...................
...................
AVRUPA BİRLİĞİ GÜNEY KAFKASYA DEVLETLERİ İLİŞKİLERİ  -2

Rovshan İbrahimov
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararasi İlişkiler Anabilim Dali

                         
...................
 
...................
1. Bölüm >>>         2.Bölüm >>>         3.Bölüm >>>


II. AB’NİN YENİ BAĞIMSIZ DEVLETLER VE GÜNEY KAFKASYA DEVLETLERİNE YÖNELİK POLİTİKASI

1. AB’nin Güney Kafkasya Bölgesine Yönelik Politikalarının Geliştirilmesini Etkileyen Faktörler

1.1 Avrupa Kurumlarıyla İlişkilerin Geliştirilmesinin Güney Kafkasya
Devletleri’nin Dış Politika Tercihlerindeki Önceliği

Güney Kafkasya Bölgesi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bölgede bağımsızlığını kazanmış Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’dan müteşekkildir. Bölge Rusya’dan doğal bir sınır olarak kabul edilen Kafkas dağları ile ayrılmaktadır. Kafkas sıradağları Alp-Himalaya dağ sisteminin bir parçasıdır. Bu dağlar, Batıda Azak Denizi ve Karadeniz kıyılarından başlayıp, Doğu’da Hazar denizi kıyılarına kadar uzanmaktadır. Bu iki nokta arasındaki uzaklık ise yaklaşık 1200 km’ye. varmaktadır. Dağların kuzey noktası Maniç Oluğu’ndan başlar ve güneyde Kür çayında son bulur. Güney Kafkasya bölgesi doğu ve batı tarafından Hazar Denizi ve Karadeniz ile kuşatılmıştır. (172)

Sovyetler Birliği döneminde bu üç devletin bulunduğu bölge TransKafkasya Bölgesi şeklinde adlandırılmış olsa da, ülkelerin tarihsel gelişimleri, öncelikleri ve aralarındaki sorunlar yüzünden coğrafi alan dışında ortak herhangi bir siyasi veya ekonomik tanım vermek zordur. Bugün her üç devleti siyasi olarak aynı çatı altında birleştirmek imkânsız ve aynı zamanda yanlıştır. Ülkelerin dış politika önceliklerine bakacak olursak Gürcistan kararlı bir şekilde Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarına bütünleşme politikası izlemektedir. Azerbaycan’ın da Gürcistan’la aynı politikayı sürdürdüğünü yani Avrupa kurumlarıyla bütünleşme amacını sahip olduğu söylenebilse de bu ülke daha temkinli hareket etmektedir. Ermenistan’a gelince, Hıristiyanlık kültürü ve Fransa’da bulunan 500.000 Ermeni’yi temsil eden lobi faaliyetleriyle Avrupa ile bütünleşme planını saklı tutsa da, hali hazırda aslen Rusya ile tüm alanlarda geniş ilişkiler kurmuştur. Yine de, Kuzey komşusu ile bu geniş çaplı ilişkiler Ermenistan’ın Avrupa-Atlantik yönünde bir entegrasyonu dış politika öncelikleri arasından tümüyle kaldırmamaktadır. (173)

Azerbaycan’ın Güney Kafkasya bölgesini ilgilendiren öncelikleri ise; komşu ülkelerle karşılıklı ve iyi niyetli ilişkilerin geliştirilmesi, bütün bölgede güvenliğin ve istikrarın sağlanması, bölgede yasadışı askeri ve diğer transferlerin önlenmesi, küresel silah sınırlandırma politikalarının desteklenmesi, Güney Kafkasya’nın nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge olarak kalması için çalışmalara katkı ve Hazar Denizi’nin silahtan arındırılmasını sağlamaktır. (174)

Her üç Güney Kafkasya devletinin dış politika önceliklerinde değişik nedenlerle farklılıklar görülmesine rağmen, bu devletlerin açık veya zımni olarak Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarla ilişkileri geliştirme ve entegrasyon sürecine girme planları bulunmaktadır. Bu durumda, her üç devlet konumlarının imkan verdiği ölçüde ilişkilerin genişlemesi ve derinleşmesi için gereken tedbirleri gerçekleştirmeye çalışacaktır. Lakin bu adımları kendi çıkarlarının gerektirdiği oranda atacaktır. AB ve diğer kurumlardan umduklarını bulamamaları halinde, bu devletlerin AB ile ilişkilerde daha temkinli hareket edecekler ve bu kuruma bağımlılıktan ve karşılıksız yükümlülükler üstlenmekten kaçınacaklardır.

1.2 Bağımsızlıktan Sonra Güney Kafkasya Devletleri’nde Ortaya Çıkan Ekonomik Sorunlar

Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan diğer Yeni Bağımsız Devletlerde olduğu gibi, eski Sovyetler Birliği döneminden miras kalan devlet ekonomilerinin daralması, hiper-enflasyon, eski ilişkilerin kesilmesinden kaynaklanan hammadde ve geleneksel pazarların kaybı sonucunda sanayi ürünlerinin üretiminin düşüşü gibi sorunlarla karşılaşmıştır. Bunun dışında her üç ekonomi piyasa ekonomisine geçiş sürecinin sancılarından da kendi paylarını almıştı. Esas itibariyle eski Sovyetler Birliği pazarlarına yönelik üretim gerçekleştiren her üç devlet, Birliğin dağılmasıyla geleneksel pazarlarından yoksun kaldılar. Sovyetler döneminde Azerbaycan ekonomisi esasen petrol üretimi, petrol arıtma sanayisinde ve tarım alanında uzmanlaşmıştı. 60-80 yılları arasında bu Cumhuriyet’te kimya, makine, tekstil, gıda ve diğer sanayi alanları da oluşturulmuştur. Karabağ sorunun ortaya çıkmasıyla ve Sovyetler Birliği’nin ekonomisinin kötüye gitmesi nedeniyle, Azerbaycan ekonomisinde 1988–1994 yılları arasında ciddi bir daralma yaşamıştır. Bağımsızlığın ilan edildiği tarihten 1996 yılına kadar tüm sanayi % 60 kadar küçülmüştür. 1994’te ülkedeki enflasyon % 1600’lara kadar ulaşmıştır. (175)

Gürcistan’a gelince, 1992 yılına gelindiğinde ekonomik üretim % 40 oranında daralmıştır ki bu daralmanın % 48’i sanayi alanında, % 32’si ise tarım alanında yaşanmıştır. 1994 yılına gelinince ekonominin ormancılık ve inşaat gibi sektörleri tümüyle yok olmuştur. Yıllık enflasyon % 8500’lere, işsizlik ise % 20’lere kadar varmıştır. (176)

Ermenistan’ın ekonomisi Sovyetler döneminde esasen kimya, makine, elektronik, gıda ve tekstil üzerinde yoğunlaşmıştı ve tümüyle diğer cumhuriyetlerden getirilen hammaddeye bağımlıydı. Eski ilişkilerin kopmasıyla Ermenistan sanayisi girdilerden yoksun kalmış ve tümüyle durmuştu. 1992–1993 yıllarında GSMH % 60 kadar küçülmüştür. Ermenistan’ın durumunu daha da kötü hale getiren 1988 yılında yaşanan ve 25 bin kişinin ölümüne neden olan deprem olmuştur. Birkaç şehrin yeryüzünden silinmesine neden olan bu deprem 500.000 kişiyi evsiz bırakmıştır. Ermenistan’ın Dağlık Karabağ yüzünden Azerbaycan’la devam eden anlaşmazlığı yüzünden, bu ülke ile ve Türkiye ile sınırları kapalı durumdadır ki, bu durum denize çıkışı olmayan bu ülkenin ekonomisine büyük zarar vermektedir. (177)

Bu duruma her üç devlette etnik çatışmalar sonucu kendi yurtlarından kaçan ve temel gereksinimlerini karşılamaktan aciz kalan yüz binlerce mültecinin ilgili devletlerin himayesini beklediğini ekleyecek olursak, 90’lı yılların başında Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletlerinin ekonomik açıdan nasıl bir darboğazda bulunduğu anlamak mümkün olacaktır. Diğer taraftan, 1992’de Rusya eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerini “yakın çevresi” olarak ilan etmekle, AB’nin kısa vadede bu bölgeye müdahalesini de engellemiştir.

YBD’nin bağımsızlığını kazandıkları ilk zamanlarda AT, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan dahil tüm eski Sovyetler Birliği ülkelerine insani yardım sağlamakla yetinmekteydi. (178) Bunun sebebi, MDAÜ ve Balkanlar’da acil gelişmelere yönelik ani kararların verilmesi zaruretidir. Bu bölgelerdeki gelişmeler AT’nin yakın çevresini oluşturduğu için ortaya çıkacak istikrarsızlık rahat bir şekilde topluluğa da sıçrayabilirdi. Ancak eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerine yönelik herhangi somut bir politika geliştirilmemiştir. Bu ülkelere sağlanan yardımlar bile, hantal mekanizmalarla ve Rusya üzerinden TACIS Programı çerçevesinde sağlanmaya çalışılmaktaydı.

İnsani yardım bu devletlere esasen ECHO ve Gıda Yardımı Operasyonları çerçevesinde sağlanmaktaydı. Mesela Azerbaycan, 1991 yılından itibaren gıda dağıtımı, mülteciler için çadır alınması ve tıbbı yardım sağlanması, temel gıda maddelerinin güvenli teminin sağlanması, devlet bütçesine bazı altyapısal projelerin gerçekleştirilmesi için özel yardım olarak ve aynı zamanda savaştan zarar görmüş arazilerin rehabilitasyonunun sağlanması amacıyla 399 milyon Euro yardım almıştır. (179) Benzer maksatlarla Gürcistan insani yardım olarak 160 milyon Euro aldı. (180) Ermenistan’a gelince, bu devlet sadece insani yardım olarak AB’den 120 milyon Euro aldı. (181) Bölgeye yapılan bu yardımlar o sırada zor durumda olan bu devletlerin imdadına yetişse de, bölgede mevcut olan herhangi bir soruna çözüm getirme ihtimali bir hayli düşüktü. Aslında bu yardımlar daha çok, zor durumda olan eski Sovyetler Birliği devletlerinin durumunu biraz da olsa hafifletme görevini yerine getirdi. Yardımların bölgedeki sorunları çözmekte yetersiz kalacağına inanan AB, bölge ile TACIS Programı çerçevesinde ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır.

1.3 Güney Kafkasya Bölgesi’ndeki Etnik Çatışmalar

Bölgedeki işbirliğini geliştirmeye engel olan çatışmalar henüz Sovyetler Birliği dağılmadan ortaya çıkmıştı. Sovyetler Birliği’nde Gorbaçev döneminde başlayan reform hareketleri başarısızlıkla sonuçlanınca, ülkede siyasi sorunlar şiddetlenmiş, arkasından ekonomik sorunlar gelmiştir ki, bu da çok milletli ülkede etnik gruplar arasında çatışmalara yol açmıştır. Karabağ’da yaşayan Ermeniler, Şubat 1988’de Azerbaycan’dan ayrılma ve Ermenistan’la birleşme kararını almışlar. Bu kararla birlikte iki taraf arasında çatışmalar başlamıştır. (182)

Azerbaycan, bu kararın hem Sovyetler Birliği, hem de kendi anayasasına aykırı olduğunu belirterek, Dağlık Karabağ Ermenilerinin bu kararını reddetti. Ermenistan’ın Dağlık Karabağ Ermenilerinin kararını desteklemesi üzerine, iki Sovyet Cumhuriyeti arasındaki toprak anlaşmazlığı SSCB Yüksek Sovyet’inde görüşüldü. Sözü edilen kurul verdiği kararla Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu belirtti. Buna rağmen, Ermeniler Karabağ’da Azerbaycanlılara karşı saldırılarına devam ettiler. (183)
1991 Eylül’ünde, Dağlık Karabağ Ermenileri Sovyetler Birliği’nde oluşan değişimleri göz önünde bulundurarak, Dağlık Karabağ Otonom Bölgesi ve bu bölgeye bitişik olan Azerbaycan’ın Şaumyan rayonunun (184) arazisinde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan ettiler. Bunun üzerine Azerbaycan Yüksek Sovyet’i (185) 26 Kasım’da Dağlık Karabağ Otonom Bölgesi’nin statüsünü iptal etmiştir. (186) Çok geçmeden, aynı yılın Aralık ayında Dağlık Karabağ Ermenileri bölgede referandum düzenleyip, elde edilen sonuçlar doğrultusunda sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ilan ettiler. (187) Bu oluşum, Ermenistan dahil hiçbir devlet tarafından tanınmamıştır.

1991 yılından itibaren Dağlık Karabağ’da sıcak çatışmalar başladı. Daha iyi hazırlanmış ve her tür silahla donatılmış Ermeniler, Karabağ’dan Azerbaycan nüfusunu çıkarmaya muvaffak olmuştur. 26 Şubat 1992 yılında Karabağ’daki Azerbaycanlıların yaşadığı Hocalı şehrinde Ermeniler tarafından katliam yapıldı. Bu şehir Ermeniler için büyük stratejik önem taşıyordu. Hankendi’ni diğer köylerle birleştiren yol bu şehirden geçmekteydi. (188) Her ne kadar Ermeni kaynakları burada sadece 20 kişinin öldüğünü iddia etseler de, (189) uluslararası gözlemcilerin verdiği bilgilere göre o gece 200 ile 1000 arasında sivil Azerbaycanlı katledilmiştir. Bu olay, büyük cinayet olarak kabul edilmektedir. (190) Azerbaycan kaynaklarına göre, 600’den fazla sivil öldürülmüş, 487 kişi ise Ermeniler tarafından rehine alınmıştır. Hocalı katliamında Hankendi’de konuşlanan 366’ncı Rus Alayı’nın da yer aldığı bilinmektedir. (191) Çok geçmeden Ermeniler Rus askerlerin de desteğiyle Dağlık Karabağ dışında bulunan 6 bölgeyi de işgal etmeye muvaffak olmuşlardır. (192)

1994 yılına kadar devam eden sıcak çatışmalar taraflar arasında 24 Mayıs 1994’te Bişkek’te imzalanan ateşkes antlaşmasıyla sona ermiştir. Savaş zamanı 30000’den fazla kişi hayatını kaybetmiştir. Her iki tarafta büyük sayıda mülteci oluşmuştur. Azerbaycan’dan 300.000’e yakın Ermeni asıllı kişi Ermenistan’dan ve işgal olunmuş arazilerden de 800.000 kadar Azerbaycanlı kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Halen Azerbaycan topraklarının % 20’si Ermenistan’ın işgali altındadır. (193) Taraflar arasında geniş çapta sıcak çatışmalar gözlemlenmese de, Karabağ sorunu henüz çözüme kavuşmamıştır. (194)

Güney Kafkasya bölgesinde Gürcistan’da Abhazya bölgesindeki ayrılıkçı hareket daha Sovyetler Birliği’nin dağılmasından önce başlamıştır. Sovyetler döneminde Gürcistan içinde özerk cumhuriyet statüsüne sahip olan Abhazya 25 Ağustos 1990’da Gürcistan’dan ayrıldığını ve 1921 yılında Gürcistan’a bağlanmadan önceki statü ile SSCB dahilinde bir cumhuriyet olduğunu ilan etti. (195) 13 Ağustos 1992’de Abhazya’nın başkenti Suhum’da iki taraf arasında yapılan görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanınca Gürcistan askerleri Abhazya’ya girdi ve çatışmalar başlamış oldu. Bu çatışmalar 30 Eylül 1993’e kadar sürdü. (196)

Abhazya ayrılıkçı yönetimi için Rusya’dan gelen gönüllüler savaşmaktaydı. (197) Abhazya’nın nüfusunun sadece % 17’sini oluşturan Abhazların, Rus subayların yardımı ve Sovyetler döneminden kalma askeri altyapı olmaksızın Gürcü ordusuna karşı direnmesi imkânsızdı. Bunun dışında Rusya, Kuzey Kafkasya halklarının Abhaz “kardeşlerinin” yanında yer almalarını teşvik etmekteydi. Sayılarının iki ile üç bin arasında olduğu tahmin edilen Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden gelen bu savaşçıların, Abhazların Gürcülere direnişinde büyük katkıları olmuştur. 1993’te Rusya’nın da yardımıyla Abhaz ayrımcı savaşçıları, Gürcüleri Abhazya’dan çıkarmaya muvaffak olmuşlardır. (198) 1993 yılında BM Abhazya meselesinde arabuluculuğu üstlendi ve Abhaz, Gürcü ve Rus temsilcilerin de katıldığı görüşmenin sonunda nihai bir çözüm sağlamayan bir antlaşmaya varıldı. (199)

Gürcistan arazisinde mevcut olan diğer ayrılıkçı hareket Güney Osetya’da 1989 yılında ortaya çıkmıştır. (200) Osetler Sovyetler Birliği döneminde iki ayrı yönetim biriminde yaşamaktaydılar; Rusya’da yer alan Kuzey Osetya Özerk Cumhuriyeti ve Gürcistan’ın bir parçasını oluşturan Güney Osetya Özerk Bölgesi. 1989’da Gürcistan’da SSCB’den ayrılma sesleri duyulmaya başlanınca, Güney Osetya bölgesinin de statüsü konusunda tartışmalar başladı. Ağustos 1990’da Güney Osetya Özerk Bölgesi Gürcistan’dan ayrılma kararı aldı. Bunun üzerine Aralık 1990’da Gürcistan Parlamentosu Güney Osetya’nın özerklik statüsünü kaldırdı. (201) Taraflar arasında süren çatışma, Şevardnadze’nin iktidara gelmesinden sonra, Rusya’nın girişimiyle 24 Haziran 1992’de ateşkes antlaşması imzalanmasıyla sona erdi. Bu Antlaşmaya göre, bölgeden bütün askeri birlikler çekilecekti ve yerine Gürcü, Oset ve Ruslardan oluşan bir barış gücü konuşlanacaktı. 1995’te Gürcistan, Güney Osetya’nın statüsünü kaldırdığını teyit ederek, bölgeyi Tshinvali adıyla yönetim açısından doğrudan Tiflis’in otoritesine bağladı. (202) Buna rağmen, Güney Osetya de- facto olarak Rusya destekli ayrımcı bir yönetimin kontrolü altında bulunmaya devam etmektedir.

14 Mayıs 1995’te Gürcistan ve Güney Osetya ayrılıkçı hareketi arasında Moskova’da Ateşkes Antlaşması imzalandı. Ateşkes düzenini korumak amacıyla ise Karabağ örneğinden farklı olarak BDT barış gücünün konuşlanması kararına varılmıştır. BDT barış gücü tümüyle Rus askerlerinden oluşmaktadır. (203)


2. AB ile YBD Arasındaki İlişkilerin Tarihsel Gelişimi

2.1 AB’nin YBD ile İlişkilerinin Başlangıcı

SSCB’nin dağılmasında sonra, kısa bir belirsizlik dönemi yaşanmış ve Avrupa Birliği bölge devletleri ve YBD ile ilişkilerinde Rusya merkezli bir politika izlemeye devam etmiştir. AB her üç devletin bağımsızlığını diğer eski Sovyetler Birliği devletleri ile birlikte 31 Aralık 1991 tarihinde resmi olarak tanımıştır. AB, 1993 yılından itibaren zor durumda olan bölge ülkelerine yardım etmeye başlamıştır. Bu ise, Sovyetler Birliği’nin özellikle son dönemlerinde başlayan ve bağımsızlıktan sonra daha da derinleşen bu ekonomik sıkıntıyı yaşayan ülkeler için büyük önem taşımaktaydı. AB için bu yardımların önemi, Kafkasya ve Merkezi Asya bölgelerinde istikrarın ve devletlerin kendilerine olan güvenlerinin sağlanmasında yatıyordu.
AB’nin Güney Kafkasya devletleriyle ve diğer YBD ile ilişkilerinin benzer bir süreçten geçmesi ve Brüksel bunlara yönelik aynı dış politikaları uyguladığı için Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’la olan ilişkilerin bu devletlerle birlikte ele alınması konumuz açısından daha uygun görülmektedir. Ayrıca, Avrupa Topluluğu, Güney Kafkasya bölgesi devletleri ile ilişkilerini henüz Sovyetler Birliği’nin mevcut olduğu dönemde başlatmış ve o dönemde bu ilişkiler Moskova merkezli olarak yürütülmüştür.

