220;Bu y\u00fczden dilbilimin g\u00f6revi asla \u015fundan ba\u015fka bir \u015fey de\u011fildir: T\u00fcm dil formlar\u0131n\u0131n tek etkin nedeni olarak tini g\u00f6rmek ve g\u00f6stermek.&#8221;<\/p>\n<p><strong>NESNE D\u0130L\u0130 VE \u00dcST D\u0130L (OBJE D\u0130L\u0130 VE META-D\u0130L) <\/strong><\/p>\n<p>Dil, bilimsel ve felsefi ara\u015ft\u0131rmalar\u0131n ele ald\u0131klar\u0131 t\u00fcm \u00f6b\u00fcr konulardan ayr\u0131l\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc dil, bu bilimsel ve felsefi ara\u015ft\u0131rmalar\u0131n sadece konusu olmakla kalmaz; hatta ayn\u0131 zamanda bu bilimsel ve felsefi ara\u015ft\u0131rmalar\u0131n kendilerini de betimler.<\/p>\n<p>Yani dil hem ara\u015ft\u0131r\u0131lmas\u0131 gereken bir konu, hem de bu ara\u015ft\u0131rmalar\u0131n betimlenme yeridir. Felsefi a\u00e7\u0131dan bak\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda bu olgusal durum, insan\u0131n bizzat kendisi \u00fczerine refleksiyonla y\u00f6nelebilmesi anlam\u0131n\u0131 ta\u015f\u0131r ki, &#8220;dil i\u00e7inde dil \u00fczerine konu\u015fabilmek &#8220;, sadece insana \u00f6zg\u00fc bir \u015fey olarak kendisini g\u00f6stermektedir.<\/p>\n<p>Bu dilsel katmanlar aras\u0131ndaki ili\u015fkiyi ara\u015ft\u0131rmay\u0131,metafiziksel yorumlara asla ba\u015fvurmak istemeksizin,mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizm kendisine g\u00f6rev olarak koymu\u015ftur. Mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizme g\u00f6re, mant\u0131ksal a\u00e7\u0131dan bak\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda g\u00fcnl\u00fck dilde bir\u00e7ok \u00e7eli\u015fkiler vard\u0131r ve her \u015feyden \u00f6nce de, g\u00fcnl\u00fck dilde metafiziksel yoldan olu\u015fturulup dile sokulmu\u015f say\u0131s\u0131z s\u00f6zc\u00fck ve kavram bulunur.<\/p>\n<p>\u0130\u015fte dil, \u00f6ncelikle bilimsel yoldan sa\u011f\u0131n bir \u015fekilde ele al\u0131nmaya muhta\u00e7t\u0131r. Ama dili bir konu olarak ele almak i\u00e7in &#8220;dil \u00fczerine konu\u015fan bir dil&#8221; e , yani bir \u00fcst dil &#8216;e gereksinim vard\u0131r ve \u00fcst dil ile nesne dili aras\u0131nda kesin bir ay\u0131r\u0131m yap\u0131lmal\u0131d\u0131r.<\/p>\n<p>\u0130lk kez Var\u015fova Mant\u0131k\u00e7\u0131 Okulu taraf\u0131ndan kullan\u0131lan bu terimlerden genel olarak anla\u015f\u0131lan \u015fey buydu. Yani , \u00fczerinde konu\u015fulan dil nesne dili, nesne dilinden s\u00f6zeden dil ise \u00fcst dil olarak adland\u0131r\u0131l\u0131yordu. Bu \u00fcst dil, bir nesne dilinin betimini ve \u00e7\u00f6z\u00fcmlemesini \u00fcstlenecekti. B\u00f6ylece giderek bir dil s\u0131rad\u00fczeni (hiyerar\u015fisi) olu\u015fturuldu.<\/p>\n<p>\u00d6rne\u011fin nesne dili kendi i\u00e7inde \u00e7e\u015fitli basamaklara ayr\u0131ld\u0131\u011f\u0131 gibi, \u00fcst dil i\u00e7inde de bir basamaklanma, \u00f6rne\u011fin \u00fcst dili alt\u0131na alan bir \u00fcst\/\u00fcst dil (meta\/meta-dil) olu\u015fuyordu. Mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizm i\u00e7inde, \u00e7e\u015fitli ara\u015ft\u0131rma y\u00f6nlerinden hareketle \u00e7ok say\u0131da bilimsel ve felsefi &#8216;\u00fcst diller kurulmu\u015f ve giderek bu \u00fcst diller aras\u0131nda bir ba\u011fda\u015f\u0131m sa\u011flamak amac\u0131yla bir &#8220;meta-dialektik&#8221;ten de s\u00f6zedilmeye ba\u015flanm\u0131\u015ft\u0131r. Mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizm i\u00e7indeki bu \u00e7e\u015fitlemeler d\u0131\u015f\u0131nda k\u0131saca belirtmek gerekirse, bir nesne dilinden s\u00f6zeden bir \u00fcst dili, nesne dili \u00fczerine geli\u015ftirilmi\u015f bir kuram, bir \u00fcst kuram (meta-kuram) olarak anlamak gerekir.<\/p>\n<p><strong>D\u0130L\u0130N BOYUTLARI <\/strong><\/p>\n<p>Dil bir i\u015faretler sistemi olarak kavran\u0131rsa, bu sistem i\u00e7inde her i\u015faretin belli bir i\u015flevinin olmas\u0131 gerekir.<\/p>\n<p><img loading=\"lazy\" decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/yz-image5\/0203-abhaz-B4.GIF\" width=\"289\" height=\"101\" border=\"0\" \/><\/p>\n<p>Ch.W. Morris, bir \u015feyin i\u015faret olarak i\u00e7inde i\u015flev kazand\u0131\u011f\u0131 s\u00fcreci semiosis olarak adland\u0131r\u0131r. Bu s\u00fcre\u00e7, bir semiotik model i\u00e7inde kendisini g\u00f6steren \u00fc\u00e7 boyuta sahiptir.<\/p>\n<p><img loading=\"lazy\" decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/yz-image5\/0203-abhaz-B5.GIF\" width=\"311\" height=\"210\" border=\"0\" \/><\/p>\n<p>1) Nesne ve nesnel durum a\u00e7\u0131s\u0131ndan bak\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda, i\u015faret, bir g\u00f6sterge veya nesne veya nesnel durumun simgesidir.<br \/>\n2) Konu\u015fan a\u00e7\u0131s\u0131ndan bak\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda, i\u015faret, konu\u015fan\u0131n d\u00fc\u015f\u00fcnce, istek veya duygular\u0131n\u0131n ifadesi (d\u0131\u015fa-vurumu), hatta semptomudur.<br \/>\n3) Dinleyen a\u00e7\u0131s\u0131ndan bak\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda, i\u015faret, bir uyar\u0131c\u0131, bir apeldir veya belli bir tepkiye yol a\u00e7an bir sinyaldir.<\/p>\n<p><strong>YAPI OLARAK D\u0130L <\/strong><\/p>\n<p>Kendi ba\u015f\u0131na ele al\u0131nd\u0131\u011f\u0131nda, dile bir &#8220;yap\u0131&#8221; olarak bak\u0131labilir. B\u00f6yle bak\u0131ld\u0131\u011f\u0131nda, her \u015feyden \u00f6nce, bu yap\u0131, ger\u00e7eklikle olan ili\u015fkisinden (ki bu ili\u015fki semanti\u011fin konusudur), insanla olan ili\u015fkisinden (ki bu ili\u015fki pragmati\u011fin konusudur) ba\u011f\u0131ms\u0131z olarak incelenmek zorundad\u0131r. Ba\u015fka bir deyi\u015fle, bir i\u015faretler sistemi ve yap\u0131 olarak dil sentaktik&#8217;in konusudur.<\/p>\n<p>Her zihinsel yap\u0131da oldu\u011fu gibi, somut dilde de \u00e7e\u015fitli g\u00f6r\u00fcn\u00fcmler vard\u0131r: <strong>Ses, i\u00e7sel dil formu ve ortak bildirim. <\/strong><\/p>\n<p>\u0130\u00e7sel dil formu, ortak bildiri\u015fimi belirleyen tarz olarak, dilde ses ile i\u00e7erik aras\u0131ndaki ba\u011f\u0131 temsil eder. Dilsel yap\u0131 \u00f6\u011fretisinin merkez kavram\u0131 i\u00e7sel dil formudur ve bu y\u00fczden bu kavram\u0131 daha yak\u0131ndan ele almak zorunlulu\u011fu vard\u0131r.<\/p>\n<p>Felsefedeki i\u00e7 form kavram\u0131, ama daha do\u011frusu i\u00e7 form problemi, Eski\u00e7a\u011fdan beri g\u00fcndemdedir. &#8220;Ide&#8221;, &#8220;entelekheia&#8221;, &#8220;varl\u0131k ilkesi&#8221;, &#8220;i\u00e7 yasa&#8221;, v.b. t\u00fcr\u00fcnden kavramlar, felsefede \u00e7o\u011fu kez bir i\u00e7 form kavram\u0131 ile birarada d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcl\u00fcr ve bu y\u00fczden i\u00e7 form kavram\u0131 filozoflar i\u00e7in hep cezbedici bir \u015fey olarak g\u00f6r\u00fcn\u00fcr. I\u00e7 form kavram\u0131n\u0131 genel felsefeden dil felsefesine ilk aktaran ki\u015fi ise W.v.H\u0131\u0131mboldt olmu\u015ftur. Ama o bu kavram\u0131 asla tan\u0131mlamam\u0131\u015ft\u0131r. Bu y\u00fczden kavram, kendisinden sonra bir dizi yoruma konu olmu\u015ftur. Bug\u00fcn de kavram hakk\u0131nda kar\u015f\u0131m\u0131zda bir yorum denemeleri \u00e7oklu\u011fu durmaktad\u0131r ve bu yorumlardan bir birli\u011fe ula\u015fmak giderek g\u00fc\u00e7le\u015fmektedir.<\/p>\n<p>H. Steinthal Humboldt&#8217;un i\u00e7 form kavram\u0131na \u00fc\u00e7 a\u00e7\u0131dan e\u011filir ve kavram\u0131 \u00fc\u00e7 a\u00e7\u0131dan yorumlar:<\/p>\n<p><img loading=\"lazy\" decoding=\"async\" src=\"http:\/\/www.circassiancenter.com\/cc-turkiye\/yz-image5\/0203-abhaz-B7.GIF\" width=\"373\" height=\"372\" border=\"0\" \/><\/p>\n<p><strong>1) Statik anlamda <\/strong>i\u00e7 form, kavram olu\u015fturma, kategorile\u015ftirme, d\u00fc\u015f\u00fcnsel ili\u015fkiler ve ide dizileri kurma tarz ve t\u00fcr\u00fcd\u00fcr.<\/p>\n<p><strong>2<\/strong><strong>)<\/strong><strong> Dinamik anlamda <\/strong>i\u00e7 form, d\u00fc\u015f\u00fcnceleri a\u00e7\u0131\u011fa \u00e7\u0131kartan tinsel etkinlik ve bi\u00e7im verici ilkedir. \u00d6rne\u011fin onun sayesinde bir ulus kendi d\u00fc\u015f\u00fcnce ve duygular\u0131n\u0131 dilde ifadeye ta\u015f\u0131m\u0131\u015f olur.<\/p>\n<p><strong>3<\/strong><strong>)<\/strong><strong> Normatif (ideal) anlamda <\/strong>i\u00e7 form, bir mant\u0131ksal-ideal dilbilgisidir. Somut dilbilgisi, yani kendi i\u00e7inde \u00f6zel ve genel olarak ayr\u0131lan dilbilgisi ona dayan\u0131r.<\/p>\n<p>Humboldt&#8217;un i\u00e7 form kavram\u0131, yukar\u0131da da de\u011finildi\u011fi gibi, daha sonralar\u0131 s\u00fcrekli olarak hep yeniden tan\u0131mlanm\u0131\u015f ve \u00e7ok \u00e7e\u015fitli bi\u00e7imlerde yorumlanm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>\u00d6rne\u011fin i\u00e7sel dil forumunu bir mant\u0131ksal-ideal dilbilgisi olarak yorumlama e\u011filimi, Husserl&#8217;i bir &#8220;salt dilbilgisi&#8221; idesine, A. Martys &#8216;i bir &#8220;betimleyici semsioloji&#8221; ye, G. Hjelmslev i bir &#8220;ling\u00fcistik cebir&#8221; e, R. Carnap &#8216;\u0131 bir &#8220;salt sentaks&#8221; a g\u00f6t\u00fcrm\u00fc\u015ft\u00fcr.<\/p>\n<p>\u00d6b\u00fcr yandan, i\u00e7sel dil formu kavram\u0131,,her dili belli bir sistem k\u0131lan <strong>organik yap\u0131 ilkesi<\/strong> anlam\u0131nda da kullan\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r. Bu haliyle i\u00e7 formun, hem s\u00f6zc\u00fck da\u011farc\u0131\u011f\u0131n\u0131n (vokab\u00fcler) birli\u011fini, hem de dilsel formlar\u0131n birli\u011fini garanti etti\u011fi s\u00f6ylenmi\u015ftir: Dili bir organik yap\u0131 olarak kavrayan bu yoruma g\u00f6re, <strong>bir organik sistem olarak dil i\u00e7indeki her \u00f6\u011fe, sistemi yapan temel organik ilkeye g\u00f6re hem \u00f6b\u00fcr \u00f6\u011felerle, hem de sistemin b\u00fct\u00fcn\u00fcyle ili\u015fkidedir. <\/strong><\/p>\n<p>\u0130\u00e7sel dil formu kavram\u0131n\u0131n H. Steinthal, W.Wundt, G.v.d. Gabelentz, W. Porzgi ve L. Weisberger ve di\u011ferleri taraf\u0131ndan benimsenen bu konumu, \u00f6zellikle &#8216;\u0131\u00e7erikli dilbilgisi ara\u015ft\u0131rmalar\u0131nda ve yap\u0131salc\u0131l\u0131kta merkezcil rol oynamaktaysa da, burada da kavram\u0131n yine a\u00e7\u0131klanmadan b\u0131rak\u0131ld\u0131\u011f\u0131 g\u00f6r\u00fcl\u00fcyor.