...................
...................
AVRUPA BİRLİĞİ GÜNEY KAFKASYA DEVLETLERİ İLİŞKİLERİ  -3

Rovshan İbrahimov
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararasi İlişkiler Anabilim Dali

                         
...................
 
...................
1. Bölüm >>>         2.Bölüm >>>         3.Bölüm >>>


III. AB’NİN GÜNEY KAFKASYA BÖLGESİNDE UYGULADIĞI DIŞ POLİTİKANIN ETKİNLİĞİ

1. AB’nin Bölgede Uyguladığı Dış Politika Araçlarının Etkinliği

1.1 TACIS Programı’nın Uygulanması ve Etkinliği

1.1.1 TACIS Programı’nda Nihai Amacın ve Hukuki Temelin Eksikliği

Daha önce de belirtildiği gibi TACIS Programı Sovyetler Birliği’nde yeniden yapılanmayı desteklemek amacıyla geliştirilmiş teknik ve mali bir araçtır. Aslında programın ilk sunulduğu zamanda ulaşmak istediği amaçlarını değerlendirecek olursak, bu programın şu andaki duruma göre daha başarılı olma olasılığı mevcut idi. O dönemde, AT Sovyetler Birliği’nin çökmesini istememekteydi, aksine bu ülkenin bir bütün olarak kendi içerisinde piyasa ekonomisine ve demokrasiye geçişine yardım etmeyi ve bunu hızlandırmayı umuyordu ve TACIS’in temel amacı da buydu.
Hatta bu açıdan 90’lı yıllarda Yugoslavya’da ortaya çıkan dağılma sürecinin önlenmek istenmesinin sebeplerinden biri de bunların SSCB’ye de sıçrayabileceği endişesidir. Mesela, Hırvatistan ve Slovenya’nın bağımsızlıklarını kazanması ve bunların AT tarafından desteklenmesi, SSCB’nin ayrılıkçı cumhuriyetlerini ve özellikle Baltık Cumhuriyetleri ve Gürcistan’ı bu yönde hareket etmeye sevk edebilirdi. AT, Doğu Bloğu’nda gelişen değişimler sonucunda ortaya çıkan olayların Avrupa’nın genel güvenliğini tehdit etmesini önlemek için Yugoslavya ve SSCB’nin varlığının devam etmesinin desteklenmesini siyasi strateji olarak benimsemişti. (346

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla TACIS Programı, Doğu Avrupa için aynı dönemlerde geliştirilen PHARE Programından farklı olarak, değişime uyum sağlayamamış ve aynı program bu defa SSCB’nin yerini alan YBD ve Moğolistan için uygulanmaya başlanmıştır. Oysa MDAܒne yönelik PHARE Programı öngörülen amaçların gerçekleştirilmesinde daha etkin bir teşvik olarak taraf devletlerin AB ile entegrasyon sürecine bir hazırlık programı niteliğini almıştır. (347)

Nitekim günümüze gelindiğinde PHARE ve TACIS Programları amaçlarının benzerliğine rağmen, bu amaçların gerçekleştirilmesi açısından PHARE Programı’nın başarı oranı daha yüksektir. Programlar arasındaki bu farkın bir diğer sebebi, PHARE Programı MDAÜ için bir ön katılım stratejisi olarak hukuki bir nitelik sahibi olduğu halde (348), TACIS Programı için herhangi bir hukuki çerçeve öngörülmemiş ve AB ile YBD ilişkileri yalnız Ticaret ve İşbirliği Anlaşmalarıyla düzenlenmiş olmasıdır. TACIS Programı’nı daha etkin hale getirmek ve bu boşluğun giderilmesini sağlamak için AB dış politikasının yeni bir aracı olan PİA’lar geliştirilmiştir. İleride görüleceği üzere, bu anlaşmalarla taraflar arasındaki ilişkilerin hukuki bir altyapısının oluşturulmasının ötesine gidilmemiş ve sadece TACIS Programı’nın hangi mecrada gelişeceğine ışık tutulmuştur.

1.1.2. TRACECA Projesi’nin Gelişimine Engel Olan Sorunlar

TACIS Programı çerçevesinde uygulanmaya çalışılan ve Güney Kafkasya bölgesi açısından büyük önem arz eden TRACECA ve INOGATE Projeleri’nin bile, AB’nin ortak dış politikasının etkili araçlarından olduğunu kabul etmek bir hayli güçtür. TRACECA Projesi çerçevesinde Rusya ve İran’a alternatif olacak yeni bir ulaşım koridoru oluşturulması öngörüldüğü halde, güzergah üzerindeki devletler arasındaki gümrük tarifeleri konusunda mevcut fikir ayrılığı bu hattın gelişimine engel olmaktadır. Hatta devletler arasındaki bu anlaşmazlık, Rusya ve İran tarafından geliştirilen ve bu güzergaha alternatif olarak ileri sürülen Kuzey-Güney koridorunun geliştirilmesi için bir avantaj sağlamaktadır. Bu projeye göre, Finlandiya ile Doğu Hindistan arasında daha kısa bir yoldan yük taşımacılığı için yeni bir koridor oluşturulması öngörülmektedir. Buna göre, Kuzey-Güney istikametindeki devletler Rusya, Azerbaycan, İran ve Umman’dır. Pakistan ve Hindistan’dan taşınan yükler Basra Körfezine getirilerek, buradan İran ve Azerbaycan vasıtasıyla en kısa zamanda Rusya’ya, oradan da Avrupa’ya taşınacaktır. Projenin en aktif katılımcıları Rusya ile İran’dır. Bunun esas sebebi, Rusya’nın Avrupa ile Asya arasındaki yolları denetim altında tutma arzusu, İran’ın da uluslararası sistemden dışlanmaktan kurtulma ve aynı zamanda Kafkasya ve Merkezi Asya bölgelerinde daha aktif bir rol oynama isteğidir. Her iki devletin TRACECA projesinin dışında tutulmaları nedeniyle bu ulaşım koridoruna alternatif ve etkin bir güzergah oluşturma amacı da aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Yeni güzergâhın etkinliğini test etme amacıyla yapılan denemelerde Hindistan’dan Pakistan ve Rusya üzerinden Avrupa’ya götürülen yük konteynerleri 20 günde nihai noktasına varmaktadır. Süveyş ve Boğazlardan gemilerle yüklerin taşınması ise en az 45 gün sürmektedir. Özellikle, kısa zaman içinde ulaştırılması gereken yükler açısından bu oldukça büyük bir avantajdır. (349)

AB’nin TRACECA Projesine taraf olan devletler arasında gümrük vergilerinin indirilmesi konusunda fikir birliğine varılmadığı takdirde, Rusya güdümlü projenin daha avantajlı hale gelmesi muhtemeldir.
Günümüzde TRACECA koridorundan taşınan yüklerin sadece Asya’dan Avrupa istikametinde götürülmesi ve Avrupa’dan taşınan yüklerin bu güzergahı kullanmaması, ulaşım koridorunun gelişiminde mevcut olan bir diğer sorundur. Bölgede geliştirilen en önemli projelerden kabul edilen Bakü-Ahalkalaki-Kars demiryolu, AB’nin ulaşım politikaları arasında yer almamaktadır ve Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye’nin ortak bir teşebbüsü özelliğini taşımaktadır. Nitekim bu hattın Gürcistan kısmının inşa edilmesi için Azerbaycan hükümeti tarafından 25 yıllığına 200 milyon dolarlık bir kredi açılmıştır. (350) Sovyetler Birliği zamanında Ermenistan’ın Gümrü şehrinden Türkiye’nin Kars şehrine demiryolu bağlantısı olsa da, bu hat ikinci bölümde değinildiği üzere Karabağ sorunu nedeniyle tahrip olmuş durumda ve atıldır. Diğer taraftan Uzak Doğu’dan ve Merkezi Asya üzerinden mevcut ve oluşturulacak olan demiryollarının, Rusya ve İran’a alternatif güzergah olan Güney Kafkasya ve Türkiye üzerinden Avrupa demiryolu şebekesine bağlanması için Kars ile Tiflis arasında bir demiryolunun hattı inşası yeterlidir. 68 km’lik kısmı Türkiye, 30 km’lik kısmı da Gürcistan içinde kalıp toplam uzunluğu 98 km olan ve maliyeti 400 milyon dolar olarak belirlenen demiryolu Uzak Doğu ile Avrupa pazarlarını yeni ve güvenilir bir demiryolu ile birleştirmiş olacaktır. (351) Bakü- Tiflis-Kars hattı doğuda Çin ve Kazakistan demiryolu hatları ile batıda ise Türkiye’nin demiryolu sistemi üzerinden Avrupa Demiryolu ağı ile 2010 yılına kadar birleşecektir. (352) Aslında bu hattın inşaatının tamamlamasıyla, TRACECA güzergahının da aktifleşmesi beklenmektedir. Fakat AB’nin bu hattın yapılanması için veya en azından mevcut olan Gümrü-Kars demiryolunun yeniden çalıştırılması için herhangi bir etkin girişimi olmamıştır.

AB’nin TACIS TRACECA aracının etkisiz olduğunu sergileyen bir başka çarpıcı örnek ise, AB’nin bölgede işbirliği geliştirmeyi istediği halde, bu projeyi oluşturan antlaşmalarla bölgedeki siyasi ve ekonomik parçalanmışlığı hukuki açıdan onaylamış olmasıdır. Mesela Azerbaycan, 8 Eylül 1998 tarihinde Bakü’de TRACECA kapsamında gerçekleştirilen “Tarihi İpek Yolu’nun Canlandırılması’ Konferansı sonucunda imzalanmış anlaşmaya Ermenistan’ın bu projede yer almasını ciddi bir şekilde kısıtlayacak olan bir çekince koymuştur. Bu çekinceye göre, “Herhangi bir güzergah üzerinde, taşınacak yükler Ermenistan’a getiriliyorsa, Ermenistan üzerinden geçiriliyorsa veya Ermenistan’a ulaştırılıyorsa, bu yüklerin taşımasına Azerbaycan arazisi kapalı tutulacaktır.” (353) AB Komisyonu’nun temsilcisinin de altında imzası bulunan bu Antlaşmaya Azerbaycan’ın çekince koymasının temel sebebi, Ermenistan’ı bölgesel projelerin dışında bırakarak, doğal kaynak ve ekonomik olanaklardan yoksun olan bu devleti Karabağ sorununu çözmeye ekonomik yaptırımlarla zorlama isteğidir. Oysa Azerbaycan’ın bu isteği AB’nin Güney Kafkasya’da bölgesel işbirliğini geliştirme isteğiyle taban tabana zıttır. Yine de AB bölge işbirliğini geliştirecek herhangi ciddi bir girişimde bulunmamıştır.

1.1.3. INOGATE Projesi’nin Etkili Olamamasının Nedenleri

Güney Kafkasya bölgesini doğrudan ilgilendiren bir diğer AB projesi ise INOGATE’dir. Daha önce de belirtildiği gibi bu proje AB’ye alternatif kaynaklardan enerji kaynaklarının taşınmasına yönelik altyapı oluşturulması için geliştirilmiştir. Fakat bu proje çerçevesinde bölgeyi kapsayan herhangi bir projenin oluşturulduğunu söylemek bir hayli güçtür. Hazar denizinden dünya pazarlarına petrol ve doğalgazın ulaştırılması için Rusya güzergahına alternatif olarak geliştirilen iki önemli ulaşım projesi Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz hattı, büyük çokuluslu şirketlerin yardımıyla (354) ve AB’nin herhangi bir doğrudan desteği olmaksızın gerçekleştirilmiştir. Hatta her iki projenin en kısa güzergahı bu boru hattını Ermenistan üzerinden inşa etmek olduğu halde, iki devlet arasında devam eden Dağlık Karabağ çatışması nedeniyle daha uzun olan Gürcistan güzergahı tercih edilmiştir. Bu konuda AB’nin geliştirmek istediği bölgesel işbirliği için Karabağ sorununun çözümünün ne kadar büyük önem taşıdığı bir daha ortaya çıkmaktadır.