Avrupa Birliği ve Sovyetler Birliği, Avrupa Toplulukları’nın kurulduğu 1951’den SSCB’nin yıkıldığı 1991’e kadar geçen kırk senenin otuz yedisinde hiç bir ilişkide bulunmamışlardır. İlk ilişkiler 1988 yılında yani Sovyetler Birliği’nin dağılmasına üç sene kala kurulmuştur. (204)
Sovyet yönetiminin Avrupa entegrasyonuna karşı sergilediği olumsuz tutum, Soğuk Savaş döneminin mantığı ve iklimi ile belirlenmekteydi. Batılı ülkelerin herhangi bir konudaki benzer girişimi, Batı’nın ve dünya emperyalizminin, Sovyetler Birliği’ne, Sosyalist ülkelere, uluslararası işçi hareketlerine ve özgürlükçü ulusal hareketlere karşı mevcut çatışmada pozisyonlarını güçlendirme amacına yönelik önlemler olarak algılanıyordu. (205) Diğer taraftan Avrupa Ekonomik Topluluğu da, Doğu Bloku’nun ekonomik birliğini temsil eden COMECON’a karşı ilgisizlik sergilemiş ve kurucu anlaşmalarında ne Doğu Avrupa ülkeleri, ne de Sovyetler Birliği ile ilişkiler konusunda herhangi bir hükme yer vermemiştir. (206)

AT’nin COMECON’a üye olan her devletle ayrı ayrı resmi ilişkiler kurmasına ilk somut örnek 1988 yılının Haziran ayında imzalanmış olan Ortak Deklarasyon’dur. (207) Aynı yılın yazında taraflar arasında ilişkiler kuruldu ve Avrupa Toplulukları Komisyonu yanında bu devletlerin temsilcilikleri açıldı. Aynı dönemde bu ülkelerle Ticaret ve İşbirliği Antlaşmaları’nın imzalanması konusunda görüşmelere başlanmıştır. SSCB ile ticari ve iktisadi antlaşma 10 yıllık süre için 1989 yılında imzalanmıştır. Antlaşma, 1 Haziran 1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Avrupa Toplulukları tarafından, SSCB’nin yaptığı ihracata uygulanan bazı miktar kısıtlamaları 1 Ağustos 1991 tarihinde kaldırılmıştır. Bu kısıtlamalar sadece bazı hassas mallara karşı uygulanmaya devam etmiştir. SSCB bunun karşılığında, kota, lisans ve döviz miktarının ayrılması gibi konularda Avrupa Toplulukları için serbest rejim düzenlemiştir. Antlaşma, malların satışının pazar fiyatlarına göre yapılmasını ve savunma tedbirlerini öngörmüştür. (208)

1990 yılının sonlarına doğru Avrupa Toplulukları ile SSCB antlaşmanın içeriğinin genişletilmesi konusunda görüşmeler yapma niyeti içinde olmuşlardır. Fakat bu görüşmeler, 1991 yılında SSCB’nin dağılması nedeniyle hiçbir zaman gerçekleşememiştir. Sovyetler Birliği dağılınca yerine aynı yılın Aralık ayında Bağımsız Devletler Topluluğu kuruldu, bu nedenle ortaya tamamıyla farklı bir durum çıktı. 31 Aralık 1991 tarihinde Avrupa Toplulukları ve üye devletler ortak beyannamelerinde YBD tanıdıklarını açıklamışlardır. İlk aşamada Avrupa Birliği’nin bu ülkelere yönelik politikası, Avrupa Konseyi’nin YBD ile ilişkiler konusunda 16
Mart 1992’de aldığı karara ve bütün SSCB ile 18 Aralık 1989’da yapılan, BDT ve Baltık ülkelerinde hukuki geçerliliğini sürdüren anlaşmaya dayanıyordu. (209) Fakat yapılan düzenlemeler bu ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesinde yetersiz kalıyordu. Bunun üzerine, AB yeni bir tür sözleşme hazırlanmasına karar vermiştir. TACIS Programı böylece ortaya çıkmıştır.


2.2 AB’nin YBD’ye Uyguladığı TACIS Programı

2.2.1 TACIS Programı’nın Oluşumu ve Amaçları

TACIS (210) Programı, AT ile eski Sovyetler Birliği devletleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için ilk aşamada en temel ve en önemli araç olarak görülmektedir. Bu program AB’nin PHARE ve CARDS Programlarıyla beraber en önemli dış programlardan biridir ve 23 milyon km2’lik alanda 285 milyonluk bir nüfusu kapsamaktadır. Bu programın esas amacı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, çok zor bir dönemden geçen ve yeni bağımsız olan devletlere demokratik yönetim ve piyasa ekonomisine geçiş aşamasında yardım edilmesidir.

1990’da Dublin ve Roma Zirveleri’nde bu konu ile ilgili olarak eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri’ne yönelik teknik yardım programının başlatılmasına karar verilmiştir. Bu program, 1992’de artık çökmüş olan Sovyetler Birliği’nin eski cumhuriyetlerine teknik yardım yapmak ve böylece ekonomik kalkınmaya destek sağlamak amacıyla başlatılmıştır. (211) Avrupa Birliği’nin TACIS Programı, eski Sovyetler Birliği’ne üye olan 12 devlete ve Moğolistan’a know-how aktarılması için mali bağışlar sunmaktadır. Bu girişim, Programa taraf ülkelerde pazar ekonomisi ve demokratik toplum oluşturulması amacıyla gerçekleştirilmektedir. (212)

Yapılan yardım için gereken hukuksal yapı Konseyin 1279/96 No’lu Tüzüğü ile düzenlenmiştir; daha sonra 31 Aralık 1999 tarihinde yürürlükten kalkan bu düzenlemenin yerine yeniden hazırlanan Tüzük 2000–2006 yıllarını kapsamaktadır. Yeni düzenleme, TACIS Programı için geçmişteki düzenlemeleri ve gelecekteki çalışmaları bir araya getirerek, amaçların gerçekleştirilmesi doğrultusunda “geniş ufuklar” açmaktadır. (213) AB bu program çerçevesinde 3138 milyon Euro tutarında bütçe ayırmış bulunmaktadır. (214) Bundan sonra TACIS Programıyla yeni düzenleme oluşturulmamıştır. (215)

Yeni düzenlemede, üye devletlere piyasa ekonomisine geçiş döneminde ve demokrasinin güçlendirilmesi konusunda yapılacak yardımlarda aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi öngörülmüştür: Sınır ötesi kirlilik dahil, çevre kirliliği riskinin azaltılması için gereken girişimlerin gerçekleştirilmesi, enerji kaynakları ve diğer doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının sağlanması, projelerin sosyal yönünün araştırılmasının temin edilmesi.
TACIS programı aynı zamanda AB, Merkezi ve Doğu Avrupa devletleri ve YBD arasında devletlerarası, bölgeler arası ve sınır ötesi işbirliğini teşvik etmektedir. Bu işbirliği ulusal seviyede iletişim ağlarının kurulması, çevre koruma, adalet ve içişleri gibi alanlarda tek başına baş edemeyecekleri sorunların çözülmesinde yardımcı olmaktadır.

Program; YBD’nin değişen çeşitli ihtiyaçlarının ve önceliklerinin her bir ülke özelinde ve bölgesel seviyede belirlenmesi, demokrasiye, piyasa ekonomisine geçişleri ve sürdürülebilir ekonomik gelişmelerinin sağlanması, reformların sosyal yönünün araştırılması, kadınlar için fırsat eşitliğinin sağlanması, çevre koruma açısından doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde kullanımı konularında belirlenen kriterlerin benimsenmesi doğrultusunda yardım etmeyi öngörmektedir. (216)

Bu program çerçevesinde nükleer güvenlik, adalet, içişleri ve sınır ötesi iş birliği gibi konularda yardımların yapılması öngörülmektedir. Bunun dışında, yatırım ve yatırımla ilgili eylemler öngörülmektedir. Yardımlar, yatırımların teşviki için teknik yardım şeklinde olabilir. Finansmanın, sınırötesi işbirliği, küçük ve orta işletmelere destek verilmesi, çevre altyapısı gibi konularda kullanılması öngörülmektedir. Projelerin belirlenmesi ve hazırlanması yerel ve bölgesel seviyede gerçekleştirilecektir. Bazı projeler aşamalı şekilde gerçekleştirilebilir. Aşamalar arasında kopukluğun olmaması için önceki aşamanın başarıyla gerçekleşmesi halinde yeni aşamaya geçişin sağlanması için gereken tedbirlerin alınması gerekli görülmektedir. (217) TACIS Programı çerçevesinde yer alan TRACECA ve INOGATE Programları konumuz açısından büyük önem taşımaktadır ve programlar konusunda ayrıca bilgi gereklidir.

2.2.2 TACIS TRACECA Programı ve Önemi

TRACECA (218) Programı TACIS Programı çerçevesindeki programlardan biri ve ilk önce 1992’de AB’nin BDT devletlerine yönelik yeniden yapılanma ve piyasa ekonomisine geçişini kolaylaştırmak için öngörülen Bölgesel Devletlerarası Programı’nın geliştirilmiş halidir. Bu programın en önemli amacı, programı kapsayacak bölgede altyapı, ortak standartlar ve uygulama sürecini oluşturmak ve düşük maliyetle yapılabilecek hem ulusal, hem de uluslararası bir şebekenin oluşturulmasıdır. Bu şebeke, ulaşım, enerji ve telekomünikasyon alanlarını kapsayacaktır. 1993 Mayıs ayında Brüksel'de (beşi Merkezi Asya üçü ise Kafkasya Cumhuriyeti olan) sekiz ilgili devletin Ulaşım ve Ticaret bakanlarının bir araya geldiği konferansta TRACECA’nın temel ilkeleri belirlenmiştir. Bu konferansta Avrupa’dan batı-doğu istikametinde Karadeniz üzerinden, Kafkasya’dan, Hazar Denizinden Merkezi Asya’ya kadar ulaşım koridorunun geliştirilmesi şeklindeki AB’nin bu devletlere yönelik global stratejisinin bir parçası olarak şu hedefler görüşülmüştür: (219) Avrupa ve Dünya pazarlarına alternatif ulaşım yollarının geliştirilmesiyle bu cumhuriyetlerin politik ve ekonomik bağımsızlığını desteklemek; cumhuriyetler arasında işbirliğinin gelişmesini teşvik etmek; bu program aracılığıyla uluslararası mali kurumların ve özel yatırımcıların bu devletlere yatırım yapmasını teşvik etmek; TRACECA ulaşım koridorunu AB’de mevcut olan Trans-Avrupa Şebekesine bağlamak.

TRACECA Programı çerçevesinde Batı Avrupa ile bölge devletleri arasındaki bağlantının güçlendirilmesi ve Rusya üzerinden geçen kuzey koridoruna ve Türkiye ile İran üzerinden ileride oluşturulabilecek bir koridora alternatif yaratmak amaçlanmaktadır. Bununla da yeni kurulmuş cumhuriyetlerin bağımsızlığı, bölgesel işbirliği ve istikrarın güçlendirilmesine, pekiştirilmesine çalışılmaktadır. Nitekim bölgenin enerji ve doğal kaynak potansiyelini geliştirmek ve işletmek amacıyla ortaya çıkan TRACECA ile daha önce ve günümüzde yeni projelerle yeniden canlandırılmaya çalışılan ve esasen kuzey-güney ekseninde inşa edilen ve edilebilecek boru hatları projelerini doğu-batı eksenine döndürmek amaçlanmaktadır. Bunu gerçekleştirmek için, TRACECA Programı çerçevesinde Kafkasya bölgesinde Hazar kıyısında önemli bir liman olan Bakü ile Karadeniz limanları arasında ana koridorda bulunan demiryollarını, karayollarını ve boru hatlarını, aynı zamanda hava limanlarını yeniden yapılandıracak çalışmalar yapılacaktır. (220) Yapılacak çalışmalar

sonucunda jeopolitik açıdan son derece büyük önem taşıyan ve Rusya ile İran arasında teğet bir hat oluşturan ve bu açıdan projenin amacına ulaşabilmesi için coğrafi tekel durumunda bulunan Güney Kafkasya bölgesi, AB ile Orta Asya ve Uzak Doğu arasında sağlam bir bağ oluşturmaya muvaffak olacaktır. Kafkasya bölgesinin hassas dengesinden doğan ve Program çerçevesinde gerçekleştirilmesi öngörülen diğer önemli projeler ise Kazakistan’ın Almatı şehrinden Türkmenistan’ın Mari (Merv) şehrine, oradan İran ve Türkiye üzerinden bir kara yolu ile Almatı’dan Merkezi Asya boyunca Rusya’ya kadar uzanan demiryolunun yeniden
yapılandırılmasıdır. (221) Bu durumda AB’den coğrafi açıdan uzakta bulunan ve mali açıdan bu projeleri kendi başına gerçekleştirme olanağı olmayan bölge ülkeleri bu Birlik ile ekonomik ilişkilerde alternatif imkânlardan yararlanma şansına sahip olacaktır. Bu nedenle ilişkilerin pürüzsüz gelişimi konusunda hem AB hem de bölge devletleri son derece büyük hassasiyet göstermektedirler.

Günümüzde TRACECA Programı çerçevesinde geliştirilen projeler üye devletlerarasında çeşitli konularda eşgüdümün yetersizliği nedeniyle istenilen seviyede gelişmemektedir. Bu durumda TRACECA Programı çerçevesinde bölgede ulaşım koridorların geliştirilmesi konusunda farklı girişimler de desteklenmektedir. Bunlardan biri, 23–24 Eylül 2007 yılında Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de, AGİT tarafından düzenlenen 2015 yılına kadar Merkezi Asya bölgesini üzerinden geçecek Trans-Asya ve Avrasya ulaşım koridorların gelişim olasılıkları konusundaki konferanstır. Bu Konferansa, TRACECA Programında yer alan devletler katılmıştır. AGİT’in bu girişimi TRACECA amaçları ile örtüştüğü için, bu programı yürüten TRACECA Genel Sekreterliğinden de temsilciler katılmıştı. Konferansta görüşülen en önemli konulardan biri de, bölgede bulunan devletlerarasında ulaşım politikaların geliştirilmesi için daha da derin eşgüdümün oluşturulması gerekliliği idi. (222)

2.2.3 INOGATE (223) Programı  (224)

Bu program Avrupa Birliği’nin Hazar Denizi bölgesinde bulunan petrol ve gazın işletilmesi konusunda etkinliğini artırmak ve bölge devletlerinin refah seviyesini yükseltmek amacına yönelik uzun süredir devam eden girişimlerinden biridir. Bu mesele ile ilgili olarak 1995 yılında AB Komisyonu tarafından petrol ve gazın yönetim sorunları konusunda bir konferans düzenlenmiştir. Bu konferansta, Hazar Denizi bölgesinde bulunan petrol ve gaz yatakları ile ilgili bölgesel işbirliği stratejileri belirlenmiştir. Bu tarihten beri Komisyon ilgili devletlerle Hazar Denizi’nde enerji sektörünün modernizasyonuna yardım etme konusunda aktif bir şekilde işbirliği yapmaktadır. Avrupa Birliği’nin 1997 yılında başlattığı INOGATE Programı bu yöndeki girişimlerin en iyi örneğidir. (225)

INOGATE Programı, AB’nin YBD’ye teknik yardım konusunda uyguladığı esas bölgesel programdır. Bu programa TACIS’e taraf olan devletler dışında PHARE Programına dahil olan Merkezi ve Doğu Avrupa Ülkeleri de katılmıştır.

Programın esas amaçları: YBD’de bölgesel gaz ulaşım sisteminin ve petrol ürünlerinin taşıma sistemlerinin yeniden yapılanması, verimliliğinin artırılması ve modernleştirilmesi; Hazar Denizinden ve Merkezi Asya’daki bölgelerden petrol ve gazın taşınması için alternatif yolların belirlenmesidir. (226) Buna ek olarak risk oranı yüksek sınırlar arası bölgelerin alt yapısına yönelik orta ölçekli yatırımların yapılmasının (uluslararası standartlar ve çevre korumasında çağdaş teknolojik metotların uygulanması doğrultusunda) sağlanması sayılabilir. Bu tür yatırımlar, petrol ve gazın uluslararası alanda taşımacılığının altyapısal sorunları konusunda yeni kabul edilen sözleşmenin yürürlüğe girmesiyle örnek projeler gibi gösterilecektir. (227)

INOGATE Programı çerçevesinde desteklenmesi öngörülen projeler arasında Rusya’dan Almanya’ya Baltık Denizi’nden geçmesi planlanan, esasen gelecekte işletilmesi öngörülen Ştokman yatağından gazı Avrupa’ya taşıyacak Kuzey doğalgaz boru hattı ve Rusya’dan gelen doğalgaza alternatif olarak görülen Hazar Denizi’ndeki Azerbaycan Şahdeniz yatağından Avrupa’ya doğalgazı iletecek Türkiye-Yunanistan-İtalya doğalgaz boru hattını göstermek mümkündür. (228)

INOGATE Programı çerçevesinde desteklenen en önemli doğalgaz boru hattı projesi ise Nabucco’dur. Merkezi Asya devletleri, İran ve Azerbaycan’da üretilecek olan doğalgazın, yapımı planlanan TransHazar boru hattıyla Bakü’ye buradan da Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattıyla Nabucco boru hattına nakledilerek Doğu Avrupa ülkelerine taşınması öngörülmektedir. Söz edilen projenin gerçekleştirilmesiyle ilgili birçok sorun mevcut olmakla beraber, AB Ortak Enerji Politikasının oluşumu açısından büyük önem arz etmektedir. (229)

Program tarafından desteklenen petrol boru hatlarının bazıları Ukrayna’nın Karadeniz limanından Polonya’ya kadar uzanan ve Türk Boğazları’ndaki tanker trafiğini hafifletmeyi sağlayacak Odessa-Brody petrol boru hattı ile yine Romanya’nın Karadeniz limanından Hırvatistan üzerinden İtalya’nın Trieste şehrine kadar uzanan Constanza-Omisalj-Trieste petrol boru hattıdır. (230) Diğer bir ismiyle Pan-Avrupa boru hattı olarak bilinen bu ikinci petrol taşıma hattının, Hazar Denizi’nde var olan petrolü Avrupa’ya taşıması öngörülmektedir ve Boğazlardaki trafiği hafifletmeyi amaçlamaktadır. (231)

2.3 AB ile Güney Kafkasya Devletleri Arasındaki İlişkilerin Gelişi Sürecinde TACIS Programı’nın Rolü

Her üç Güney Kafkasya devleti bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra, Avrupa Birliği ile aktif ilişkiler kurmak için çok istekli olmuşlardır. Nitekim daha önce söz edildiği gibi, bu ülkeler daha Sovyetler Birliği zamanında başlatılan TACIS ve diğer Avrupa Birliği Programları çerçevesinde bu kurumla ilişkilerini geliştirmeye başlamıştır.