<\/p>\n<p>Not: \u0130zleyenler i\u00e7in teknik terimlerin ve yo\u011fun dilbilgisel yakla\u015f\u0131m\u0131n anlamay\u0131 g\u00fc\u00e7le\u015fdirdi\u011fini d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fcyorum. Ancak fizik bilmeden do\u011fa felsefesine girilemeyece\u011fi gibi \u201cdilbilim\u201d in genel yakla\u015f\u0131mlar\u0131n\u0131 dikkate almadan dil felsefesine giri\u015fin olanaks\u0131z oldu\u011funu burada al\u0131nt\u0131lad\u0131\u011f\u0131m metin de g\u00f6steriyor.<\/p>\n<p>Asl\u0131nda bir dilde s\u00f6z da\u011farc\u0131\u011f\u0131 ile dilin formu aras\u0131nda s\u00fcrekli bir birlik oldu\u011fu hakk\u0131ndaki tezler, uzun zamandan beri ileri s\u00fcr\u00fclmelerine ra\u011fmen, kan\u0131tlanmam\u0131\u015f tezler olarak kalm\u0131\u015flard\u0131r. Bu konuda ancak, ayn\u0131 dildeki veya ayn\u0131 dil ailesindeki \u00e7e\u015fitli ifade ara\u00e7lar\u0131n\u0131n birlikli bir stile g\u00f6re de\u011fil de, bir uzla\u015f\u0131m yolu \u00fczerinde ortaya \u00e7\u0131kt\u0131klar\u0131 s\u00f6ylenebilir.<\/p>\n<p>S\u00f6z da\u011farc\u0131\u011f\u0131 ile dil formu aras\u0131nda ancak tipsel olarak karakterize edilebilecek ba\u011fl\u0131l\u0131klar saptanabilir ve bunlar\u0131 genel kurallara ba\u011flamak olanaks\u0131zd\u0131r. G\u00fcn\u00fcm\u00fczde dil i\u00e7eri\u011fi (s\u00f6z da\u011farc\u0131\u011f\u0131) ile dil formu aras\u0131nda bir birlik oldu\u011funu kan\u0131tlama \u00e7abalar\u0131 i\u00e7erikli dilbilgisi ve-yap\u0131salc\u0131l\u0131ktan kaynaklan\u0131rlar. Her ikisi de, dili, bir yandan ondaki temel ili\u015fki ba\u011flamlar\u0131n\u0131 ke\u015ffetmek \u00fczere i\u00e7erikten hareket ederek; \u00f6b\u00fcr yandan sadece ses formlar\u0131ndan yola \u00e7\u0131karak bir yap\u0131 olarak ele al\u0131rlar. Her iki y\u00f6neli\u015f, dilsel ba\u011flamlar\u0131 a\u00e7\u0131\u011fa \u00e7\u0131karmak ve geleneksel dilbiliminin &#8220;s\u00f6z ve form kadavralar\u0131&#8221;ndan (G: M\u00fcller) kurtulmak istemek konusunda birle\u015firler.<\/p>\n<p>Dile bu &#8221; b\u00fct\u00fcnc\u00fc&#8221; bak\u0131\u015f, S. \u00d6hman&#8217;\u0131n da i\u015faret etti\u011fi gibi, eski atomistik psikolojinin, b\u00fct\u00fcnl\u00fck psikolojisinin yayg\u0131nl\u0131k kazanmas\u0131 sonucu \u00e7\u00f6z\u00fclmesiyle ayn\u0131 zamanda ortaya \u00e7\u0131km\u0131\u015ft\u0131r. Bu &#8220;b\u00fct\u00fcnc\u00fc&#8221; bak\u0131\u015f, her iki y\u00f6nelimde de, \u00f6zellikle &#8220;dilsel alanlar&#8221; konusunda kendini g\u00f6sterir.<\/p>\n<p><strong>Dilsel alanlar <\/strong>kavram\u0131, \u00f6nce i\u00e7eri\u011fi belli akraba s\u00f6zc\u00fck gruplar\u0131n\u0131 belirtmek i\u00e7in i\u00e7erikli dilbilgisi taraf\u0131ndan geli\u015ftirilmi\u015f oldu\u011fundan, dilsel yap\u0131lar\u0131n ara\u015ft\u0131r\u0131lmas\u0131na da buradan ge\u00e7ilmi\u015ftir. Bir dilin s\u00f6z da\u011farc\u0131\u011f\u0131n\u0131, kavram ve anlam olarak akraba olan s\u00f6zc\u00fckleri gruplar halinde toplamak yoluyla ele almak gerekti\u011fi iddias\u0131, daha Leibniz taraf\u0131ndan ileri s\u00fcr\u00fclm\u00fc\u015f ve sonradan H.Paul raf\u0131ndan savunulmu\u015ftur.<\/p>\n<p>Ne var ki bu iddia, dilbilimde \u00e7ok uzun s\u00fcre yank\u0131 bulamam\u0131\u015ft\u0131r. ilk kez 1924&#8217;de G Ipsen, &#8220;Eski Do\u011fu ve Indocermenler&#8221; adl\u0131 yaz\u0131s\u0131nda alan kavram\u0131n\u0131 dilbilime sokmu\u015f ve onu &#8220;anlam alan\u0131&#8221; bire\u015fimi i\u00e7inde kullanm\u0131\u015ft\u0131r. Daha sonra kavram \u00e7ok say\u0131da dilbilimci taraf\u0131ndan benimsenmi\u015f, ama ne var ki bu dilbilimciler kavram\u0131 \u00e7ok \u00e7e\u015fitli tarzlarda.kullanm\u0131\u015flard\u0131r.<\/p>\n<p>W. Porzig, kendi alan kuram\u0131n\u0131 &#8220;Temel Anlam ili\u015fkileri&#8217; adl\u0131 yaz\u0131s\u0131nda ve daha sonra da pop\u00fcler kitab\u0131 &#8220;Dil Mucizesi&#8221;nde (3. bask\u0131, 1962) kullan\u0131p geli\u015ftirmi\u015ftir. Porzig&#8217;e g\u00f6re, her s\u00f6zc\u00fc\u011f\u00fcn tamamen belirlenmi\u015f bir dilsel alan\u0131 vard\u0131r ve her s\u00f6zc\u00fck bu alan i\u00e7inde tek ba\u015f\u0131na bir anlama sahiptir<\/p>\n<p>\u00d6rne\u011fin sadece canl\u0131lar &#8220;soluk al\u0131r&#8221;, sadece aslan &#8220;k\u00fckrer&#8221;. Ne var ki benzetmeli de olsa, biz &#8220;renklerin soluk almas\u0131ndan,&#8221;baban\u0131n k\u00fckremesi&#8221;nden de s\u00f6zederiz. Yani &#8220;temel anlam&#8221;lar\u0131n hi\u00e7 de sabit olmad\u0131klar\u0131n\u0131, tarih boyunca \u00e7\u00f6z\u00fcld\u00fcklerini, yeni &#8220;temel anlamlar&#8221; ortaya \u00e7\u0131kt\u0131\u011f\u0131n\u0131 g\u00f6r\u00fcr\u00fcz.<\/p>\n<p>Hatta benzetmeli s\u00f6zc\u00fck kullan\u0131mlar\u0131n\u0131n sonradan &#8220;temel anlamlar&#8221; ta\u015f\u0131r hale geldiklerini de biliriz. Buna ra\u011fmen Porzig, temel anlam ili\u015fkilerini kuran s\u00f6zc\u00fck ve anlam alanlar\u0131 bulundu\u011funu belirterek, bunlar\u0131 sentaktik alanlar olarak adland\u0131r\u0131r ve ad, fiil veya s\u0131fat bildiren s\u00f6zc\u00fck alanlar\u0131n\u0131n t\u00fcm\u00fcn\u00fc parataktik alanlar olarak bu sentaktik alanlar\u0131n kar\u015f\u0131s\u0131na koyar S\u00f6zc\u00fck alanlar\u0131n\u0131n her iki t\u00fcr\u00fc birbirleriyle \u00f6yle bir ili\u015fki i\u00e7indedirler ki, s\u00f6zc\u00fckler, daima, bir sentaktik alan\u0131n belli bir yerinde de\u011fi\u015fmeye a\u00e7\u0131k bir parataktik alan olu\u015ftururlar.<\/p>\n<p>Porzig, parataktik alanlara y\u00f6nelmekten \u00e7ok, dildeki en k\u00fc\u00e7\u00fck birlikler olarak sentaktik alan\u0131n \u00f6\u011felerine e\u011filir.<\/p>\n<p>Ona kar\u015f\u0131 J. Trier, 1931&#8217;de, dil alan\u0131 kavram\u0131n\u0131 s\u00f6zc\u00fck ara\u015ft\u0131rmalar\u0131nda ilk kez y\u00f6ntemli olarak kullanm\u0131\u015ft\u0131r. O, eski ve orta Almanca d\u00f6nemlerine kadar inerek, birbirine ba\u011fl\u0131 s\u00f6zc\u00fckleri gruplamay\u0131 denemi\u015ftir. Bu ara\u015ft\u0131rma s\u0131ras\u0131nda Trier, kavram alanlar\u0131 ile s\u00f6zc\u00fck alanlar\u0131 n\u0131 birbirinden ay\u0131r\u0131r.<\/p>\n<p>Bir s\u00f6zc\u00fck, kavramsal bak\u0131mdan kendi akraba s\u00f6zc\u00fcklerle birlikte bir s\u00f6zc\u00fck alan\u0131 olu\u015fturur ve tek tek s\u00f6zc\u00fcklerin biraraya gelmeleriyle olu\u015fan bu s\u00f6zc\u00fck alan\u0131, kendisine kar\u015f\u0131l\u0131k olan kavram alan\u0131na uyar. Kavram alan\u0131 olmadan bir s\u00f6zc\u00fck \u00f6b\u00fcr s\u00f6zc\u00fckten farkl\u0131la\u015famaz ve bir anlama sahip olamazd\u0131. Trier bu d\u00fc\u015f\u00fcncelerini basit bir \u00f6rnekle a\u00e7\u0131klar: &#8220;Iyi&#8221; notu, d\u00f6rt, be\u015f veya alt\u0131 de\u011ferlerinin olu\u015fturdu\u011fu bir derecelenmeyi kapsay\u0131p kapsamamas\u0131na g\u00f6re saptan\u0131r ve bu de\u011ferlerden birini i\u00e7erip i\u00e7ermemesine g\u00f6re anlam farkl\u0131l\u0131\u011f\u0131na u\u011frar. S\u00f6zc\u00fck alanlar\u0131 dilden dile de\u011fi\u015fti\u011fi gibi, tarih boyunca ayn\u0131 dil i\u00e7inde de durmadan de\u011fi\u015firler. B\u00f6ylece Trier&#8217;in s\u00f6zc\u00fck alanlar\u0131 kuram\u0131n\u0131n ana d\u00fc\u015f\u00fcncesi \u015f\u00f6yle ortaya \u00e7\u0131km\u0131\u015f olur: Bir dilin s\u00f6z da\u011farc\u0131\u011f\u0131 her zaman ge\u00e7ici ve itibar\u00ee bir b\u00fct\u00fcnl\u00fck ta\u015f\u0131r ve bu b\u00fct\u00fcnl\u00fck basamak basamak kavram alanlar\u0131na halkalan\u0131r.<\/p>\n<p>Yeni-Humboldt\u00e7u L.Weisberger de Trier&#8217;in dil alanlar\u0131 kuram\u0131n\u0131 benimser. Weisberger&#8217;in genel d\u0131lbilimsel sav\u0131 \u015fudur: Dile bir yandan &#8220;ergon&#8221;, yani i\u00e7erikli dilbilgisi a\u00e7\u0131s\u0131ndan, \u00f6b\u00fcr yandan &#8220;energeia&#8221;, yani dilbilimsel a\u00e7\u0131dan e\u011filmek gerekir. Ne var ki, dilbilgisi basama\u011f\u0131nda dilin i\u00e7eri\u011fini sadece ses ve form betiminden hareketle a\u00e7\u0131k k\u0131lamay\u0131z ve dilin insan ve toplumlar i\u00e7in tinselli\u011fin d\u0131\u015fa vuruldu\u011fu bir ara-evren olarak niteli\u011fini burada saptayamay\u0131z. Bu y\u00fczden dilbilgisel basamak, evreni dilsel kavray\u0131\u015f tarz\u0131n\u0131n bir par\u00e7as\u0131ndan ibarettir. Weisberger&#8217;e g\u00f6re Trierci anlamda bir dil alan\u0131 kavram\u0131 da ancak \u00f6 le tan\u0131mlamak gerekir: &#8220;dil alan\u0131, bir organik ba\u011fl\u0131l\u0131k i\u00e7inde birlikte etki eden dil i\u015faretleri gruplar\u0131n\u0131n olu\u015fturdu\u011fu b\u00fct\u00fcnl\u00fc\u011fe dayal\u0131 olarak in\u015fa edilen dilsel ara-evrenin bir kesitidir &#8230;<\/p>\n<p>Her\u015feyden \u00f6nce, dilsel alanlar dilin sa\u011f\u0131n birlikleridir&#8230; Bu y\u00fczden onlar, bir dilin evren betimini bilme giri\u015fiminde, yani i\u00e7erikli bir dilbilgisinin kurulmas\u0131nda temel zemindirler (&#8220;Alman Dilinin Evren ,Betimi&#8221;, I, s.91-93). Anla\u015f\u0131labilece\u011fi gibi, Weisberger, Trier&#8217;in alan kavram\u0131n\u0131 geni\u015fletmekte, sadece s\u00f6zc\u00fck alanlar\u0131 de\u011fil, hatta ayn\u0131 zamanda, Porzig&#8217;in sentaktik alanlar\u0131yla hi\u00e7 ilgisi olmayan sentaktik alanlar kabul etmektedir.<\/p>\n<p>Weisberger, dilde ses ve i\u00e7eri\u011fi birbirinden ay\u0131rma gere\u011fine de kar\u015f\u0131 \u00e7\u0131karak, bir &#8220;tinsel ara-evren&#8221; ve &#8220;d\u0131\u015f d\u00fcnya&#8221; ay\u0131r\u0131m\u0131 yapmaktad\u0131r. Bu nedenle \u00f6rne\u011fin o ses formuna g\u00f6re d\u00fczenlendikleri i\u00e7in alfabetik s\u00f6zl\u00fckleri ~yads\u0131r; yine bunun gibi, nesneleri s\u0131n\u0131flayan s\u00f6zl\u00fckleri de. \u00c7\u00fcnk\u00fc bu gibi s\u0131n\u0131flama ve gruplamalar, Weisberger i\u00e7in dilin d\u0131\u015f\u0131ndad\u0131rlar. O, bir ses formunun \u00e7e\u015fidi anlamlar\u0131n\u0131 ara\u015ft\u0131ran semasioloji ve bir nesneye kar\u015f\u0131l\u0131k olarak konulmu\u015f \u00e7e\u015fitli i\u015faretleri ara\u015ft\u0131ran onomasioloji gibi etkinlikleri de yads\u0131r.<\/p>\n<p>Weisberger leksikolojiye dayal\u0131 bir s\u00f6zc\u00fck kurma ve olu\u015fturma \u00f6\u011fretisiyle ilgilenir ve buradan hareketle, konu\u015fmay\u0131 d\u00fczenleyen ara\u00e7lara, yani yayg\u0131n anlam\u0131yla dilbilgisel \u00f6\u011felere y\u00f6nelir. \u0130\u00e7erikli sentaks\u0131n g\u00f6revi, \u00f6nermelerin kurulmas\u0131nda ba\u015fvurulan planlar\u0131n yap\u0131s\u0131n\u0131, ara-evren olarak dilin temel formlar\u0131 halinde betimlemektir.