AB’nin kendi Ortak Enerji Politikasını geliştirmek amacıyla bölgeyle doğrudan ilgili olarak sunduğu proje Nabucco’dur. İsmini Babil kralı Nabucco’dan alan bu proje Hazar denizinden Avrupa’da doğalgazı nakletmek için geliştirilmiştir. 3300 km uzunlukta olacak bu doğalgaz boru hattı bir ucundan Erzurum’da Bakü’den ve Tebriz’den uzanan boru hatlarıyla birleştirilerek, Hazar denizi ve İran’dan nakledilecek doğalgazı Türkiye üzerinden Bulgaristan, Romanya, Macaristan ve Avusturya’ya kadar ulaştıracaktır. Kazakistan ve Türkmenistan’dan gelecek olan doğalgazın daha sonra inşaatı yapılacak TransHazar Boru Hattı üzerinden yapılması düşünülmektedir. Hattın toplam maliyeti 5 milyar Euro olarak öngörülmektedir. (355)

Projenin gerçekleştirilmesi için ortaya çıkan en temel sorun yıllık olarak 16 milyar m3 doğalgazı kapasitesinde öngörülen bu boru hattı için, bu miktarda doğalgazın nereden bulunabileceği sorusudur. Azerbaycan’ın Şahdeniz yatağının dışında Nabucco’ya gaz nakli şu an pek mümkün görülmemektedir. Çünkü bunun için ilk önce Kazakistan ve Türkmenistan gibi ülkelerle anlaşmak gerekecektir. Bu konuda AB’nin büyük bir rol oynadığını söylemek bir hayli güçtür. Kazakistan ve Azerbaycan’la enerji konusunda ayrı ayrı memorandum imzalanması dışında AB Nabucco projesi için gerekli gazın temini için herhangi ciddi adımlar atmamıştır. Bu durumun temel sebebi, üye devletler arasında enerji konusunda ortak bir politikanın henüz oluşmamasıdır. (356) Ayrıca Türkiye, Yunanistan ve İtalya’nın Azerbaycan’ın Şahdeniz yatağından çıkacak doğalgazın bu ülkelere naklini öngören antlaşmasını Nabucco Projesinin gerçekleştirilmesini daha da güçleştirecek bir faktör olarak göstermek mümkündür. (357) Bu durumda Azerbaycan’ın her iki hatta yeterli arzda bulunabilmek için üretim hacmi yetersiz kalabilir.

Aslında bakılırsa, Nabucco Projesinin gerçekleşmesi için AB’den daha çok ABD uğraşmaktadır. ABD diplomatik temsilcileri Kazakistan ve Türkmenistan yetkilileri ile Bakü’ye doğalgazın nakli için TransHazar Boru Hattı’nın inşası için yoğun girişimlerde bulunmaktadırlar. (358) Durum o hale gelmiştir ki, bu projeye Avrupa kaynaklı olmasına rağmen ABD temelli bir proje denilmeye başlanmıştır. (359) Yine de Nabucco Projesinin gerçekleşmesi konusunda bazı sorunlar mevcuttur. Bunun en önemlisi, Türkmenistan’daki doğalgaz rezervlerinin kesin olarak bilinmemesidir. Yıllık 60 milyar m3 doğalgaz üreten Türkmenistan, bunun 10 milyarını kendisi tüketmekte, diğer 50 milyar m3’ü ise Rusya’ya ihraç etmektedir. Diğer bir değişle, Türkmenistan kendi üretimini artırmadığı takdirde, yapılacak olan TransHazar ve Nabucco boru hatlarına aktarılacak doğalgaz yetmeyecektir. (360)

Görüldüğü kadarıyla AB, Nabucco Projesi’ni başarılı bir şekilde tamamlamak için, Birlik’te ortak politika yokluğunda hem bölge devletlerinin sergileyecekleri iradeye, hem de bu projeye ABD’nin vereceği desteğe büyük ölçüde bağımlı bir haldedir. Aksi takdirde, AB sergilemesi gereken siyasi iradenin yokluğunda, salt ekonomik araçlar vasıtasıyla projeyi bitirme konusunda aciz kalacaktır. (361)

1.2 PİA’ların AB’nin Dış Politika Amaçlarının Gerçekleştirilmesinde Yetersizliği ve Bunun Nedenleri

1.2.1 Bölge İçi İşbirliğinin Teşviki İçin Girişimlerin Başarısızlığın Nedenleri: Bölge İçi Etnik Çatışmalar

Güney Kafkasya devletleriyle 1996 yılında imzalanmış ve 1999 yılında yürürlüğe girmiş PİA’lar tüm Yeni Bağımsız Devletler için olduğu gibi Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan için de AB ile ilişkilerde hukuki bir temel oluşturmuşlardır. Bu Anlaşmaların her üç devlet için de aynı tarihte yürürlüğe girmesi AB’nin Güney Kafkasya’yı bütün bir bölge olarak değerlendirmesi ve bu bölge dahilinde işbirliğinin geliştirilmesi isteğinden kaynaklanmaktaydı. (362) Nitekim Güney Kafkasya devletleriyle imzalanmış olan PİA’ların giriş kısımlarında, Güney Kafkasya bölgesinde bulunan devletlerin arasında anlaşmaların kapsadığı alanlarda refahın ve güvenliğin sağlanması amacıyla bölgesel işbirliğinin oluşmasının AB tarafından desteklendiği bildirilmektedir. (363) Bu bildiriye rağmen Güney Kafkasya bölgesini siyasi veya ekonomik açından bir bütün olarak görmek oldukça zordur. Bölgede devam eden etnik çatışmalar yüzünden Azerbaycan Ermenistan ilişkileri tümüyle kesilmiştir; Gürcistan ise Abhazya ve Güney Osetya bölgeleri üzerinde egemenliğini sağlama imkanından yoksundur.

Aslında bölgesel işbirliğinin geliştirilmesinin bu tür çatışmaların çözüm yolu olabileceğine inanan AB, işbirliğinin geliştirilmesinde tam da bu çatışmalar yüzünden başarısız olmaktadır. AB her ne kadar bölgedeki güvenliği açısından çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesini desteklese de, AB ile Güney Kafkasya devletleri arasında imzalanmış olan PİA’larda ilginç bir şekilde bu sorunlara herhangi bir çözüm getirilmemesi bir yana, bu çatışmalardan hiçbir şekilde söz edilmemiştir. Anlaşma metinlerinde sadece dolaylı olarak bölgede uluslararası barışın ve güvenliğin sağlanması ve sorunların çözülmesi için BM ve AGİT gibi örgütlerin önerdiği mekanizmalar çerçevesinde hareket etmek önerilmektedir. (364) Bu durumda bölge içi refahın ve güvenliğin sağlanması için bölgesel işbirliği oluşturulmasına çaba harcayan AB’nin, buna engel olan temel soruna dair herhangi bir çözüm mekanizması önermeden başarılı olması imkansızdır. PİA’lar bu konuda yetersiz kalmaktadırlar. Aslında çelişki bu anlaşmaların kapsamının darlığından kaynaklanmaktadır.

1.2.2 PİA’ların Kapsamının Kısıtlılığı

AB’nin YBD’ye yönelik uyguladığı PİA’ların, Güney Kafkasya bölgesi devletleri açısından hem işbirliğinin geliştirilmesinde, hem de etnik çatışmaların engellenmesinde başarısız olmasının temelinde yatan sebeplerinden biri kuşkusuz bu hukuki aracın, MDAܒye yönelik Avrupa Antlaşmalarına veya Batı Balkanlara yönelik olan İOA’lara göre amaç ve kapsamının daha dar olmasıdır. AB MDAÜ ilişkilerinde görülen gelişmeler doğrultusunda Batı Balkanlar ve YBD ile ilişkilerinde yeni açılımlar yapılması gerektiğini anlamıştır. Savaştan yeni çıkan Balkan bölgesinde çatışmaların yeniden ortaya çıkmasını engellemek için etkin bazı araçların geliştirilmesi zarureti doğmuştur. Bu durumda İstikrar Süreci çerçevesinde bölge devletlerinin göstereceği bazı ilerlemelerin sonucunda bu devletlerle AB’ye tam üyelik için adaylığa ehil olma statüsü veren İOA’ların imzalanması öngörülmüştür. Örnek vermek gerekirse, Hırvatistan ve Makedonya ile imzalanan İOA’larda Avrupa Antlaşmalarından farklı olarak, tam üyelik konusunda herhangi bir düzenlemeye rastlanmasa da, bu Antlaşmaların Giriş kısımlarda her iki ülkenin koşulları sağladıkları takdirde, AB’ye adaylık için uygun hale geleceklerinden söz edilmektedir. (365)

Oysa YBD ile ilişkilerde durum oldukça farklıydı; AB geliştirdiği PİA’larla bu devletlerle olan ilişkilerin hukuki altyapısını oluşturmayı amaçlamaktaydı. Nitekim PİA’ların kapsamı bu amaçla sınırlanmıştır. PİA’ların AB’yle ortaklık ilişkisini öngören anlaşmalardan bir diğer farkı ise, bunların aslında Ticaret ve İşbirliği Antlaşmalarının gelişmiş bir şekli olmasıdır ve dolayısıyla ekonomik ve siyasi ilişkilerin gelişim mekanizmaların hiyerarşik sırasında en alt yeri tutmalarıdır. (366) PİA’larda Ortaklık Antlaşmalarda olduğu gibi taraf devletlere kişi, mal, hizmet ve sermayenin serbest dolaşımını sağlamamaktadır ve yalnız bu devletlere “en çok gözetilen ulus” statüsünü tanımaktadır. PİA’larla belirlenen ekonomik amaçların gerçekleştirilmesi için somut adımların ne olacağı gösterilmese de, nihai amaç olarak taraflar arasında serbest ticaret alanının oluşturulması öngörülmektedir. Oysa Ortaklık Antlaşmaları zaten serbest ticaret alanları üzerinde oluşturulmaktadır. (367) Ayrıca PİA’lar yine Ticaret ve İşbirliği Antlaşmaları’na benzer şekilde süre sınırı içermekte ve 10 yıllık bir süre için geçerlidirler. (368)

Kapsamının darlığı ve bölge ülkeleri açısından çok cazip olmayan nihai amaçları ile PİA’ların, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın oluşturduğu bölgede kendi amaçlarına ulaşmaları kolay görünmemektedir. Bölge devletleri için belirlenen koşullara karşılık, elle tutulabilecek herhangi bir “ödülün” bulunmaması nedeniyle, bu araç (PİA) bölgedeki sorunların çözülmesi açısından oldukça yetersiz kalmaktadır. Anlaşmaların yürürlüğe girmesinden sonra yeterli bir süre geçmesine rağmen, taraflar arasında gerçekleştirilmesi öngörülen serbest ticaret alanının oluşmaya başladığından söz etmek bir hayli güçtür. Bu amacı bile gerçekleştiremeyen AB’nin, bu araçla bölgede istikrar ve barışı sağlayacağına inanmak bir hayli güçtür. Oysa Avrupa Antlaşmaları’nda tam üyeliği öngören koşullu üyelik sürecini Polonya örneğinde incelediğimiz zaman, görüyoruz ki bu ülkeyle 16 Aralık 1991’de imzalanmış olan Avrupa Antlaşması kısa zaman içinde iki taraf arasında ilişkilerin gelişmesini oldukça hızlandırmıştır. Taraflar arasında siyasi diyalogun oluşturulması ve Polonya ekonomisinin liberalleşmesinin temel sebebi, bu devletin yaptığı reformların neticesi olarak AB tam üyeliğine alınacağı vaadidir. (369)

PİA’ların bu eksikliğinin farkında olan AB, 2004’te MDAܒye yönelik son genişlemeden sonra geliştirdiği Yeni Komşuluk Politikasıyla bunu gidermeye çalışacaktır. Bu politikanın ortaya atılmasının esas sebebini AB’nin son genişleme neticesinde bu bölgelerle (YBD) komşu hale gelmesi ve civarındaki bölgelerde devam eden gelişmelere yönelik duyarlılığın artması ile izah etmek mümkündür.