1992 yılında TACIS Programı’nın bölgede aktif bir şekilde uygulanmaya başlaması ile birlikte, 1993 yılı içinde ilk önce 20 Temmuz’da Ermenistan, daha sonra da 20 Eylül’de Azerbaycan ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında tekstil alanında ticareti düzenleyen anlaşma imzalanmıştır. 1994 yılına kadar yürürlükte olan bu anlaşma daha sonra Finlandiya ve İsveç’in Avrupa Birliği’ne tam üye olarak katılmaları ve bu Antlaşmada yapılan değişiklikler nedeniyle Ermenistan ile 23 Şubat 1995, Azerbaycan’la 18 Aralık 1995 yeniden imzalanmış ve bu Antlaşmaya yeni katılan Gürcistan’la 15 Haziran 1995’te imzalanmıştır. (232)

AB ile ilişkilerini geliştirmeyi arzulayan ve TRACECA Projesini bir şans bilen Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ve Gürcistan Cumhurbaşkanı Şevardnadze, 1997 yılının Eylül ayında, TRACECA çerçevesinde “Çok Taraflı Ulaşım Antlaşması”nın imzalanması için, 1998 yılında Kafkasya’da bir konferansın yapılması konusunda AB’ye ortak teklifte bulundular. AB bu teklifi olumlu bir şekilde karşıladı ve bunun üzerine TRACECA'nın desteğiyle 8 Eylül 1998 tarihinde Bakü'de “Tarihi İpek Yolunun Canlandırılması” adlı konferans düzenlenmiştir. Bu konferansa Azerbaycan, Bulgaristan, Gürcistan, Kırgızistan, Moldova, Romanya, Türkiye, Özbekistan ve Ukrayna Cumhurbaşkanları, AB Komisyonu’nun temsilcileri, hükümet başkanları, ulaşım bakanları ve 32 devletten uzmanlar katılmıştır. Bunun dışında Konferansa 12 uluslararası örgüt katılmıştır. Konferansın sonunda, TRACECA çerçevesinde “Avrupa-Kafkasya-Asya Uluslararası Ulaşım Koridorunun Geliştirilmesi için Çok Taraflı Antlaşma” imzalanmıştır. (233)

Bu antlaşmaya göre taraflar Avrupa'da, Karadeniz Bölgesinde, Kafkasya’da, Hazar Denizi Bölgesinde ve Asya’da ekonomik ilişkileri, ticareti ve ulaşımı, dünya pazarlarına açılan yolları, demiryolu nakliyatı ve ticari deniz yollarını, yol, mal güvenliğini ve çevre korumasını geliştirmeyi, ulaşım alanında politikaları ve ülkelerdeki yasal yapıyı birbiriyle uyumlu hale getirmeyi, ulaşım faaliyetlerinde eşit rekabet ortamını oluşturmayı temel amaçlar olarak belirlemişlerdir. (234)

2002’de 1996 yılına ile kıyasla, TRACECA koridoruyla taşınan yük miktarı
12 defa artmıştır. Koridorun merkez bağlantısı kabul edilen Azerbaycan ve Gürcistan arazilerinden 2002’de 33 milyon ton yük taşınmıştır. (235)

TACİS çerçevesinde uygulanan diğer program ise BİSTRO’dur. Bunun amacı 100 bin Euro’yu aşmayan ve en fazla dokuz ay süreyle sınırlanmış olan küçük projelere hızlı bir biçimde teknik yardım desteğinin sağlanmasıdır. Program Rusya, Kazakistan ve Ukrayna ile birlikte Gürcistan ve Ermenistan’a yöneliktir. Bu devletler BİSTRO Programı çerçevesinde finans, özelleştirme, insan kaynakları, enerji ve
çevre koruması gibi konularda AB’den mali ve teknik yardım almışlardır. (236)

AB’nin bölgeye yönelik uyguladığı bir diğer yardım programı ise ECHO’dur. Bu programın amacı, bölgede insani yardımın gerçekleştirilmesidir. Bağımsızlıklardan hemen sonra ciddi politik, ekonomik ve sosyal sorunlarla karşılaşan bu devletler acil yardımlara ihtiyaç duymaktaydılar. Gürcistan bu yardımları 1993’ten beri almaktadır ve en büyük yardım 1995’de 27.47 milyon Euro miktarı ile gerçekleşmiştir. Ermenistan da bu program çerçevesinde en büyük yardımı 1995’de almıştır. Toplam miktar 25.9 milyon Euro olarak gerçekleşmiştir. Azerbaycan ise ECHO Program çerçevesinde 1995 yılında 28.82 milyon Euro almıştır. (237) Genel olarak bu devletler 1991–2001 tarihleri arasında AB’den bu program çerçevesinde şu miktarları almışlardır: Azerbaycan 81.71 milyon Euro, Gürcistan 83.23 milyon Euro, Ermenistan ise 69.85 milyon Euro. (238) Program çerçevesinde yardımlar ciddi bir şekilde azalma gösterse de, bu yardımlar ülkelerin geçiş ekonomisi şartlarını yaşadıkları en ağır dönemlerinde çok büyük katkı sağlamıştır.


2.4 TACIS Programı’nı PHARE ve CARDS Programlarından Ayıran
Özellikler

Daha önce de söz edildiği gibi TACIS, (243) Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan YBD’ye yönelik bir teknik ve mali yardım programıdır. Bu açıdan TACIS Programı PHARE ve CARDS Programlarına çok benzemektedir. Ancak her üç program arasındaki en önemli fark, bu programların uygulanmayla taraf devletlerin elde edecekleri sonuçtur. Mesela PHARE Programı’nı başarılı bir şekilde gerçekleştiren ülkeler AB’ye tam üye olarak kabul edilecektir. Diğer bir deyişle PHARE bir ön katılım programı özelliği taşımaktadır. Nitekim bu programdan yararlanan MDAÜ daha sonra AB’ye tam üye olmuşlardır. (244)
Batı Balkan ülkelerine yönelik uygulanan CARDS Programı, bölge ülkelerinin Doğu Bloku’nun dağılmasından sonra spesifik gelişimini göz önünde bulundurularak önerilen bir programdır. PHARE Programı’ndan farkı, nihai amacı tam üyelik olmamakla beraber, başarıyla tamamlayan Batı Balkan ülkelerine “potansiyel aday ülke” statüsüne kavuşmayı sağlamasıdır. (245) Yani bu devlet adaylığa ehil olarak kabul edilecektir. Aslında CARDS Programı, üyelik sürecini biraz daha dönemeçli hale getirmektedir. (246) Bu ek aşamalar daha önce anlatıldığı üzere Batı Balkanların özel şartlarından kaynaklanmakta ve bu devletleri tam üyelik için daha hazırlıklı duruma getirmeyi amaçlamaktadır.

TACIS Programı’na gelince, bu program diğer iki programla birçok ortak yanı olduğu halde, ne PHARE gibi tam üyelik, ne de CARDS gibi adaylığa ehil sayılmayı önermektedir. Aslına bakılırsa, diğer programlardan farklı olarak TACIS sadece Avrupa kıtasındaki ülkelere değil, aynı zamanda Kazakistan ve Türkmenistan gibi Merkezi Asya devletlerine de uygulanmaktadır. TACIS Programı YBD ve Moğolistan’a demokrasi ve piyasa ekonomisine geçiş sürecinde gereken yardımın sağlanmasını amaçlamaktadır. Aslında PHARE Programı da ilk olarak, MDAÜ ile ilgili benzer amaçların gerçekleştirilmesini hedeflemiştir. Ancak AB’nin MDAܒye yönelik amaçlarının değişmesiyle, PHARE Programı’nın öncelikleri de değişmeye başlamış ve belirtildiği gibi koşullu katılım programına dönüşmüştür.

Bu açıdan, her ne kadar TACIS Programı bölge devletleri için AB ile entegrasyon amacı taşımasa da, PHARE Programı örneğinde görüldüğü üzere, birlik içinde Avrupa kıtasında yer alan YBD’lere farklı yaklaşımın değişmesi, mesela daha yakın bir işbirliği hatta katılımın hedeflenmesi gibi olası durumlara yönelik şimdiden hazırlık yapmış olmayı sağlayan bir ön katılım programı olarak da görülebilir.


3. YBD’le İlişkilerin Oluşturulmasında Yeni Aşama: Partnerlik ve İşbirliği Anlaşması

3.1 Partnerlik ve İşbirliği Anlaşması’nın Özellikleri

AB, 1994 yılında Doğu Bloku’nu oluşturan ülkelerle ayrı ayrı Partnerlik ve İşbirliği Anlaşmaları imzalamıştır. AB Konseyi 1992 yılında, yeni bir siyasi ve ekonomik durum oluşması sonucu YBD ile yeni bir anlaşmanın imzalanması gerektiğini düşünmüştür. Bu antlaşma; Partnerlik ve İşbirliği Anlaşması (247) (PİA) olarak adlandırılmış ve 1989 yılında Sovyetler Birliği’yle imzalanmış olan Ticaret ve İşbirliği Anlaşmasının yerini almıştır. Ticaret ve İşbirliği Anlaşması, AB ile YBD arasındaki ilişkilerin temelini oluşturarak, bu ilişkilerin gelişmesi ve derinleşmesi için PİA’ya akıcı bir geçiş sağlamıştır. Bu Anlaşma, Tacikistan dışında bütün YBD ile imzalanmıştır. Rusya ile imzalanan ilk PİA Aralık 1997 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ukrayna ve Moldova ile imzalanan PİA’lar da 1998 yılında yürürlüğe girmiştir. (248) PİA’lar YBD’nin farklılıklarına göre her devlet için ayrı özellikler taşımaktadır. Her PİA, sadece AB ile YBD arasında bir anlaşma değil, aynı zamanda AB’yi oluşturan tüm üye devletlerle, partner devletler arasında iki taraflı bir anlaşma olma özelliğini de taşımaktadır. PİA’lar, AB ile partner devletler arasındaki ilişkilerin büyüme olasılığını sağlayan bir çerçeve oluşturmaktadır. PİA’lar doğrultusunda gelişmekte olan işbirliği, TACIS Programı’nı kapsamaktadır ancak PİA TACIS tecrübesi üzerine bina edilmiştir. (249)

2003 başlarında, PİA imzalanan on bir ülkeden dokuzunda yürürlüğe girmiştir. Beyaz Rusya ve Türkmenistan’da insan haklarının ve demokratik ilkelerin sürekli ihlali sebebi ile imzalanmış anlaşmalar yürürlüğe girmemiştir.

PİA’ların ortak yönleri vardır. Her anlaşma, AB ve ilgili devletle arasında, mal ve hizmet ticaretini, siyasi diyalogu, fikri hakları, şirketlerin tabi olacağı kuralları oluşturan yatırım teşviki gibi düzenlemeleri, güçlü ve kapsamlı siyasi ve ekonomik ilişkilerin temelini oluşturmaktadır. Ulaşımdan yüksek öğrenime kadar farklı konularda işbirliğine olanak vermektedir. Bu anlaşmalar, ticaret ve yatırımların artmasında giderek artan bir rol oynamaktadır. PİA’lar uluslararası düzeyde kabul edilen insan hakları ve demokrasi normlarına göre düzenlenmiştir. Bu anlaşmalar, siyasi bağımsızlığa ve parlamenter demokrasiye vurgu yaparak, her taraf devlete demokratikleşme sürecinde yardım etmektedir. (252)

PİA, AB ile YBD arasında politik diyalogu geliştiren ve ayrımcılığı önleyen ticari ilişkilerin geliştirilmesini sağlamaktadır. YBD’nin batı kısmı için, ileride AB ile serbest ticaret bölgesinin kurulması olasılığı vardır. Bu anlaşma; eğitim, istihdam, bilim ve teknoloji gibi geniş bir yelpazeyi oluşturan yeni alanları da içermektedir. (253)

Anlaşmaya göre taraflar karşılıklı olarak en çok gözetilen ulus statüsü tanımaktadır. Kendi aralarında ticari ilişkileri engelleyebilecek tüm kotalar kaldırılmıştır. Bunun yanında taraflar ekonominin esas alanlarından çevre korunması meselelerine, yüksek ve mesleki eğitim, yasal olmayan göç ve toplu suç ile mücadele konularına kadar işbirliğinin geliştirilmesinde kendilerini yükümlü kılmışlardır. (254)

3.2 AB ile Güney Kafkasya Devletleri İlişkilerinde Partnerlik ve İşbirliği Anlaşmaları’nın Yeri ve Önemi

Avrupa Birliği ile Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında 22 Nisan

1996 tarihinde ilişkilerin gelişimine yeni bir ivme kazandırabilecek nitelikte olan Partnerlik ve İşbirliği Anlaşması imzalanmıştır. (255) Avrupa Birliği’nin PİA’ları tüm bölge ülkeleri ile aynı tarihte imzalamasının en önemli sebebi, siyasi konjonktürü hassas olan Güney Kafkasya’da herhangi bir ülkeye yönelik ayrıcalık veya ayrımcılık algısının oluşmamasına dikkat etmesidir.

Bölge devletleri bağımsızlıklarından hemen sonra yaşadıkları belirsizlik dönemlerini atlatmayı başarınca, devlet düzenlerinin kurulmasına bir ölçüde muvaffak olmuşladır. Bu durum, yeni bir genişleme ve derinleşme sürecine girmiş AB’nin, bu süreçlerin sonunda bölge ile sınırdaş olma olasılığını ve bu ülkelerin Avrupa coğrafyasının bir parçasını oluşturmaları ihtimalini değerlendirmesine sebep olmuş ve Güney Kafkasya ülkelerine yönelik bir yaklaşım belirlenmesinin gerekliliği belirmiştir.
Bunun için gerekli adımlar AB Komisyonu’nun Güney Kafkasya devletlerine yönelik stratejilerinin belirlenmesi ile Aralık 1995’de Brüksel’de atılmıştır. Komisyon, 1994’de taraflar arasında ateşkes anlaşmalarının imzalanmasına rağmen, üç bölge devleti arasında Dağlık Karabağ ve Abhazya yüzünden gerginliğin sürdüğünü yayınladığı bildiri ile açıklamıştır. Aynı bildiride, bölgenin jeopolitik açıdan önemli bir konumda olduğu vurgulanmıştır. Burada AB’nin özellikle enerji sektöründe çıkarları olduğunun üzerinde durulmuş, bu nedenle bu dönemde son derece ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya olan ve istikrarsızlık ve güvenlik açısından tehdit saçan bu bölge devletleri ile Partnerlik ve İşbirliği Anlaşması ile sonuçlanacak bir strateji önerilmiştir. (256)

PİA’nın önemli özelliği bu anlaşmanın sadece Avrupa Komisyonu ile Güney Kafkasya devletleri arasında değil, aynı zamanda AB üye devletleriyle tek tek iki taraflı olarak imzalanmış olmasıdır. (257) Diğer bir değişle, bu anlaşma AB’nin doğrudan ve sadece kendi adına bağlandığı bir anlaşma niteliğini taşımıyor, burada üye devletlerin de kendi adına AB çerçevesinde bu tür bir partnerliğin oluşmasına rızası aranmaktadır. Bunun sebebi AB’nin ODGP’sinin henüz hükümetlerarası bir nitelik taşımamasından kaynaklanmaktadır.

PİA çerçevesinde her üç Güney Kafkasya devleti için benzer amaçlar belirlenmiştir. Bu belgenin 1. maddesi bölge ülkeleri aralarındaki siyasi ilişkilerin gelişmesini sağlayacak diyalog çerçevesinin oluşturulmasını, Güney Kafkasya ülkelerinde demokrasinin gelişimi, ekonominin kalkınması ve bu devletlerin piyasa ekonomisine geçiş süreçlerini tamamlamasına AB tarafından destek verilmesini, Anlaşma tarafları arasında ticaretin ve yatırım ve uyumlu ekonomik ilişkilerin gelişmesinin teşvik edilmesini ve bunların ekonomik açıdan sürdürülebilirliğini temin edilmesini ve temek hukuki, ekonomik, sosyal, mali, bilimsel, teknolojik ve kültürel alanlarda işbirliğinin teşvik edilmesini öngörmektedir.
Anlaşmanın önem arz eden ikinci, üçüncü ve dördüncü maddeleri Antlaşmanın I. Bölümünü oluşturan “Genel İlkeler” başlığı altında toplanmıştır. 2. maddeye göre, BM Antlaşması, Helsinki Nihai Senedi ve Yeni Bir Avrupa için Paris Şartı’nda sz edilen demokrasiye saygı, uluslararası hukuk ilkeleri ile insan hakları gibi konular, bunun dışında AGİT’in Bonn Konferansı’nda kabul edilen piyasa ekonomisi ilkeleri tarafların iç ve dış politikasının olduğu gibi bu anlaşmanın da temelini oluşturmaktadırlar.

3. maddeye göre, Güney Kafkasya bölgesinde Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra yeni kurulan bağımsız devletler, gelecekte refahı ve istikrarı sağlamak için Helsinki Nihai Senedi ve uluslararası hukukta yer alan iyi komşuluk anlayışı çerçevesinde kendi aralarında işbirliği oluşturmanın ve geliştirmenin önem taşıdığını ve bu sürecin teşviki için tüm gayretlerini sarf edeceklerini kabul ettiklerini bildirilmektedir.