<\/p>\n<p><strong>YAPISALCILIK<br \/>\n<\/strong><br \/>\nYap\u0131salc\u0131l\u0131k dilsel olu\u015fumlar\u0131n ve yap\u0131lar\u0131n ara\u015ft\u0131r\u0131lmas\u0131nda tamamen de\u011fi\u015fik bir y\u00f6nteme ba\u015fvurur. Ne var ki,yap\u0131salc\u0131l\u0131k, hi\u00e7 de birlikli bir dilbilimsel y\u00f6nelim de\u011fildir; bu ad alt\u0131nda \u00e7ok say\u0131da g\u00f6r\u00fc\u015f ve okul toplanm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>Bunlar\u0131n ortak oldu\u011fu nokta, dili kendili\u011finden olu\u015fmu\u015f (sui generis) bir yap\u0131 olarak incelemektir. Bu yap\u0131, dil-d\u0131\u015f\u0131 ger\u00e7eklikle her t\u00fcrl\u00fc ili\u015fkiden \u00e7\u00f6z\u00fclm\u00fc\u015ft\u00fcr; her \u015feyden \u00f6nce de o dili konu\u015fandan. Buna g\u00f6re dilin neli\u011fi (mahiycti) onun yap\u0131s\u0131nda i\u00e7erilmi\u015ftir ki biz bu yap\u0131y\u0131 formel bir sistem olarak tasarlayabiliriz.<\/p>\n<p>Bu salt ili\u015fkiler sisteminin ara\u015ft\u0131r\u0131lmas\u0131 ise, ancak yap\u0131salc\u0131 bir dil kuram\u0131yla olanakl\u0131d\u0131r ve b\u00f6yle bir kuram, do\u011fabilimi modeline g\u00f6re olu\u015fturulacakt\u0131r. Yani kuram\u0131n kendisi bir sa\u011f\u0131n bilim olacak ve her t\u00fcrl\u00fc metafiziksel veya ontolojik dil yorumlar\u0131 bir yana at\u0131lacakt\u0131r.<\/p>\n<p>Yap\u0131salc\u0131l\u0131\u011f\u0131n \u00f6nc\u00fcleri, B. de Courtenay &#8220;fonem&#8221; kavram\u0131n\u0131 modern fonolojiye kazand\u0131ran U. V. Kruszewski ve toplumsal ko\u015fullar\u0131 ve dilin sistem karakterini vurgulay\u0131p senkronik dil ara\u015ft\u0131rmas\u0131n\u0131 diakronik dil ara\u015ft\u0131rmas\u0131n\u0131n \u00f6n\u00fcne koyan F. de Saussure &#8216;dur.<\/p>\n<p>Gen\u00e7 Dilbilgiciler Okulundan gelen ve ama daha sonra bu okulun ele\u015ftiricilerinden olan Saussure, ba\u015flang\u0131\u00e7ta ancak kendi \u00f6\u011frencilerini &#8220;Genfer okulu&#8221; ad\u0131yla an\u0131lan bir \u00e7evrede etkilemi\u015ftir. Ba\u015fyap\u0131t\u0131 &#8220;Cours de linguistique general&#8221; ( Genel Dilbilim Dersleri ),ilk kez \u00f6l\u00fcm\u00fcnden sonra 1916&#8217;da (Almanca \u00e7evirisi: 1931) yay\u0131mlanm\u0131\u015ft\u0131r ve bu kitap karanl\u0131k noktalar\u0131 ve hatta tutars\u0131zl\u0131klar\u0131 olduk\u00e7a g\u00f6ze \u00e7arpan ders notlar\u0131n\u0131n bir derlemesidir. Bu y\u00fczden kitap \u00e7ok \u00e7e\u015fitli yorumlara konu olmu\u015ftur ki, bu durum, \u00e7e\u015fidi yap\u0131salc\u0131 okullar\u0131n hepsinin de bu kitaptan yola \u00e7\u0131km\u0131\u015f olmalar\u0131 olgusunu a\u00e7\u0131klar. Saussure&#8217;un \u00f6\u011fretisinin merkez noktas\u0131, bir dilin bir sistem, \u00f6\u011felerinin birbirine s\u0131k\u0131 s\u0131k\u0131ya ba\u011fl\u0131 oldu\u011fu bir b\u00fct\u00fcn oldu\u011fu ve bu \u00f6\u011felerin d\u0131\u015ftan de\u011fil, tersine ancak yine sistemin i\u00e7inde ve sistem arac\u0131l\u0131\u011f\u0131yla belirlendikleri, her \u00f6\u011fenin sistem i\u00e7inde belli bir i\u015flev ta\u015f\u0131d\u0131\u011f\u0131 d\u00fc\u015f\u00fcncesidir. Bu demektir ki, sistem bir \u00f6\u011feler b\u00fct\u00fcn\u00fc olarak d\u00fczenlenmi\u015ftir ve bu \u00f6\u011feler, sistemin kilit noktalar\u0131n\u0131 te\u015fkil eden temel ili\u015fkilerce belirlenmi\u015ftir. Dil, \u00f6z\u00fcnde bir sistem, g\u00f6r\u00fcn\u00fc\u015fte ise bir bireysel \u00f6zellikler toplulu\u011fudur ve dile y\u00f6nelik bir bilimin g\u00f6revi, dildeki tek tek \u00f6zellikleri betimlemekten \u00e7ok onun sistematik karakterini g\u00f6stermektir. B\u00f6ylece, dilbilimin birincil Ve ikincil olmak \u00fczere iki g\u00f6revi vard\u0131r.<\/p>\n<p>Dilbilimin birincil g\u00f6revi, dili senkronlk bak\u0131mdan g\u00f6zlemek, onu, ge\u00e7irmi\u015f oldu\u011fu de\u011fi\u015fikliklerden soyutlayarak bir sistem olarak ele almakt\u0131r.<\/p>\n<p>Dili tarihsel geli\u015fimiyle birlikte yani diakronik olarak ele almak, dilbilimin ikincil g\u00f6revidir. Bu kavray\u0131\u015fa g\u00f6re, dil , bir cebirsel veya mant\u0131ksal sistem oldu\u011fu kadar, onun bir tarihsel boyutu da vard\u0131r. Saussure \u015f\u00f6yle demi\u015fti: &#8220;Bir g\u00fcn gelecek, dilin \u00f6zellik ve ba\u011f\u0131nt\u0131lar\u0131n\u0131n, temel do\u011falar\u0131 gere\u011fi matematiksel form\u00fcller yoluyla ifade edilebilir olduklar\u0131 kabul edilecektir&#8221;. Saussure, dildeki de\u011fi\u015fmeleri;<br \/>\n&#8211; D\u0131\u015f etkenler,<br \/>\n&#8211; Sistemin tekil \u00f6\u011felerini de\u011fi\u015ftiren etkenler<br \/>\n&#8211; Sistemin b\u00fct\u00fcn\u00fcn\u00fcn de\u011fi\u015fmesine yol a\u00e7an etkenler olarak s\u0131n\u0131flar.<\/p>\n<p>Asl\u0131nda Saussure, yap\u0131salc\u0131lara, nas\u0131l yerine getirilece\u011fini belirtmedi\u011fi bir g\u00f6rev verir ve bu y\u00fczden bu g\u00f6rev, de\u011fi\u015fik yap\u0131salc\u0131 okullar taraf\u0131ndan de\u011fi\u015fik bi\u00e7imlerde yorumlan\u0131r.<\/p>\n<p><strong>Yap\u0131salc\u0131lar genelde \u00fc\u00e7 okula ayr\u0131l\u0131rlar: <\/strong><br \/>\n1) Prag Okulu<br \/>\n2) Kopenhag Okulu<br \/>\n3) Amerikan Okulu<\/p>\n<p>Bunlar ortaya \u00e7\u0131k\u0131\u015flar\u0131na g\u00f6re kronolojik olarak s\u0131ralan\u0131rlar.<strong><\/p>\n<p>Prag Okulu <\/strong><\/p>\n<p>1926&#8217;da &#8220;Travaux du Cercle Linguistique de Praque&#8221; (Prag Dilbilim \u00c7evresi Ara\u015ft\u0131rmalar\u0131) dergisi etraf\u0131nda olu\u015fan Prag Okulu, bu dergide \u00f6zellikle 1929&#8217;dan sonra yay\u0131mlanan \u00f6nemli \u00e7al\u0131\u015fmalarla \u00fcn kazanm\u0131\u015ft\u0131r. \u0130lk say\u0131da yay\u0131mlanan ve Birinci Slav Dilleri Konferans\u0131na (Ekim-1929) da sunulmu\u015f olan &#8220;Tezler&#8221; ba\u015fl\u0131kl\u0131 yaz\u0131, bu okulun program\u0131n\u0131 i\u00e7ermektedir. Asl\u0131nda bu program, dili, belirli bir zamansal- tarihsel hareketlilik i\u00e7inde bulunan, yani diakronik olarak ele al\u0131nmas\u0131 gereken bir sistem olarak g\u00f6rmekle, genel yap\u0131salc\u0131l\u0131k program\u0131ndan ayr\u0131l\u0131r.<\/p>\n<p>Benzeri bir yakla\u015f\u0131m, N. Chomsk&#8221;nin &#8220;Transformationellen Grammatik&#8217; D\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcmsel Dilbilgisi ) adl\u0131 gen\u00e7lik yap\u0131t\u0131nda benimsenir. ( Syntac\u0131ic Structures ve Chomsky bu yakla\u015f\u0131m\u0131n\u0131 ( Sentaktik Yap\u0131lar 1957) adl\u0131 yap\u0131t\u0131nda daha da geli\u015ftirir<\/p>\n<p>Chomsky_konu\u015fma ile konu\u015fmay\u0131 d\u00fczenleyen formlar aras\u0131nda bir ba\u011flant\u0131 oldu\u011funu, ama bu formlara ilksel formlar g\u00f6z\u00fcyle bak\u0131lamayaca\u011f\u0131n\u0131 belirtir. Asl\u0131nda bu formlara formlar\u0131n b\u00fcy\u00fck b\u00f6l\u00fcm\u00fc, veri olan sistem i\u00e7inde &#8216;yap\u0131sal bak\u0131mdan ikincil olarak t\u00fcrerler. T\u00fcremi\u015f veya d\u00f6n\u00fc\u015fm\u00fc\u015f formlar\u0131 do\u011fru \u015fekilde a\u00e7\u0131klamak i\u00e7inse, onlar\u0131n d\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcm tarihlerini g\u00f6zden uzak tutmamak gerekir, \u00e7\u00fcnk\u00fc bunlar bu tarihin \u00fcr\u00fcn\u00fcd\u00fcrler.<\/p>\n<p>&#8216;Chomsky tezlerini \u015fu terimlerle a\u00e7\u0131klar: &#8220;The picture was painted by a new technique\u201d ve \u201cpicture was painted by a real artist&#8217; (&#8220;resim yeni bir teknikle yap\u0131ld\u0131 ve &#8220;re\u015fim ger\u00e7ek bir sanat\u00e7\u0131 taraf\u0131ndan yap\u0131ld\u0131&#8217;). \u00d6nermelerin her ikisi de formel bak\u0131mdan farkl\u0131 de\u011fildirler ve Chomsky bunu belirtirken, \u00f6b\u00fcr yap\u0131salc\u0131lar gibi herhangi bir semantik yard\u0131ma ba\u015fvurmaktan ka\u00e7\u0131n\u0131r.<\/p>\n<p>Farkl\u0131l\u0131k ilk olarak ve ancak, edilgin kurulu\u015flu bu \u00f6nermelerin etkin \u00f6nermelere d\u00f6n\u00fc\u015fmeleri s\u0131ras\u0131nda ortaya \u00e7\u0131kan Yan\u0131 farkl\u0131l\u0131k, her iki \u00f6nermenin, yap\u0131sal bak\u0131mdan de\u011fi\u015fik \u00f6nermelerin d\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcmleri olmalar\u0131nda belirir. \u00c7ekirdek \u00f6nermelerin s\u00fcrekli olarak geni\u015fleyen d\u00f6n\u00fc\u015f\u00fcmlerini izlemek yoluyla bir dilbilgisi geli\u015ftiren bir dilbilgicisi, asl\u0131nda dilin i\u00e7 hareketini de izlemi\u015f olur.<\/p>\n<p>Prag Okulunun yap\u0131salc\u0131l\u0131\u011f\u0131 s\u0131k s\u0131k fonoloji ile \u00f6zde\u015f tutulmu\u015ftur. Ama fonoloji, bu okulun i\u015flevci ana tutumu yan\u0131nda ancak okul i\u00e7i bir y\u00f6nelim olarak kal\u0131r. Prag Okuluna atfedilen fonolojinin asl\u0131nda bu okulun N.S.Trube\u0131zkoy vc R. Jacopson \u2018un fonolojik \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131yla d\u00fcnya \u00e7ap\u0131nda tan\u0131nmalar\u0131ndan kaynaklanm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>Fonoloji , bir dildeki hangi ses farkl\u0131l\u0131klar\u0131n\u0131n anlam farkl\u0131l\u0131klar\u0131 la ba\u011fl\u0131 olduklar\u0131n\u0131, farkl\u0131l\u0131\u011f\u0131 yapan \u00f6\u011felerin nas\u0131l ele al\u0131naca\u011f\u0131n\u0131 ve hangi kurallara g\u00fcre bu \u00f6\u011felerin s\u00f6zc\u00fcklerle ba\u011fda\u015ft\u0131r\u0131labilece\u011fini ara\u015ft\u0131r\u0131r. Buna g\u00f6re fonoloji, sesi, kendi i\u015flevine g\u00f6re ele almakta ve seste, yaln\u0131z onu \u00f6b\u00fcr seslerden ay\u0131ran \u00f6\u011feleri betimlemektedir. Bu yolla tan\u0131mlanan sese fonem ad\u0131 verilir. Fonem, bir dilin i\u015faret olu\u015fturan en k\u00fc\u00e7\u00fck yap\u0131 \u00f6\u011fesidir.<\/p>\n<p>Fonemlerin olu\u015fturdu\u011fu daha \u00fcstteki birlik ise morfem dir. Morfemler, dilin sentaktik yap\u0131s\u0131n\u0131n kendilerine bak\u0131larak okunabilece\u011fi temel formlard\u0131r. Morfemler, birbirleriyle dilin dilbilgisel kurallar\u0131na g\u00fcre birle\u015ferek \u00f6nerme leri yapt\u0131klar\u0131 gibi, her \u00f6nerme de kendi i\u00e7inde morfemlere b\u00f6l\u00fcnebilir.<\/p>\n<p><strong> Kopenhag Okulu <\/strong><strong><br \/>\n<\/strong><br \/>\n1923&#8217;de iki \u00f6nemli temsilcisi V. Brondal ve G. Hjelmslev \u2019in \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131yla kurulmu\u015ftur. Bu okulun yay\u0131n organlar\u0131 &#8220;Bulletin de Cercle Linguistique de Copenhague&#8221;.