1.3 Yeni Komşuluk Politikası’nın AB’nin Güney Kafkasya Bölgesine Yönelik Politikalarına Etkisi

Genişlemeden sonra dış sınırlarında bulunan komşularıyla ilişkilerini bu devletlere üyelik perspektifi sunmadan geliştiren AB’nin Yeni Komşuluk Politikası, YBD’ye yönelik politikaları bağlamında bu devletleri iki gruba ayırmıştır: Eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetlerinden sadece Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan devletleri bu programa dahil edilmiştir. AB ile ortak sınırı bulunmayan Merkezi Asya devletleri bu program çerçevesinde ele alınmamıştır. İlginç şekilde program kapsamına alınan tüm YBD aynı zamanda Avrupa kıtasında yer almaktadır. (370) Beyaz Rusya’nın programa katılımı insan hakları sorunları nedeniyle ülkede yönetim değişene kadar AB Komisyonu tarafından askıya alınmıştır. (371) Rusya’ya gelince, bu devlet Komşuluk Politikası’na dahil olmayı kabul etmemiştir. Bu ülkenin beklentisi, AB’nin kendisiyle ilişkilerini diğer YBD ile aynı çerçevede ve yaklaşımla değil ve Rusya’ya özel bir statü vererek geliştirmesi yönündedir. (372) Bu gerçekleşmediği takdirde, Yeni Komşuluk Programı çerçevesinde önerilen işbirliği araçları Rusya’nın beklentileri açısından yetersiz kalmaktadır. (373)

Yeni Komşuluk Politikası ilk geliştirildiği zaman Güney Kafkasya devletleri bu program kapsamına dahil edilmemişlerdi. AB bölgede bulunan devletleri yeni sınır komşusu olarak algılamamakta, bölgedeki sorunlarla uğraşmayı da önemsiz kabul etmekteydi. Bu yaklaşım AB ODGP Yüksek Temsilcisi Solana’nın Haziran 2003’te Selanik’te yapılan ve Yeni Komşuluk Politikası’nın müzakere edildiği Zirve’de Konsey’e bu devletlerin de politika kapsamına alınmasının gerekliliğini içeren teklifinden sonra değişmiştir. Hatta bu gerekliliği vurgulamak için bölgeye yönelik politikaların daha da aktif bir şekilde yürütülmesi için Yüksek Temsilcilik tarafından Özel Temsilci atanmıştır. (374) Solana’nın Güney Kafkasya devletlerinin de program kapsamına alınmasına dair teklifinden sonra, aynı yılın Kasım ayında Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu’na ve Avrupa Konseyi’ne “Güney Kafkasya devletleri için Yeni Komşuluk Programı çerçevesinde, bölgedeki çatışmaların çözümüne de önem verecek özel bir politikanın geliştirilmesini” önermiştir. (375) Yeni Komşuluk Politikası, kuşkusuz PİA’lara kıyasla daha geniş olanaklar sağlamaktadır. AB bu politika ile komşu devletlerde refah, istikrar ve güvenliği sağlayan bir dostluk bölgesi oluşturmaya amaçlamaktadır. (376) Bunun için, tercih edilen araçlar PİA’ya kıyasla çok daha gelişmiştir. Taraflarca belirlenen amaçların gerçekleştirilmesi sonucunda AB ile Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın ekonomik entegrasyonu ve siyasi işbirliğinin oluşturulması hedeflenmektedir. (377)

Yine de PİA’lardan farklı olarak, Güney Kafkasya bölgesinde istikrarın ve güvenliğin sağlanması için bölgedeki etnik çatışmaların sona erdirilmesinden söz edilmektedir. Önceki düzenlemelere kıyasen önemli bir gelişme sergileyen AB’nin bu tutumu, bu çatışmaların çözümüne dair hangi somut adımların atılacağı konusunda yine de net bir manzara sergilememektedir. Güney Kafkasya devletlerinde yolsuzluğun azaltılması ve ekonomik gelişmenin sağlanmasını amaçlayan AB, güvenlik ve istikrar için ulaşılmasını istediği diğer amaçlar arasında enerji kaynaklarının taşınmasında karşılaşacak sorunların çözülmesi, tüm bölge için büyük tehdit kaynağı olan Ermenistan’ın Medzamor Nükleer Santralinin kapatılması ve bölgedeki çatışmaları barış yoluyla çözümlenmesi gelmektedir. (378) Daha önce belirttiğimiz gibi Hazar Denizi bölgesinden petrol ve doğalgazın taşınmasında kendi ortak politikasını gerçekleştirmekte başarısız olan AB, Ermenistan’daki Medzamor Santralinin kapatılması için yapılan girişimlerden de sonuç alamamıştır. (379) Gürcistan’a gelince AB, Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde Abhazya ve Güney Osetya sorunların çözümündeki rolünü Güney Kafkasya bölgesine atadığı Özel Temsilcinin girişimleri vasıtasıyla oynamayı planlamaktadır. Bu girişimleri ise çatışma bölgelerinde yeniden yapılanma ve rehabilitasyon projelerinin gerçekleştirilmesi için gereken finansmanın sağlanması yoluyla hayata geçirme düşüncesindedir. (380)

Azerbaycan ile Ermenistan arasında devam eden Dağlık Karabağ çatışmasına gelince, sorunun barış yoluyla çözülmesini destekleyen AB, bu konuda AGİT Minsk Grubu tarafından yapılan girişimleri destekleyeceğini vurgulamıştır. AB’nin bu çatışmanın çözülmesinde üstlendiği rol, Gürcistan durumunda olduğu gibi bu kurumun bölgede bulunan Özel Temsilcisinin girişimlerinden ibaret olacaktır. Yine de söz edilen girişimler iki halk arasında görüşmelerin sağlanması, sivil kuruluşların girişimlerinin aktifleştirilmesi, insani girişimlerin ve toprakların mayınlardan arındırılması gibi girişimlerin desteklenmesi olarak tespit edilmiştir. (381)

AB tarafından Dağlık Karabağ sorununun çözümü için öngörülen diğer araçlar, çatışma bölgelerinde yeniden yapılanma ve rehabilitasyon projelerin gerçekleştirilmesi için gereken finansmanın sağlanması, Azerbaycanlı mültecilerin topraklarına geri dönmelerine yardım edilmesi ve konvansiyonel silahların sayısındaki artışın önlenmesidir. (382)
Görüldüğü gibi, AB ilk defa Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde bölgedeki çatışmaların çözümü konusunda doğrudan girişimlerde bulunmaya çalışsa da, bunu daha çok ekonomik araçlar vasıtasıyla gerçekleştirmeye eğilimlidir. Oysa daha önceki Bosna-Hersek çatışması örneğinde görüldüğü gibi, etkin siyasi araçlar olmaksızın, bu tür çatışmaların ekonomik araçlarla çözümlemesi imkansız görülmektedir. AB, eski Sovyetler Birliği bölgesindeki en kanlı çatışma olarak bilinen Dağlık Karabağ sorununun çözüme ulaşması için doğrudan girişimlerde bulunmak yerine, kendisine asıl fonksiyonu üstlenen AGİT’in öne sürdüğü çözüm planlarını destekleyici kurum rolünü biçmiştir. (383)

Bölgedeki çatışmaların sona erdirilmesi ve anlaşmazlıkların çözülmesi konusunda doğrudan sorumluluk almayan ve ciddi katkı sağlayamayan AB’nin, Batı Balkanlar örneğinde olduğu gibi bu bölgede de istenilen istikrar ve güvenliği sağlaması pek olası görülmemektedir. Bu amaçların sağlanmasındaki şartlardan biri olan bölgesel işbirliği ise mevcut çatışma olasılıkları ve gerilim yüzünden engellenmektedir. Oysa AB’nin tüm girişimleri bu çatışmayı sona erdirmekle ilgili olmaktan çok, çözümün sağlanmasından sonra yapılacak çalışmalarla ilgilidir.

Diğer taraftan AB’nin bu politikayla oluşan boşluğu doldurabilecek en etkin kabul edilen dış politika aracı olan Avrupa devletlerine koşullu tam üyelik vaadinin verilmesi ise, Komşuluk Politikası koşulluluk temelinde oluşturulmasına rağmen, bu programda öngörülmemektedir. (384) AB’nin yeni komşuluk politikası, ilk başta genişleme sürecinin mantıki bir devamı gibi gözükse de, aslında genişlemede kullanılan araçların ve mekanizmaların benzerliğine rağmen, politik amaçlar açısından farklılık göstermektedir. En başta Komşuluk Politikası’nı genişleme sürecinden ayıran özellik, bu politikanın nihai bir amaç olarak tam üyeliği öngörmemesidir. Aslına bakılırsa AB’ye aday her bir devlet MDAÜ devletleri örneğinde görüldüğü gibi katılım veya Batı Balkanlar’daki gibi ön katılım sürecine tabi tutulmadan önce gereken politik ve ekonomik reformların gerçekleştirilmesi sürecinde uzun bir yoldan geçmektedirler. Komşuluk stratejisi, AB’ye katılımı öngörmese de amaçlara ulaşılması halinde programa dahil olan devletlerin ekonomik entegrasyonunu ve derinleştirilmiş siyasi diyalogu önemli ölçüde sağlamasıyla, devletleri bu kuruma yakınlaştırmaktadır. (385)

Ancak bu amaçları, tam üyelik perspektifi göremeyen komşu devletlerin bu tür girişime istekli bir şekilde katılımını beklemek zor, hatta imkansız olurdu. Çünkü “Kurumlardan başka her şey” formülü (386) doğrultusundaki gelişmeler yeni komşuluk politikasında yer alan devletler açısından elverişli bir perspektif değildir. AB Ortak Pazarı’nda yer alsalar bile bu devletler hem karar verme mekanizması dışında kalacaklar, hem de AB’ye üye olan devletlerin ortaya koyacakları hukuki düzenlemelere en baştan boyun eğeceklerdir. Bu ise herhangi bir devletin kolayca kabul edebileceği bir durum değildir. Bu durumda girişim amaçları doğrultusunda komşu devletlerin AB’nin “acquis communautaire”’in büyük kısmına uyum sağlaması ve “komşu” statüsünde kalmakta devam etmeleri, AB’nden beklenebilecek en üst katkı izlenimini oluşturabilir. Bu da AB’nin bölgedeki devletlerde desteklediği reformların en azından yavaşlamasına neden olabilecektir.

Görüldüğü gibi, AB’nin Güney Kafkasya bölgesinde uyguladığı ve geliştirdiği tüm araç ve mekanizmalar amaçlarının gerçekleştirilmesi için yetersiz kalmaktadır. Avrupa kıtasının diğer bölgelerinde olduğu gibi koşullu entegrasyon sürecini öneremeyen kurum, bölgede mevcut temel sorunların çözümünde yetersizdir. Buna rağmen, araçların yetersizliği nedeniyle sıkıntı çeken AB, yüzleştiği bu çıkmazlardan diğer aktörlerin yardımıyla kurtulmaya çalışmaktadır. Dağlık Karabağ sorununun çözümünde AGİT’in girişimlerine bel bağlayan AB, aynı zamanda NATO’nun bölgede kendi girişimlerine tamamlayıcı bir şekilde rol oynamasını arzuladığını beyan etmekle (387), aslında MDAÜ ve Batı Balkanlar bölgelerinde olduğu gibi Güney Kafkasya bölgesinde de, kendisinin yetersiz kaldığı alanlarda bu kurumlardan destek almayı ümit etmekte olduğunu ima etmektedir.