Anlaşmanın 4. maddesine göre; taraf ülkelerde piyasa ekonomisine geçiş sürecinde gelişen ekonomik durumun ve gerçekleştirilen ekonomik reformlar doğrultusunda ortaya çıkacak değişimler nedeniyle gerektiği anda, taraflar arasında oluşturulacak İşbirliği Konseyi tarafından bu anlaşmanın bu maddeleri doğrultusunda bazı kanunların değişimine yönelik tavsiyelerde bulunulabilecektir. (258)

Güney Kafkasya devletleri ile imzalanan PİA’larda işbirliğinin geliştirilmesi temelinde önemli konulardan biri de, kuşkusuz ki, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesidir ve bu konu antlaşmanın Ekonomik İşbirliği başlığı altında yer almıştır. AB her üç devletin gerçekleştirecekleri ekonomik reformlar ve yeniden yapılanma sürecinde uzun dönemli yardımın yapılanması için ekonomik işbirliğinin oluşturulmasını istemektedir. Buna göre, bu amaçları gerçekleştirmek için, her üç devlette ekonomik ve sosyal reformlar ve ekonomik ve ticari sistemlerin yeniden yapılanması için bazı politikaların ve diğer düzenlemelerin hazırlanması öngörülmüştür. Bununla ilgili olarak izlenilecek politikalar sürdürülebilir ve uyumlu sosyal gelişimin gereksinimleri doğrultusunda hazırlanacaktır. Ekonomik işbirliği çerçevesinde öngörülen amaçların gerçekleştirilmesine TACIS Programı’na da büyük önem verilmektedir. (259)

İmzalanan Anlaşma ile AB Güney Kafkasya devletleriyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla bir tedbir olarak ticari kotaların kaldırılması ve mülkiyet haklarının korunması da öngörülmektedir. Taraflar karşılıklı olarak bir birine en çok gözetilen ulus statüsünün uygulanmasını da kabul etmiştir. (260)

PİA’larda, taraflar arasında siyasal diyalogun nasıl oluşturulacağına dair mekanizmalar da öngörülmüştür. Buna göre, toplantılar bakanlar düzeyinde İşbirliği Konseyi’nde, ilgili devletlerin parlamenterleri düzeyinde Parlamento İşbirliği Komisyonu’nda ve yüksek düzeyli memurların gerçekleştirecekleri düzenli toplantılarda oluşturulacaktır. (261)
PİA imzalandıktan sonra Güney Kafkasya devletlerinin dışişleri bakanları bir araya gelerek, bu konuda niyetlerini sergileyen ortak bir bildiri yayınlamıştır. Yayınlanan bildiride, PİA’nın ilk dört maddesinde belirtilen ve taraflar arasında ilişkilerin gelişmesini sağlayan ortak değerler, ilkeler ve ortak amaçlar teyit edilmiştir. (262)

Üç sene boyunca taraflar arasında yükselen bir çizgi üzerinde gelişen ilişkiler, 22 Haziran 1999 tarihinde Lüksemburg’da PİA’ların yürürlüğe girmesi ile yeni bir dönüm noktasını yaşamıştır. PİA’ların yürürlüğe girmesi taraflar arasında ilişkilerin ciddi bir zemine oturmasına neden olmuştur. Bu tarihte gerçekleşen “Kafkasya Zirvesi” çerçevesinde AB Güney Kafkasya’da istikrarı ve güvenliği güçlendirmek amacıyla bölgesel işbirliğinin gelişimi için aktif bir şekilde destek sergileyeceğini bir kez daha beyan etmiştir. (263) AB’nin benzer politika girişimini daha önce Batı Balkanlar bölgesi örneğinde görmüştük. AB ilk önce bölge devletleri arasında işbirliği geliştirmeye öncelik vermektedir. Oysa Güney Kafkasya’da bölgesel işbirliğinin gelişimine engel olan etnik çatışmaların çözümlenmesinde AB doğrudan yer almaktan kaçınmaktadır.

AB, PİA’lar çerçevesinde her üç devletin ülke bütünlüğünü tanısa da, çatışmaların çözümü için AGİT çerçevesinde gerçekleştirilen girişimleri benimsemiştir. Aynı zamanda bölgenin diğer uluslararası kurumu olan Avrupa Konseyi’nin bu ülkelerdeki insan hakları ve demokrasi ile ilgili sorunların takip edilmesi için uygun bir zemin olacağını vurgulamıştır. (264)
PİA’ların yürürlüğe girmesi AB ile Güney Kafkasya devletleri ilişkilerinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu anlaşmayla iki taraf arasında ilişkilerin kısa vadede hangi mecrada gelişeceği konusunda net bir çerçeve çizilmiştir. Anlaşma taraflar arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için hangi araçların kullanılacağını belirlemektedir. Buna rağmen, bazı konularda AB, elindeki araçların sınırlı ve kısıtlı olmasından ve üye devletlerin belli konularda ortak irade ve tutumlarının oluşmamasından dolayı yetersiz kalmaktadır. Bu eksikliği gidermek için en azından belli bir süre için diğer bölgesel kurumlarla işbirliğine gitmeye çalışmaktadır.

Nitekim AB, bölge devletlerinde insan hakları ve demokrasinin gelişimi için Avrupa Konseyi’nin, bölgede mevcut olan etnik çatışmaların çözümü içinse AGİT çerçevesinde yapılan girişimlerin desteklenmesiyle yetinmektedir. Diğer taraftan bu durumu, NATO ile bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişim sürecinde de görmek mümkündür. (265) Burada AB ülkeleri ile birlikte NATO’ya üye olan ve bölge devleti olmayan süper güç ABD’nin bölge devletlerinin Batı dünyasının değerlerini benimsemesi isteği ve bunun için NATO ile ilişkilerin gelişmesinin gerektiği görüşü ile AB’nin bölgeye yönelik politikaları örtüşmektedir. Bu yüzden AB bu ülkelere yönelik mevcut olan amaçlarını bu bölgede faaliyet gösteren diğer kurumlar aracılığı ile gerçekleştirmeye çalışmaktadır.


4. AB’nin Yeni Komşuluk Politikası ve Önemi

AB dış politikasının yeni geliştirilmiş bir aracı olan Yeni Komşuluk Politikası, AB’yi çevreleyen bölgelerde refah, istikrar ve güvenliğin oluşturulması amacıyla ortaya konulmuştur. Genişleme süreci sonsuza kadar devam edemeyeceği için, gelecekte kendi siyasi birliğini tamamlamayı amaçlayan AB’nin komşu devletlerde refahın, istikrarın ve güvenliğin geliştirilmesi amacıyla gerçekleştirilecek siyasi ve ekonomik reformların desteklenmesi için yeni bir araca ihtiyacı var idi. (266)

AB’nin Genişletilmiş Avrupa-Yeni Komşuluk Politikası AB Konseyi tarafından resmi olarak Haziran 2003’de onaylanmıştır. Bu politika AB Komisyonu’nun Mart ayında sunduğu, “Genişletilmiş Avrupa-Yeni Komşuluk, Güney ve Batı Komşularımız ile İlişkilerde Yeni Boyut” adlı bildiri doğrultusunda kabul edilmiştir. (267) AB ile komşuları arasında derinleşmiş ekonomik bütünleşme, güçlendirilmiş politik diyalog, vize rejiminin sadeleştirilmesi, çatışmaların ve bölgesel krizlerin önlenmesi, adalet ve içişleri gibi konularda işbirliği, sınır ötesi ve bölgesel işbirliği, ulaşım, enerji, telekomünikasyon, kültür, bilim ve eğitim, çevre koruma gibi konularda işbirliği, komşulukta yeni mali araçların tatbik edilmesi perspektifini öngörmektedir. Avrupa Ekonomik Alanına üye olan devletlerle benzer bir statü öngören Yeni Komşuluk Politikası, siyasi entegrasyon öngörmeksizin, komşu devletlerle tam ekonomik entegrasyonu gerçekleşmeyi amaçlamaktadır. (268)

Girişimin temelinde farklılaştırılmış ve aşamalı yaklaşım yatmaktadır. Buna göre her komşu devlete ferdi eylem planı teklif edilecek ve bu plan AB ortak pazarında bütünleşme sürecinde belirlenmiş olan ortak kriterlerin gerçekleştirilmesi doğrultusunda olacaktır. Bu sistem AB’nin MDAܒye tatbik ettiği üç aşamalı yakınlaşma formülüne benzemektedir. Bu aşamalar Komisyon tarafından gerçekleştirilen yıllık gözetimler, AB Eylem Planı ve komşu devletler tarafından bu planları gerçekleştirmeye yönelik hazırlanan ulusal programlardır. Yalnız her iki girişimin arasındaki fark, MDAÜ için birleşme öngörülmesi, komşu devletler için ise derinleştirilmiş bütünleşmeden söz edilmesidir. Yine de Yeni Komşuluk girişimi sadece komşu devletlerin değil her iki tarafın da belli yükümlülükler üstlenmesini
öngörmektedir. (269)

Yeni girişimin amacı AB tarafından, Rusya, Ukrayna, Moldova, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Akdeniz’in Güney sahillerinde bulunan devletleri içine alan bir “gelişim ve iyi komşuluk bölgesi” oluşturulmasıdır. Komisyon tarafından hazırlanan bildiriye göre, AB önümüzdeki on yıl içerisinde işbirliği ve destek ilkeleri temelinde bu ülkelerle dostane ilişkilerin geliştirilmesine çalışacaktır. Buna göre, komşu devletlerin siyasi, ekonomik ve kurumsal reformların gerçekleştirilmesinde gösterecekleri başarı doğrultusunda, AB Ortak Pazarına dahil olmaya imkan sağlanacaktır. Bildiride bu girişim çerçevesinde öngörülen öncelikli işbirliği alanları sayılmaktadır: AB’nin ortak pazarının ve denetim yapıların genişletilmesi; öncelikli ticari ilişkiler ve pazarların açılması; yasadışı göç hareketleri ve kişilerin yasadışı dolaşımının önlenmesi; ortak güvenliğe yönelmiş olan tehdidin önlenmesi ve ortadan kaldırılması amacıyla işbirliğinin sağlanması; çatışmaların önlenmesi ve kriz yönetiminin geliştirilmesi; insan haklarının korunması, kültürel işbirliğinin ve karşılıklı anlayışın geliştirilmesi; AB’nin ulaşım, enerji ve telekomünikasyon şebekelerine ve Avrupa bilimsel araştırmalar alanıyla bütünleşmenin sağlanması; yatırımların teşviki ve korunması için yeni araçların geliştirilmesi; dünya ticaret sistemine entegrasyon konusunda desteğin sağlanması; yeni finansman kaynaklarının belirlenmesi; daha geliştirilmiş yardım çeşitlerin belirlenmesi ve temin edilmesi. (270)

AB’nin “Yeni Komşuluk” girişimini, bu kurumun BDT’nin Avrupa’da bulunan devletlerine yönelik politikalarındaki belirsizliğin devam etmesi olarak da değerlendirmek mümkündür. Bir taraftan Irak sorunu konusunda üye devletler arasındaki görüş farklılığının AB ODGP’sinin oluşumu açısından yeni bir olumsuzluk olarak değerlendirilmesine ek olarak, AB içinde Fransa ve Danimarka’da AB Anayasası’na referandumlarda ret verilmesiyle ortaya çıkan sorunlar nedeniyle Avrupa kıtasında yeni bir genişlemenin başlaması olasılığından söz etmek son derece güçtür. (271) Diğer taraftan tarihinin en geniş genişleme sürecini yaşayan AB ile Merkezi ve Doğu Avrupa’da bulunan on aday devletin tam üyeliğe hazırlık süreci, Birliğin büyük bir gayret sarf etmesine neden olmuştur. Bunca çalışma sonucunda en yakın zamanda herhangi bir yeni genişleme serüvenine girişmek bu nedenle şimdilik zor görülmektedir. Diğer taraftan, AB yetkilileri yeni komşu ülkelere karşı yetersiz olan faaliyetlerin ileride bunlar için çok pahalıya mal olabileceğini iyi anlamaktadırlar. Nitekim bu girişim bir ara formül gibi kabul edilmiştir. Diğer bir ifadeyle hem bu devletlerin kendilerini Avrupa ile bütünleşme sürecinde hissetmelerine ve bundan kısmen yararlanmalarına imkan vermektedir, hem de şu anda amaçlanmayan ama ileride mümkün görülebilecek tam üyelik sürecine hazırlık niteliğinde olacaktır. Zaten mevcut girişim Avrupa kıtasında yerleşen eski Sovyetler Birliği devletleri için tam üyelik olasılığını da takdim etmektedir. Nitekim Romano Prodi bu konuda yaptığı açıklamada: “Bizim yakınlaşma politikamızın, ne olduğu veya olacağına bağlı olmaksızın, Kopenhag Kriterlerine uygun olan hiçbir Avrupa devletinin tam üyelik perspektifini reddedemeyiz” (272) demiştir.

Buna rağmen, söylemek gerekir ki, Komşuluk Politikası genişlemeden sonra komşu olunan ülkelere AB üyeliği öngörmeyen, fakat kurumla programa dahil olan devlet arasında karşılıklı bağımlılığı artıran ve Avrupa kıtasında oluşan yeni düzenin gereksinimleri doğrultusunda uyumlu ve kapsamlı bir ortaklık ilişkisini takdim eden bir yapıdadır. Program, Avrupa Anlaşmalarında öngörülen adaylık perspektifi ve Ortaklık ve İşbirliği Anlaşmasında sunulan adaylığa uygun hale gelme vaadinin aksine, genişleme stratejisinde kullanılan araçlar ve mekanizmaların benzerliğine rağmen, yeni bir genişleme sürecini önleyici veya erteleyici bir özelliğe sahiptir. Bu durumda Programın uygulanmasında ortaya çıkan başlıca sorun, komşu ülkelerin üyelik perspektif olmaksızın, koşullu amaçların gerçekleşmesi için gereken ortak değerlere bağlılığın sağlanması ve komşu devletlerin reformların gerçekleştirilmesinde ne derecede istekli olacakları meseleleridir. (273)


5. AB’nin Yeni Komşuluk Politikasının Güney Kafkasya ile İlişkilerin Geliştirilmesinde Rolü

AB’nin Ocak 2003’te gerçekleştirilen Kopenhag Zirvesi’nde, Güney Kafkasya ve Batı Balkanlar bölgesinde AB’yle bütünleşme sürecinin dışında kalan toplam on ülkeden üç yüze yakın parlamenterin imzasını taşıyan ve AB’nin çeşitli organlarına gönderilen mektup değerlendirmeye alınmıştır. Bu mektupta sözü geçen ülkelerin AB genişleme sürecine dahil olmak istedikleri ve bunun için Kopenhag Kriterleri’ni yerine getirmeye hazır oldukları beyan edilmişti. AB Komisyonu’ndan bu mektuba verilen cevaba göre, Güney Kafkasya devletleri ile ilişkiler PİA’lar çerçevesinde gerçekleştirilmektedir. AB, bu ülkelerin hukukun üstünlüğü ilkesini benimseme, ekonomik reformları gerçekleştirme, istikrarın ve barışın sağlanması konularında yükümlü olduklarını duyuruyordu. (274)

Tarihindeki en büyük genişleme sürecinden yeni çıkmış olan AB’den bundan farklı ve daha kesin hükümler taşıyacak cevap beklenilmesi yanlış olurdu. Fakat AB yetkilileri sınırdaş olacakları bölge ülkelerine karşı kayıtsız kalınmaması gerektiğini de iyi biliyordu. Aksi halde bu ülkeler AB’den beklediği ilgiyi göremeyince farklı arayışlara girebilirdi. Örneğin, Ermenistan Rusya ile daha da sıkı ilişkiler arayışına yönelebilirdi. Bu durumu Azerbaycan için de kurgulamak mümkündür. Diğer taraftan, esasen Şii olan Azerbaycan, 30 milyona yakın Azeri azınlığı bulunan İran ile de yakınlaşma sürecine girebilirdi. Oysa 11 Eylül olayları sonrasında, güvenlik konusunda hassaslığını artıran AB için, laik bir Azerbaycan’ın muhafazakâr İran’ın etkisi altında kalması hiç de istenilen bir durum değildi. Bu yüzden AB, bu ülkelere yönelik bazı girişimlerin gerçekleştirilmesinin gerektiği inancındaydı.

Bu değerlendirmeler çerçevesinde AB 2003’te Güney Kafkasya özel temsilcisi atamıştır. Temsilcinin yetkileri, ekonomik sorunlardan bölgesel işbirliğine kadar oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu özel temsilci çeşitli sebeplerle bölge devletlerini ziyaret ederek, iki taraflı diyalogun gelişmesine katkıda bulunmaktadır. (275)

Azerbaycan bölgede AB’nin en önemli ticari ortağıdır. Azerbaycan’dan AB’ye ihraç edilen esas mal petrol ve petrol ürünleridir. 2005’te faaliyete başlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve 2007’de faaliyete başlayan Bakü-Tiflis- Erzurum doğalgaz boru hatları, AB’ye enerji kaynakları ihracını daha da arttırarak Azerbaycan’ı AB için alternatif enerji kaynağına haline getirmeye başlamıştır. AB’nin Gürcistan’la ilişkilerinde -diğer Güney Kafkasya devletleri ile olduğu gibi- esas amacı siyasi olarak istikrarlı ve ekonomik olarak zengin bir devlet kurmaktır. Bu, AB için önemlidir çünkü bu kurum ile sınırdaş olacak bölge, AB’nin güneydoğu sınırlarını güvence altına almak için siyasi açıdan sorunsuz, ekonomik açıdan da refah içinde olmalıdır. Bu, hem üçüncü devletlerin bölge üzerinde etkisini azaltmak açısından, hem de AB’ye bölgeden sıçrayabilecek sorunları ve istenmeyen göç hareketlerini önlemek için önemlidir.
Bu açıdan AB, Gürcistan’da Abhazya ve Güney Osetya sorunlarına çözüm bulunmasını arzulamaktadır. AB bu çerçevede Gürcistan’ın ülke bütünlüğünü savunmaktadır. Azerbaycan gibi Avrupa ile Merkezi Asya arasında önemli enerji ve ulaşım koridorları üzerinde bulunan Gürcistan, AB tarafından özel dikkat görmektedir ve Brüksel sadece çatışmaların çözümünü değil, sonrasındaki iyileştirme ve yeniden inşa çalışmalarına iştirak etmeyi arzulamaktadır. (276)

Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan 2003’te Brüksel’de Avrupa Birliği yetkilileri ile yaptığı görüşmelerde devletinin birliğe üyeliğinin dış politika önceliği olduğunu beyan etmiştir. 2003’te İtalya Dışişleri Bakan Yardımcısı önderliğinde AB “troyka”sı Erivan’ı ziyaret etmiştir. Eylül 2003’te Ermenistan TRACECA Programının dönem başkanı olmuştur. AB bu programın geliştirilmesi için TACIS Programı çerçevesinde Ermenistan’a on milyon Euro yardım ayırmıştır. Benzer yardım, gıda programı çerçevesinde de ayrılmıştır. (277)

Mart 2003’te Avrupa Birliği yeni bir girişim takdim etti: “Daha Geniş Komşuluk: Yeni Komşular.” (278) Bu programa göre, genişlemiş Avrupa’nın yeni komşuları, her devlet ayrı ele alınarak, siyasi ve ekonomik reformların gerçekleştirilmesi konusunda AB ile işbirliğinde çeşitli alanlarda ayrıcalıklar elde etme hakkı kazanacaklardı. Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın bu Girişim çerçevesine alınması konusu ilk defa Avrupa Parlamentosu’nda Yeşiller Partisinin İsveçli temsilcisi olan Per Garton’un raporunda zikredilmiştir. AB’nin dışişleri, güvenlik ve savunma kurulunda oyçokluğu ile kabul edilen bu rapora göre, bu üç ülkenin söz edilen girişime alınmaları ve AB Komisyonu’nun bu teklifi görüşmesi gerektiği vurgulanmıştır. (279)

Haziran 2004’de Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan AB tarafından Yeni Komşuluk Politikası girişimine alındı. Bununla AB, bu ülkelerle ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmaya çalışmaktaydı. Daha önce belirtildiği gibi, bu ülkelerin parlamenterleri tarafından AB’ye gönderilen mektuba verilen yanıtın bu ülkelerde oluşturabileceği hoşnutsuzluğu ortadan kaldırmak için bir girişimde bulunulması gerektiğini anlamaktaydılar. Bunun dışında uluslararası ortamdaki ani gelişmeler, ABD Cumhurbaşkanlık seçimlerini Bush’un yeniden kazanması ve ABD’nin Cumhuriyetçi Parti yönetimi döneminde sunulan Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde İran’a karşı yönelecek operasyon olasılığının artması, Gürcistan’da yönetimin el değiştirmesi, Azerbaycan’ın dünya piyasalarına büyük miktarda petrol sunma arifesinde olması gibi nedenlerle daha önce alınmadıkları halde, bu ülkelerin yukarıda zikredilen girişimde yer alması gerekliliği AB yetkililerince anlaşılmıştır.