([green Kopenhag Dilbilim \u00c7evresi B\u00fclteni] &#8211; 1934), &#8220;Travaux du Cercle Linguistique de Copenhauga&#8221; ( Kopenhag Dilbilim \u00c7evresi Ara\u015ft\u0131rmalar\u0131 ) ve &#8220;Acta Lingustica. Revue Intational de Linguistique (kurulu\u015fu: 1939). Sonuncu dergi Hjelmslev taraf\u0131ndan yay\u0131mlanm\u0131\u015ft\u0131r ve t\u00fcm \u00f6b\u00fcr okullara ba\u011fl\u0131 yap\u0131salc\u0131lar\u0131n \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131na da yer vermi\u015ftir.<\/p>\n<p>Hjelmslev, Saussure&#8217;un d\u00fc\u015f\u00fcncelerini tutarl\u0131 sonu\u00e7lar\u0131na kadar izlemeyi denemi\u015f, ama bu arada somut dilden giderek iyice uzakla\u015fm\u0131\u015ft\u0131r. O, bir genel veya mant\u0131ksal dilbilgisi ve bir &#8220;dilbilimin dilbilimi&#8221; veya &#8220;i\u00e7kin dilbilim&#8221; ortaya koyma \u00e7abalar\u0131 i\u00e7inde \u00f6ylesine bir soyutluk derecesine ula\u015fm\u0131\u015ft\u0131r ki, onun kuram\u0131n\u0131 tek tek somut diller i\u00e7in uygulamak verimsiz bir \u00e7aba olur. \u00d6rne\u011fin onun kuram\u0131, veri olan dil i\u00e7indeki her t\u00fcrl\u00fc metne de\u011fil, hatta hen\u00fcz ortaya \u00e7\u0131kmam\u0131\u015f metinlere de uygulanma amac\u0131 ta\u015f\u0131r. B\u00f6yle bir kuram \u015funun pe\u015finde olacakt\u0131r:<\/p>\n<p>&#8220;Dilin d\u0131\u015f\u0131nda bir &#8216;ger\u00e7eklik&#8217; i\u00e7inde demir atmam\u0131\u015f olan bir sabitlik, hangi dil olursa olsun, dili dil yapan ve tikel bir dili t\u00fcm \u00e7e\u015fitli g\u00f6r\u00fcn\u00fcmleri i\u00e7inde kendi kendisiyle \u00f6zde\u015f k\u0131lan bir sabitlik&#8221;. Hjelmslev&#8217;in kuram\u0131 &#8220;empirik&#8221;, &#8220;ded\u00fcktif&#8217; ve &#8220;keyfi&#8221; temellere dayan\u0131r. Bu dcyimlerden Hjclmslcv&#8217;in anlad\u0131\u011f\u0131 \u015fudur: Kuram\u0131n sonu\u00e7lar\u0131, ancak \u00f6nc\u00fcllerden, yani kendileri konulmu\u015f \u015feylcr (keyfi \u015feyler) olan kabullerden \u00e7\u0131kar\u0131labilir ve bu \u00f6nc\u00fcllerin kendileri deneyden ba\u011f\u0131ms\u0131zd\u0131rlar. (yukar\u0131daki &#8220;sabitlik&#8221; betiminde oldu\u011fu gibi). \u00d6nc\u00fcller deney verilerinin m\u00fcmk\u00fcn oldu\u011fu kadar \u00e7ok say\u0131daki bir toplam\u0131na ili\u015fkindir ki, onlar\u0131n &#8220;empirik&#8221; olmas\u0131ndan kastedilen budur. Hjelmslev, kuram\u0131n\u0131n bu ba\u011flamda mant\u0131ksal dil \u00e7\u00f6z\u00fcmlemesi ile s\u0131k\u0131 ba\u011f\u0131na i\u015faret eder. Ona g\u00f6re mant\u0131ksal dil \u00e7\u00f6z\u00fcmlemesi de asl\u0131nda dilbilimden ba\u011f\u0131ms\u0131z olarak, matemati\u011fe dayal\u0131 bir \u00e7al\u0131\u015fma olmak ister.<\/p>\n<p><strong>Amerikan Okulu<\/p>\n<p><\/strong>Amerikan Okulu, Kopenhag Okulu&#8217;na kar\u015f\u0131t olarak, ded\u00fcktif-soyut de\u011fil, tersine ind\u00fcktif \u00e7\u0131k\u0131\u015fl\u0131d\u0131r. Burada bir &#8220;dilbilimin dilbilimi&#8217; de\u011fil, tersine &#8220;somut dilin ili\u015fkiler sistemi&#8221; \u00fczerinde durulur. Amerikan yap\u0131salc\u0131l\u0131\u011f\u0131n\u0131n temsilcileri E. Sapir ve L. Bloomfield , deney yoluyla veri olan konu\u015fma ediminin somut \u00e7\u00f6z\u00fcmlemesine y\u00f6nelirler ve b\u00f6ylece temelde davran\u0131\u015f\u00e7\u0131 (l\u0131ehaviorist) bir yakla\u015f\u0131mla \u00e7al\u0131\u015f\u0131rlar. New York dilbilimciler \u00e7evresi, Avrupadan g\u00f6\u00e7 etmi\u015f \u00e7ok say\u0131da dilciden olu\u015fur ki, bunlar aras\u0131nda \u00f6zellikle R. Jakobson ve A. Martinet &#8216;in adlar\u0131 say\u0131labilir. Amerikan yap\u0131salc\u0131lar\u0131n\u0131n en \u00f6nemli organlar\u0131 &#8220;Language&#8221; (kurulu\u015fu: 1925), &#8220;Studies in Linguistics&#8221; (kurulu\u015fu: 1942) ve &#8220;Word&#8221; [\/green](kurulu\u015fu: 1945)&#8217;dur.<\/p>\n<p><strong>D\u0130L VE \u0130NSAN<br \/>\n<\/strong><br \/>\nDil ve insan varl\u0131\u011f\u0131 aras\u0131ndaki ili\u015fki insan\u0131n hem dile sahip olmas\u0131, hem de dil taraf\u0131ndan &#8220;ku\u015fat\u0131lm\u0131\u015f&#8221; olmas\u0131yla karakterize olur. \u0130nsan\u0131n dilin hem \u00f6znesi ve hem de nesnesi olmas\u0131, antropolojik y\u00f6nelimli dil felsefesinin ba\u015fl\u0131ca konusudur.<\/p>\n<p>M. Heidegger, dili, &#8221; insan varl\u0131\u011f\u0131n\u0131n temeli&#8221; insan\u0131 insan k\u0131lan \u015fey&#8221;, \u201cvarl\u0131\u011f\u0131n kendisi arac\u0131l\u0131\u011f\u0131yla \u0131\u015f\u0131d\u0131\u011f\u0131 \u015fey&#8221; olarak adland\u0131r\u0131r. O, &#8220;H\u00fcmanizm \u00dczerine&#8221; adl\u0131 denemesinde \u015f\u00f6yle yazar: &#8220;\u0130nsan \u00f6b\u00fcr etkinlikleri aras\u0131nda dile de sahip olan bir canl\u0131 de\u011fildir. Hatta dil, varl\u0131\u011f\u0131n evidir, insan onun i\u00e7inde kalarak, varl\u0131\u011f\u0131n \u00f6rtt\u00fc\u011f\u00fc do\u011frulu\u011fa kat\u0131larak ekzistens olur<\/p>\n<p>Ama dil ayn\u0131 zamanda \u015fudur da: \u201cHer dil ayn\u0131 zamanda s\u00f6yleme olay\u0131d\u0131r; onun i\u00e7inde bir halk tarihsel olarak kendi evrenine y\u00f6nelir&#8221; (&#8220;Holzwege&#8221;, s.61) Burada Heidegger &#8220;tarihsel&#8221; kavram\u0131n\u0131 sadece olup-bitene ili\u015fkin olma (historik) anlam\u0131nda kullanmaz; hatta daha \u00e7ok dilin &#8220;tarihsel&#8221;&#8216; olmas\u0131, onun insan\u0131n u\u011frad\u0131\u011f\u0131 (maruz kald\u0131\u011f\u0131) bir \u015fey olmas\u0131d\u0131r ve dil bu anlamda bir &#8220;ak\u0131bet&#8221; ve hatta bir ancak Buradan katk\u0131larak dilin k\u00f6keninin ne oldu\u011fu sorusuna ise, ontolojik yoldan yan\u0131t verilebilir.<\/p>\n<p>W.v.Humboldt , b\u00f6yle bir yakla\u015f\u0131mla \u015f\u00f6yle yazm\u0131\u015ft\u0131r: &#8220;insan ancak dille &#8221; insan olur, ama dili ke\u015ffetmek i\u00e7in de \u00f6nce insan olmak zorunludur . Yani, insan olma ile dile sahip olma, sadece birarada bulunan \u015feyler de\u011fildirler, hata bunlar, ayn\u0131 b\u00fct\u00fcnl\u00fc\u011f\u00fcn iki g\u00f6r\u00fcn\u00fcm\u00fcnden ba\u015fka bir \u015fey de\u011fildirler. Dilin k\u00f6keni sorusuna verilen bu ontolojik yan\u0131t, dilin ortaya \u00e7\u0131k\u0131\u015f\u0131n\u0131 bir k\u00fclt\u00fcr fenomeni olarak gt5ren eski genetik yan\u0131ta kar\u015f\u0131tt\u0131r.<\/p>\n<p>Genetik yan\u0131tlar olduk\u00e7a \u00e7e\u015fitlidir. \u00d6rne\u011fin burada dili, insanlara tanr\u0131 taraf\u0131ndan bah\u015fedilmi\u015f bir nimet olarak anlayan kuramlar vard\u0131r. Bu \u00e7evrede \u00e7ok tart\u0131\u015f\u0131lan konulardan biri, \u00f6rne\u011fin &#8220;Adem&#8217;in dili&#8221; nin olup olmad\u0131\u011f\u0131d\u0131r. J.P.S\u00fcssmilch, 1754&#8217;de &#8220;dilin ortaya \u00e7\u0131k\u0131\u015f\u0131n\u0131 insandan de\u011fil de Yaratan&#8217;dan yola \u00e7\u0131karak kan\u0131tlama&#8221; denemesine giri\u015fmi\u015ftir.<\/p>\n<p>Dilin ortaya \u00e7\u0131k\u0131\u015f\u0131n\u0131 insandan kalkarak a\u00e7\u0131klamaya \u00e7al\u0131\u015fan antropolojik kuramlar da \u00e7ok \u00e7e\u015fitlidir. Antropolojik kuramlar\u0131n bir b\u00f6l\u00fcm\u00fc, dilin arac\u0131s\u0131z duyusal tepkilerden olu\u015flu\u011funu ileri s\u00fcrerlerken (Puh-Puh kuram\u0131) bir b\u00f6l\u00fcm\u00fc dilin do\u011fal seslerin taklidi yoluyla olu\u015ftu\u011funu savunurlar (Wau-Wau kuram\u0131); bir b\u00f6l\u00fcm\u00fc ise dilin bilin\u00e7li bir ke\u015fif oldu\u011fu kan\u0131s\u0131ndad\u0131rlar.<\/p>\n<p>Bug\u00fcn empirik-antropolojik ara\u015ft\u0131rma dilin ortaya \u00e7\u0131k\u0131\u015f\u0131 sorununa tarihsel a\u00e7\u0131dan e\u011filirken; psikoloji, dilin meydana gelmesini sa\u011flayabilecek psi\u015fik ko\u015fullar\u0131 g\u00f6stermeye \u00e7al\u0131\u015f\u0131yor.<\/p>\n<p><strong>Dildeki de\u011fi\u015fmeler:<br \/>\n<\/strong><br \/>\nDil ara\u015ft\u0131rmas\u0131, ku\u015fkusuz sadece dilin k\u00f6keni ve ortaya \u00e7\u0131k\u0131\u015f\u0131 sorunu ile de\u011fil, ayn\u0131 zamanda onun geli\u015fimi ile de, yani bu demektir ki dildeki de\u011fi\u015fmeler ve bu de\u011fi\u015fmelerin nedenleriyle de u\u011fra\u015f\u0131r. Dildeki de\u011fi\u015fme, ses, anlam ve i\u015faret de\u011fi\u015fmeleri olarak g\u00f6r\u00fcn\u00fcm kazan\u0131r. Ses, anlam ve i\u015faretler zaman i\u00e7inde kaybolabilir ve s\u00f6zc\u00fckler yeni anlamlar y\u00fcklenmi\u015f olarak yeni kullan\u0131mlar kazanabilir. Ama de\u011fi\u015fme sadece bununla da kalmaz, dilin sentaks\u0131 da de\u011fi\u015fir.<\/p>\n<p>Dildeki de\u011fi\u015fmeleri a\u00e7\u0131klama denemeleri pek \u00e7oktur ve burada ancak en tan\u0131nm\u0131\u015flar\u0131ndan s\u00f6zedilebilecektir. 19. y\u00fczy\u0131l\u0131n ikinci yar\u0131s\u0131nda bir ka\u00e7 dilbilimci, A. M\u00fcller\u2019in y\u00f6netiminde, dildeki de\u011fi\u015fmelerin nedenleri olarak iklim etkisi, co\u011frafi \u00f6zellikler gibi do\u011fal etkenler \u00fczerinde \u00e7al\u0131\u015ft\u0131lar. Ama bu ara\u015ft\u0131rmalar, hipotezleri hi\u00e7 dc destekler nitelikte olmad\u0131.<\/p>\n<p>Bir ba\u015fka kuram, insan\u0131n toplumsal donat\u0131m\u0131ndan yola \u00e7\u0131kt\u0131. Rus dilbilimcisi N. J Marr, dilin o dili konu\u015fanlar\u0131n toplumsal durumlar\u0131ndaki de\u011fi\u015fmelerle ayn\u0131 zamanda de\u011fi\u015fti\u011fini ileri s\u00fcrd\u00fc. Marksist toplum kuram\u0131na uygun olarak, Marx&#8217;\u0131n iddialar\u0131ndan hareketle dildeki de\u011fi\u015fmeleri toplumsal de\u011fi\u015fme tipleri alt\u0131nda ele almak denendi. Buna g\u00f6re dildeki de\u011fi\u015fmeler, ekonomik bi\u00e7imlere s\u0131k\u0131 s\u0131k\u0131ya ba\u011fl\u0131 olarak ve ekonomik yasalara uygun bi\u00e7imde birbirlerini izlemekteydi. Marr&#8217;\u0131n \u00f6\u011fretisi, dilin bir toplumun kendi ekonomik d\u00fczeninin do\u011frulanmas\u0131n\u0131 simgeleyen bir &#8220;\u00fcstyap\u0131&#8221; kurumu oldu\u011fu iddias\u0131na dayan\u0131r: Ama bu iddia pratikte \u00e7eli\u015fkiler ta\u015f\u0131r. \u00c7\u00fcnk\u00fc a\u00e7\u0131kt\u0131r ki, Rus dili 1917 Devriminde ve Devrimden sonra hi\u00e7 de \u00f6nemli bir de\u011fi\u015fikli\u011fe u\u011framam\u0131\u015ft\u0131r. Bu sonu\u00e7 \u00fczerinde 1950&#8217;lerde &#8220;Pravda&#8221; gazetesinde bir tart\u0131\u015fma a\u00e7\u0131ld\u0131 ve Stalin kendi-tutumunu \u015f\u00f6yle a\u00e7\u0131klad\u0131: &#8220;dilin (ekonomik) tabana dayal\u0131 bir \u00fcst-yap\u0131 oldu\u011fu do\u011fru mudur? Hay\u0131r bu do\u011fru de\u011fildir. Toplumun dayand\u0131\u011f\u0131 temel, o toplumun belli bir \u00e7a\u011fdaki geli\u015fiminin dayand\u0131\u011f\u0131 ekonomik yap\u0131d\u0131r. \u00dcst-yap\u0131 ise toplumun politik, dinsel, sanatsal ve felsef\u0131 kavray\u0131\u015flar\u0131 ve bu kavray\u0131\u015flara uygun politik hukuksal ve benzeri kurumlar\u0131d\u0131r. Her temel kendisine uygun bir \u00fcst-yap\u0131ya sahiptir &#8230; Dil ise \u00fcst-yap\u0131dan tamamen ayr\u0131l\u0131r &#8230; Dil , bu veya \u015fu toplum (tipiyle) ko\u015futluk g\u00f6stermez; tersine o bir toplumun tarihinin toplu ak\u0131\u015f\u0131ndan \u00e7\u0131kar&#8221;.