2. AB’nin Bölgesel Örgütlerin Desteğiyle Güney Kafkasya Bölgesinde Dış Politika Amaçlarına Ulaşma Olasılığı

2.1 AB’nin AGİT’ten Yararlanma Olasılığı

Güney Kafkasya bölgesi için AGİT’in önemine değinecek olursak şunu belirtmek gerekiyor ki, bu örgüt Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın bağımsızlıklarını elde ettikten sonra tam üye oldukları Avrupa merkezli ilk bölgesel örgüttür. Azerbaycan ile Ermenistan’ın örgüte üyeliği 30 Ocak 1992’de, Gürcistan’ın üyeliği ise 24 Mart 1992’de gerçekleşmiştir. Eski Sovyetler Birliği üyesi olan bu devletler için örgüte üyelik, kazandıkları bağımsızlığın pekiştirilmesi ve tanınmalarının bir kez daha teyidi anlamına geliyordu.

Her üç devlet de AGİT’e 8 Temmuz 1992 Helsinki’de düzenlenen Zirve’de,
1975 Helsinki Nihai Senedi’ne imza atarak katılmıştır. Çok geçmeden bu devletler Paris Şartı’nı da imzalamışlardır. Henüz 1992 yılında AGİT bölgede bazı girişimlerde bulunmuştur. Aynı yılda BM girişimlerine destek olarak Karabağ sorununa çözüm aranması için Beyaz Rusya’nın başkenti Minsk’te on bir ülkenin katıldığı bir konferansta, çatışmanın çözümü için bir arabulucu kurumu olarak Minsk Grubu oluşturmuştur. (388) Bu gruba sırasıyla dönemin AGİT başkanlığını yapmış, yapan ve yapacak troyka devletleri Çek ve Slovak Cumhuriyeti, Almanya, İsveç, ev sahibi devlet Beyaz Rusya’nın yanında Fransa, İtalya, Rusya, Türkiye ve ABD katılmışlardır. Minsk grubu üye ülkeleri Azerbaycan’la Ermenistan arasında Karabağ sorunu ile ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi’nin çıkardığı 822, 853, 874 ve 884 No’lu kararlar çerçevesinde çözüm yollarının bulunmasına çalışıyorlardı. (389)

Zaten AB’nin Dağlık Karabağ sorununun çözümü için AGİT’in girişimlerinin desteklenmesi politikasında girişimlerden kasıt Minsk Grubu tarafından ileri sürülen çözüm teklifleridir. 6 Aralık 1994 AGİT Zirvesinde Minsk Grubu’nun eş başkanlar tarafından yönetilmesi kararı alınmıştır. Eş-başkan devletler olarak, ABD, Fransa ve Rusya kabul edilmiştir. (390) Bu grubun amaçları olarak ateşkesin sürdürülebilmesi için gereken tedbirlerin alınması, önceki arabuluculuk girişimlerini devam ettirmek ve geliştirmek ve bu çatışmanın barış yolu ile çözülmesi için bazı tekliflerin hazırlanması ve sunulması öngörülmüştür. Bu tedbirlerin AGİT’in 2–3 Aralık 1996’da yapılan Lizbon Zirvesi’nde belirlenen ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilmesi karara alınmıştır. Bu temel ilkeler şu şekilde belirlenmiştir: Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünün tanınması; Dağlık Karabağ’a Azerbaycan’daki en yüksek otonomi statüsünün verilmesi; Dağlık Karabağ’da yaşayan nüfusun, tarafların karşılıklı yükümlükleri üzerine alması yoluyla güvenliğinin sağlanmasının güvence altına alınmasıdır. Bu ilkeler Ermenistan hariç tüm Avrupa ülkeleri tarafından yani toplam elli üç devlet tarafından kabul edilmiştir. Minsk Grubu çeşitli çözüm arayışlarında bulunarak, şu ana kadar ikisi Ermenistan, biri ise Azerbaycan tarafından reddedilmiş üç çözüm planı
sunmuştur. (391)

Minsk Grubu tarafından “Dağlık Karabağ Çatışmasının Çözümüne Dair Genel Anlaşma” adlı ilk teklif 11 Haziran 1997’da öne sürülmüştür ve kısaca “Paket Çözüm” adıyla da bilinmektedir. Bu belgede birçok konu Azerbaycan tarafını da memnun etmese de, esasen Ermenistan tarafından reddedilmiştir. Bunun üzerine Minsk Grubu Eş-başkanları 19 Eylül 1997 yılında “Dağlık Karabağ’da Silahlı Çatışmanın Durdurulması Konusunda Anlaşma” veya “Aşamalı Çözüm” diye bilinen ikinci bir teklif öne sürümüştir. Bu anlaşmaya göre ilk aşamada çatışmanın getirdiği zararlar ortadan kaldırılacaktı, daha sonra AGİT tarafından düzenlenecek Konferans’ta Azerbaycan’ın ülke bütünlüğü de gözetilerek Dağlık Karabağ’ın statüsü belirlenecekti. Bu teklif Ermenistan tarafından reddedilmiştir. Nihayet, Kasım 1998’de “Ortak Devlet” çözümü teklif edilmiştir. Buna göre Dağlık Karabağ iç işlerinde bağımsız olarak kendi yasama, yürütme ve yargı organlarını oluşturma imkânına ve kendi düzenlediği bir Anayasaya sahip olacaktır. Azerbaycan Anayasası ve kanunları sadece Dağlık Karabağ Anayasası ile çatışmadığı konularda bu bölge üzerinde geçerli olacaktır. Bunun dışında, Dağlık Karabağ kendi ulusal askeri gücü ve polis gücüne sahip olacak, Azerbaycan ordusu ve polis gücü ise Dağlık Karabağ yönetimin izni olmadan bölgeye dâhil olamayacaktır. Dağlık Karabağ kendi bayrağı ve diğer devlet remzlerine sahip olacaktır. Bölgenin ayrıca doğrudan dış politika ve ekonomik ilişkleri yürütmeye imkânı da olacaktı. Dağlık Karabağ’ın kendi bütcesi olmasının yanında, Azerbaycan’ın bu bölgeye yatırım yapma yükümlülüğü olacaktır. (392) Mevcut uluslararası hukuk düzenlemelerine, özellikle devlet egemenliği gibi birçok kavrama aykırı hükümler içeren bu belge, Azerbaycan tarafından reddedilmiştir. (393)

AGİT Gürcistan’daki çatışmalar konusunda da aktif girişimlerde bulunmuştur. Bu konuda BM ile birlikte sorumluluk almıştır. Şöyle ki, BM Abhazya sorununa çözüm yolu aradığı sırada, AGİT de aynı sorumluluğu Güney Osetya’daki probleme yönelik olarak yerine getiriyordu. AGİT 1992 yılında ülkede faaliyetlerini sürdürmek için Tiflis’te temsilcilik kurmuştur. Zaman geçtikçe, bu temsilcilik insan hakları konusundaki çalışmalarını bütün Gürcistan’da sürdürmeye başlamıştır. 1996 yılında bu örgüt BM ile birlikte Abhazya’da da insan haklarından sorumlu bir merkez açmıştır. (394) 15 Aralık 1999’da, AGİT Gürcistan’daki misyonunun yetkilerini genişleterek, Gürcistan’la Rusya’nın Çeçenistan sınırı üzerinde denetleme yapmaya başlamasına izin vermiştir. Bu çalışma, Gürcistan hükümetinin iki ülke arasındaki sınır üzerinde geçişlerin rapor haline getirilmesi isteği üzerine gerçekleştirilmiştir. 12 Nisan 2000’den itibaren AGİT denetim grubunun eleman sayısı 42 kişiye kadar yükseltilmiştir ve uzunluğu 82 km olan sınır üzerinde birkaç merkez açılmıştır. AGİT denetçilerinin güvenliği tümüyle Gürcistan tarafından karşılanmaktadır. (395) Görüldüğü üzere AGİT, Gürcistan’daki sorunların çözümünde hem görevlendirdiği kişi sayısı açısından, hem de mali desteğinin olm AGİT’in her iki Güney Kafkasya sorununun çözümü konusunda, uzun zaman geçmesine rağmen girişimlerinin yetersizliği nedeniyle herhangi bir gelişme sağlayamamıştır. AGİT’in girişimlerinin etkisizliği bölgesel güçlerin, özellikle Rusya’nın bu soruna bakışına fazlasıyla ilişkilidir. Minsk Grubunun eş- başkanlarından biri olan bu ülke, Karabağ meselesinde çatışmanın başından itibaren Ermenileri desteklemekteydi ve bu ülkeye büyük miktarda silah yardımı da yapmıştı. Hatta Azerbaycan tarafından Lizbon kararların hiçe sayılması anlamına geleceği için reddedilen ve daha çok Ermenistan ve Dağlık Karabağ’ın işine gelen, “Ortak Devlet” çözümü de doğrudan Rusya tarafından önerilmiştir. (396)

Aslında Rusya, Dağlık Karabağ sorunun çözülmesi halinde, her iki devletin yani hem Azerbaycan’ın, hem de Ermenistan’ın ABD ve AB aracılığı ile Batı’nın etkisi altında kalacağından endişelenmektedir. Azerbaycan üzerinde etkisini kaybeden Rusya, Ermenistan üzerinde hala ciddi bir etkiye sahiptir. Bu yüzden, bu ülkeye baskı yaparak, Ermenistan’ın batıya yaklaşma isteğine ket vurmaktadır (397) ve aynı zamanda Dağlık Karabağ sorununun da çözümünü engellemektedir. Bağımsızlık sonrasında Ermenistan’ın ilk cumhurbaşkanı olan Ter-Petrosyan’ın izlediği dış politikada Rusya’ya bağımlığı azaltma isteği olsa da, Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle, Ermenistan iyice bu ülkeye bağlı duruma gelmiştir. Durumu iyi değerlendiren Rusya, bu ülkede kendi askeri üslerini kurmakta gecikmemiş, 30 Eylül 1992’de Ermenistan’la imzaladığı Antlaşma doğrultusunda, Türk-Ermeni sınırında askerlerini konuşlandırmıştır. (398)

AB’nin Güney Kafkasya bölgesinde etkin araçlardan yoksun ve bölge devletlerinin çıkarları doğrultusunda hareket etmek zorunda olan AGİT’e güvenmesi ve desteklemesi, başarısızlığına şimdiden imza atmak anlamına gelmektedir. Zaten, AGİT’in Minsk Grubu’na yöneltilen eleştirilerden biri, bu kurumun çatışmanın çözümü için gereken baskıyı sergilemekte hem isteksiz, hem de yetersiz olduğudur. Şu ana kadar Minsk Grubunun eş-başkanları olan ABD, Fransa ve Rusya, doğrudan Azerbaycan’a ve Ermenistan’a sorunu çözüme kavuşturmaları durumunda işbirliği ve milyonlarca dolarlık yardım programları teklif etmişlerdir. (399) Bu yaklaşım, AB’nin de Batı Balkanlardaki çatışmaların çözümünde salt ekonomik araçların kullanmasının bölgede barışı ve güvenliği sağlamakta başarısızlığa uğraması gibi yetersiz kalmıştır.

Minsk Grubunun sergilediği başarısızlık karşısında bazı üst düzey politikacılar bu kurumun arabuluculuğundan vazgeçilmesinin zamanı geldiğini zikretmeye başlamışlardır. (400) AB’nin çözüm araçlarından yoksun kalan AGİT’in bölgesel çatışmaların çözümünde desteklenmesi ve bununla da bölgesel işbirliğinin sağlanması olasılığı, bölge devletlerinin, özellikle Rusya’nın adımlarına ve katılımına bağımlı olduğu için, bu konuda bazı başka arayışlarda bulunulmasını gerektirmektedir.