AB ile Güney Kafkasya arasındaki Yeni Komşuluk Politikası doğrultusundaki görüşmeler Brüksel’de 14 Kasım 2006 tarihinde AB ile Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’la ayrı ayrı Ulusal Eylem Planlarının imzalanmasıyla tamamlanmıştır. Bu Planları AB adına Dış İlişkiler ve Komşuluk Politikasından sorumlu Komisyon Başkanı Benita Ferrero-Waldner, taraf devletler adına ise Dışişleri Bakanları imzalamıştır. (280) Beş yıllık bir süre için imzalanmış olan her üç Ulusal Program aşağı yukarı ortak özellikler taşımaktadır. Bu programlar taraf devletlerin AB ile yakınlaşmasını pekiştirmeyi öngörmektedir ve bunun için birlikçe kabul edilen hukuk, norm ve standartlara uyum sürecini belirlemektedir. Her üç programdaki temel amaçları genel olarak özetlemek gerekirse bunlar hukukun üstünlüğü ilkelerinin pekiştirilmesi, demokratik kurumların ve insan hakları ve temel özgürlüklere karşı saygının güçlendirilmesi; şeffaf özelleştirme sürecinin başlatılması, iş ve yatırım iklimini geliştirmek, aynı zamanda rüşvete karşı mücadelenin kuvvetlendirilmesi; ekonomi ile ilgili yasal düzenlemeler ve yönetimsel uygulanmaların pekiştirilmesi; bölgesel işbirliğinin geliştirilmesi; bölgesel çatışmaların çözülmesi başlıkları altında yer almışlardır. (281)

Bunun dışında Ulusal Eylem Planları her bir devletin kendi özellikleri doğrultusunda bazı amaçlar öngörmektedir. Örneğin, Azerbaycan Eylem Planı’nda taraflar arasında enerji ve ulaşım alanında işbirliğinin güçlendirilmesi, (282) Gürcistan Eylem Planında dış ilişkiler ve güvenlik alanlarında işbirliği, (283) Ermenistan Eylem Planında ise bölge ülkelerine çevresel tehdit oluşturan Medzamor Nükleer Santrali’nin kapatılması gibi konular yer almaktadır. (284) Özetle ifade etmek gerekirse AB’nin Güney Kafkasya bölgesine yönelik Yeni Komşuluk Politikası, küresel bir siyasi ve ekonomik aktör olarak çıkarlarını korumak ve değerlerini yaymak amacıyla geniş yelpazeyi oluşturan araçların kullanımını içermektedir. Bu konuda ODGP çerçevesinde bu devletlere yönelik yardım sağlanması, bu devletlerle ticaret ilişkilerinin geliştirilmesi, bunun dışında bu devletleri AB’nin iç politikasına entegre etmeye kadar farklı araçların uygulanacağından söz edilmektedir. (285) Kısacası Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde AB ile Güney Kafkasya devletleri arasında imzalanmış olan Ulusal Eylem Planları ilişkilere yeni bir ivme kazandırmıştır.


6. AB ile Güney Kafkasya Bölgesi Devletleri’nin Gelecekteki İlişkilerini Şekillendirebilecek Etkenler

6.1 AB’de Enerji Sorunları ve Alternatif Arayışları

Avrupa Birliği açısından Güney Kafkasya bölgesiyle ilişkilerin gelişmesinde rol oynayacak en önemli etken Hazar Denizi havzasında bulunan enerji kaynakları ve bu kaynakların mevcut dış enerji kaynaklarına bir alternatif oluşturabilme olasılığıdır. Zaten enerji açısından büyük oranda dışa bağımlı AB’ye üye ülkelerin siyasi birliğinin sağlamlığının da enerji kaynakları garanti altına alınmaksızın sürekli olabileceği düşünülemez. 25 üyeli AB, dünya enerji tüketiminin % 14-15’ini tek başına gerçekleştirmektedir, oysa bu Birliğin toplam nüfusu dünya nüfusunun sadece % 6’sını oluşturmaktadır. AB tüketimi, dünyanın yıllık petrol tüketiminin % 19’unu, doğalgazın % 16’sını, kömürün % 10’unu ve uranyumun % 35’ni oluşturmaktadır. (286)

Günümüzde AB enerji ihtiyacının % 50’sini ithalat yoluyla karşılanmaktadır ki bu ithalat petrol tüketiminin % 80’i ve doğalgazın % 40’ını oluşturmaktadır. Bununla birlikte enerji kaynaklarının belli bölgelerden temini ve bu bölgelere bağımlılık yüksek seviyededir. AB, doğalgazın % 50’sini, % 41’i sadece Rusya’dan olmak üzere eski Sovyetler Birliği ülkelerinden ve % 25’ini de Cezayir’den temin etmektedir. Petrolün % 40’ından fazlası Ortadoğu’dan (Suudi Arabistan, İran), %
30’u Kuzey Afrika’dan (Libya) temin edilmektedir. (287)

Bu rakamlar yükselen bir grafik çizmektedir. Yaklaşık rakamlarla 2020 yılı itibarıyla AB’nin petrolde ithalat oranının % 90’a, doğalgazda ise % 70’e varacağı tahmin edilmektedir. Daha önce gördüğümüz gibi AB’nin petrol ihtiyacı önemli ölçüde Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri tarafından karşılanmaktadır ve 2050 yılı itibariyle Ortadoğu ve Kuzey Afrika petrollerine bağımlılığı daha da artacaktır. (288) Genişleme süreci ise bu ivmeyi sadece artıracaktır. Şöyle ki, 2004’de genişleyen ve 2007’de üye sayısı yirmi yediye varan ve genişlemesi halen devam eden AB’nin enerji kaynaklarında dışa bağımlılığı petrolde % 90’dan % 94, doğalgazda ise % 60’dan % 90’lara kadar varabilir. (289)

Şu anda gaz tüketiminin % 85’inden fazlası AB’nin beş üye devleti (Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Birleşik Krallık) tarafından yapılmaktadır. Yunanistan ile Portekiz doğalgazı kendi enerji sistemlerine yeni sokmuşlardır. Finlandiya, AB’nin doğalgaz şebekesine bağlı değildir. (290) Fakat bu ve diğer devletler kendi enerji sistemlerinde doğalgazın payını artırmak niyetindedirler. Bunun için de mevcut kaynaklarla birlikte alternatif bölgelerden doğalgaz temin etmek gereklidir.

Doğalgaz AB için stratejik bir kaynağa dönüşmeye başlamıştır. Dünya doğalgaz tüketiminde % 16 ile ikinci sırada bulunan AB, bu payını giderek artırmaktadır. AB’nin mevcut doğalgaz tüketimini nereden karşıladığını derinlemesine incelersek daha önce de belirttiğimiz şu durumla karşılaşıyoruz: Doğalgazın büyük kısmı doğrudan veya dolaylı olarak Rusya’dan temin edilmektedir. İkinci önemli arz Cezayir’den deniz yolu ile temin edilmektedir. Bunun dışında talebin kalan kısmı Tunus’tan, bu ülkeden İtalya’ya kadar uzanan boru hattı yoluyla Nijerya ve Güney Amerika’dan yapılan LNC (291), sıvılaştırılmış doğalgaz ithalatı ile karşılamaktadır.

Görüldüğü gibi ileride siyasi birliği nihai amaç gibi hedefleyen AB, gelişmeyi ve refah düzeyini koruyabilmek için sürekli ve güvenli enerji kaynaklarına gereksinim duymaktadır. Bunun için AB öncelikli olarak petrol ve doğalgaz güvenliğini sağlamak, kriz döneminde işbirliğini güvenceye almak, AB içinde stok sistemleri geliştirmek, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, mevcut enerji kaynaklarının etkin kullanımı ve enerji güvenliği için bir dış politika geliştirilmek ihtiyacı duymaktadır. (292) Genişleme sonrası ve artan talep sonucunda % 60’lara varacağı düşünülen doğalgaz arzının 1999 yılında % 41’i sadece Rusya tarafından karşılanmaktadır. (293) Stratejik bir ürün olan doğalgaz açısından tek bir devlete bu şekilde bağımlı duruma düşmek ve bu devletin Rusya olmasın, AB’yi rahatsız etmektedir ve onu bu kaynağa alternatifler aramaya itmektedir.

Bu konuda diğer girişimlerle birlikte öncelikli hamle petrol ve doğalgaz arzının temini için alternatif kaynakların aranması olacaktır. Nitekim bu tür alternatif kaynaklar, 1991 yılında bağımsızlıklarını elde etmeden önce Batı için ulaşılması imkansız olan ve zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip Hazar Havzası ve etrafında bulunan Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan gibi Yeni Bağımsız Devletlerdir.
Bu bağlamda AB Enerji Politikası ilkelerini kabul etmiştir. Buna göre Birliğin ithal enerji kaynaklarına bağımlılığının azaltılması; Avrupa dışından temin olunan enerji kaynaklarının coğrafi açıdan çeşitlendirilmesi ve bunların güvenlik ve istikrarının temin edilmesi; enerji tasarrufunu sağlayan teknolojilerin uygulanması ve sanayi üretiminde enerji tüketiminin azaltılması için tedbirlerin alınması; ortak iç enerji pazarının oluşturulması ve bu pazarda faaliyet gösteren Avrupa şirketlerinin rekabete dayanıklılıklarının artırılması; alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesi; enerji sektöründe çevre koruma tedbirlerinin hazırlanması ve tatbik edilmesi prensipleri kabul edilmiştir. (294)

1995 yılında, AB Ortak Enerji Politikasının kabul edilmesi ile birlikte, AB Komisyonu tarafından petrol ve doğalgazın yönetim sorunları konusunda bir konferans yapılmıştır. Bu konferansta Hazar Denizi çevresinde bulunan petrol ve doğalgaz rezervleriyle ilgili bölgesel işbirliği stratejileri belirlenmiştir. Sözü edilen dönemden bu güne kadar, Komisyon ilgili devletlerle Hazar Denizi’nde enerji sektörünün modernizasyonu sürecine yardım etme konusunda aktif bir şekilde işbirliği yapılmasını öngörmüştür. Bunun en iyi örneği daha önce zikredilen INOGATE Programıdır. (295)


Nisan 1998’de bu bölgeyi ilgilendiren düzenleme olan “Enerji Şartı Antlaşması ve Enerji Verimliliği Hakkında Protokol” yürürlüğe girmiştir. Protokol, Hazar bölgesi ve Merkezi Asya coğrafyası üzerinde odaklanmaktadır. (296) Hazar bölgesindeki petrol ve doğalgaz rezervleri Ortadoğu kaynaklarına alternatif olarak algılanmakta ve kısa ve orta vadede Ortadoğu bölgesinde sık sık ortaya çıkan istikrarsızlık durumlarında, ek bir arzın temini açısından büyük önem taşımaktadır.

Her iki cetvelde farklı rakamlarla karşılaşsak da, yine de bu rakamlar bazı ipuçlarının verilmesi bakımından önem taşımaktadır: hem AB, hem de ABD için, Hazar Denizi çevresinden Ortadoğu’ya alternatif olabilecek enerji kaynaklarını temin etme imkanı doğacaktır. Bu yüzden AB için bölge ile doğrudan ilişkide bulunmak ve bu ilişkilerin süreklilik ve emniyet içinde devam etmesi son derece büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, bölgenin Yeni Bağımsız Devletlerinde olası istikrarsızlıklar ve var olan altyapı yetersizlikleri direkt olarak AB’yi etkileyecektir. İstikrarsız Ortadoğu bölgesi ile komşu Güney Kafkasya bölgesinin, bu bölgede, özellikle İran’da ortaya çıkacak herhangi bir istikrarsızlık durumunda olumsuz etkileneceği kuşkusuzdur.

Petrol rezervleri açısından Yeni Bağımsız Devletler dünya rezervleri ile kıyaslanırsa, bu rezervler içerisinde küçük bir yer tutmaktadır. Diğer taraftan doğalgaz, kömür ve nükleer elektrik istasyonlarında yakıt olarak kullanılan uranyum açısından, bu ülkeler dünya enerji kaynaklarında önemli bir pay sahibidir. Petrol kaynakları önemsenecek ölçüde olmamasına rağmen, mevcut enerji arzlarına bir alternatif coğrafya ve istikrarlı bir güzergâh olarak eklenmesi bu durumu telafi etmektedir.

Sadece Azerbaycan’da uluslararası petrol şirketleri ile birlikte petrol yataklarının işletilmesi için günümüze kadar 26 PSA (300) niteliğinde anlaşma imzalanmıştır. (301) Hâsılatın paylaşılmasını düzenleyen bu anlaşmalar, hem petrol açısından, hem de doğalgaz açısından yüksek miktarlar içermektedir ve Avrupa pazarlarına ihracata yönelik üretim tahmininin sonucudur. (302)

İmzalanan anlaşmalardan ilki Azeri, Çırak ve Güneşli yataklarının işletilmesini düzenleyen ve 20 Eylül 1994 Bakü’de yapılan “Asrın Antlaşması”dır. 670 milyon ton petrol ve yaklaşık 130 milyar m3 doğalgaz kapasitesinde olan bu yatak, dünyada bilinen en büyük deniz petrol kaynakları arasındadır. Bu yataktan yıllık yaklaşık olarak 50 milyon ton petrol çıkarılması öngörülmektedir. (303)

Azerbaycan’da bulunan önemli yataklardan birisi de Şahdeniz doğalgaz yatağıdır. Bu yatağın işletilmesi konusundaki anlaşma 1996 yılında imzalanmıştır ve 1999 Ağustosu’nda BP şirketi tarafından söz edilen yatakta yapılan araştırmalar sonucunda büyük miktarda gaza rastlandığı konusunda bilgi verilmiştir. Bu BP Amoco şirketinin 1970 yılında Alaska’da keşfettiği Prudnoe Bay yatağından sonraki en büyük yataktır. Bu yatak Hazar Denizi’nde, Bakü’den güney-batı istikametinde 70 km uzaklıkta bulunmaktadır ve derinliği 50–600 m arasında değişerek 860 km2lik
alanı kapsamaktadır. Yatağın işletilmesi için kurulan konsorsiyumda şirketlerin sahip oldukları paylar şöyledir: SOCAR (% 10), BP (% 25.5), Statoil (% 25.5), İran’ın OIEC (% 10), Rusya/İtalya ortak şirketi (% 10) ve TPAO (% 9). (304) Şahdeniz yatağının önemi, Avrupa’ya Avrasya’da bulunan bütün doğal yataklarından daha yakın olmasıdır. Bunu göz önünde bulunduran AB’nin güney kanadında bulunan ülkeler ileride Türkiye üzerinden bu doğalgazı kendi ülkelerine ithal etmeyi amaçlamaktadırlar. Bu konuda Yunanistan’la Türkiye arasında Hazar bölgesinden ulaştırılacak doğalgazın Türkiye üzerinden Yunanistan’a taşınması konusunda Hükümetlerarası Anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Ankara- Dedeağaç (Yunanistan) Doğalgaz Boru Hattı kurulması öngörülmüştür. (305) Bu açıdan Türkiye Güney Avrupa’ya doğalgazın ulaştırılmasında merkezi rol oynayacaktır ve bununla da Rusya’dan AB’ye ihraç edilen doğalgaz güzergâhına bir yenisi eklenecektir. Nitekim 17 Kasım 2007’de Türkiye’nin İpsala sınır kapısında Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile Yunanistan ve Türkiye başbakanların da katılımıyla, resmi olarak faaliyete açılan boru hattının 2012 yılına kadar İtalya’ya kadar uzatılması öngörülmüştür. (306)

Diğer taraftan Kazakistan’da 1993 yılında ABD Chevron şirketi ile birlikte Hazar Denizi’nin kuzey kısmında bulunan “Tengiz” petrol yatağının işletilmesine başlanmıştır. Hesaplara göre “Tengiz” yatağında yaklaşık 1 milyar ton petrol bulunmaktadır ve bu dünyada bilinen en büyük on yataktan biridir. Bunun yanında Kazakistan’da beş önemli doğalgaz yatağı mevcuttur. Bunların hepsi Hazar Denizi’nin yakınlarında, Kuzey Mangışlak, Kuzey Üst-Yurt, Buraşlı, Turgay ve Çu- Sarı bölgelerinde bulunmaktadır. Bu petrol ve doğalgaz yataklarının dışında Kazakistan’da karbonhidrat kaynaklarının bulunduğu fazladan dokuz yatak olduğu bilinmektedir. (307) Bir diğer önemli husus, Kazakistan’ın önemli yataklarından biri sayılan Karaçaganak bölgesinde petrol ve doğalgaz araştırması yapan tüm şirketlerin Avrupa ülkelerine ait olmasıdır. (308) Diğer büyük projelerde de çok sayıda ve hatırı sayılır paylara sahip olan şirketleri göz önünde bulundurursak, belirtmek mümkündür ki Avrupa ülkeleri Hazar havzasının zengin enerji yataklarındaki paylarını garanti altına almaya çalışmaktadırlar.

Hazar Denizine kıyıdaş olan bir diğer ülke olan Türkmenistan’ın karbonhidrat rezervlerinin yaklaşık olarak 5 milyar ton petrol ve 20 trilyon m3 doğalgaz olduğu bilinmektedir. Türkmenistan doğalgaz açısından dünyada bilinen tüm rezervlerin %20’sine, büyüklüğü belirtmek için örnek verecek olursak Meksika Körfezi’ndeki rezervlerin beş katına sahiptir. (309) Bu da kuşkusuz AB için önemli bir alternatif doğalgaz kaynağını oluşturmaktadır. Nitekim Türkmenistan dünya pazarlarına gerektiği zaman yıllık 100 milyar m3 doğal gaz ihracatı gerçekleştirebileceğini beyan etmiştir. (310) 2010 yılında Hazar Denizi bölgesi devletleri tarafından günlük 3.8 milyon varil petrol üretilecektir; bu ise günümüzde Kuzey Denizi’nde üretilen petrolün % 60’ına denktir. Kuzey Denizi’ndeki petrolün tükendiğini göz önüne alırsak, bu petrolün AB için ne kadar büyük bir önem taşıyacağı ortadadır. (311)

6.2 Güney Kafkasya Bölgesi’ndeki Ulaşım Yolları ve Bunların AB İçin Önemi

AB’nin Güney Kafkasya bölgesine yönelik diğer ilgi alanı ise ulaşımdır ve bu alan yukarıda sözü edilen enerji kaynaklarının güvenli bir şekilde Avrupa pazarlarına ulaştırılmasını da ilgilendirmektedir. Bunun dışında Avrasya bölgesinde bulunan pazarlara erişen sağlam ve alternatif yolların kurulması ve bunların altyapısının geliştirilmesi Birliğin ilgi alanı içindedir.

Ulaşım AB ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu sektörde on milyona yakın insan istihdam edilmektedir Sektörün büyüklüğü yıllık 1000 milyar Euro’ya yaklaşmaktadır. Bu ise AB GSMH’ sinin % 10’undan daha fazladır. Bununla birlikte AB kendi taşımacılık pazarını Avrupa’nın ötesine, Merkezi ve Uzak Asya’ya doğru genişletmeyi amaçlamaktadır.