<\/p>\n<p>Bug\u00fcn yayg\u0131n olan bir \u00fc\u00e7\u00fcnc\u00fc kurama g\u00f6re, dildeki de\u011fi\u015fmeler, konusan bireyler ile bu bireylerin topluca konust\u0131\u0131klar\u0131 dilin birbirlerini birlikte etkilemeleri sonucu meydana gelmektedir. Dildeki de\u011fi\u015fmelerin ana nedenini, Kavimler G\u00f6\u00e7\u00fc gibi b\u00fcy\u00fck tarihsel olaylar sonucu bir dilin yabanc\u0131 bir halk aras\u0131nda yay\u0131lmas\u0131 nda g\u00f6ren kuram da burada an\u0131labilir. Bir dilin e\u015fzamanl\u0131 olarak daha b\u00fcy\u00fck bir insan toplulu\u011fu i\u00e7inde yay\u0131lma s\u00fcresi, ne var ki ancak, \u00e7ocuklar\u0131n kendi dillerini yeti\u015fkinlerden \u00f6\u011frenebildikleri yerde bir s\u00fcreklili\u011fe sahip olabilir.<\/p>\n<p>\u00d6\u011frenim s\u0131ras\u0131ndaki belirsizlikler ve yetersizlikler, kipleri de\u011fi\u015fik \u015fekillerde kullanma e\u011filimi, etkili ki\u015filerin taklidi (&#8220;\u00f6nder kuram\u0131&#8221;) v.b. etkenler de dildeki de\u011fi\u015fmelerin nedenleri aras\u0131nda say\u0131labilirler. Dilde de\u011fi\u015fmelere yol a\u00e7an ve rastlant\u0131sal denebilecek bu nedenlerin yan\u0131s\u0131ra, de\u011fi\u015fmeyi tek y\u00f6nde kesinlikle belirleyen nedenler bulundu\u011funa inananlar da vard\u0131r ki, bunlar, bu nedenlerin dilin sistem karakterinden hareketle a\u00e7\u0131klanabilece\u011fini savunurlar.<\/p>\n<p>\u00d6b\u00fcr yandan, dildeki de\u011fi\u015fme problemi, dil ile insan toplulu\u011fu aras\u0131ndaki ili\u015fkiler problemine de ba\u011flan\u0131r. W.v.Humboldt &#8216;un dil ara\u015ft\u0131rmas\u0131n\u0131n kilit noktas\u0131n\u0131 da bu problem olu\u015fturur. O, problemi, ulus tini kavram\u0131n\u0131 dilbilimine sokarak \u00e7\u00f6zmek ister. Ulus tini, \u00f6zneler-aras\u0131 ve \u00f6zneler-\u00fcst\u00fc d\u00fc\u015f\u00fcn\u00fclmesi gereken bir kavramd\u0131r. Ulus tini, bireylerin salt niceliksel \u00e7oklu\u011funu bir ulus haline getiren, bu \u00e7oklu\u011fu bir birli\u011fe d\u00f6n\u00fc\u015ft\u00fcren \u015feydir. Ulus tini t\u00fcm k\u00fclt\u00fcrel fenomenlerde izlerini g\u00f6sterir, dolay\u0131s\u0131yla dilde de. Humboldt&#8217;un ulus tini kavram\u0131 19. y\u00fczy\u0131l\u0131n ikinci yans\u0131nda M. Lazarus ve H. Steinthal &#8216;\u0131n kurucular\u0131 olduklar\u0131 &#8220;halklar psikolojisi&#8221; i\u00e7inde empirikle\u015ftirilmi\u015f ve metafiziksel anlam y\u00fck\u00fcnden ar\u0131nd\u0131r\u0131lmak istenmi\u015ftir (1860-1890 y\u0131llan aras\u0131nda bu yazarlarca yay\u0131mland\u0131 ve 20 ciltte toplanan &#8220;Halklar Psikolojisi ve Dilbilim Dergisi&#8221;).<\/p>\n<p>Buna g\u00f6re halk tininin etkinli\u011fi ile s\u00fcrekli bir nesnelle\u015fme (objektivation) meydana \u00e7\u0131kar ki, bu nesnelle\u015fmi\u015f olan \u015fey yine ancak bu tin taraf\u0131ndan kavranabilir. Bu nesnelle\u015fmi\u015f \u015fey, bu &#8220;objektif tin&#8221;,bir birlik, bir norm ve &#8220;ergon&#8221; olarak art\u0131k en uzaktaki s\u00fcbjektif etkinliklere bile siner. Hegel&#8217;in &#8220;objektif tin&#8221; kavram\u0131na kar\u015f\u0131 bu &#8220;objektif tin&#8221; sadece toplumsall\u0131kla s\u0131n\u0131rl\u0131 de\u011fildir, o ayn\u0131 zamanda ve hatta t\u00fcm k\u00fclt\u00fcr alan\u0131n\u0131 kapsar. Birey , objektif tinin bir \u00f6\u011fesi olarak,dille nesne ve durumlara egemen olabildi\u011fi gibi , \u00f6b\u00fcr yandan o konu\u015fan olarak, tekrar o dili etkilemektedir.<\/p>\n<p>Daha Herder , dilin sadece bireyin kulland\u0131\u011f\u0131 bir \u015fey olarak g\u00f6r\u00fclemeyece\u011fini, hatta tersine, dilin bireyin d\u00fc\u015f\u00fcnmesini yola sokmaya zorlamakla, bireyi kendisine ba\u011f\u0131ml\u0131 k\u0131ld\u0131\u011f\u0131n\u0131 belirtmi\u015ftir.<\/p>\n<p>Ku\u015fkusuz her somut dil, kendi i\u00e7inde pek \u00e7ok halkalara da b\u00f6l\u00fcn\u00fcr. Dilde sadece \u00f6zel diller (yankesici dili, asker dili, \u00f6\u011frenci dili, argo, v.b.) ve uzmanl\u0131k dilleri gibi halkalar yoktur; \u00f6rne\u011fin bir y\u00fcksek dil ve bir g\u00fcnl\u00fck dil vard\u0131r ve g\u00fcnl\u00fck dil de yeniden \u00e7e\u015fitli toplumsal tabakalarda farkl\u0131l\u0131\u011fa u\u011frar. \u00d6yle ki, belli bir dil d\u00fczeyi toplumsal d\u00fczeyi de &#8216;belirler ve bunun tersi de do\u011frudur (Kar\u015f.: B. Shaw Pigmalion ) Dilde \u00e7e\u015fitli ulus tinlerinin yans\u0131d\u0131\u011f\u0131 kabul edildi\u011finde, hi\u00e7 ku\u015fkusuz dildeki \u00e7ok-g\u00f6r\u00fcn\u00fcml\u00fcl\u00fck de ulus tinlerinin \u00e7e\u015fitli\u011finden kalk\u0131larak a\u00e7\u0131klan\u0131r.Mitolojik yorumlardan (Babil Kulesinin in\u015fas\u0131) yola \u00e7\u0131k\u0131ld\u0131 m\u0131 da, bu kez tek a\u00e7\u0131klama olana\u011f\u0131 \u00f6yJe bir \u015fey olur ki, dildeki \u00e7e\u015fitlilik art\u0131k rastlant\u0131sal ve \u00f6nemsiz ses farkl\u0131l\u0131klar\u0131na dayat\u0131l\u0131r.<\/p>\n<p><strong>Dil s\u0131n\u0131flamas\u0131. <\/strong><\/p>\n<p>T\u00fcm dillerin ortak bir mant\u0131ksal g\u00f6vdeye dayand\u0131\u011f\u0131na inan\u0131ld\u0131 m\u0131, t\u00fcm s\u0131n\u0131flama denemeleri art\u0131k buna g\u00f6re yap\u0131l\u0131r. Dil s\u0131n\u0131flamas\u0131 denemelerine ilk kez 19. y\u00fczy\u0131l\u0131n ba\u015flar\u0131nda rastlan\u0131r. Bu s\u0131ralarda, ulus tinlerindeki \u00e7e\u015fitlili\u011fe uygun olarak dillerin de \u00e7e\u015fitli dil s\u0131n\u0131flar\u0131 olaca\u011f\u0131na inan\u0131l\u0131yordu. \u00d6zellikle Sanskrit\u00e7enin ke\u015ffi, dil s\u0131n\u0131flamalar\u0131 a\u00e7\u0131s\u0131ndan \u00e7ok etkili oldu. Schlegel karde\u015fler, dilleri \u00fc\u00e7 tipe ay\u0131r\u0131yorlard\u0131: yal\u0131t\u0131c\u0131 diller (isolierende), sonek\u00e7i diller (agglutinierende) ve b\u00fck\u00fcml\u00fc diller (flektierende). Bu ay\u0131r\u0131m t\u00fcm 19. y\u00fczy\u0131l i\u00e7in belirleyici olmu\u015ftur. Hegel\u2019in tarih d\u00fc\u015f\u00fcncesi ve Drwin\u2019in evrim kuram\u0131 alt\u0131nda, diller bir de genealojik y\u00f6nden ele al\u0131n\u0131p, dil s\u0131n\u0131flamalar\u0131 &#8220;dil idesinin evrimi&#8221; (Steinthal) a\u00e7\u0131s\u0131ndan yap\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>Bug\u00fcn bu eski dil s\u0131n\u0131flamalar\u0131 yerine, &#8220;olgunla\u015fm\u0131\u015f&#8221; ve &#8220;olgunla\u015fmam\u0131\u015f&#8221; diller ay\u0131r\u0131m\u0131 yap\u0131lmaktad\u0131r.<\/p>\n<p>Ayr\u0131ca dilbilimsel a\u00e7\u0131dan yap\u0131lan s\u0131n\u0131flamalar yan\u0131nda, matematiksel diziler kuram\u0131ndan hareketle yap\u0131lan s\u0131n\u0131flamalara rastlan\u0131yor. Bu alandaki en yeni ara\u015ft\u0131rmalar, niceliksel (istatistiksel) derecelendirme y\u00f6ntemine ba\u015fvurmaktad\u0131rlar. Burada b\u00f6ylece s\u0131n\u0131fland\u0131rma i\u00e7in bir dizi parametreye ba\u015fvurulmakta ve diller, belli de\u011fi\u015fkenlerin istatistiksel de\u011ferleriyle karakterize edilip s\u0131n\u0131fland\u0131r\u0131lmaktad\u0131r.<\/p>\n<p>Diller \u00e7oklu\u011fu i\u00e7inde yine de daima bir dil birli\u011fi tutkuyla aran\u0131r. T\u00fcm dillerin bir ideal-mant\u0131ksal norma sahip olduklar\u0131, dillerin bu normdan, kendi i\u00e7 yeterlilikleri veya yetersizlikleri oran\u0131nda geli\u015ftikleri veya sapt\u0131klar\u0131 iddias\u0131, yani \u00f6z\u00fcnde dilbilgisi ile mant\u0131\u011f\u0131n \u00f6zde\u015f olduklar\u0131 \u00f6nermesi, bug\u00fcne kadar, ne var ki kan\u0131tlanamaz olarak kalm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>19. y\u00fczy\u0131la gelinceye kadar bir dizi &#8220;felsefi dilbilgisi&#8221; ortaya at\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r ki, bunlar\u0131n en tan\u0131nm\u0131\u015f\u0131, 1960&#8217;da anonim olarak yay\u0131mlanan &#8220;Port Royal Dilbilgisi&#8221;dir ve kitab\u0131n yazarlar\u0131 A. Arna\u0131\u0131ld ve C. Gancelot olarak bilinir. Kitab\u0131n olduk\u00e7a uzun alt-ba\u015fl\u0131\u011f\u0131 \u015f\u00f6yledir: &#8220;Genel kuramsal- ele\u015ftirel dilbilgisi. Kitapta konu\u015fma sanat\u0131n\u0131n temelleri a\u00e7\u0131k ve do\u011fal tarzda a\u00e7\u0131klanm\u0131\u015f, bu temellerin t\u00fcm dillerde ortak olan mant\u0131ksal \u00f6ndayanaklar\u0131 ve ana t\u00fcrleri yan\u0131nda Frans\u0131z dili \u00fczerine yeni bir \u00e7ok g\u00f6zleme yer verilmi\u015ftir&#8221;. Jenscnist Po\u0131t Royal manast\u0131r\u0131ndan \u00fcnl\u00fc &#8220;Port Royal Mant\u0131\u011f\u0131&#8221;n\u0131n \u00e7\u0131kt\u0131\u011f\u0131 bilinir.<\/p>\n<p>Dilleri, &#8220;t\u00fcm dillerde ortak olan mant\u0131ksal \u00f6ndayanaklar\u0131&#8221; a\u00e7\u0131s\u0131ndan ele alan bu anlay\u0131\u015fa kar\u015f\u0131 , Humboldt&#8217;un &#8220;\u00f6zel evren kavray\u0131\u015flar\u0131 olarak diller&#8221;den s\u00f6zetmesi ve dildeki \u00e7ok-\u00e7e\u015fitlili\u011fi, &#8220;ulus tini&#8221; ne, \u00f6zel evren kavray\u0131\u015flar\u0131na ba\u011flam\u0131\u015f olmas\u0131, dilbilgisi ile mant\u0131\u011f\u0131n \u00f6zde\u015f olduklar\u0131 iddias\u0131n\u0131 tart\u0131\u015fmal\u0131 hale getirmi\u015f; konu\u015fma ile d\u00fc\u015f\u00fcnce, dilbilgisi ile mant\u0131k aras\u0131ndaki ili\u015fkiler yeni bir bak\u0131\u015fla ele al\u0131nm\u0131\u015ft\u0131r. Ne var ki bu konudaki tart\u0131\u015fmalar \u00e7o\u011fu kez bir s\u00f6z d\u00fcellosuna d\u00f6n\u00fc\u015febilmektedir. \u00c7\u00fcnk\u00fc &#8220;d\u00fc\u015f\u00fcnme&#8221; kavram\u0131 kadar &#8220;mant\u0131k&#8221; kavram\u0131 da \u00e7ok \u00e7e\u015fitli tarzlarda anla\u015f\u0131lmaktad\u0131r. &#8220;D\u00fc\u015f\u00fcnme&#8221;den bir yandan salt mant\u0131ksal d\u00fc\u015f\u00fcnme kastedilir; \u00f6b\u00fcr yandan onun ortak bilin\u00e7 i\u00e7eri\u011fi oldu\u011fu s\u00f6ylenir.