AGİT’in Gürcistan’daki girişimleri de sorunların çözümüne bir katkı sağlayamamıştır. Mayıs 1994’te Abhazya’ya BDT tarafından 3000 kişilik barış gücü gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Ancak Rusya dışındaki diğer BDT devletlerinden kimse barış gücüne katılmamıştır. Bu yüzden bölge Rusya’nın denetimi altında kalmıştır. Rus barış gücünün denetimi Abhazya’da BM Gözlemci Misyonu, Güney Osetya’da ise AGİT Gözlemci Misyonu tarafından gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Her iki Misyon bu denetimde etkili olamamıştır. (401) 1999 yılında AGİT Zirvesi’nde Rusya Gürcistan’daki üslerini kapatması talebine hiçbir yanıt vermeye gerek duymamıştır. (402) Bilakis 2002 yılında, Moskova Abhazya’da yaşayanlara Rus vatandaşlığı vermiş, birçok Abhaz da bunu kabul etmiştir. (403) Son olarak, Saakaşvili Ağustos 2004’te Güney Osetya’ya AGİT’in barış gücü yerleştirmesi çağrısında bulunsa da, bu çağrı cevapsız kalmıştır. AGİT ve üye devletler Rusya’yı bu konuda karşılarına almak istememişlerdir. (404)

AGİT’in bölgedeki girişimlerinin etkisizliği AB’nin amaçlarını gerçekleştirmek için başvurabileceği farklı seçeneklerin incelenmesini gerektirmektedir. Bu konuda 1991 yılından sonra kendine yeni amaçlar edinen ve Soğuk Savaş sonrası sorunlarının çözümünde tecrübe kazanan NATO’nun, AB’nin bölgedeki müttefiki rolünü üstlenebileceği konusunda bazı görüşler bulunmaktadı

2.2 NATO’nun Güney Kafkasya Bölgesi’ndeki Faaliyetlerinin AB’nin Dış Politika Amaçlarının Gerçekleşmesini Destekleme Olasılığı

NATO, Doğu Bloğu’nun dağılmasından sonra varlığını sürdürse de faaliyet ve amaçlarında yeni düzenlemeler yapmıştır. Buna ek olarak, bu kurum NATO üyesi olmayan ülkeler ile ilişkiler sisteminde yeni mekanizmalar geliştirmeye başlamıştır. Nitekim 1991 yılında Kuzey Atlantik İşbirliği Konseyi (KAİK) ve 1994 yılında, “Barış için Ortaklık” programları kuruldu. 20 Aralık 1991 tarihinde kurulmuş KAİK, NATO ve eski Varşova Paktı arasındaki güvensizliğin giderilmesinin ilk adımı idi. Güney Kafkasya devletleri bu konseyin kurucu üyeleri arasında yer almamışlardı.
1997 yılında ismi Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi olarak değiştirilen bu konseye, Azerbaycan ve Ermenistan 1992 yılının Mart ayında Gürcistan ise Nisan ayında tam üye olmuşlardır. Bu ülkeler 1994 yılında da, “Barış için Ortaklık” programına katılmışlardır. “Barış için Ortaklık” programı NATO tarafından Ocak 1994’de Brüksel’de düzenlenen Kuzey Atlantik Konseyi Zirvesi’nde gündeme alınan bir girişimdir. Programın esas amacı bütün Avrupa’da istikrarın ve güvenliğin sağlanmasıdır. Bu girişime KAİK’e ve AGİT’e üye olan bütün ülkeler davet edilmiştir. BİO Programı savunmaya dayalı işbirliğini esas kabul etmekle birlikte, NATO ve ortak ülkeleri arasında diyalogun ve işbirliğinin geliştirilmesine de hizmet etmektedir. Bu girişim, Avrupa güvenliğinin inşasında önemli ve devamlı bir karaktere dönüşmüştür ve bütün Avrupa’da siyasi ve askeri işbirliğinin güçlenmesinde rol oynamaktadır. Program, NATO’nun sunduğu demokratik ilkeler temelinde istikrarın artmasına, barışa yönelik tehditlerin azalmasına ve pratik işbirliğine dayanan güçlendirilmiş güvenliğin kurulmasına yardım etmektedir. (405)

Programın faaliyete başlamasının ardından, 23 Mart 1994’te Gürcistan Dışişleri Bakanı Aleksandr Çikvaidze, 4 Mayıs 1994’te Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev, 5 Ekim 1994’de Ermenistan Dışişleri Bakanı Vahan Papazyan BİO Çerçeve Antlaşması’nı imzalamıştır.
NATO’nun 90’ların ortalarında Güney Kafkasya ve Merkezi Asya devletlerine yönelik politikasını şu şekilde özetlemek mümkündür: İşbirliği sürecine ve tehlike halinde karşılıklı görüşmeler sonucunda bölge ülkelerinin Avrupa güvenlik sistemine uyum sağlamasının temini; askeri işbirliğinin ve enformasyon alışverişinin aktifleştirilmesi; askeri kuvvetin üzerinde sivil kontrolün oluşturulması ve sivil-asker ilişkilerinin geliştirilmesi yoluyla bölgesel istikrarın sağlanması; barışı sağlamak için çok uluslu operasyonların düzenlenmesi gibi amaçlar için, askeri kuvvetlerin operasyon eşgüdümünün artırılması. Yine de 11 Eylül olayına kadar, Güney Kafkasya devletlerinin esas güvenlik sorunları bölge içi çatışmalar ve ekonomik sorunlar idi. Bu konuda NATO AB ile benzer şekilde hareket ederek, diğer bölgesel kurumlara öncelik tanıyarak, bu sorunların çözüm çabalarına fiilen katılmamayı yeğlemiştir. Temmuz 2000’de Gürcistan’ı ziyaret eden dönemin NATO başkanı Robertson, Güney Kafkasya bölgesinde barış ve istikrarın sağlanmasını bölge ülkelerinin kendilerinin temin etmelerinin gerektiğini, bu konuda uluslararası örgütlerden aktif olarak BM ve GUÖAM’ın faaliyet göstermesinin gerektiğini söylemiş, NATO’nun bu adımları sadece destekleyebileceğini açıklamıştır. (406)

11 Eylül 2001 tarihinden sonra NATO’nun tehdit algılaması köklü şekilde değişmiştir. ABD’nin “uluslararası terörizme karşı küresel mücadele” şeklinde tanımladığı güvenlik politikaları NATO ve AB’nin yaklaşımını etkilemiş ve bu çerçevede Güney Kafkasya bölgesinin önemi çarpıcı şekilde artmıştır. Mesela, ABD önderliğindeki koalisyon devletlerinin Afganistan’da başlattıkları operasyonda bölge ülkelerinin desteğine ihtiyaç duyulmuştur. Nitekim her üç devlet bu anti-terör operasyonuna tam destek verdiklerini açıklamış ancak destek şekli ülkeden ülkeye değişiklik göstermiştir. Azerbaycan ve Gürcistan aktif destek verirken, Ermenistan esas müttefiki olan Rusya’dan çekinerek, bu desteği fiiliyata dönüştürmek için acele etmemiştir. Zaten, Azerbaycan’la Gürcistan ilerde NATO’ya tam üye olma arzusunda olduklarını defalarca ve açıkça beyan etmeye başlamışlardır. (407)

2002 yılında Prag’da düzenlenen NATO zirvesinde, Bireysel Ortaklık Eylem Planı kabul edilmiştir. Bu plan çok geniş yelpazede konuları içermektedir. Örneğin, üye devletlerin silahlı kuvvetlerinin, genel olarak savunma sistemlerinin yeniden yapılanması, insan haklarına saygının pekiştirilmesi ve birçok diğer konularda düzenlemelerin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. NATO bu girişim çerçevesinde Azerbaycan’ın dış politika konseptini, ulusal güvenlik konseptini ve askeri doktrinini hazırlamaya yardım etmiştir. (408) Nitekim Gürcistan ve Azerbaycan bu planı imzalayarak gerçekleştirmeye başlamışlardır. Ermenistan ise, Rusya’ya olan siyasi bağlılığı nedeniyle NATO’nun bu girişimine katılmaya tereddüt etmektedir. Lakin 2005 yılında Ermenistan da bu programı kabul ederek kendi Eylem Planını NATO’ya sunmuştur. (409)

Haziran 2004’de İstanbul’da yapılan NATO Zirvesi’nde Güney Kafkasya ve Merkezi Asya bölgesi için NATO tarafından bir Genel Sekreter Bölge Temsilcisinin atanması öngörülmüştür. Bu göreve Robert Simmons atanmıştı. Bölge ülkelerinin savunma alanında yeniden yapılanması için Baltık ülkeleri görev üstlenmiştir. Bu konuda Güney Kafkasya’da NATO’yu temsilen Letonya Savunma Bakanı’nın danışmanı Ramualdas Rajuks atanmıştı. (410) Bu atamanın AB Yüksek Temsilciliği tarafından bölgeye özel bir Temsilcinin atanmasıyla aşağı yukarı aynı döneme gerçekleşmesi dikkat edilecek bir rastlantıdır. Bu atamaları değerlendirdiğimiz zaman, AB ve NATO’nun daha önce MDAÜ ve Batı Balkanlarda görüldüğü gibi bu bölge devletlerine yönelik paralel bir politika yürüttüğünü gözlemlemek mümkündür. İleride göreceğimiz gibi bu iki kurumun bölgeye yönelik politikalarında buna benzer başka paralellikler söz konusudur. Güney Kafkasya devletleri arasında NATO’ya tam katılmayı en fazla arzu eden devlet Gürcistan’dır. 28 Kasım 2005’de Gürcistan Başbakan’ı Brüksel’e ziyarette bulunduğu sırada ülkesinin NATO’ya 2008 yılına kadar tam üye olma arzusunu dile getirince, NATO’nun Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, NATO’nun kapılarının bu ülkeye açık olduğunu belirtmiş, fakat bu ülke tarafından daha uzun bir yol kat edilmesi gerektiğini vurgulamıştı. (411)

Gürcistan’ın tam üyelik için bu açık talebi NATO’nun 29 Kasım 2006 tarihinde Riga’da gerçekleştirdiği zirvede bir daha zikredilmiş ve yayınlanan deklarasyonda da yer almıştır. Bunun dışında deklarasyonun 43. alt başlığında NATO’nun Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ın ülke bütünlüğünü açık şekilde tanıdığı ilan edilmiş ve Güney Kafkasya bölgesinde mevcut çatışmaların barış yoluyla çözümlenmesine destek vurgulanmıştır. (412) Nihayet 10 Nisan 2007 tarihinde ABD Başkanı Bush, Hırvatistan, Makedonya, Arnavutluk, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye olmalarını desteklemek amacıyla 2007 Yılında “NATO Çerçevesinde Özgürlüğün Pekiştirilmesi” Yasasını imzalamıştır. Bu yasa doğrultusunda ABD bütçesinden 12 milyon ABD doları ayrılmıştır. (413)

NATO ile ilişkilere gelince, Güney Kafkasya devletlerinin bu kurumla ilişkileriyle, AB ile ilişkileri arasında ciddi bir paralellik sezilmektedir. Bunu anlamak için, NATO nezdindeki Barış için Ortak Programı’nın belirlediği amaçlarla, AB’nin bölgeye yönelik uyguladığı Partnerlik ve İşbirliği Antlaşması’nı kıyaslamak yeterlidir. Bir diğer paralellik ise, NATO’nun Bireysel Ortaklık Eylem Planı ile AB’nin Yeni Komşuluk Siyaseti çerçevesinde ortaya konulan amaçlarda ve her ülkeye ferdi yaklaşımlarında sezilmektedir. Zaten, AB’nin gelişim tarihine baktığımız zaman, bu kuruma üye olan devletler ilk önce NATO ile tam üyelik sürecini tamamlamaktadırlar ki Merkezi ve Güney Avrupa’ya yönelik olan son genişleme de bundan farklı olmamıştır. Benzer şekilde bölgedeki çatışmaların çözümü açısından NATO AB’ye yakın bir tutum sergilemektedir ve bölgedeki sorunların BM ve AGİT çerçevesinde çözümlenmesini tercih etmekte ve
desteklemektedir. (414)