AB ile Uzak Doğu ülkeleri arasında küçümsenmeyecek miktarda dış ticaret hacmi vardır. Örneğin, 2002 yılında AB ile Çin arasında dış ticaret hacmi 115 milyar Euro’ya ulaşmıştır. 2003 yılında AB’ye üye olan 15 devletin Çin’e toplam ihracatı 40.1 milyar Euro idi, buna karşı Çin’in Birlik devletlerine gerçekleştirdiği ihracat ise 95.1 milyar Euro değerine ulaşmıştır. Çin AB’nin en büyük ticari partneridir. Uzak Doğu’nun diğer büyük ekonomisi kabul edilen Japonya, AB’nin üçüncü büyük pazarı konumundadır. 2001 yılında AB devletleri Japonya’ya 54 milyar Euro değerinde ihracat gerçekleştirmiştir. (312) 2004 yılında AB ile Japonya arasındaki dış ticaret hacmi 150 milyar Euro’ya kadar ulaşmıştır. Bu miktar dünya ticaretin % 30’nu oluşturması açısından dikkat çekicidir. (313) İki dev ekonomik bölge arasında bu seviyeye varan dış ticaret kuşkusuz ki alternatif ulaşım koridorlarına ihtiyaç duymaktadır.

AB, Avrasya bölgesinde gelecekteki güvenliğini artırmak amacıyla var olan ulaşım koridorlarına yenilerini ekleme gereği duymaktadır. Uzak Doğu bölgesine giden mevcut karayollarının hemen hepsi Rusya üzerinden geçmektedir. Trans- Sibirya demiryolu Moskova ile Rusya’nın en doğu noktalarından biri sayılan Vladivostok’u birleştirmektedir. Trans-Sibirya demiryolunun asıl avantajı bu yol üzerinde taşınan yüklerin ulaşım zamanı ve maliyetidir. Şöyle ki, Rusya’nın en doğusunda yerleşen Vostochnıy limanından Rusya-Finlandiya sınırına kadar yüklerin taşıması 11–12 günde, Brest şehrine 12.5 güne, Berlin’e ise 14.5 günde gerçekleştirilebilir. Bu yolla yapılan taşımacılık Pasifik, Hindistan ve Atlantik okyanusları üzerinden geçen deniz yolu taşımacılığından 3 kat daha kısa sürmektedir. Trans-Sibirya yolu ile Yokogama limanından Almanya ve İskandinav ülkeleri nihai noktalarına kadar taşıma maliyeti deniz taşımacılığına kıyasen % 15–30 daha ucuzdur. Günümüzde Avrupa ile Asya arasında tüm taşımacılığının % 18’inin bu yolla yapılıyor olması ve var olan avantajları göz önünde alınacak olursa, ileride kapasitenin çok daha fazla olacağı öngörülebilir. (314)

Bu durum da Avrupa’dan Asya’ya ve Asya’dan Avrupa’ya gerçekleştirilen yük taşımacılığının Rusya’nın tekeline geçebileceği ve her iki bölgenin ulaşım güvenliğinin tehdit altında kalabileceğini göstermektedir. Trans-Sibirya demiryolunun gelişimi de bu duruma işaret etmektedir. (315)

Durumu açıkça gören ve doğru şekilde algılayan AB, alternatif bir proje olarak TRACECA projesini ortaya koymuştur. Projenin esas maksadı Rusya’ya ve İran’a alternatif bir güzergah oluşturmaktır. Bu durumda Güney Kafkasya projenin can damarını oluşturmaktadır. Rusya ile İran dışarıda bırakılarak gerçekleştirilmesi öngörülen TRACECA projesinin Uzak Doğu ile bağlantı için tek alternatif olan Güney Kafkasya’dan geçmesi kaçınılmazdır.

Trans-Sibirya demiryolunun esas dezavantajlarından biri, TRACECA Programı çerçevesinde yeniden canlandırılması öngörülen Büyük İpek Yolu projesine kıyasen daha uzun mesafeden geçmesidir. Şöyle ki, Çin’in Kuzey-Doğu eyaletleri ve Kore’den geçen ve Avrupa’ya gelirken, Vladivostok, Habarovsk gibi şehirlerden geçerek buradan Trans-Sibirya demiryoluna bağlanan ve nihayetinde Samara şehrinden Brest’e ulaşan güzergahın toplam uzunluğu 10.800 km’dir. Oysa TRACECA çerçevesinde oluşturulan Büyük İpek Yolu’nun Çin ve Kore’den başlayarak, Almatı, Türkmenbaşı limanından Hazar Denizi üzerinden Bakü’ye,
buradan da Tiflis üzerinden Karadeniz’de bulunan Poti limanından Ukrayna’nın Odessa ve Bulgaristan’ın Varna limanlarına ulaşan güzergahının uzunluğu 3900 km daha kısadır. (316)

Bu durum AB’nin var olan güzergahlara alternatiflerin geliştirilmesi fikrinin sağlayacağı avantajları göstermekte ve projeye ivme kazandırmaktadır. Bunun yanında hali hazırda Merkezi Asya devletlerinin Rusya üzerinden Avrupa’ya gerçekleştirdiği demiryolu taşımacılığı yeni oluşan yola göre çok daha uzun mesafeleri aşmaktadır. Bu devletler ürettiği malları Avrupa pazarlarına ulaştırmayı Sovyetler Birliği döneminden kalan demiryolu altyapısından yararlanarak, Rusya’nın Samara şehri üzerinden Ukrayna’nın Lvov ve Beyaz Rusya’nın Brest şehirlerinden geçerek gerçekleştirmektedirler. Oysa Büyük İpek Yolu koridoru ile Lvov ve Brest üzerinden Avrupa’ya gerçekleştirilen taşımacılığın mesafesi önemli oranda kısalacaktır. (317)

Diğer taraftan TRACECA Programı’ndan 30’a yakın ülke yararlanacaktır. Program sadece Avrupa ile Uzak Doğu pazarları arasında alternatif yolun oluşturulmasıyla kalmamakta, aynı zamanda Güney Kafkasya ve Merkezi Asya’daki (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan, Türkmenistan) ülkeler arasında alternatif bir yol aracılığıyla bu ülkeler arası ekonomik ilişkileri geliştirmekte ve bu devletlerin hem idari hem de ekonomik açıdan gelişmelerine neden olmaktadır. (318) Bunun için de kuşkusuz ki, bu devletler tarafından üretilen mal ve hizmetlerin dünya pazarlarına ulaştırılması için Rusya’ya alternatif yolların oluşturulması gerekmektedir. Rusya’ya bu açıdan olan bağımlılıklarını azaltacak devletler bağımsızlıklarını pekiştirmeye imkan bulacaklardır. İşte TRACECA bu tür görevin yerine getirilmesinde yeterli imkana sahiptir.

Nitekim Kazakistan’la Çin Trans-Kazakistan demiryolunun inşasına başlamış durumdadır. Yaklaşık 2.5 milyar dolar değerindeki bu projenin Güney-Doğu Asya devletlerini Avrupa ülkeleri ile birleştirmesi beklenmektedir. Demiryolu güzergahı Dostık - Kazakistan’ın Aktogay, Jezkazgan, Beyney şehirleri hattını takiben Hazar Deniz’indeki Aktau limanına kadar uzanacaktır. (319) Buradan da Bakü’ye kadar gemiyle taşınması öngörülen yükler, daha sonra bilinen güzergah üzerinden Bakü’den Gürcistan’ın Karadeniz’deki limanlarına kadar taşınacaktır. Şunu belirtmek gerekir ki Aktau-Bakü-Batum koridoru TRACECA Programının bir parçasıdır ve bu program doğrultusunda birkaç proje çerçevesinde yeniden yapılandırılmıştır. (320) Bununla da Kazakistan, demiryolu sistemi açısından kısmen Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmuş olacaktır; diğer taraftan Moskova ile Pekin arasında uzanan Trans-Sibirya demiryoluna da bir alternatif sunulmaktadır.

Bu alternatifin daha da etkin bir şekilde kullanıma açık olması için demiryolunun Kafkasya bölgesinden doğrudan Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanması gerekmektedir. Sovyetler Birliği zamanında Ermenistan’ın Gümrü şehrinden Türkiye’nin Kars şehrine demiryolu bağlantısı varsa da, Azerbaycan’la Ermenistan arasında devam eden Karabağ çatışması yüzünden ve Türkiye’nin bu çatışma çözüme kavuşana dek Ermenistan’la herhangi bir ekonomik ilişkiye girmeyeceğine dair almış olduğu karardan dolayı atıldır. Bu demiryolunun uzantısı Azerbaycan’ın Ermeniler tarafından işgal olunmuş arazilerinden geçtiği ve kısmen bunlar tarafından söküldüğü için uzun zamandan beri kullanılmamaktadır. Yeniden faaliyete başlaması için hem Karabağ sorununun çözümünü beklemek gerekecek, hem de bu güzergâhın yeniden yapılandırılması için büyük miktarda yatırımlara ihtiyaç duyulacaktır.

Diğer taraftan, Uzak Doğu’dan ve Merkezi Asya üzerinden mevcut ve oluşturulacak olan demiryollarının, Rusya ve İran’a alternatif güzergah olan Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa demiryolu şebekesine bağlanması için Kars ile Tiflis arasında bir demiryolunun hattı inşası yeterlidir. 68 km’lik kısmı Türkiye, 30 km’lik kısmı da Gürcistan içinde kalıp toplam uzunluğu 98 km olan ve maliyeti 400 milyon dolar olarak belirlenen demiryolu Uzak Doğu ile Avrupa pazarlarını yeni ve güvenilir bir demiryolu ile birleştirmiş olacaktır. (321) Bakü-Tiflis-Kars hattı doğuda Çin ve Kazakistan demiryolu hatları ile batıda ise denizaltı geçişli Marmara demiryolu tüneli üzerinden Avrupa Demiryolu ağına bağlanacaktır. Çin ve Kazakistan tarafından büyük destek alan bu projenin temeli Ağustos 2007 tarihinde atılacak ve üç yıl içerisinde tamamlanacaktır. (322)

Güney Kafkasya bölgesinin AB ile Uzak Doğu ve bölge ülkeleri arasındaki ticaretin güvenli ve sürdürülebilir şekilde sağlanmasında önemi bununla sınırlanamaz. Daha önce de zikrettiğimiz gibi AB ekonomisi alternatif kaynaklardan enerji arzına büyük gereksinim duymaktadır. Hazar havzasında bu kaynakların var olması, bunlardan yararlanıldığı anlamına gelmemektedir ve kaynakların güvenli bir şekilde AB’ye ulaştırılması da önemlidir. Oysa bu coğrafyada bulunan hidrokarbon kaynakları AB’ye aslen Rusya üzerinden ihraç edilmektedir. Bu durumda Rusya’dan AB’ye ihraç edilen kaynaklara alternatif olma özellikleri ortadan kalkmaktadır. Bu yüzden Avrupa Birliği için enerji kaynaklarına alternatif erişimi temin etmek için Hazar Denizi bölgesinden Rusya’ya alternatif boru hatları ve diğer ulaşım sistemlerinin oluşturulması zarureti vardır. Hazar Denizi havzasında hem petrol, hem de doğalgaz Rusya’nın tekelinde olan boru hatları ile Avrupa pazarlarına taşınmaktadır. Hatta Kazakistan’ın bağımsızlığından sonra kurulmuş olan CPC (323) boru hattı da böyledir. Uzunluğu 1580 km olan bu boru hattı Kazakistan’ın Tengiz yatağından başlayarak Rusya üzerinden bu ülkenin Karadeniz’de bulunan Novorossiysk limanına kadar uzanmaktadır. Buradan petrol tankerlerle Türk Boğazları’ndan geçerek, dünya pazarlarına ulaştırılmaktadır. Boru hattına yapılan masraf 2.6 milyar ABD doları olarak tahmin edilmektedir. (324)

Azerbaycan petrolleri ise Bakü-Novorossiysk Boru Hattı ve daha sonra Karadeniz üzerinden benzer güzergahla taşınmaktaydı. 1997 yılında kullanıma açılan ve uzunluğunun 233 km’si Azerbaycan topraklarından geçmek üzere 1000 km olan bu petrol boru hattının kapasitesi yıllık 5 milyon tondur. Boru hattı Asrın Anlaşması’na göre Azeri, Güneşli ve Çırak yataklarından elde edilen erken petrolün taşınması için planlanmıştır. Kuzey güzergahı olarak da bilinen Bakü-Novorossiysk ile beraber, Batı güzergahı adı verilen ve uzunluğu 920 km (ki bunun 600 km Azerbaycan arazisinden geçmektedir) olan Bakü-Supsa Boru Hattının da yapımı gerçekleştirilmiştir. (325) Bu boru hattının inşası ile ilk defa herhangi bir eski Sovyetler Birliği Cumhuriyeti kendi enerji kaynaklarını Avrupa pazarlarına Rusya’ya alternatif bir güzergahtan ihraç etmeye imkan bulmuştur. Supsa Gürcistan’ın Karadeniz’deki bir limanı olup, buradan tankerlerle taşınan erken petrol ilk defa Rusya’ya alternatif oluşturmuştur. (326) Fakat hem kapasitenin küçüklüğü ki bu Petrol Boru Hattı üzerinden yılda sadece 5.5–6 milyon ton petrol taşımak mümkündür, hem de Boğazlardan geçişin güvenlik tedbirleri açısından sınırlandırılması, Asrın Antlaşması olarak bilinen Azerbaycan petrollerinin üretim projesine yönelik yeni bir boru hattı inşası gerekliliği ortaya koymuştur. Bu boru hattı Bakü’den Türkiye’nin Ceyhan limanına kadar uzanacak olan Ana Petrol Boru Hattıdır.

Uzunluğu 1730 km ve yıllık taşıma kapasitesi 50 milyon ton olarak öngörülen bu boru hattının 468 km’si Azerbaycan, 225 km’si Gürcistan, 1037 km’si ise Türkiye arazisinden geçmektedir. Bir ton nakli için 18 ABD doları tarife ücreti öngörülmektedir. (327) Bu ise Bakü-Novorossiysk Boru Hattından ihraç edilen petrol için önerilen tarifeden çok daha düşüktür. Bakü-Ceyhan Boru hattı üzerinden taşınacak petrol için her varil başına ortalama 2.57 ABD doları olan bu maliyet Bakü-Novorossiysk Boru Hattı için 3 ABD dolarıdır. Bunun dışında Novorossiysk’ten tankerlerle Karadeniz’den taşınan petrol için ek ücret ödemek gerekmektedir. Tanker taşımacılığı ve sigorta için ödenilen masraflar kış döneminde artma eğilimini göstermektedir. Çünkü kış mevsiminde kötü hava şartları tankerlerin Boğazlar’dan zamanında geçişini engellemektedir. Örneğin, 2004 kış mevsiminde gemilerin kötü hava şartları yüzünden bekleme süresinin maliyeti ortalama olarak 100.000 ABD dolarıdır. Ocak 2004’de Novorossiysk’ten Akdeniz limanlarına petrol taşıma maliyeti beş ABD dolarına kadar çıkmıştır, bu da 2003 yılının aynı dönemine kıyasen üç ABD dolarından çok daha fazlaydı. (328)

Bakü-Ceyhan Boru Hattı hem AB açısından, hem de Hazar bölgesi açısından büyük önem taşımaktadır. İlk önce bu proje ev sahibi ülkelerinin ekonomileri için ciddi miktarda gelir getirecektir. Azerbaycan’ın petrol ve Gürcistan’ın taşıma ücretlerinden elde edecekleri kazanç, ülkelerin refahını hissedilir şekilde artıracaktır. Bunun dışında, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı Rusya’dan Avrupa’ya uzanan petrol boru hatlarına ilk ciddi alternatiftir ve Avrupa pazarlarına petrol taşımacılığını çeşitlendirmeye imkan vermektedir. Nitekim Kazakistan da bu petrol boru hattına katılma konusunda talebini bildirmiştir. Çünkü mevcut durumda Kazakistan’ın ürettiği petrolün tamamı Rusya arazisinden nakledilmektedir, bu ise bu ülkeyi Rusya’ya bağımlı bırakacaktır.

Bir diğer önemli husus ise, Azerbaycan ve Kazakistan petrolleri daha önce Karadeniz’in Novorossiysk, Supsa ve Batum limanlarına kadar ulaştırılmaktaydı ve buradan da tankerlerle dünya pazarlarına taşınmaktaydı. Tankerlerin çok hassas olan Boğazlar bölgesinden geçiş yapması gerekmekteydi. Boğazlar üzerinden gemilerin geçişini düzenleyen 1936 Montreux Antlaşması yürürlüğe girdiği zaman, Türk Boğazları bölgesinden geçen gemilerin sayısı, günümüzdekinden çok daha az idi. Ayrıca, gemi inşa sektöründeki gelişmeler, gemilerin niteliklerini de önemli ölçüde değiştirmişti. (329) Günümüzde Boğazlardan çok daha büyük ve geniş hacimli gemiler geçmektedir. Bu ise İstanbul’u sürekli olarak tehdit altında bırakmaktadır.

1990’lı yıllarda yıllık olarak ortalama 60 milyon ton ham petrol geçişi sağlanıyordu ve bu rakam yıllar geçtikçe daha da artmaktadır. Bu ise İstanbul ve Boğazlar için gemilerin yoğun trafiği, çevre kirliliği riski de dahil önemli bir güvenlik sorunu oluşturmaktadır. (330) Dünya pazarlarında petrol gereksiniminin artmasıyla birlikte Boğazların yükü de artmaktaydı. Mesela 2003’de 135 milyon ton petrol taşınmaktayken, 2004’te bu rakam 160 milyon tona ulaşmıştır. Oysa Boğazların yıllık kapasitesi 200 milyon tondur. Büyük tankerlerle petrolün taşınmasının neredeyse imkansız hale getiren Boğazların en dar bölgesi sadece 600 metredir ve bazen gemiler tam dik açıda dönmek zorunda kalmaktadır. (331) Sadece, 1 Mayıs 1982’den 18 Ekim 1994’e değin Boğazlarda, irili ufaklı toplam 210 kaza olmuştur. (332) Kazaları en aza indirme imkanı bulunsa da, Boğazlardan geçen gemiler deniz kirliliğine sebep olmakta hem de havayı kirletmektedir. Bu durum gemilerin kullandığı yakıtın kalitesinden, geminin makinesindeki arızadan, geminin hızından ve geçen gemilerin yoğunluğundan kaynaklanmaktadır. Denizin kirlenmesi, tankerlerin balast suların boşaltılması, tankların yıkanması, çamur, çöp ve sintine boşaltmaları sonucu da ortaya çıkar. (333) Görüldüğü gibi Boğazlarda mevcut olan gemi trafiğini azaltmaya yardım edecek alternatif güzergahların oluşturulması hem İstanbul’un güvenliği için hem de çevre açısından da büyük önem taşımaktadır.

Nitekim Bakü-Ceyhan Boru Hattı bu tür bir projedir ve Türkiye arazisinden Akdeniz’e inmektedir ve Avrupa pazarlarına yeni güvenli ve alternatif bir güzergah sunmaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı’ndan ilk petrol Mayıs 2005’te pompalanmaya başlanmış, bir yıl sonra Ceyhan limanından dünya pazarlarına Azerbaycan petrolü girmiştir.