<\/p>\n<p>&#8220;Mant\u0131k&#8221;, bir yandan insani d\u00fc\u015f\u00fcnme formlar\u0131n\u0131n \u00f6\u011fretisi say\u0131l\u0131r; \u00f6b\u00fcr yandan ona dilsel formlar\u0131n bilimi olarak bak\u0131l\u0131r. Ayn\u0131 mant\u0131k bir de d\u00fc\u015f\u00fcnme ilkelerinin bilimi olarak kavran\u0131r ki, b\u00f6yle bir mant\u0131k art\u0131k insa\u0131\u0131i d\u00fc\u015f\u00fcnme formlar\u0131ndan da, dilsel formlardan da daha fazla bir \u015fey olur.<\/p>\n<p>Mant\u0131ksal formlar hi\u00e7 ku\u015fkusuz dilsel olarak ifade edilirler; ama onlar dilsel formlarla \u00f6zde\u015f de\u011fildirler. Modern lojistik\u00e7i (sembolik mant\u0131k\u00e7\u0131) dil \u00e7\u00f6z\u00fcmlemesi, \u00f6rne\u011fin, mant\u0131\u011f\u0131 dilsel formlar bilimi olarak anlar. Bu okul, &#8220;Viyana \u00c7evresi diye an\u0131lan bir grup filozof taraf\u0131ndan 1928&#8217;de M. Schlick&#8217;in \u00e7abalar\u0131yla kurulmu\u015f, \u00e7evreye felsefi e\u011filimli matematik\u00e7iler, H. Hahn, K G\u00f6del ve R. Carnap da kat\u0131lm\u0131\u015flard\u0131r. \u00c7evre, \u00ddkinci D\u00fcnya Sava\u015f\u0131 ba\u015flar\u0131nda da\u011f\u0131lm\u0131\u015f, ama hareket olarak yine devam etmi\u015ftir. J. Ayer, G. Ryle, R.v. Mises, A.N. Whitehead B. Russel da bu \u00e7evreyle ilgilidirler.<\/p>\n<p>Mant\u0131k\u00e7\u0131 empirizm, t\u00fcm bilimlerin ne empirik ne de mant\u0131ksal yoldan kan\u0131tlanabilecek olan ve bu y\u00fczden metafiziksel nitelikli tasar\u0131mlar i\u00e7erdi\u011finden hareket eder. Bu y\u00fczden, metafiziksel, yani &#8220;anlamdan yoksun&#8221; \u00f6nermeler her bilimden elenmeli ve bilim, ancak empirik ve mant\u0131ksal temellere oturtulmal\u0131d\u0131r. Bir bilimde &#8220;anlamdan yoksun&#8221; \u00f6nermeleri saptama y\u00f6ntemi ise, bilimlerde ba\u015fvurulan kavram ve \u00f6nermeleri mant\u0131ksal bir \u00e7\u00f6z\u00fcmlemeye tabi. tutmakt\u0131r. Carnap&#8217;\u0131n bir makalesinin ba\u015fl\u0131\u011f\u0131, &#8220;Metafizi\u011fin Dilin Mant\u0131ksal \u00c7\u00f6z\u00fcmlemesi Yoluyla Elenmesi&#8221; (&#8220;Erkenntnis&#8221; dergisi, daha sonra: &#8220;Journal of Unified Science&#8221; dergisi) evrenin temel g\u00f6r\u00fc\u015f\u00fcn\u00fc de a\u00e7\u0131klar.<\/p>\n<p>&#8220;Dilin mant\u0131ksal sentaks\u0131&#8221; ( sentaks=s\u00f6zdizimi) , dilin dilbilimsel sentaks\u0131nda\u0131\u0131 ayr\u0131l\u0131r. Sonuncusu sadece bir somut dilin kurallar\u0131n\u0131 ortaya koymaya, bu kurallara g\u00f6re dilsel yap\u0131lar\u0131n hangi \u00f6gelerden olu\u015ftu\u011funu ara\u015ft\u0131rmaya y\u00f6nelirken; birincisi dilin mant\u0131ksal yap\u0131s\u0131n\u0131 ara\u015ft\u0131r\u0131r. Mant\u0131ksal kurallar ded\u00fcksiyon kurallar\u0131d\u0131r, dilbilimsel kurallar ise ind\u00fcksiyon yoluyla, yani tarihsel olarak veri olan bir dilin ara\u015ft\u0131r\u0131lmas\u0131yla elde edilirler.<\/p>\n<p><strong> D\u0130L VE GER\u00c7EKL\u0130K <\/strong><\/p>\n<p>Dil ve ger\u00e7eklik ili\u015fkisi konusunda iki temel ve farkl\u0131 kuram vard\u0131r. Birinci kuram s\u00f6zc\u00fckleri, \u00f6nceden varolan ve insandan ,ba\u011f\u0131ms\u0131z olan bir ger\u00e7ekli\u011fe ait nesnelerin adlan sayar. Buna g\u00f6re, dil ve ger\u00e7eklik aras\u0131nda bir kar\u015f\u0131l\u0131kl\u0131l\u0131k vard\u0131r. Burada, ya s\u00f6zc\u00fcklerin nesnelerin benzetmeli temsilleri olduklar\u0131ndan ve bu y\u00fczden s\u00f6zc\u00fcklerden hareketle nesnelerin \u00f6zlerinin bilinebilece\u011finden hareket edilir ya da, s\u00f6zc\u00fcklerle nesneler aras\u0131nda hi\u00e7bir i\u00e7 ili\u015fki olmad\u0131\u011f\u0131 savunulur. Bu son g\u00f6r\u00fc\u015f, ge\u00e7 Antik\u00e7a\u011fda anomalizm ad\u0131yla an\u0131l\u0131yordu ve modern d\u00f6nemde Saussure, mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivistler (\u00f6zellikle: lojistik\u00e7iler) taraf\u0131ndan da savunulmu\u015ftur.<\/p>\n<p>Dil ve ger\u00e7eklik ili\u015fkisi hakk\u0131ndaki ikinci kuram s\u00f6zc\u00fcklerin nesnelere do\u011frudan uygun d\u00fc\u015fmedikleri, tersine dilin insan ile d\u0131\u015f d\u00fcnya aras\u0131nda bir &#8220;ara-evren&#8221; olarak konum kazand\u0131\u011f\u0131n\u0131 savunur. Bu kuram d\u0131\u015f d\u00fcnyay\u0131 de\u011fil de, dili &#8220;ger\u00e7ek evren&#8221; diye adland\u0131ran W.v.Humboldt&#8217;a kadar geri gider. Humboldt&#8217;a g\u00f6re, bu ger\u00e7ek evren , &#8220;tinin kendisi ile objeler aras\u0131nda, tinin kendi i\u00e7 \u00e7al\u0131\u015fmas\u0131yla kurulmu\u015ftur.&#8221; Bu y\u00fczden nesneler insanlar i\u00e7in daima bir bilin\u00e7 objesi olarak kal\u0131rlar ve ancak insani bilin\u00e7 alt\u0131nda s\u00f6zc\u00fcklerle i\u015faretlenmi\u015f \u015feylerdir. Her dilde \u00f6zg\u00fcl bir evrene bak\u0131\u015f\u0131 bulunur. Humboldt&#8217;un bu g\u00f6r\u00fc\u015flerinde I.Kant&#8217;\u0131n bilgi kuram\u0131n\u0131n temel felsefi \u00f6\u011feleri yakalanabilir. Kan\u0131 ku\u015fkusuz ki, Ding an sich&#8217;i, kendinde \u015feyi yads\u0131maz; ama o, ancak insani g\u00f6r\u00fc formlar\u0131 i\u00e7inde bilinebilir ve bu y\u00fczden o, objektif (kendi halinde) de\u011fil, tersine ancak, insan\u0131n a priori bilin\u00e7 yap\u0131s\u0131 i\u00e7inde s\u00fcbjektif (insan bak\u0131m\u0131ndan) kavranm\u0131\u015f olur.<\/p>\n<p>Bunun gibi Humboldt da, d\u0131\u015f d\u00fcnyaya ait nesnelerin aynen bilinebilece\u011fini yads\u0131d\u0131\u011f\u0131 i\u00e7in, s\u00f6zc\u00fcklerin nesnelere uygunlu\u011funu savunan objektivist dil kuramlar\u0131n\u0131 da yads\u0131r. Ona g\u00f6re nesneler, bilgi-kuramsal d\u00fczlemde bilin\u00e7 a priorileri ile s\u00fcbjektif kavrand\u0131klar\u0131 gibi, ayn\u0131 nesneler bir somut dilin (anadil) a priori yap\u0131 \u00f6geleri alt\u0131nda kavranmaktad\u0131r. <strong> Bu y\u00fczden, her dilde (ana- dilde) bir ba\u015fka evren kavray\u0131\u015f\u0131 olu\u015fur ve t\u00fcm dilsel evren kavray\u0131\u015flar\u0131 ayn\u0131 \u00f6l\u00e7\u00fcde do\u011fru ve ayn\u0131 \u00f6l\u00e7\u00fcde ge\u00e7erlidirler.<\/strong><\/p>\n<p>Dilin ger\u00e7ekli\u011fi &#8220;kuran&#8221; bir g\u00fc\u00e7 oldu\u011fu yarg\u0131s\u0131, Humboldt &#8216;tan bu yana pek \u00e7ok izley\u0131ci taraf\u0131ndan benimsenmi\u015ftir. H. Steinthal,,E. Cassirer, M. Heidegger, G. Weisberger ve hatta bir arada Amerikal\u0131 dilbilimci B.L. Whorf bu izleyiciler aras\u0131nda say\u0131labilirler. \u00d6rne\u011fin Whorf, Meksika yerli dilleri \u00fczerinde yapt\u0131\u011f\u0131 ara\u015ft\u0131rmalar sonunda, Alman gelene\u011finden ba\u011f\u0131ms\u0131z olarak ayn\u0131 sonu\u00e7lara varm\u0131\u015f ve &#8220;dilbilimsel g\u00f6relilik ilkesi&#8221; ni ortaya atm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n<p>Sorgulayan bir us i\u00e7in \u201cdil\u201d her y\u00f6n\u00fcyle bir \u00e7ok soruya bar\u0131nd\u0131ran bir alan&#8230; Yukar\u0131daki al\u0131nt\u0131lar genel bir resmi ne kadar ortaya koyabildi ben de ku\u015fkuluyum.<\/p>\n<p>Bilim ve Felsefe b\u00f6l\u00fcm\u00fcnde \u201cDilin Ser\u00fcveni\u201d ba\u015fl\u0131\u011f\u0131yla \u201cdil\u201d in insan bilimleri ilgi alanlar\u0131 a\u00e7\u0131s\u0131ndan g\u00f6r\u00fcn\u00fcmlerini aktarmaya \u00e7al\u0131\u015ft\u0131k. Felsefeciler dilin k\u00f6keni, s\u00f6zc\u00fcklerin etimolojik ge\u00e7mi\u015fi ile pek ilgili de\u011filler.<br \/>\nDilbilimcilerin dilin yap\u0131sal olarak temellendirilmesi \u00e7abalar\u0131nda felsefeciler ile yak\u0131nla\u015ft\u0131klar\u0131 alt alanlar var.<\/p>\n<p>Felsefe dil \u00e7oklu\u011funun karma\u015fas\u0131na girmeden , dilin neli\u011fi (mahiyeti) \u00fczerine \u00e7\u0131kar\u0131mlar yapma gayreti i\u00e7inde.<\/p>\n<p>Dilin farkl\u0131 y\u00f6nlerini betimlemek olanakl\u0131.. Dil-k\u00fclt\u00fcr ili\u015fkisi, dilin d\u00fc\u015f\u00fcnceyi ta\u015f\u0131yan biriktiren ara\u00e7 olmas\u0131, anlam-dil ili\u015fkisi, dilin insan eylemiyle ba\u011flant\u0131s\u0131 en belli ba\u015fl\u0131lar\u0131.<\/p>\n<p>S\u00f6z\u00fc \u201cDil Felsefesine Giri\u015f\u201d adl\u0131 yap\u0131t\u0131n yazar\u0131 Atakan Alt\u0131n\u00f6rs\u2019e b\u0131rak\u0131yorum. And\u0131\u011f\u0131m yap\u0131t \u0130nk\u0131lap Yay\u0131nlar\u0131ndan \u00e7\u0131kt\u0131.<\/p>\n<p><strong>Dil Felsefesinin Temel Kavram ve Sorunlar\u0131.<\/p>\n<p><\/strong>Dil felsefesi, ba\u015fta analitik(\u00e7\u00f6z\u00fcmleyici) felsefe olmak \u00fczere bir\u00e7ok kavram ile kar\u0131\u015ft\u0131r\u0131lmakta ve bu kar\u0131\u015ft\u0131rmalar sonucunda do\u011fru olmayan sonu\u00e7lara var\u0131lmaktad\u0131r. Birbiriyle ili\u015fki i\u00e7inde olduklar\u0131 halde ayn\u0131 \u015feyi belirtmeyen dil felsefesi, dilci felsefe (linguistic philosophy), g\u00fcndelik dilin felsefesi (ordinary language philosophy), analitik felsefe ve mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizm gibi kavramlar aras\u0131ndaki ayr\u0131mlar\u0131 belirtmek gerekmektedir.<\/p>\n<p>Dil felsefesi bir felsefe disiplinidir ve onu analitik felsefe gibi bir tak\u0131m felsefi geleneklerden dikkatle ay\u0131rmak gerekir. \u0130nsan felsefesi, etik, tarih felsefesi gibi dil felsefesi de kendisine \u00f6zg\u00fc problemleri ve kavramlar\u0131 olan bir felsefe disiplinidir.<\/p>\n<p>Anlam, g\u00f6nderge, belirli betimlemeler, d\u00fc\u015f\u00fcnme-dil ili\u015fkisi, s\u00f6z edimleri, vb. sorunlar dil felsefesinin konular\u0131 aras\u0131nda yer almaktad\u0131r. Dil felsefesinin analitik felsefe gibi, felsefe etkinli\u011fini t\u00fcm\u00fcyle dilsel \u00e7\u00f6z\u00fcmlemelere indirgemek gibi bir \u00f6nc\u00fclden asla hareket etmedi\u011finin \/ edemeyece\u011finin alt\u0131n\u0131 \u00f6nemle \u00e7izmek gerekir.<\/p>\n<p>Dilci felsefe (linguistic philosophy), Oxford&#8217;ta do\u011fmu\u015f ve geli\u015fmi\u015f bir felsefe ak\u0131m\u0131d\u0131r. Dilci felsefe ak\u0131m\u0131, ele ald\u0131\u011f\u0131 sorunlar\u0131 salt dilsel sorunlar gibi irdelemektedir. Bu yolla &#8220;metaf\u0131zik nedir?&#8221;, &#8220;moral nedir?&#8221; gibi felsefedeki geleneksel soru formunun yerine &#8220;bir ifadeyi metafizik k\u0131lan \u00f6zellik nedir?