NATO’nun bölge devletlerine yönelik olarak uyguladığı programlarda da, bu örgüte tam üyelik öngörülmemektedir. Bunun başlıca sebepleri bölgedeki mevcut çatışmalar ve Türkiye ile Ermenistan arasında yaşanan gerginliktir. (415) Oysa NATO’ya üyelik gündemi mevcut olsa, hem çatışmaları çözmek için bölgedeki ülkeler tarafından daha somut adımlar atılmak zorunda kalınacaktı ve AB’nin bölgede gerçekleştirmeyi düşündüğü amaçlar açısından da ciddi bir katkı sağlanabilecekti. Hatta Azerbaycan’da bazı uzmanlarca, Dağlık Karabağ sorununu sadece NATO’nun çözebileceğine dair tespitler dile getirilmektedir. Bu çatışmayı ve anlaşmazlığı çözmek için Rusya’ya yapılması gereken baskıyı sadece bu kurumun yapabileceğine inanılmaktadır. (416)

Diğer taraftan Güney Kafkasya devletlerinin NATO’ya üyeliği bu kurumun tek başına bu sorunu çözeceği anlamına gelmemektedir. Mesela, Gürcistan’ın NATO’ya üyeliğini destekleyen Almanya, bu ülkenin tam üyelik sürecinde Abhazya ve Güney Osetya sorunlarının çözülmesinin bir önkoşul olarak tanımlanması gerektiğini vurgulamaktadır. (417) Bu durum aslında NATO’nun yeni üye devletlerin çatışmalarının çözümüyle uğraşmak konusunda isteksiz olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun en esas sebebi, NATO ve üyelerinin Rusya ile karşı karşıya gelmekten kaçınmalarıdır. Hatta Abhazya’nın ayrımcı lideri Bagapş, Rusya’dan alacağı desteğe güvenerek, Gürcistan’ın NATO’ya üye olması halinde, Abhazya ve Güney Osetya’daki bağımsızlık süreçlerini daha da hızlandıracağını belirtmiştir. (418)

NATO’nun Güney Kafkasya bölgesine yönelik politikası burada sıcak çatışmaları engellemek ve barışı sağlamakla sınırlıdır. Bunun temel sebebi, bölgede var olan enerji boru hatlarının Hazar Denizi’nde üretilen petrol ve doğalgazı dünya pazarlarına arz etmesinin güvenceye alınmak istenmesidir. Bölgedeki anlaşmazlıkların kalıcı şekilde çözüme kavuşmasına yönelik bir NATO katkısı, bu politika çerçevesinde 2001 tarihine kadar NATO bu bölgeyi bir tehdit unsuru olarak dahi kabul etmemiştir.

Bu da kurumun bölgedeki faaliyetlerinin istihbarat ve bilgi paylaşımı, ulusal kuvvetlerin teröre karşı eğitilmesi gibi aktivitelerle sınırlı kalmasına neden olmuştur. (419) Aslında NATO’nun Güney Kafkasya’daki faaliyetlerini, Avrupa üyelerinden daha çok ABD belirlemektedir. Nitekim NATO ile Güney Kafkasya devletleri arasında imzalanan Bireysel Ortaklık Eylem Planı’nın geliştirilmesi 11 Eylül olaylarının sonrasına denk gelmektedir. Yine, ABD tarafından NATO’ya aday ülkeler için ayrılan mali yardımlardan Gürcistan’a da pay ayrılması, hemen adaylığa alınmasa bile bu konuda gündem oluşturulduğuna işaret olarak yorumlanabilir. (420) Bu durumda, NATO’nun bölgeye yaklaşımı AB’nin bakış açısıyla benzerlik ve paralellik gösterse de, bu benzerliğin AB’nin amaçlarının gerçekleştirilmesi açısından yardımcı veya tamamlayıcı bir rolü bulunmamaktadır. Çünkü NATO’nun bölgede uyguladığı politika kısıtlıdır ve bu kısıtlılık AB’nin daha geniş kapsamlı (güvenlik dışında siyasi ve ekonomik boyutu olan) amaçlarının gerçekleştirilmesine imkan vermemektedir. Yine de, NATO’nun Batı Balkanlarda olduğu gibi Güney Kafkasya bölgesine yönelik politikasında da değişim söz konusu olabilir. Bu değişim olasılığı kuşkusuz ki, bu örgütün bölgeye yönelik algılamasında bir değişiklik olduğu halde söz konusu olabilir. Bu değişiklik de bu örgüte üye olan devletlerin bölgeye yönelik ilgilerinin artmasıyla da mümkün olabilir. Bu durumda hem NATO, hem de AB’ye üye olan devletlerin bölgeye yönelik dış politika önceliklerinin ve çıkarların ne olduğu, hem de NATO’da büyük etkinliğe sahip olan ABD’nin tutumunu gözden geçirmek büyük önem taşımaktadır. NATO’nun AB ile işbirliği olasılığının son bir değerlendirilmesinin yapılması için üye devletlerin bölgeye yönelik politikaların gözden geçirilmesi önemlidir.


3. AB’nin Bölgede Çıkarları Bulunan Devletlerin Yardımıyla Amaçlarına Ulaşma Olasılığı

3.1 AB’ye Üye Devletlerin Bölgedeki Dış Politikalarının AB’nin Amaçlarının Gerçekleştirilmesine Katkısı

AB’nin ODGP’sinin henüz supranasyönal bir nitelik kazanmaması, üye devletler arasında birçok konudaki fikir ayrılığı nedeniyle, örgüte üye bazı büyük devletlerin Güney Kafkasya devletlerine yönelik politikalarının AB açısından belirleyici ya da çok etkili olması sonucunu beraberinde getirebilir. Nitekim Yugoslavya örneğinde olduğu gibi Almanya’nın Slovenya ve Hırvatistan’ın bağımsızlığını tanıması tüm kurumun benzer şekilde hareket etmesine neden olmuştur.

Bu durumda söylemek gerekir ki, Güney Kafkasya devletleri bağımsızlıklarını elde ettikten sonra, her üç devlet de bazı Avrupa devletlerinden belli ölçülerde destek almışlardır. Mesela, Büyük Britanya Azerbaycan’ı, Almanya Gürcistan’ı, Fransa ise Ermenistan’ı desteklemiştir. Aslına bakılırsa AB üyesi olan bu devletler, diğer konularla birlikte bu kurumun dış politikasını da etkileyen ve zaman zaman şekillendiren en önemli devletlerdir. (421)

Büyük Britanya’nın Azerbaycan’a özel bir ilgi göstermesini, onun bu devletin elindeki petrol ve doğalgaz kaynaklarının işletilmesine yönelik büyük ilgisiyle açıklamak mümkündür. Büyük Britanya’nın BP petrol şirketi, Azerbaycan’ın en önemli iki petrol yatağında da önemli paya sahiptir. Mesela Azeri, Çırak, Güneşli petrol yatağında BP’nin payı % 34.14’tir ve bu konsorsiyuma taraf olan şirketlere ayrılan en büyük paydır. Azerbaycan’a ait olan diğer büyük yatağı olan Şahdeniz’de ise % 25,5 paya sahiptir. (422) Bunun dışında Büyük Britanya daha 1994 yılında Azerbaycan’a 150 milyon dolarlık petrol satışı karşılığında silah sevkıyatı gerçekleştirmişti, aynı zamanda Gürcistan donanması için de bazı gereçler sevk etmiştir. (423)

Almanya’nın Gürcistan’a mevcut olan ilginin önemli bir sebebinin, dönemin SSCB Dışişleri Bakanı daha sonra da Gürcistan’ın devlet başkanı olan Şevardnadze’nin iki Almanya’nın birleşmesine yaptığı katkısı (424) olduğu düşünülürse, Almanya’nın bu ülke ile ilişkilerinin geliştirilmesinde herhangi bir ulusal çıkarın olmadığını daha iyi anlaşılabilir. Yine de bu sebeple bile olsa, Almanya’nın Güney Kafkasya devletleri arasındaki ilişkilerin daha çok Gürcistan’la geliştirdirdiğini söylemek mümkündür. Bunun dışında Almanya ve Büyük Britanya Gürcistan’a askeri yardımda bulunmuşlardır. (425)

Ermenistan’ın Fransa’dan gördüğü destek, bu ülkede yaşayan ve oldukça etkin ve kalabalık olan Ermeni diasporasıyla ilişkilidir. Fransa’daki toplam nüfusu 500.000 olan Ermenilerin, 200.000’i Paris’te yaşamaktadır. Fransa parlamentosu “1915 olaylarını” soykırım olarak tanımıştır. Bu konuyu dair tek maddelik yasa 29 Ocak 2001’de onaylanarak yürürlüğe girmiştir. (426) 23 Eylül 1991’de Ermenistan bağımsızlığını ilan edince, Fransız Ermenilerinin gündemine bu ülkenin Azerbaycan ile yaşadığı Dağlık Karabağ sorunu da girmiştir. Ermeni lobisi bu konuda da Fransa hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmaktadır. (427)

Buna rağmen Güney Kafkasya devletleri ile AB üyesi büyük devletler arasındaki siyasi ilişkiler hiçbir zaman ABD veya Rusya ile olan ilişkiler seviyesine çıkmamıştır. Yani Avrupa devletleri Güney Kafkasya bölgesinde siyasi istikrar ve sınırların korunması gibi konulara kadar varan siyasi işbirliği tekliflerinde bulunmamışlardır. (428) Hatta Almanya uluslararası çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve aynı zamanda uluslararası terörizme karşı mücadelede BM’nin alacağı kararlar çerçevesinde hareket etmeyi yeğlemektedir. Aslında Almanya sorunların diğer devletlerle ortaklaşa ve belirli kurumsal yapıların çerçevesinde çözümlenmesini savunmaktadır. Mesela Almanya İran’a karşı alınacak tedbirlerin de aynı çerçevede halledilmesi gerektiğini beyan etmiştir. (429) Fransa’ya gelince, bu devletin bölgedeki istikrarın sağlanması için girişimleri, AGİT Minsk Grubunun eş başkanlığını yürütmekle sınırlı kalmaktadır. Bu ülke aynı zamanda bu görevle AB’nin Minsk Grubundaki hem temsilcisi, hem de kendi ulusal çıkarlarının gözlemcisi gibi davranmaktadır. Aslında bakılırsa, diğer AB üye devletleri, Fransa’nın bu yerini almaya pek de istekli görünmemektedirler ve Fransa’nın bu konuda yürüttüğü politikadan memnun olduklarını bildirmektedirler. Fransa’nın AB’yi temsil konumu, AB’nin Güney Kafkasya bölgesine Özel Temsilci atanmasıyla sorunlu bir durum oluşturmaya başlamıştır. Bu açıdan, bazı görüşlere göre, Fransa’nın Minsk Grubu’ndaki yerini AB Özel Temsilcisi alırsa AB’nin konumu güçlenecektir. (430)

Diğer taraftan bölgede çeşitli girişimlerde bulunan Büyük Britanya, Almanya ve Fransa, üye ülkeler veya üye ülkeler ile AB arasında bölge politikaları ile ilgili eşgüdüm oluşmasını da önlemektedirler. Bu devletlerin bölgede kendilerine ait özel politikalara ve çıkarlara sahip olması aslında AB’nin bütüncül bir bölge politikasının oluşmasını engellemektedir. (431) Siyasi ilişkileri bu seviyede seyreden taraflar (AB üye devletleri ve Güney Kafkasya devletleri) arasında ekonomik ilişkilerin de gelişmediğini söylemek mümkündür. Aslında ekonomik ilişkilerin Güney Kafkasya ülkeleri ekonomilerinin küçük olması nedeniyle bu düzeyde kalması normal karşılanmalıdır. (432)