Bölgede yakın zamanlarda tamamlanması öngörülen ve Avrupa için büyük bir önem taşıyan bir diğer proje ise, Şahdeniz Doğalgaz Boru Hattıdır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, Hazar Denizi’nin Azerbaycan’a ait kısmında bulunan Şahdeniz doğalgaz yatağından çıkarılacak doğalgazın Avrupa’ya ulaştırılması öngörülmektedir. Bunun için gereken altyapı düzenlenmiştir. Azerbaycan’da mevcut ve Gürcistan sınırına kadar uzanan, uzunluğu 490 km olan boru hattını takiben, Gürcistan’da yapılması öngörülen ve 280 km uzunluğunda olacak boru hattıyla doğalgazın Türkiye sınırına ve Türkiye’nin Erzurum şehrine taşınması planlanmaktadır. Boru hattının 280 km’lik kısmı Türkiye arazisinde yapılacaktır. (334)

İnşası 27 Şubat 2003’te başlamış (335) ve 2007’de tamamlanmıştır. (336)

6.3 Güvenlik Sorunları

AB’yi bölge açısından ilgilendirebilecek diğer bir durum ise güvenlik sorunudur. Güney Kafkasya, bölgede bulunan küçük ve belli ölçüde etkisiz devletler nedeniyle dış etkilere oldukça hassastır, hatta bölgede bulunan etnik çatışmaların daha sonra tartışılacağı üzere çoğunu dış aktörler menfaatleri çerçevesinde istismar etmektedirler. Nitekim bu durum hem tüm Avrupa kıtasını, hem de AB’yi olumsuz şekilde etkilemektedir. 1998’de Yugoslavya’da Kosova bölgesinde durdurulan çatışmadan sonra, tüm Avrupa kıtasında çatışma olasılığı yüksek oranda devam eden tek bölge Güney Kafkasya olarak kalmaktadır. Hem Gürcistan’da devam eden Abhazya ile Güney Osetya ayrılıkçı hareketleri ile mücadele, hem de Azerbaycan- Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ anlaşmazlığı, çözüme kavuşturulmamaları halinde her an yeniden şiddetlenebilirler. Çatışmasız bir Avrupa kıtası görmek isteyen AB devletleri için bu tür bir olasılık en istenmeyen durumdur.

AB için bu bölgedeki sorunların çözümlenmesinin gerekli olmasının bir diğer nedeni ise, Birliğe üye olan devletlerin çoğunda ayrılıkçı hareketlerin olması ve zaman zaman bunların harekete geçmesidir. Güney Kafkasya bölgesinde ayrılıkçı hareketlerin başarısı AB’ye üye devletlerdeki muadillerine harekete geçme cesareti verebilir. AB’nde bu tür ayrılıkçı hareketlere örnek olarak Katalanları, Kuzey İrlanda’yı, Flamanlar’i, İspanya’nın Bask Ülkesini göstermek mümkündür. (337)

Genel olarak baktığımız zaman, Avrupa kıtasında 1920’li yıllarda 23 olan devlet sayısı, 1994’de 44’ü bulmuştur. 1500’li yıllarda Avrupa’da 500’e kadar siyasi yapının bulunduğunu göz önünde bulundurursak, (338) Avrupa’da ayrılıkçı hareketlerin hangi seviyeye ulaşabileceğini görmek mümkün olacaktır. Çünkü günümüz Avrupa’sında hemen her ülkede hatırı sayılır çeşitlilikte ve nüfusta azınlıklar yaşamaktadır. Bunlara bazı örnekler göstermek gerekirse, İspanya’nın toplam nüfusunun % 16.3’ünü Katalanlar, Büyük Britanya’nın % 9’unu İskoçyalılar, % 5’ini Galliler, % 3’ünü İrlandalılar, İtalya’da toplam nüfusun yaklaşık % 40’ını çeşitli azınlık grupları oluşturmaktadır ki bunların arasında en büyükleri Lombardiyalılar ve Galiçyalılardır. Hatta Lüksemburg gibi küçük bir devletin toplam nüfusunun % 25’ni esas olarak da İtalyan azınlık oluşturmaktadır. (339) Bu listeyi uzatmak mümkündür.

Dolayısıyla tüm Avrupa devletleri, uluslararası hukukta self-determinasyon ilkesine göre yeni imkanların ortaya çıkması durumunda, muhtemelen kendi arazilerinde, ayrılıkçı hareketler ile yüzleşebilirler. Bu yüzden, Güney Kafkasya’daki gelişmeler ve buradaki sorunların çözüm şekli Avrupa Birliği açısından büyük önem taşımaktadır ve bu kurumun dikkati haricinde bırakılması durumunda gelecekte büyük sorunlara neden olabilecektir. Mesela Abhazya veya Dağlık Karabağ’da dışarıdan yapılan müdahalelerin de etkisiyle kalıcı bir bölünme yaşanması ve bu oluşumların ilerde uluslararası sistemin hukuki özneleri olarak tanınmaları self- determinasyon ilkesinin yeni bir yorumu olacak ve bu da Avrupa’da ve dünyada ayrılıkçı hareketlerin taleplerini artıracak ve rahatsızlık verici bir emsal olacaktır.

Güney Kafkasya’daki çatışmaların ortak özellikleri, tüm çatışmaların Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında ortaya çıkması ve o dönemin Merkezi yönetimi tarafından yönlendirilmesidir. Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov döneminde başlayan reform hareketleri başarısızlıkla sonuçlanınca, ülkede siyasi sorunlar şiddetlenmiş, arkasından ekonomik sorunlar gelmiştir ki, bu da çok etnik kimlikli ülkelerde bu gruplar arasında çatışmalara yol açmıştır. Karabağ’da yaşayan Ermeniler, Şubat 1988’de Azerbaycan’dan ayrılma ve Ermenistan’la birleşme kararını almıştır. Bu kararla birlikte iki taraf arasında çatışmalar başlamıştır. (340)

Güney Kafkasya bölgesinde Gürcistan’da Abhazya bölgesindeki ayrılıkçı hareket daha Sovyetler Birliği’nin dağılmadan önce başlamıştır. Sovyetler döneminde Gürcistan dahilinde otonom bölge statüsüne sahip olan Abhazya’da şiddetli çatışmalar 1992’de başlamıştır. Diğer ayrılıkçı hareket Güney Osetya’da 1989 yılında ortaya çıkmıştır. Her iki meselede de ateşkes süreci devam etse de, ne Abhazya, ne de Güney Osetya Gürcistan yönetimine tabi olmak istememektedir. (341)

Eski Sovyetler Birliği topraklarındaki bu dondurulmuş çatışmalar çözülmeden AB’nin güvenliği sürekli bir şekilde tehdit altında olacaktır. Çünkü Rusya bölgede çatışmaları bir araç ve bahane olarak kullanarak her zaman müdahalede bulunma imkânına sahip olacaktır. Bunlardan dolayı AB’nin hem genel olarak güvenliği, hem de bölgedeki çıkarları tehdit altında kalabilir.

AB’nin güvenliğine tehdit olarak algılanması olasılığı yüksek olan bu sorunlarla beraber, modern dünyada “yeni tehditler” olarak tanımlanan terörizm, organize suç ya da denetimsiz göç akımları gibi sorunlar için (342) Güney Kafkasya bölgesi “transit” bölge rolünü oynayabilir. ‘Yeni tehditler’ olgusunun terörizm çerçevesinde değerlendirilmesi Güney Kafkasya’nın AB güvenliği açısından terörizm bağlamındaki önemini belirleyecektir.

“El-Kaide” örgütünün ABD’ye karşı 11 Eylül 2001’de gerçekleştirdiği, dört yolcu uçağını kaçırılması yoluyla New York, Washington ve Pittsburg şehirlerinde binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan saldırılardan sonra, bu ülkenin ulusal güvenlik algılamasında radikal değişimler meydana gelmiştir. (343) Bunun üzerine 27 Aralık 2001’de AB’ye üye devletler “Terörle Mücadeleye İlişkin Özel Önlemlerin Uygulanmasına Dair Ortak Tutum” başlıklı bir karar almıştır. Kararın önemi, AB tarafından terör eyleminin ortak tanımının yapılması ve aynı zamanda terörist kişi, kuruluş ve örgütlerin listesinin belirlenmiş olmasıydı. (344) Madrid’de ve Londra’da gerçekleştirilen terör eylemleri AB’nin daha sıkı tedbirlerin almasının önemini ortaya koymuştur. Bu konuda AB’nin dış sınırlarının güvenliğini sağlaması tedbirlerin arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu konuda AB ile komşu bölgesi olan Güney Kafkasya istisna oluşturmamaktadır. Günümüz dünyasının en istikrarsız bölgesi olan Ortadoğu ile komşu olan bu bölge, haritasında birçok çatışma alanın bulunması ve bu nedenle oluşan denetim dışı alanlar, terör örgütlerinin konuşlanması ve Avrupa’ya geçişinin sağlanması açısından ideal bir yer oluşturmaktadır.

AB güvenliği açısından bölgeyi ilgilendiren bir diğer olgu ise azgelişmiş ülkelerden AB üyesi ülkelere yönelen yoğun göç akımlarıdır. 1950’li yıllarda ekonomik büyümede patlama yaşayan Avrupa ülkeleri dışarıdan gelen ucuz iş gücüne büyük bir ihtiyaç duymaktaydılar ve bu nedenle Büyük Britanya Karayip Adaları ve Hindistan’dan, Fransa Cezayir’den Almanya, İtalya ve Türkiye’den çok sayıda işçi almıştır. Ekonomik büyüme hızının azalmasıyla bu ülkelerde geniş topluluklar oluşturan göçmenler bazı sorunlarla karşılaşmaya başlamıştır. Avrupa’da artan işsizlik ve rekabet ortamında daha ucuz ücretle çalışmaya hazır olan göçmenler yerel ahali içerisinde aşırı gruplar tarafından ortaya çıkan sorunların temel kaynağı olarak gösterilmeye başlanmıştır. Zaman zaman ülke hükümetleri de benzer sebeple göçmenlere karşı ayrımcılık politikaları uygulamışlar ve hatta Avusturya ve Fransa’da olduğu gibi aşırı milliyetçi partilerin nüfuzlarının artmıştır. (345) Göç sorunuyla baş etmek açısından AB’nin Güney Kafkasya politikasının, bölgenin gelişmişlik düzeyini artırarak kendisinin illegal göçmen kaynağı olmasının önüne geçmek, entegrasyon sürecinin sonucu olarak bölge ülkelerinin AB’nin konuyla ilgili ve daha genel güvenlik prosedürlerinin parçası haline gelmesi sayesinde olası göçmen dalgalarını kendi sınırlarında karşılamasını sağlamak yönünde uygulamalar gerektirdiği değerlendirmesi yapılabilir.