&#8221; , &#8220;moral bir anlat\u0131m nedir?&#8221; \u015feklindeki dil merkezli soru formunu koymaktad\u0131r. Di\u0130ci felsefe, analitik gelene\u011fin ancak belirli bir evresini karakterize etmektedir; dolay\u0131s\u0131yla da analitik gelene\u011fin b\u00fct\u00fcn\u00fcne egemen olmu\u015f bir yakla\u015f\u0131m de\u011fildir.<\/p>\n<p><strong>\u00c7\u00f6z\u00fcmleyici Felsefe<\/p>\n<p><\/strong>Mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizm de bir felsef\u00ee ak\u0131md\u0131r. Bu ak\u0131m &#8220;Viyana \u00c7evresi&#8221; ad\u0131 verilen toplulu\u011fa \u00fcye olan ya da do\u011frudan \u00fcye olmad\u0131\u011f\u0131 halde d\u0131\u015far\u0131dan destek veren f\u0131lozoflar taraf\u0131ndan geli\u015ftirilmi\u015f bir empirizm ve pozitivizm formudur. Bu ak\u0131m ayn\u0131 zamanda, analitik felsefe i\u00e7indeki ilk geli\u015fim evresini olu\u015fturmaktad\u0131r. Mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizm dil sorunlar\u0131na duyarl\u0131 bir ak\u0131m olmakla birlikte, s\u00f6zgelimi matemati\u011fin felsefi-mant\u0131ksal temellerine, \u00e7a\u011fda\u015f fizi\u011fin epistemolojik i\u00e7erimlerine ya da moral sorunlara y\u00f6nelik ilgisi nedeniyle sadece bir dil felsefesi ak\u0131m\u0131 olarak de\u011ferlendirilemez.<\/p>\n<p><strong>Mant\u0131k\u00e7\u0131 Pozitivizm<\/p>\n<p><\/strong>G\u00fcndelik dilin felsefesi (ordinary Ianguage philosophy) bir felsefe yapma tarz\u0131 olarak, mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizmin ideal dil anlay\u0131\u015f\u0131n\u0131 ele\u015ftiren Austin, Searle, Grice\u00a0 gibi filozoflar\u0131n \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131n\u0131 nitelendirmektedir. Bu filozoflar, mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivistlerin ideal dil anlay\u0131\u015f\u0131n\u0131n, do\u011fal dillerin ola\u011fan kullan\u0131m\u0131 olan g\u00fcndelik konu\u015fma formlar\u0131n\u0131 ihmal etti\u011fini d\u00fc\u015f\u00fcnerek bu formlar\u0131 temel alan bir anlam teorisi geli\u015ftirmi\u015ftir. Onlar, mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivistlerin tersine, g\u00fcndelik dilin baya\u011f\u0131 ve g\u00f6z ard\u0131 edilebilir oldu\u011funu d\u00fc\u015f\u00fcnmemektedir.<\/p>\n<p>Analitik felsefe, yirminci y\u00fczy\u0131l\u0131n ba\u015f\u0131nda Frege, Moore, Russell gibi f\u0131lozoflar\u0131n \u00e7al\u0131\u015fmalar\u0131yla ortaya \u00e7\u0131kan ve etkisini y\u00fczy\u0131l boyunca art\u0131rarak geli\u015fen, \u00e7e\u015fitlenen bir felsefe gelene\u011fidir. Zaman zaman birbiriyle \u00e7at\u0131\u015fan rakip anlay\u0131\u015flar\u0131 b\u00fcnyesinde toplayan analitik gelene\u011fin karakteristik \u00f6zelli\u011fi, <strong>felsefi etkinli\u011fin, \u00f6nermelerin mant\u0131ksal-dilsel analiziyle \u00f6zde\u015f oldu\u011fu varsay\u0131m\u0131d\u0131r. <\/strong>Bu ak\u0131ma mant\u0131\u011fa y\u00f6nelik bir ilginin e\u015flik etti\u011fi g\u00f6zlemlenmektedir. Analitik felsefe dilsel-mant\u0131ksal analiz y\u00f6ntemini yaln\u0131zca dil felsefesi alan\u0131ndaki sorunlara de\u011fil, eylem teorisi, etik, bilim teorisi, siyaset felsefesi gibi \u00e7e\u015fitli alanlardaki problemlere de uygulamaktad\u0131r. Bu bak\u0131m\u0131ndan da sadece dil felsefesi konular\u0131yla s\u0131n\u0131rl\u0131 bir gelenek olarak de\u011ferlendirilmemelidir.<\/p>\n<p>Yukar\u0131daki a\u00e7\u0131klamalardan da anla\u015f\u0131laca\u011f\u0131 gibi, ele ald\u0131\u011f\u0131m\u0131z terimlerin birbirinin yerine kullan\u0131lmamas\u0131 gerekmektedir. Olduk\u00e7a yayg\u0131n olan analitik felsefe ile dil felsefesini ya da mant\u0131k\u00e7\u0131 pozitivizmi birbirinin yerine kullanma al\u0131\u015fkanl\u0131\u011f\u0131 yan\u0131lt\u0131c\u0131 sonu\u00e7lar do\u011furmaktad\u0131r.<\/p>\n<p><strong> Dil Felsefesinin temel problemleri.<\/p>\n<p><\/strong><strong>Anlam sorunu, <\/strong>dil felsefesinin ilgilendi\u011fi ba\u015fl\u0131ca sorundur. <strong>&#8220;Anlam nedir?&#8221;<\/strong> sorusuna cevap arayan dil f&#8217;ilozoflar\u0131 aras\u0131nda, dildeki en k\u00fc\u00e7\u00fck anlaml\u0131 birimin s\u00f6zc\u00fckler oldu\u011funu \u00f6ne s\u00fcrenler &#8220;s\u00f6zc\u00fck atomcusu&#8221; diye nitelendirilmektedir. \u0130kinci gruptakiler ise, en k\u00fc\u00e7\u00fck anlaml\u0131 birimin c\u00fcmleler oldu\u011funu iddia eden &#8220;c\u00fcmle atomcular\u0131&#8221; d\u0131r. Platon ve J. Locke s\u00f6zc\u00fck atomculu\u011funu savunan f\u0131lozoflara \u00f6rnektir; B. Russell ve L. Wittgenstein ise, c\u00fcmle atomculu\u011funu savunan filozoflara.<\/p>\n<p>Di\u011fer yandan, felsefe tarihinde anlam sorunu i\u00e7in \u00f6nerilmi\u015f \u00e7\u00f6z\u00fcmler d\u00f6rt ba\u015fl\u0131k alt\u0131nda ele al\u0131nabilir. J. Locke &#8216;\u0131n geli\u015ftirdi\u011fi <strong>&#8220;ideci&#8221; yakla\u015f\u0131m <\/strong><strong><br \/>\n<\/strong>bir s\u00f6zc\u00fc\u011f\u00fcn anlam\u0131n\u0131, o s\u00f6zc\u00fc\u011f\u00fcn ileti\u015fim etkinli\u011fi s\u0131ras\u0131nda ta\u015f\u0131y\u0131c\u0131s\u0131 oldu\u011fu &#8220;ide&#8221; olarak a\u00e7\u0131klamaktad\u0131r. Bir ba\u015fka deyi\u015fle s\u00f6zc\u00fckler, idelerin yerini tutan anlaml\u0131 birimlerdir. Locke&#8217;\u0131n \u00e7\u00f6z\u00fcm\u00fc baz\u0131 ara\u015ft\u0131rmac\u0131lar taraf\u0131ndan &#8220;zihinci&#8221; yakla\u015f\u0131m ad\u0131yla da an\u0131lmaktad\u0131r.<\/p>\n<p><strong>&#8220;G\u00f6ndergeci&#8221;<\/strong> \u00e7\u00f6z\u00fcmler ikinci grupta toplanmaktad\u0131r. Bu \u00e7\u00f6z\u00fcm\u00fcn savunucular\u0131 aras\u0131nda G. Frege, B. Russell , (I. d\u00f6neminde Wittgenstein ), A. J. Ayer ve Viyana \u00c7evresi \u00fcyeleri yer almaktad\u0131r. Bu filozoflar bir \u00f6nermenin anlam\u0131n\u0131, o \u00f6nermenin do\u011fruluk ko\u015fullar\u0131n\u0131n bilgisi ya da g\u00f6ndermede bulundu\u011fu olgu durumu olarak tan\u0131mlamaktad\u0131r. G\u00f6ndergeci \u00e7\u00f6z\u00fcm\u00fcn a\u00e7\u0131klamalar\u0131nda kulland\u0131\u011f\u0131 anlam \u00f6l\u00e7\u00fct\u00fc &#8220;do\u011frulanabilirlik&#8221;tir. \u00c7\u00f6z\u00fcm\u00fcn savunucular\u0131, dil ile d\u0131\u015f d\u00fcnya aras\u0131ndaki ili\u015fkilerin tasvirine \u00f6nem vermektedir.<\/p>\n<p>\u00dc\u00e7\u00fcnc\u00fc grupta ele al\u0131nan g\u00f6r\u00fc\u015fler <strong>&#8220;davran\u0131\u015f\u00e7\u0131 teori&#8221;<\/strong> olarak adland\u0131r\u0131lmaktad\u0131r. Bu teoriye verilen bir ba\u015fka isim &#8220;etki-tepki&#8221; teorisidir. L. Bloomf\u0131eld, W. v. O. Quine gibi filozoflar bir c\u00fcmlenin anlam\u0131n\u0131, o c\u00fcmlenin dinleyicide uyand\u0131rd\u0131\u011f\u0131 tepki ya da tepki e\u011filimiyle a\u00e7\u0131klamaktad\u0131r. Davran\u0131\u015f\u00e7\u0131 teori, dil ile insan davran\u0131\u015flar\u0131 aras\u0131ndaki ili\u015fkiyi vurgulayan &#8211; tarihsel a\u00e7\u0131dan &#8211; ilk \u00e7\u00f6z\u00fcmd\u00fcr.<\/p>\n<p>Son grubu J. L. Austin, J. R. Searle ve H. P. Grice &#8216;\u0131n temsil etti\u011fi <strong> &#8220;pragmatik&#8221; yakla\u015f\u0131m<\/strong> olu\u015fturmaktad\u0131r. Bu yakla\u015f\u0131m , ad\u0131n\u0131, semioti\u011fin bir alt dal\u0131 olan &#8220;pragmatik&#8221;ten almaktad\u0131r. Pragmatik yakla\u015f\u0131m\u0131n temsilcileri, bir c\u00fcmle s\u00f6zcelemenin (to utter) belirli kurallara dayal\u0131 bir davran\u0131\u015f bi\u00e7imi oldu\u011funu ve o c\u00fcmlenin anlam\u0131n\u0131n, konu\u015fucunun onu dile getirirken yerine getirdi\u011fi bu kurallarca belirlendi\u011fini vurgulamakta, anlam sorunu ile ileti\u015fim ortam\u0131n\u0131n \u00f6zellikleri ve konu\u015fmaya kat\u0131lan taraflar\u0131n davran\u0131\u015flar\u0131 aras\u0131ndaki ba\u011flant\u0131ya dikkat \u00e7ekmektedir.<\/p>\n<p>Dil felsefesinin bir ba\u015fka problemi <strong>&#8220;g\u00f6nderge (reference)&#8221; <\/strong>dir. Bir dilsel ifadenin anlam\u0131yla g\u00f6ndergesi aras\u0131ndaki ayr\u0131ma dikkat \u00e7eken ilk filozof G.Frege &#8216;dir. Frege bir c\u00fcmlenin g\u00f6ndergesini, o c\u00fcmlenin resmetti\u011fi nesne olarak tan\u0131mlamakta ve o c\u00fcmlenin anlam\u0131ndan ay\u0131rmaktad\u0131r.<\/p>\n<p>Frege&#8217;ye g\u00f6re bir c\u00fcmlenin anlam\u0131, o c\u00fcmlenin g\u00f6ndermede bulundu\u011fu nesneyi &#8220;sunu\u015f kipi (mode oF presentation)&#8221;dir. Ancak Frege anlam konusundaki soru\u015fturmas\u0131n\u0131n sonunda, ba\u015flang\u0131\u00e7ta yapt\u0131\u011f\u0131 bu ayr\u0131m\u0131 bir kenara b\u0131rakarak &#8220;g\u00f6ndergeci&#8221; biryakla\u015f\u0131m\u0131 benimsemektedir. Bu yakla\u015f\u0131m\u0131 benimseyen f\u0131lozoflar &#8211; yukar\u0131da da de\u011findi\u011fimiz gibi &#8211; bir c\u00fcmlenin anlam\u0131n\u0131 (mea\u0131\u0131ing) o c\u00fcmlenin g\u00f6nder\u0131i\u0131ede bulundu\u011fu olgu ba\u011flam\u0131 olarak tan\u0131mlamaktad\u0131r. Bu indirgemenin sonucunda, ger\u00e7eklik tarz\u0131nda var olmayan kendilikler (entity) hakk\u0131ndaki c\u00fcmleler hakiki anlamdan yoksun say\u0131lmaktad\u0131r. Oysa ki &#8220;D\u00fcnya&#8217;ya en uzak g\u00f6k cismi&#8221; gibi bir anlat\u0131m\u0131n belirli bir g\u00f6ndergesi olmad\u0131\u011f\u0131 halde , bu anlat\u0131m anlamdan yoksun de\u011fildir. Di\u011fer yandan &#8220;sabah y\u0131ld\u0131z\u0131&#8221; ve &#8220;ak\u015fam y\u0131ld\u0131z\u0131&#8221; ifadeleri gibi, e\u015fg\u00f6ndergeli oldu\u011fu halde anlamlar\u0131 farkl\u0131 ifadeler bulmak m\u00fcmk\u00fcnd\u00fcr.<\/p>\n<p>Dil felsefesindeki bir di\u011fer problem, Russell taraf\u0131ndan ortaya konmu\u015f <strong>belirli betimlemeler problemidir <\/strong>.<br \/>\nRussell &#8221; Waverlynin yazar\u0131&#8221;, &#8220;D\u00fcnya&#8217;n\u0131n uydusu&#8221; gibi belirli bir tekili g\u00f6steren ifadelere &#8220;belirli betimleme&#8221; ad\u0131n\u0131 vermektedir. Russell&#8217;\u0131n belirli betimlemeler konusundaki teorisi, ger\u00e7ekte bu t\u00fcrden dilsel ifadeleri elemeye y\u00f6nelik bir \u00e7\u00f6z\u00fcmleme \u00e7abas\u0131n\u0131n \u00fcr\u00fcn\u00fcd\u00fcr. Zira ona g\u00f6re belirli betimlemeler, belirli tekillere g\u00f6ndermede bulunuyormu\u015f gibi g\u00f6r\u00fcnen yan\u0131lt\u0131c\u0131 c\u00fcmleler olu\u015fturmaya yol a\u00e7makta, bir c\u00fcmle i\u00e7inde \u00f6zne olarak kullan\u0131ld\u0131klar\u0131nda belirsizli\u011fe neden olmaktad\u0131r.