Güney Kafkasya devletlerinin büyük sayılmayacak dış ticaret hacimlerinde Avrupa devletlerinin payı bu devletler için önem taşımayacak kadar küçüktür. Mesela Güney Kafkasya’da en büyük dış ticaret hacmine sahip olan Azerbaycan 2006’da diğer devletlerle 1,1639.8 milyon dolarlık ticaret yapmıştır, bu rakamın 6,372.1 milyon dolarını ihracat, 5,267.6 milyon dolarını ise ithalat teşkil etmiştir. Gürcistan’a gelince, bu ülkenin 2006 yılındaki dış ticaret hacmi 4,674.3 milyon dolar olmuştur, bunun 993.1 milyon dolarını ihracat, 3,681.2 milyon dolarını ise ithalat oluşturmuştur. Ermenistan’ın 2006 yılında dış ticaret hacmi, 3198.3 milyon ABD dolarıdır, bunun 1,004 milyon doları ihracat, 2,194.3 milyon doları ise ithalattır. (433) Azerbaycan’ın esas dış ticaret ortağı AB devletleridir. Azerbaycan bu ülkelerle 2006’da 5,267.6 milyon dolarlık ticaret gerçekleştirmiştir. Bunun 1,692.3 milyon dolarını ithalat, 3,676.5 milyon dolarını ise ihracat oluşturmuştur. Azerbaycan’ın en büyük ticari ortağı İtalya olmuştur. Azerbaycan’ın 2006’da yaptığı ticaret hacminin % 25.5’i veya 2,970 milyon doları bu ülkenin payına düşmüştür. Bunun sebebi, Azeri-Çirag-Güneşli petrol yatağından üretilen petrolün Ceyhan limanından İtalya’ya satılmasıdır. Bunun dışında Azerbaycan İtalya’dan sadece 125 milyon dolarlık mal ithal etmiştir. (434) Azerbaycan’ın ikinci en önemli ticari ortağı Rusya’dır. Bu ülkeyle ticaretin hacmi 1525,8 milyon dolardır. Rusya aynı zamanda Azerbaycan’a en çok mal ihraç eden devlettir. Azerbaycan bu ülkeden 2006’da 1181,58 milyon dolarlık mal ithal etmiştir. Oysa Azerbaycan’ın AB’nin üç büyük devleti olan Büyük Britanya, Fransa ve Almanya ile toplam ticaret hacmi sadece 1285,4 milyon dolar olmuştur. (435)

Güney Kafkasya devletleri arasında en büyük ticari hacme sahip Azerbaycan’ın AB devletleriyle ticari ilişkileri bu seviyede olmasına rağmen AB devletlerinin Gürcistan ve Ermenistan ile ticaret hacimleri çok daha küçük kalmaktadır. Bunun dışında Gürcistan’ın Azerbaycan’dan farklı olarak, dış ticaretinin esas hacmi BDT devletlerinin payına düşmektedir. Mesela 2006’da Gürcistan’ın dış ticaret hacminin % 39.8’i BDT ve % 19.8’i AB payına düşmekteydi. Ermenistan’a gelince, 2006’da bu devletin dış ticaret hacminin % 28.5’i BDT, % 34.2’si ise AB’nin payına düşmekteydi. (436)

Bu devletlerin AB üye devletleri ile ticaret hacminin küçük olması, ekonomik ilişkilerin AB’nin dış politikasını yönlendirebilecek devletler açısından önemsiz bir etken olarak değerlendirilmesine neden olmaktadır. Bu yüzden, Almanya ve Slovenya ve Hırvatistan örneklerinde olduğu gibi, ekonomik açıdan AB üyesi devletlerin bölgede AB politikasını etkileyebilecek adımların atılmasını sağlamalarını beklemek bir hayli güçtür. Bunun dışında, Güney Kafkasya devletleri AB’nin, özellikle de büyük devletlerin sınırlarından Batı Balkanlar bölgesine kıyasen çok daha uzakta oldukları için AB üyesi devletlerde bölgeden gelebilecek tehditlere karşı duyarlılık daha düşüktür. Bu yüzden, AB ve üye devletler, Güney Kafkasya devletlerinin demokratikleşme ve piyasa ekonomisine geçiş süreçlerinin desteklenmesini ve bölgesel sorunların çözümünü, diğer bölgesel örgütler çerçevesinde sağlanmasını desteklemektedirler. (437) Bu yüzden bölge devletleri Haziran 2003’de gerçekleşen Selanik Zirvesi’nde ilk aşamada “Yeni Komşuluk Politikasına” alınmamışlardır. AB’nin Güney Kafkasya bölgesini farklı bir şekilde algılaması, bu kurumu bölge açısından ABD ve Rusya’ya göre daha zayıf bir aktör haline getirmektedir. AB, Güney Kafkasya’ya Rusya’ya göre daha fazla ekonomik kaynak sağladığı halde, bu bölgeyi Rusya’nın nüfuzu alanı olarak kabul etmiştir. (438) Bunu AB’nin bölgeye yönelik uyguladığı politikalarda da görmek mümkündür. Almanya bölgede barış ve güvenliğin sağlanması için Fransa ile işbirliğine önem vermiştir, buna rağmen bölgedeki çatışmaların kalıcı olarak sona erdirilmesinin daha etkin şekilde gerçekleştirilebilmesi için ABD’nin öncü rolünü kabul etmektedir. (439)

Ayrıca Büyük Britanya - ABD ilişkileri AB’nin dış politikasını etkilemektedir. Her iki devletin petrol şirketleri tarafından Azerbaycan’da büyük yatırımların gerçekleştirilmesi, bölgeye yönelik ortak bir tavrın oluşturulmasında etkin bir rol oynamaktadır. (440) Bu noktada AB’nin bölgedeki amaçlarını gerçekleştirilmek için ya ABD, ya da Rusya veya her ikisi ile birlikte işbirliği içerisinde bulunma olasılığı incelenmelidir.

3.2 AB’nin Güney Kafkasya Bölgesi’ndeki Amaçlarının Gerçekleştirilmesi İçin Diğer Devletlerle İşbirliği Olasılıkları

3.2.1 ABD ile İşbirliği Olasılığı

1991 yılında Doğu Bloku’nun ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla tek süper güç olarak ayakta kalmayı başaran ABD, politik ve siyasi hegemonyasının yayılması ile beraber ve bununla ilişkili olarak bütün dünyada Batılı liberal değerlerin yayılmasının da önderliğini yapmaya başlamıştır. Fakat bu politikayı izlerken dış politika öncelikleri doğrultusunda hareket ettiği için, bunun etkisi bölgelere göre farklılık sergilemektedir. Bu yüzden, Güney Kafkasya devletlerinin bağımsızlıklarının ilk yıllarında, bölgede Rusya’nın etkisi devam ettiği ve bu coğrafya ABD’nin ulusal çıkar alanına girmediği için bu devletlerle ilişkileri çok gelişmemiştir. Bahsedildiği şekilde sınırlı kalsa da, ABD’nin bağımsızlıklarını elde ettikten sonra Güney Kafkasya devletlerine ilk yönelişi Ermenistan ve Gürcistan’la oldu. Bunun en önemli sebebi, ABD’de yaşayan bir milyon civarında Ermeni’nin, ABD’nin Ermenistan’a yönelik politikalarında önemli rol oynamasıdır. ABD’de yaşayan lobinin aktif girişimleri neticesinde, eski Sovyetler Birliği bölgesinde kişi başına düşen en yüksek ekonomik yardım Ermenistan’a ABD tarafından sağlanmaktadır. Bu diaspora bağımsızlıktan sonra ülkenin ABD ile ekonomik ve siyasi ilişkilerinde en belirleyici rolü oynamıştır. Örneğin, diasporanın lobi örgütü olan Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi, Azerbaycan’ın Ermenistan’a karşı ambargo uygulamaya başlamasından sonra, Ekim 1992’de Özgürlükleri Destekleme Yasası’nın 907. bölümünü Kongre’den geçirterek, ABD’nin Azerbaycan’a yardımını engellemiştir. (441)

Gürcistan’a gelince, bu ülkenin ekonomisine en büyük yardımı sağlayan yine ABD’dir. ABD aynı zamanda Gürcistan’daki en büyük yabancı yatırımcıdır. Ülke, Şevardnadze iktidara geldikten sonra, ABD tarafından bölgede önemli bir müttefik olarak görülmeye başladı. Bu durum, Şevardnadze’nin Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı olarak çalıştığı sırada Amerika’nın siyasi elitiyle kurduğu sıkı ilişkilere de dayanıyordu. Bu nedenle ABD Abhazya’da çatışma çıktığı zaman yaşanan istikrarsızlık döneminde, Gürcistan Cumhurbaşkanına destek vermiştir. Hatta Şevardnadze’nin kişisel güvenliğinin Amerikalılar tarafından temin edildiği dönemler söz konusu olmuştur. (442)

Azerbaycan’la ABD arasındaki ilişkileri yönlendirense petrol şirketleri olmuştur. ABD yürütmesinin petrol şirketlerinin etkisiyle gelişen, Azerbaycan ile ilişkilerin geliştirilmesi yönündeki tutumu, Ermeni lobisinin etkisinde bulunan ve bu ülkeyle ilişkilerin gelişmesine karşı çıkan Kongre’yi belli ölçüde dengelenmiştir. (443) Kongre, Özgürlükleri Destekleme Yasasının 907. bölümünün kısıtlamalarına rağmen, Deniz Aşırı Özel Yatırım İşbirliği ve Demokrasinin Geliştirilmesi Programları çerçevesinde Azerbaycan’a yardım edilmesini kabul etmiştir. (444) Bunlara ek olarak, Haydar Aliyev’in ABD’ye gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette, iki devlet arasında ilişkilerin gelişmesine yönelik bazı hukuki düzenlemeler yapılmıştır. ABD kamuoyu ve devletinin Azerbaycan hakkında sağlıklı şekilde bilgilendirilmesi ve Dağlık Karabağ sorunu konusunda ABD’nin tutumunun gözden geçirilmesi sağlanmıştır. (445) Ocak 1997’de ABD, Güney Kafkasya bölgesini siyasi ve ekonomik açıdan stratejik bir bölge ilan etti. ABD’nin bölgede gerçekleştirilmesi konusunda hassas olduğu amaçlar arasında istikrarı sağlamak, demokrasiyi yerleştirmek ve piyasa ekonomisinin oluşturulması yer almaktaydı. (446) Bu durumda ABD’nin amaçları ile AB’nin bölgede gerçekleştirmeyi düşündüğü amaçlar çakışmaktaydı. Yalnız ileride değinileceği gibi, ABD ile AB’nin bu amaçların gerçekleştirilmesi için seçtiği yöntemler arasında ciddi farklılık görülmektedir.