1. Bölüm >>>         2.Bölüm >>>         3.Bölüm >>>


2. BÖLÜM DİPNOTLARI:
fkasya’nın Yeri, Sınırları ve Özellikleri”, No 17, Avrasya Etütleri Dergisi, Ankara, TİKA, (İlkbahar-Yaz, 2000), ss. 21–22.
173) Ruben Şugaryan, “Ermenistan Dış Politikası Çerçevesinde Bölgesel İşbirliğinin Olasılıkları (Идея Регионального Сотрудничества в Контексте Внешней Политики Армении)”, Gayane Novikova, (ed.), Erivan, Antares, 2002, ss. 10–11.
174) Foreign Policy Priorities of the Republic of Azerbaijan, http://www.azembassy.com/new/pages.php?name=FPP, (25.09.07).
175) Azerbaycan Ekonomisi, (Экономика Азербайджана), http://www.panasia.ru/main/azerbai/economic/, (18.08.07).
176) Gürcistan Ekonomisi, (Экономика Грузии), http://www.panasia.ru/main/gruziya/economic/, (18.08.07).
177) Ermenistan Ekonomisi, (Экономика Армении), http://www.panasia.ru/main/armeniya/economic/, (18.08.07).
178) Bu konuda bkz: EU Cooperation with Georgia, http://www.delgeo.ec.Europa.eu/en/eu_and_georgia/cooperation.html, (10.08.07).
179) EU-Relations with Azerbaijan, http://ec.Europa.eu/external_relations/azerbaijan/intro/index.htm,(10.08.07).
180) Bu konuda bkz: EU Cooperation with Georgia, http://www.delgeo.ec.Europa.eu/en/eu_and_georgia/cooperation.html, (10.08.07).
181) European Neighbourhood and Partnership Instrument, Armenia: Country Strategy Paper,2007-2013, s. 13.
182) Aras Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası, Cilt 7, Sayı 1, Ankara, (İlkbahar, 2001), s. 45.
183) Emin Şihaliyev, Türkiye ve Azerbaycan Açısından Ermeni Sorunu, Ankara, Türk Kültür veEğitim Norm Geliştirme Vakfı Yayınları, 2002, s. 150.
184) Azerbaycan’da idari bölgelere verilen isim.
185) Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin yürütme organı
186) Chronology of Key Events February 1988-June 2003, http://www.nkrusa.org/nk_conflict/nkr_position.shtml, (29.08.07).
187) Daha etraflı bilgi için bak: Declaration on State Independence of the Nagorno KarabakhRepublic, http://www.nkrusa.org/nk_conflict/declaration_independence.shtml, (29.08.07).
188) S. Asratian, Karabakh War, Erivan, 2001, s. 189.
189) Asratian, a. g. e., s.189.
190) Dağlık Qarabağ: Sülh Planı, International Crisis Group Raporu, No 167, 11.10.05, s. 8.
191) Emin Arif (Şihaliyev), Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya, İran, Türkiye Rekabetleri ve ErmeniFaktörü, Ankara, Natürel Yayınları, 2004, s. 56.
192) Çatışmanın tarihi ve Çözüm Süreci, (История Конфликта и Процесс Урегулирования), http://www.azerbembassy.org.cn/rus/background.html, (08.08.07)
193) Commission Staff Working Paper, Annex to “European Neighbourhood Policy”, CountryReport, Azerbaijan, (COM(2005)72 Fınal), Brussels, EU Commission, 02.03.2005.
194) Elena Lyubarskaya, Karanın 1/6 Hissesi: “Konyak Devrimini” Engelleyen Ne, (1/6 Часть Суши: Что мешает "Коньячной Революции"), http://lenta.ru/articles/2005/04/15/armenia, (21.08.07)
195) Elif Hatun Kılıçbeyli, “Sovyet Sonrası Kafkasya’da “Yeni Egemen” Devletler: Bölge ve Bölge- Dışı Aktörler ile Bütünleşme Süreci”, Geçmişten Günümüze Dönüşen Orta Asya ve Kafkasya, Yelda Demirağ-Cem Karadeli, (der.), Ankara, Palme Yayıncılık, 2006, s, 91.
196) B. G. Hewitt, Abhazia, “A Problem of Identity and Ownership”, Transcaucasian Boundaries, John F. R. Wright Et al., (ed.), London UCL Press, 1996, s. 216.
197) Elena Lyubarskaya, Karanın 1/6 Hissesi: Saakaşvili Yandaşları Ne İçin Mücadele Verdiler, (1/6 часть суши: За что боролись поклонники Саакашвили), http://lenta.ru/articles/2005/05/03/georgia/, (21.08.07).
198) Paul B. Henze, “Russia and the Caucasus”, Perceptions: Journal of International Affairs,Volume 1, No 2, Ankara, Stratejik Araştırmalar Merkezi, (June-August, 1996), ss. 62-63.
199) Kılıçbeyli, a. g. m., 2006, s. 90.
200) Elena Lyubarskaya, Karanın 1/6 Hissesi: Saakaşvili Yandaşları Ne İçin Mücadele Verdiler,(21.08.07).
201) Kamil Ağacan, “Soğuk Savaş Sonrası Türkiye-Gürcistan İlişkileri”, 21. Yüzyılda Türk DışPolitikası, İdris Bal, (ed.), Ankara, Nobel Yayınları, 2004, s. 434.
202) Kılıçbeyli, a. g. m., 2006, s. 92.
203) Aybeniz Rüstemova, “Müsteqillik Sonrası Cenubi Qafqaz ve Merkezi Asya Regionunda Tehlükesizlik ve Emekdaşlıq Sahesinde İnteqrasiya Prosesleri”, Qloballaşma Prosesinde Qafqaz ve Merkezi Asiya: İqtisadi ve Beynelxalq Münasibetler II Beynelxalq Konqres Materialları, Bakü, Qafqaz Universiteti, 2007, s. 1001.
204) Sovyetler Birliği’nin 1951 yılında Batı Avrupa’da başlayan entegrasyon sürecine tepkisi, 11 Eylül1951 tarihinde Fransa hükümetine “Schumann Planına” karşı verilen resmi nota ile belirlenmiştir. Bu notada Sovyetler tarafı Schumann Deklarasyonu’na oldukça olumsuz bir reaksiyon sergilemektedir ve bunu Almanya için yeniden silahlanma ve Alman emperyalizmin yeniden doğuşu planı olarak gördüğünü beyan etmiştir. O dönemin Sovyet gazetelerinde yayınlanan makalelerde, Avrupa Kömür Çelik Topluluğu, saldırgan NATO bloğuna paralel bir ekonomikbirliğin kurulmasında ilk adım olarak değerlendirilmekteydi. 1957’de Roma Antlaşması ile kurulandiğer iki topluluğa da benzer tepki gösterilmiştir. Nitekim 1957 yılında Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’nın 17 Mart 1957 tarihinde yayınlanan beyannamesinde bu organizasyonların kurulması NATO’nun iki yeni şubesinin oluşturulması şeklinde değerlendirilmiştir. Bkz: Avrupa Birliği El Kitabı, (Европейский Сoюз Справочник), O. B. Butorina, (ed.), Moskova, Delovaya Literatura, 2003, s. 19
205) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s.19.
206) Esra Hatipoğlu, “Rusya-Avrupa Birliği İlişkileri”, Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi, İstanbul, Cilt 9, Sayı 1, (2001), s. 116.
207) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s.33.
208) AT-Sizin Komşunuz, AT Komisyonu, (Eвропейское Cообщество-Bаш сосед, KомиссияEвропейских Cообществ), Avrupa Komisyonu, Brüksel, 1992, s. 41.
209) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 203.
210) Technical Assistance to the Commonwealth of the Independent States.
211) Ali Faik Demir, AB’nin Güney Kafkasya Politikaları, Dünden Bugüne Avrupa Birliği, BerilDedeoğlu, (der.), İstanbul, Boyut Yayınları, 2003, ss. 378–379.
212) Avrupa Komisyonu: TACIS Programı, 1997 yılı Raporu, (Eвропейская Kомиссия: Программа TACIS, Годовой Отчет За 1997 Год), Avrupa Komisyonu, Brüksel, 03.07.98, s.57.
213) Avrupa Komisyonu: TACIS Programı, 1997 yılı Raporu, 1998, s. 57.
214) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 206.
215) Bkz: TACIS, http://ec.europa.eu/external_relations/ceeca/tacis/index.htm, (23.01.08)
216) Vişne Korkmaz, “Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya Bölgesine Yönelik Politikaları”, StratejikÖngörü Dergisi, İstanbul, Tasam Yayınları, Sayı 3, (Sonbahar, 2004), s. 163.
217) Korkmaz, a. g. m., 2004, s. 163.
218) Transit Corridor Central Europe-Caucasus-Central Asia.
219) Avrupa Komisyonu: TACIS Programı, 1997 yılı Raporu, 1998, s. 43.
220) Vişne Korkmaz, a. g. m., 2004, s. 163.
221) Vişne Korkmaz: a. g. m., 2004, s. 162
222) Conference on Prospects for the Development of Trans-Asian and Eurasian Transit Transportation through Central Asia up to 2015, http://www.traceca-org.org/default.php?l=en, (23.01.08).
223) Interstate Oil and Gas Transport To Europe.
224) About INOGATE, www.inogate.org /en/, (09.08.07).
225) INOGATE Newsletter, No 1, Brussels, (Summer, 1998).
226) What is INOGATE?, http://www.inogate.com/russ/rdefault.htm, (09.08.07).
227) About INOGATE, (09.08.07).
228) Diğer desteklenen doğalgaz boru hattı projeleri için bkz: INOGATE Map of Natural Gas Pipelines, http://www.inogate.org/en/resources/map_gas, (09.08.07).
229) Rovshan Ibrahimov, Nabucco: Project with Strange Name and Mysterious Intentions, 25 Mart 2007, http://www.turkishweekly.net/comments.php?id=2547, (08.08.07).
230) Map of Crude Oil Pipelines, (08.08.07).
231) Bu konuda bkz: Rovshan Ibrahımov, Energy Policy in EU Region-National Priorities vs. Common Policy, 16 Nisan 2007, http://www.turkishweekly.net/comments.php?id=2569, (08.08.07).
232) Annotated Summary of Agreements Linking with Non-member Countries, European
Commission, Brussels, June, 2000.
233) Azərbaycan Respublikasının TRASEKA layihəsində iştirakı, http://www.mfa.gov.az/az/foreign_policy/inter_affairs/econom/regional/11.shtml, (13.08.07).
234) TRACECA Project, http://www.azembassy.com/traceca/browse.htm, (05.08.07).
235) Azərbaycan Respublikasının TRASEKA layihəsində iştirakı.
236) Demir, a. g. m., 2003, s. 383.
237) Demir, a. g. m., 2003, ss. 383–384.
238) Co-operation That Counts Southern Caucasus, European Commission, Brussels, 2002, s., 21.
239) Commission Staff Working Paper, Annex to:European Neighborhood Policy, Country
Report, Azerbaijan, com (2005) 72 final), SEC (2005) 286/3, Brussels, 02.03.2005.
240) 2006 tarihi için rakamlar Komisyon tarafından önceden belirlenmiştir.
241) Commission Staff Working Paper, Annex to:European Neighborhood Policy, Country
Report, Georgia, com (2005) 72 final), SEC (2005) 288/3, Brussels, 02.03.2005.
242) Commission Staff Working Paper, Annex to:European Neighborhood Policy, Country
Report, Armenia, com (2005) 72 final), SEC (2005) 285/3, Brussels, 02.03.2005
243) Bkz: TACIS: Historical Background, http://ec.Europa.eu/external_relations/ceeca/tacis/, (10.08.07).
244) PHARE, (10.08.07).
245) About CARDS, http://ec.Europa.eu/enlargement/financial_assistance/cards/index_en.htm, (10.08.07).
246) Onursal, a. g. m., 2005, s. 175.
247) Aslında PİA birçok Türkçe kaynakta hatalı bir şekilde Ortaklık ve İşbirliği Anlaşması olarak zikredildiği için, Türkçe metinde değişik bir isim verilmesine ihtiyaç duyulmuştur: Bu kavramı daha önce Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünün Avrupa Toplulukları Ana Bilim Dalında 2001 yılında savunduğum “TACIS ve Azerbaycan” başlıklı yüksek lisans tezimde ilk defa kullanmıştım. Ama bu konuda daha geniş bir araştırma ve açıklama Fuad Hüseynov’un “Avrupa Birliği-Azerbaycan İlişkileri” kitabında yer almaktadır. Yazarın verdiği bilgiye göre, yaptığı araştırmalar sonucunda, AB hukukunda Ortaklık Anlaşmaları, Roma Antlaşmasının 238. maddesinde yer almakta ve bunların amacı: “Karşılıklı, yani her iki tarafın da, eşit bir şekilde belirlenen hak ve yükümlülükleri üstlenmesini öngörmekte, taraflar arasında ortak davranışların ve özel usullerin varlığına” işaret etmektedir. Partnerlik türü anlaşmalarda, bu tür eşitlik görülmemektedir. Nitekim ilişkileri ortaklık organı değil, işbirliği organı gerçekleştirmektedir. Yazarın önemli tespitleri ile ortaya çıkan hakikat, her iki Anlaşmanın farklı amaçları içerdiğini görmek mümkündür. Nitekim AB hukukuna göre “Ortaklık” kavramı, “Association” olarak anılmakta, diğer tür anlaşmalar için verilen isim ise, “Partnertship”dir. Buradan hareketle, bu kavramı Türkçede “Partnerlik” olarak kullanılmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Şunu da eklemek gerekiyor ki, Partnerlik ve İşbirliği Anlaşmaları nihai amaç olarak tam üyeliği öngörmemektedir. Bkz: Fuad Hüseynov, Avrupa Birliği-Azerbaycan İlişkileri, Ankara, Yeni Avrasya Yayınları, 2003, ss., 58-61.
248) TACIS Annual Report 1998, Brussels, European Commission, 23.07.1999, s. 6.
249) TACIS Annual Report 1998, 2003, s. 6.
250) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 204.
251) Kaynak: Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 204
252) TACIS Annual Report 1998, 1999, s. 6.
253) Proposal for a Council Regulation Concerning the Provision of Assistance to Economic Reform and Recovery in the New Independent States and Mongolia, Brussels, European Commission, 08.01.1999, s. 5.
254) Avrupa Komisyonu: TACIS Programı, 1997 yılı Raporu, 1998, s. 57.
255) Annotated Summary of Agreements Linking with Non-member Countries, 2000.
256) Demir, a. g. m., 2003, s. 366.
257) EU Cooperation with Armenia, http://www.delarm.ec.Europa.eu/en/eu_and_armenia/cooperation.htm, (13.08.07).
258) AB ile Güney Kafkasya devletleri ârasında PİA çerçevesinde belirlenen amaçlar için bkz: The European Union and Azerbaijan Republic: Partneship and Cooperation Agreement, (12.08.07), ss. 4–5; The European Union and the Republic of Georgia: Partnership and Cooperaiton Agreement, (12.08.07), ss. 4–5; The European Union and The Republic of Armenia: Partnership and Cooperation Agreement, (12.08.07), ss. 4–5.
259) EU-Azerbaijan Partneship and Co-operation Agreement, TACIS, Baku, July, 2002, s. 23.
260) The EU & Georgia: Bilateral Relations, http://www.delgeo.ec.Europa.eu/en/eu_and_georgia/bilateral_relations.html, (12.08.07).
261) Demir, a. g. m., s. 368.
262) Demir, a. g. m., s. 368.
263) Chronology of Basic Events in EU - Georgia Relations, http://www.mfa.gov.ge/index.php?sec_id=125&lang_id=ENG, (13.08.07).
264) Korkmaz, a. g. m., 2004, s.164.
265) Konuyla ilgili bkz: T. Yuryeva, “NATO’nun Merkezi Asya ve TransKafkasya Politikası, (Политика НАТО в Отношении Центральной Азии и Закавказья)”, Etnonasionalnaya i Sosialno-Ekonomicheskaya Kartina Yujnogo Flanga SNG, Yujnıy Flang SNG. Sentralnaya Aziya-Kaspıy-Kafkaz: Vozmojnosti i Vızovı dlya Rossii, Moskova, İnosentr, Logos, 2003, ss. 358–360.
266) Benita Ferrero-Waldner, “The European Neighbourhood Policy: The EU’s Newest Foreign Policy Instrument”, European Foreign Affairs Review, Volume 11, No 2, Holland, Kluwer Law International, (Summer, 2006), ss. 139-140.
267) Bu girişim, dönemin AB dönem Komisyon başkanı olan Romano Prodi’nin diliyle ifade edecek olursak: “Kurumlardan başka-her şey”Bunun İngilizce söyleyişi: “everything but institutions”.
268) Robert Aliboni, “The Geopolitical Implications of the European Neighbourhood Policy”,
European Foreign Affairs Review, Volume 10, No 1, Holland, Kluwer Law International, (Summer, 2006), s. 3.
269) Genişlemiş Avrupa’nın Başarılar ve Hayalleri, (Достижения и Иллюзии Концепции
Расширенной Европы), http://dialogs.org.ua/ru/print/material/5/322, (01.06.07).
270) N. Kulikova, “AB ile BDT’ye Olan Avrupa Devletleri Arasındaki İlişkilerde Yeni Yaklaşım, (Новая Концепция Отношений Между ЕС и Европейскими Государствами, Входящими в СНГ)”, Evropeyskiy Soyuz: Faktı i Kommentarii, Moskva, RAU i AEİ, No 32, Mart 2003-Mayıs 2003), s. 8.
271) Roland Dankreuther, “Developing the Alternative to Enlargement: The European Neighbourhood Policy”, European Foreign Affairs Review, Volume 11, No 2, Holland, Kluwer Law International, (Summer, 2006), ss. 186-187.
272) Genişlemiş Avrupa’nın Başarılar ve Hayalleri, ibid, 2007.
273) Sevilay Kahraman, “The European Neighbourhood Policy: A Critical Assessment”, Avrupa Çalışmaları Dergisi, Ankara, ATAUM Yayınları, Cilt 5, Sayı 3, (Bahar, 2006), s. 14.
274) Korkmaz, a. g. m., 2004, s. 165.
275) Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan 2003 Yılın Yekunları Konusunda Raporu, http://www.knews.ru/allnews/204095/, (10.08.07).
276) Muzaffer Dartan ve Esra Hatipoğlu, “Avrupa Birliği Genişleme Sürecinin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesine Etkileri”, Marmara Avrupa Araştırmalar Dergisi, İstanbul, Kaya Basım San. ve Tic. A.Ş. Yayınları, Cilt 9, Sayı 2, (2001), s. 89.
277) Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan 2003 yılın Yekunları Konusunda Raporu.
278) Xalid Niyazov, Avropa Evi’nin Astanasında, http://azerbaijan.news.az/index.php?Lng=aze&Pid=9113&lng=aze&pid=10211, (13.08.07).
279) A. Mollazade ve R. Orucev,” “Genişlenmiş Avrupa”, Tam Üyeliğin Yerine mi? (“Расширенная Европа” Взамен Членства В ЕС?)”, Echo Gazetesi, No 18, 30.01.2004.
280) Avrupa Birliği Üç Güney Kafkasya Devletiyle Antlaşma İmzalayacak, (Евросоюз Подпишет Соглашения С Тремя Государствами Закавказья), 14.11.2006, http://www.day.az/news/politics/63732.html, (10.07.07).
281) Bu konuda bkz: EU/Azerbaijan Action Plan,
http://ec.Europa.eu/world/enp/pdf/action_plans/azerbaijan_enp_ap_final_en.pdf, (10.07.07); EU/Georgia Action Plan, http://ec.Europa.eu/world/enp/pdf/action_plans/georgia_enp_ap_final_en.pdf, (10.07.07); EU/Armenia Action Plan, http://ec.Europa.eu/world/enp/pdf/action_plans/armenia_enp_ap_final_en.pdf, (10.07.07).
282) EU/Azerbaijan Action Plan.
283) EU/Georgia Action Plan.
284) EU/Armenia Action Plan.
285) European Neighbourhood and Partnership Instrument: Azerbaijan, Country Strategy Paper, 2007-2013, Brussels, European Commission, s., 4.
286) Green Paper, Towards a European Stratejy for the Security of Energy Supply, (COM (2000) 769 final), Brussels, European Commission, 29 November, 2000, s. 28.
287) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 97.
288) Zeynep Sütalan, “Avrupa Birliği’nin Enerji Politikası ve Türkiye”, Strateji Öngörü Dergisi, İstanbul, TASAM, Sayı 3, (Sonbahar, 2004), s. 111.
289) Green Paper Towards a European Stratejy for the Security of Energy Supply, 2000, s. 22.
290) AB Enerji Politikası, Ankara, AB Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği, 2000, s. 4.
291) Liquefied Natural Gaz
292) Sütalan, a. g. m., 2004, s. 111.
293) Green Paper Towards a European Stratejy for the Security of Energy Supply, 2000, s. 42.
294) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 97.
295) INOGATE Newsletter, 1998.
296) Zeynep Sütalan, 2004, s., 113.
297) Şebnem Uzun, “The Politics of Caspian Region Enerji Resourses”, Perceptions: Journal of International Affai rs, İstanbul, Volume VI, No 4, (Aralık, 2001,-Şubat, 2002), s. 40.
298) Jan H. Kalicki, “Caspian Enerji at the Crossroads”, Foreign Affairs, Volume 8, No 5, Eylül-Ekim, 2001, s. 123.
299) Rakamlar yüzde olarak gösterilmektedir
300) Production Sharing Agreement
301) Bu konuda bkz: SOCAR’ın resmi saytı, http://www.socar.az/projects-az.html, (24.01.08)
302) C. Halilov, “Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi Yeni Petrol Antlaşmayı İmzaladı, (ГНКАР Подписала Очередной Нефтяной Контракт)”, Echo Gazetesi, No 156, 17 Ağustos, 2005.
303) “ExxonMobile in Azerbaijan”, Caspian Energy, Bakü, Sayı 3, (Temmuz-Ağustos, 2002), s. 22
304)
Rövşen İbrahimov, Şahdeniz Yatağında Şahmat Oyunları, www.gundelik.cjb.net, (06.07.03).
305) Doğal Gaz Boru Hattının İnşaatı Konusunda Türk-Yunan Uluslararası Anlaşması (Турецко- Греческий Межправительский Договор о Строительстве Газовoго Трубопровода), www.caspian.ru, (26.03.02).
306) Rovshan Ibrahimov, Azerbaijan “Gas Attack” - Exit to Europe, 27.11.07, http://www.turkishweekly.net/comments.php?id=2768, (24.01.08).
307) Kemaleddin Heyderov, Azerbaycan Gömrüğü Sabit İnkişaf Yolunda, Bakü, Beynelxalq Elmler Akademiyası, 2005, ss. 46–47.
308) Havva Çaha, “Avrupa Birliği Enerji Politikaları”, Yeni Türkiye Dergisi, İstanbul, Yeni Türkiye Medya Hizmetleri, 36 Kesim, (Aralık, 2000), s. 1549.
309) Heyderov, a. g. e., 2005, s. 48.
310) “Turkmenistan Can Annually Export up to 100 Billion cu m of Gaz”, Caspian Energy Dergisi, No 3, (July-August, 2002), s. 34.
311) Merkezi Asya, Jeoekonomi, Jeopolitik, Güvenlik, (Центральная Азия, Геоэкономика, Геополитика, Безопасность), Taşkent, İpak Şark, 2002, s. 17.
312) Rza İbadov, Avropa İttifaqının Esasları, Bakü, Qarp-Poliqraf, 2004, ss. 167–169.
313) 2004’te AB ile Japonya Arasındaki Ticari İlişkiler 150 Milyar Euro’ya Varmıştır, (2004 году Товарооборот ЕС- Японией Составил 150 Миллиардов Евро), 02.05.2005, http://5-05.mysob.ru/news/economy/51189.html, (01.02.2008).
314) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, ss. 108–109.
315) Avrupa Birliği El Kitabı, 2003, s. 109.
316) H. Hüseynov, İpek Yolundan İstifade Eden Ölkelerin İqtisadiyyatının Yükseliş İstiqametleri, Bakü, İpek Yolu Konfernasının Materialları, Tehsil Cemiyyeti, Aralık, 2001, s. 52.
317) Hüseynov: a. g. m., s. 53.
318) Edward Shevardnadze, Büyük İpek Yolu,Tiflis, Metsniereva, 1999, s. 31.
319) A. Fuad, “BDT Alanında Bir Mega Proje (Мегапроэкт на Пространстве СНГ)”, Zerkalo Gazetesi, Bakü, No 132, 14 Temmuz, 2005.
320) Fuad, 2005.
321) A. Fuad, “Ministrı Transporta Slishkom Zanyatı ili Politicheskie Nyuansı Proekta Kars- Ahalkalaki”, Zerkalo Gazetesi, No 157, 19 Ağustos, 2005.
322) Mustafa Gün Et al., “Dostluk Köprüsü Enerjiden Sonra Demir Ağlarla Güçlenecek”, Zaman Gazetesi, 8 Şubat, 2007.
323) Caspian Pipeline Consortium
324) Merkezi Asya, Jeoekonomi, Jeopolitik, Güvenlik, 2002, s., 33.
325) INOGATE 96.02 Rehabilitation of Crude Oil and Oil Products in Azerbaijan Country
Report, Brussels, TACIS, European Commission, s. i.
326) Metin Meftun, Politik ve Bölgesel Güç: Hazar, İstanbul, İQ Kültürsanat Yayıncılık, 2004, ss. 224–225.
32) E. T. Tağıyev, “Bakı-Tbilisi-Ceyhan Neft Boru Kemerinin İnşaasının Bezi Siyasi ve İqtisadi Aspektleri,” Bakı-Tbilisi-Ceyhan Neft Kemerinin Beynelxalq ve Regional Ehemiyyeti adlı Uluslararası Konferans Tezisleri, Bakü, Qafqaz Üniversitesi, 6–7 Haziran, 2001, s. 15.
328) Paşa Kesamanski, “Petrole Yüksek Fiyatların Etkileri, (Последствия Высоких Цен на Нефть)”, Echo Gazetesi, No 105, 3 Haziran, 2004.
329) Küdret Özersay, “Boğazlar Konusu”, Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt II: 1980-2001, Baskın Oran (ed.), İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s. 186.
330) Fatih Turan, “Türkiye-Türk Cumhuriyetleri Ticari ve Ekonomik İlişkileri Hakkında
Değerlendirme”, Dış Ticaret Dergisi, Ankara, Özel Sayı, Ocak, 2002, ss. 258–259.
331) “Pazar İçin Mücadele (Битва за Рынок)”, Caspian Energy, Sayı 5, (Eylül-Ekim, 2004), s. 40.
332) Özersay, a. g. m., 2003, s. 187.
333) Özersay, a. g. m., 2003, s. 187.
334)  “Main Export Gaz Pipeline of Azerbaijan becomes a Reality”, Caspian Energy, Sayı 1, (Şubat- Mart, 2001), s. 8.
335) Shah Deniz Aspires to New World Record”, Caspian Energy, Sayı 1, (Şubat-Mart, 2005), s. 32.
336) Rovshan Ibrahimov, Azerbaijan-New Trend in Oil Strategy, 02.04.2007, http://www.turkishweekly.net/comments.php?id=2556, (24.01.2008).
337) Margaret Moore, Introduction: The Self-Determination Principle and the Ethics of Secession, Oxford, Oxford University, 1998, s. 1.
338) Mustafa Şahin, Avrupa Birliği’nin Self-Determinasyon Politikası, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Sakarya, Sakarya Üniversitesi, s. 22.
339) Ian Budge, Kenneth Newton et al, The Politics of the New Europe From Atlantic to Ural, London, Longman, 1997, s. 304.
340) Aras Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası, Cilt 7, Sayı 1, (İlkbahar, 2001), s. 45.
341) Elena Lyubarskaya, Karanın 1/6 Hissesi: Saakaşvili Yandaşları Ne İçin Mücadele Verdiler, 2005.
342) Phillippe Marchesin, “Yeni Tehditler” Karşısında Avrupa”, Dünden Bugüne Avrupa Birliği, Beril Dedeoğlu, (der.), İstanbul, Boyut Kitapları, 2003, s. 422.
343) Life AFR Newsfeed, Eubusiness, www.eubusiness.com/cgi-bin/item.cgi?id=57569terrorism, (12.09.01).
344) Beril Dedeoğlu, “Terörizm Üzerine Karşılaştırmalar: Bermuda Şeytan Üçgeni”, Dünden Bugüne Avrupa Birliği, Beril, Dedeoğlu, (der.), İstanbul, Boyut Kitapları Yayınları, 2003, s. 460.
345) Ian Budge, Kenneth Newton Et al, 1997, s., 376.