<\/p>\n<p>Russell&#8217;\u0131n ele\u015ftirisinin k\u00f6keninde, onun mant\u0131ksal atomculuk \u00f6\u011fretisinin bulundu\u011fu g\u00f6r\u00fclmektedir. Russell mant\u0131ksal atomculuk \u00f6\u011fretisinde, dildeki mant\u0131ksal atomlar\u0131n d\u00fcnyadaki atomsal olgulara kar\u015f\u0131l\u0131k geldi\u011fini \u00f6ne s\u00fcrmektedir. Russell&#8217;\u0131n anlay\u0131\u015f\u0131, c\u00fcmlelerin d\u0131\u015f d\u00fcnyada var olan \u015feyler ile bire bir \u00f6rt\u00fc\u015ft\u00fc\u011f\u00fc bi\u00e7iminde bir ideal dil varsay\u0131m\u0131na dayal\u0131d\u0131r. Ona g\u00f6re, c\u00fcmleler &#8211; psikolojik betimlemeler d\u0131\u015f\u0131nda &#8211; d\u0131\u015f d\u00fcnyadaki olgular\u0131n tasar\u0131mlar\u0131d\u0131r ve bir c\u00fcmlenin anlam\u0131 da onun g\u00f6ndermede bulundu\u011fu olgu durumudur. Oysa ki, i\u00e7inde belirli betimlemelere yer verilmi\u015f c\u00fcmleler, \u00e7o\u011funlukla g\u00f6ndergeleri bulan\u0131k kald\u0131\u011f\u0131ndan \u00e7e\u015fitli paradokslara neden olabilmektedir. Bu nedenle Russell, belirli betimlemeleri elemeye y\u00f6nelik bir \u00e7\u00f6z\u00fcmleme y\u00f6ntemi kullanmay\u0131 \u00f6nermektedir. &#8220;Fransa&#8217;n\u0131n g\u00fcn\u00fcm\u00fczdeki kral\u0131 keldir,&#8221; gibi bir c\u00fcmle bu y\u00f6ntemle \u00e7\u00f6z\u00fcmlendi\u011finde, birbirini mant\u0131ksal olarak s\u0131k\u0131-gerektiren \u015fu \u00f6nermelere ula\u015f\u0131l\u0131r: I. Fransa&#8217;da g\u00fcn\u00fcm\u00fczde en az bir ki\u015fi krald\u0131r. II. Fransa&#8217;da g\u00fcn\u00fcm\u00fczde en \u00e7ok bir ki\u015fi krald\u0131r. III. Fransa&#8217;da g\u00fcn\u00fcm\u00fczde kim kralsa o keldir.<\/p>\n<p>Russell bu \u00e7\u00f6z\u00fcmleme sonras\u0131nda &#8220;Fransa&#8217;n\u0131n g\u00fcn\u00fcm\u00fczdeki kral\u0131&#8221; belirli betimlemesinin ortadan kald\u0131r\u0131lmas\u0131yla ilk bak\u0131\u015fta paradoksal g\u00f6r\u00fcnen durumun saydaml\u0131k kazand\u0131\u011f\u0131n\u0131 ve c\u00fcmlenin yanl\u0131\u015f oldu\u011funun g\u00f6r\u00fcld\u00fc\u011f\u00fcn\u00fc belirtir. Zira &#8220;Fransa&#8217;n\u0131n g\u00fcn\u00fcm\u00fczdeki kral\u0131&#8221; belirli betimlemesinin i\u00e7inde bir \u00f6zel adm\u0131\u015f gibi kullan\u0131ld\u0131\u011f\u0131 c\u00fcmle, Fransa&#8217;n\u0131n \u015fu anda krall\u0131kla y\u00f6netildi\u011fi bi\u00e7iminde bir yanl\u0131\u015f \u00f6nc\u00fcle dayanmaktad\u0131r.<\/p>\n<p>D\u00fc\u015f\u00fcnme-dil ili\u015fkisi de dil felsefesinin konular\u0131 aras\u0131ndad\u0131r. Antik \u00c7a\u011f&#8217;da Herakleitos &#8216;tan itibaren filozoflar\u0131n bu ili\u015fkiyi tasvir etme \u00e7abas\u0131 i\u00e7inde oldu\u011fu g\u00f6r\u00fclmektedir. \u00d6rne\u011fin Descartes gibi baz\u0131 filozoflar dil kullanma becerisini, d\u00fc\u015f\u00fcnebilmenin zorunlu ko\u015fulu olarak g\u00f6rmektedir. Descartes, bedensel olarak ay\u0131rt edilmesi imkans\u0131z derecede insana benzeyen ve hatta ahlaksal davran\u0131\u015flar\u0131 bile taklit edebilen makineler tahayy\u00fcl edebilece\u011fimizi, fakat bu hayalin ger\u00e7ekle\u015fmesi durumunda bu t\u00fcr makinelerin sahici insanlar olmad\u0131klar\u0131n\u0131 anlamak i\u00e7in elimizdeki iki \u00f6l\u00e7\u00fctten ilkinin konu\u015fma yetene\u011fi oldu\u011funu belirtmektedir. Ona g\u00f6re hayvanlar da, t\u0131pk\u0131 otomatlar gibi bu yetiden yoksundur. Descartes b\u00f6ylece konu\u015fma yetene\u011fini, d\u00fc\u015f\u00fcnebilmenin ko\u015fulu ve belirtkesi (index) olarak yorumlamaktad\u0131r.<\/p>\n<p>G\u00fcn\u00fcm\u00fczde, hayvanlar aras\u0131ndaki ileti\u015fimi ara\u015ft\u0131ran zoologlar\u0131n ve psikologlar\u0131n bulgular\u0131 \u0131\u015f\u0131\u011f\u0131nda, &#8211; bir\u00e7ok hayvan t\u00fcr\u00fc gibi &#8211; \u00f6rne\u011fin \u015fempanzelerin problemlere yarat\u0131c\u0131 \u00e7\u00f6z\u00fcmler \u00fcretme kapasitelerine bak\u0131larak onlar\u0131n, insana oranla bir hayli basit d\u00fczeyde de olsa d\u00fc\u015f\u00fcnme ve d\u00fc\u015f\u00fcnd\u00fcklerini iletme becerisine sahip olduklar\u0131 art\u0131k bilinen bir ger\u00e7ektir (Coco ad\u0131ndaki orangutan otuz y\u0131ll\u0131k bir e\u011fitim ve ilgi sonucunda ASL i\u015faret diliyle c\u00fcmle kurabilmekte ve bildi\u011fi i\u015faretler iletmek istedi\u011fi \u015feyi anlatmada yetersiz kald\u0131\u011f\u0131 durumlarda yeni i\u015faretler \u00fcretebilmektedir). Ancak insan\u0131n sahip oldu\u011fu geli\u015fmi\u015f diller sayesinde y\u00fcr\u00fct\u00fclebilecek karma\u015f\u0131k d\u00fc\u015f\u00fcnsel etkinlikler bulunmakla birlikte, herhangi bir i\u00e7 konu\u015fmaya gerek kalmadan da ger\u00e7ekle\u015ftirebildi\u011fimiz hat\u0131rlama, k\u0131yaslama ya da karar alma anlar\u0131n\u0131n bulundu\u011fu unutulmamal\u0131d\u0131r.<\/p>\n","protected":false},"excerpt":{"rendered":"<p>Haz&#305;rlayan: Mehmet Ali Ceylan Dil Felsefesi&rsquo;nin &ouml;zellikle 20. y&uuml;zy&#305;l&#305;n ba&#351;&#305;ndan ba&#351;layarak felsefenin temel ilgi alan&#305; oldu&#287;unu g&ouml;r&uuml;yoruz. Site ve forumda dil felsefesinin g&uuml;ndeme getirdi&#287;i soru ve yan&#305;tlar &uuml;zerine bir &ccedil;ok yaz&#305; yer ald&#305;, ayr&#305;ca anlama &ccedil;abam&#305;z do&#287;rultusunda s&ouml;yle&#351;tik. Felsefe Alanlar&#305; konusunda &ldquo;dil felsefesi&rdquo;nin ilgilendi&#287;i alt alanlara de&#287;inildi. &Ouml;zetle, dil felsefesi ; de&#287;i&#351;ik s&ouml;yleme olanaklar&#305;n&#305; &ccedil;&ouml;z&uuml;mleyen, [&hellip;]<\/p>\n","protected":false},"author":1,"featured_media":0,"comment_status":"closed","ping_status":"closed","sticky":false,"template":"","format":"standard","meta":{"_bbp_topic_count":0,"_bbp_reply_count":0,"_bbp_total_topic_count":0,"_bbp_total_reply_count":0,"_bbp_voice_count":0,"_bbp_anonymous_reply_count":0,"_bbp_topic_count_hidden":0,"_bbp_reply_count_hidden":0,"_bbp_forum_subforum_count":0,"ocean_post_layout":"","ocean_both_sidebars_style":"","ocean_both_sidebars_content_width":0,"ocean_both_sidebars_sidebars_width":0,"ocean_sidebar":"0","ocean_second_sidebar":"0","ocean_disable_margins":"enable","ocean_add_body_class":"","ocean_shortcode_before_top_bar":"","ocean_shortcode_after_top_bar":"","ocean_shortcode_before_header":"","ocean_shortcode_after_header":"","ocean_has_shortcode":"","ocean_shortcode_after_title":"","ocean_shortcode_before_footer_widgets":"","ocean_shortcode_after_footer_widgets":"","ocean_shortcode_before_footer_bottom":"","ocean_shortcode_after_footer_bottom":"","ocean_display_top_bar":"default","ocean_display_header":"default","ocean_header_style":"","ocean_center_header_left_menu":"0","ocean_custom_header_template":"0","ocean_custom_logo":0,"ocean_custom_retina_logo":0,"ocean_custom_logo_max_width":0,"ocean_custom_logo_tablet_max_width":0,"ocean_custom_logo_mobile_max_width":0,"ocean_custom_logo_max_height":0,"ocean_custom_logo_tablet_max_height":0,"ocean_custom_logo_mobile_max_height":0,"ocean_header_custom_menu":"0","ocean_menu_typo_font_family":"0","ocean_menu_typo_font_subset":"","ocean_menu_typo_font_size":0,"ocean_menu_typo_font_size_tablet":0,"ocean_menu_typo_font_size_mobile":0,"ocean_menu_typo_font_size_unit":"px","ocean_menu_typo_font_weight":"","ocean_menu_typo_font_weight_tablet":"","ocean_menu_typo_font_weight_mobile":"","ocean_menu_typo_transform":"","ocean_menu_typo_transform_tablet":"","ocean_menu_typo_transform_mobile":"","ocean_menu_typo_line_height":0,"ocean_menu_typo_line_height_tablet":0,"ocean_menu_typo_line_height_mobile":0,"ocean_menu_typo_line_height_unit":"","ocean_menu_typo_spacing":0,"ocean_menu_typo_spacing_tablet":0,"ocean_menu_typo_spacing_mobile":0,"ocean_menu_typo_spacing_unit":"","ocean_menu_link_color":"","ocean_menu_link_color_hover":"","ocean_menu_link_color_active":"","ocean_menu_link_background":"","ocean_menu_link_hover_background":"","ocean_menu_link_active_background":"","ocean_menu_social_links_bg":"","ocean_menu_social_hover_links_bg":"","ocean_menu_social_links_color":"","ocean_menu_social_hover_links_color":"","ocean_disable_title":"default","ocean_disable_heading":"default","ocean_post_title":"","ocean_post_subheading":"","ocean_post_title_style":"","ocean_post_title_background_color":"","ocean_post_title_background":0,"ocean_post_title_bg_image_position":"","ocean_post_title_bg_image_attachment":"","ocean_post_title_bg_image_repeat":"","ocean_post_title_bg_image_size":"","ocean_post_title_height":0,"ocean_post_title_bg_overlay":0.5,"ocean_post_title_bg_overlay_color":"","ocean_disable_breadcrumbs":"default","ocean_breadcrumbs_color":"","ocean_breadcrumbs_separator_color":"","ocean_breadcrumbs_links_color":"","ocean_breadcrumbs_links_hover_color":"","ocean_display_footer_widgets":"default","ocean_display_footer_bottom":"default","ocean_custom_footer_template":"0","ocean_post_oembed":"","ocean_post_self_hosted_media":"","ocean_post_video_embed":"","ocean_link_format":"","ocean_link_format_target":"self","ocean_quote_format":"","ocean_quote_format_link":"post","ocean_gallery_link_images":"off","ocean_gallery_id":[],"footnotes":""},"categories":[31],"tags":[],"class_list":["post-8952","post","type-post","status-publish","format-standard","hentry","category-edebiyat-genel-konular","entry"],"_links":{"self":[{"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/8952","targetHints":{"allow":["GET"]}}],"collection":[{"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/posts"}],"about":[{"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/types\/post"}],"author":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/users\/1"}],"replies":[{"embeddable":true,"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/comments?post=8952"}],"version-history":[{"count":4,"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/8952\/revisions"}],"predecessor-version":[{"id":8957,"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/posts\/8952\/revisions\/8957"}],"wp:attachment":[{"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/media?parent=8952"}],"wp:term":[{"taxonomy":"category","embeddable":true,"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/categories?post=8952"},{"taxonomy":"post_tag","embeddable":true,"href":"https:\/\/www.circassiancenter.com\/tr\/wp-json\/wp\/v2\/tags?post=8952"}],"curies":[{"name":"wp","href":"https:\/\/api.w.org\/{rel}","templated":true}]}}