ABD’nin bölge devletleri ile ilişkilerinin gelişmesi 11 Eylül 2001’den sonrasına rastlar. Terörle mücadelede geliştirilen çeşitli politikalar nedeniyle ABD’nin birçok devletle işbirliği yapması ihtiyacı doğmuştur. Diğer devletlerle beraber, Azerbaycan da ABD’ye terörizme karşı savaşta istediği desteği vereceği yönünde açıklama yapmıştı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev beyanlarında yıllar boyu terörden zarar gören Azerbaycan’ın ABD’yi çok iyi anladığını ve bu konuda sonuna kadar destekleyeceğini açıklamıştır. 15 Aralık 2001’de ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld Azerbaycan’ı ziyaret etmiş, Devlet Başkanı ve diğer resmi yetkililerle görüşmesinde, iki ülke arasında sadece ticari alanda değil, askeri alanda da ilişkilerin geliştirilmesini arzuladıklarını belirtmiş; 907 sayılı kararın dondurulması ile iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gelişeceğini ifade etmiştir. Kasım 2002’de Azerbaycan, hava sahasını ve hava alanlarını ABD uçaklarına açmıştır. Bunun dışında Azerbaycan Afganistan’daki Uluslararası Güvenlik ve Destek Gücüne Türkiye’nin komutası altında 30 kişilik bir birlik göndermiştir. (447)

11 Eylül olayları öncesinde Gürcistan ile ABD arasında ilişkiler olumlu gelişmekteydi, ancak bu saldırılardan sonra daha da pekişmiştir. Mesela, Nisan 2002’den itibaren Amerikan askeri güçleri “terörle mücadele amacıyla” Gürcü ordusuna yönelik “eğit ve donat” programı başlamıştır. (448) Programa göre Gürcistan’da 64 milyon ABD doları tutarında harcama yapılmıştır. (449) Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bölgede ilk defa ABD tarafından bir askeri birlik yerleştirilmiştir. Gürcistan ordusu ABD desteği ile yeni silah ve cephane, üniforma ve muhabere ekipmanı ile donatılmıştır. (450)

Ermenistan ABD’ye uluslararası terörizmle mücadelede her türlü yardımı sağlamak konusunda teminat vermiştir. Nitekim 2004 sonlarında Ermenistan Irak’taki koalisyon güçlerine bir birlikle katkıda bulunmuştur. (451) ABD, 11 Eylül olaylarından sonra Güney Kafkasya bölgesinde aktif bir politika sürdürmesine ve başta Gürcistan olmak üzere bu devletlere demokrasi ve piyasa ekonomisine geçiş sürecinde büyük destek sağlamasına bakarsak, aslında AB’nin takip ettiğinden farklı bir politika izlediğini söylemek mümkündür. AB, Yeni Komşuluk Politikası çerçevesinde bölgede aşamalı olarak liberal değerleri aşılamaya çalıştığı halde, ABD, Güney Kafkasya bölgesini, “Büyük Ortadoğu Projesi’nin” bir parçası olarak görmektedir. ABD tarafından geliştirilen bu projeye göre Güney Kafkasya bölgesine Ortadoğu’nun arka cephesi rolü biçilmektedir ve bu bölgenin “cephe hattına” kıyasla istikrarlı ve güvenli olması gerektiği düşünülmektedir. (452)

ABD bu tür bir istikrarın kaynağını bölgede demokrasinin ve piyasa ekonomisinin oluşumunda görmektedir. Fakat burada bile belli farklılıklar vardır: ABD Gürcistan’da “demokratikleşmeyi” aktif bir şekilde desteklediği ve Ermenistan’ı bu yönde ciddi eksikliklerin olduğu yönünde eleştirdiği halde, bu konuda Azerbaycan’a karşı tutumu çok daha ılımlıdır. Bunun sebeplerinden biri, Azerbaycan’daki nüfusun % 60’ının Dağlık Karabağ sorununun savaş yoluyla çözümünü desteklemesi ve dolayısıyla ülkede tam demokratik seçimlerin gerçekleşmesi halinde iktidarın izlemesi gerekecek politikalar nedeniyle Büyük Ortadoğu’nun istikrarlı ‘arka cephesi’ kurgusunun gerçekçi olmaktan çıkacak olmasıdır. (453)

Aslına bakılırsa, kısa ve orta dönemde ABD’nin bölgede gerçekleştirmeyi düşündüğü amaçlarla AB’ninkiler paraleldir. Zaten ABD’nin Gürcistan’da hükümet değişimini ve Saakaşvili yönetimini desteklemesi, (454) ardından Acaristan’daki ayrılıkçı yönetimin devrilmesine yardım etmesi, (455) bunun dışında AB’nin enerji bağımlılığından kurtulması için büyük önem taşıyan Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattını ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hatların inşasını desteklemesi, AB’nin bölgedeki amaçlarının gerçekleştirilmesi açısından büyük katkı sağlamıştır.

Diğer taraftan 6 Kasım 2005’de Azerbaycan’da yapılan parlamento seçimlerinde AGİT gözlemcilerince sandıkların % 43’ünde oy kullanma ve sayım standartları “kötü” veya “çok kötü” olarak değerlendirilmiştir. Buna rağmen, ABD alınan sonuçlar doğrultusunda Azerbaycan’a yönelik herhangi bir baskıda veya yaptırımda bulunmamıştır. Bunu da Afganistan ve Irak operasyonları sonrasında Azerbaycan’ın artan stratejik önemi ve bölgede yeni kurulmuş boru hattıyla akan petrol ile açıklamak mümkündür. (456)

Bu açıdan ABD’nin ulusal çıkarlarının gerektirdiği ölçüde bölge devletlerine yönelik demokrasi ve diğer Batılı değerlerin benimsemesi talepleri farklılık sergileyebilir. Bu farklılığı iyi anlamayan Azerbaycan muhalif güçlerini temsil eden Azadlık Bloku ABD’nin desteğini arkalarına almak için Ukrayna’daki ‘Portakal Devrim’den” esinlenerek, portakal rengini kendine seçmiştir. Fakat seçimlerde sadece 6 sandalye kazanmaya muvaffak olan Azatlık Bloku, seçimler birçok yabancı gözlemci tarafından eleştirilmekle beraber sonuçlar bunların tamamı tarafından kabul edildiği için siyasi açıdan büyük darbe almıştır. (457) ABD’nin bölge devletlerine yönelik liberal değerlerin yayılması konusunda sergilediği bu farklı yaklaşım AB’nin bölgesel yaklaşımını zedelemektedir. Bu durum farklı muameleye tabi tutulan devletlerin ve özellikle Azerbaycan’ın, AB’nin bölgeye yönelik eşit yaklaşımı kendi çıkarlarına ters düştüğü durumlarda, ABD destekli politikalara daha fazla önem vererek bölgesel işbirliğinin oluşumunu olumsuz etkilemelerinin kaynağı olabilir.

Uzun dönemde bölgede bu sürecin gerçekleştirilmesi için kullandıkları araçlar ve elde edecekleri sonuçlar açısından ABD ile AB arasında farklılıklar görülmektedir. (458) ABD bölgede kendi çıkarlarının gerektirdiği şekilde hareket etmektedir. Mesela Acaristan’daki Rus yanlısı yönetim yerine Saakaşvili’nin desteklediği yönetimin ABD tarafından getirilmesinin nedeni, bu bölgeden geçecek Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını Rusya’nın olası etkinlik alanından çıkarmaktır. O dönemde Rusya’nın Acaristan’da askerlerini konuşlandırmasına rağmen bu şekilde davranan (459) ABD Saakaşvili’nin aynı dönemde Abhazya ve Güney Osetya bölgesine yönelik girişimlerini Rusya ile gereksiz şekilde karşı karşıya gelmek istememe gibi bir nedenle desteklememiş ve bu bölgelere en azından barış gücü gönderilmesi talebi dahi kabul görmemiştir. (460) Bu etnik sorunların varlığı bölgede etkinliğini artırılması açısından ABD’nin lehine rol oynamaktadır. Bu durum Azerbaycan ile Gürcistan’ı ABD ile daha da yakınlaşmaya itmektedir. Rusya’nın uzun yıllar bu bölgede ayrılıkçı hareketleri desteklemesi, Azerbaycan ve Gürcistan tarafından Rusya’ya karşı güvensizliği artırmıştır ve bu yüzden her iki devleti ABD’ye yaklaşmaya sevk etmiştir. (461)

AB ABD’nin bölgedeki politikasının ipoteği altında kalmaktadır. ABD’nin bölge devletlerine yönelik uyguladığı politikalarda yapacağı değişiklikler sonucunda AB kalan mirasla tek başına yüzleşmek zorunda kalabilir. Oysa aşamalı bir gelişim sürecini tercih eden AB, bölge devletleri arasındaki farklılaşma nedeniyle sorunlar yaşayabilir.

3.2.2 Güney Kafkasya Bölgesinde Rusya ile İşbirliği Olasılığı

Dış politika amaçlarını gerçekleştirmek için AB’nin Rusya ile bölgeye yönelik olası bir işbirliğinin değerlendirilmesi için, bu devletin Güney Kafkasya devletlerine yönelik politikasını oluşturan etkenleri gözden geçirmek gerekmektedir.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Rusya ortaya çıkan değişimlere henüz hazır değildi ve yakın geçmişte dünyanın en güçlü devletlerinden olup, çok kısa bir zamanda bu gücü kaybetme gerçeği ile yüzleşememekteydi. Bu yüzden Rusya eski Sovyetler Birliği devletlerine yönelik olarak, bu coğrafyada özel çıkarları olduğunu ifade eden Yakın Çevre Doktrini’ni beyan etmiştir. Bu kavram ilk kez dönemin Dışişleri Bakanı olan Kozirev tarafından 2 Ocak 1992 tarihinde yazılan bir makalede ele alınmıştır. Kozirev’in dile getirdiği görüşe göre, eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri’nin kendi aralarında askeri ve ekonomik açıdan birlik oluşturmaları gerekliydi. Rusya’nın Yakın Çevre yaklaşımı Güvenlik Konseyi’nden 1993’te resmi onay almıştır. (462) Rusya’nın bu tutumu, AB’nin bağımsızlıkların ilk yıllarında eski Sovyetler Birliği devletlerine yönelik daha aktif bir politika yürütmesini engellemiştir. Rusya’nın bölgedeki politikası Hazar Havzası ve Güney Kafkasya bölgesi üzerinde kontrolü elinde tutmayı hedeflemektedir. Bunun en önemli saiklerinden biri, bölgeden batı pazarlarına akan enerji kaynaklarının üzerinde denetime sahip olma isteği ve bununla da Avrupa’ya ihraç edilen petrol ve doğalgaz konularındaki politikayı belirleme imkânını elinde tutmak arzusudur. Her ne kadar Azerbaycan enerji konusunda kendi bağımsız politikasını uygulasa da, Rusya bunu engellemek için Gürcistan üzerinde yoğunlaşmıştır. Ermenistan ise hem siyasi, hem de ekonomik açıdan giderek Rusya’ya bağımlı duruma düşmektedir. (463)

Aslına bakılırsa, Güney Kafkasya bölgesindeki devletler ne zaman Batı’ya yönelmişlerse, Rusya tarafından sert bir tepkiyle karşılaşmışlardı. Mesela, Avrupa ve özellikle Türkiye ile ilişkilerini geliştirmeye ve Rus askerlerini Azerbaycan’dan çıkarmaya can atan Elçibey yönetimi, Rusya’ya olan askeri ve siyasi bağımlılığından kurtulmak istiyordu (464) ancak bu siyasetin sürdürülmesi Elçibey hükümetinin sonu olmuştur.

Gürcistan 1992 yılından beri, Kafkasya’da esas oyuncu olan Rusya’nın çıkarları ile Avrupa ve Batı kurumlarıyla bütünleşme isteği arasında dengeli bir politika izlemeye çalışmaktaydı. Azerbaycan gibi Gürcistan da 1993 yılına kadar BDT’ye girmeyi reddetmiştir. Ama ülke dâhilinde başlayan ve arkasında Rusya’nın bulunduğu ayrılıkçı hareketler ilk önce 1992’de Güney Osetya’da, daha sonra Eylül 1993’de Abhazya’da başkaldırarak, Gürcistan’ı iyice yıpratmış ve bölgeler üzerinde egemenliğini kaybetmesine neden olmuştur. (465) Ermenistan’a gelince, bağımsızlığını ilan ettiği ilk yıllarında, Ter-Petrosyan yönetimi altında bölge devletleri ile iyi geçinme siyasetini izlemeye çalışmıştır. Bunun için Türkiye ve İran ile iyi ilişkilerin geliştirmesini arzulamıştır. Ter-Petrosyan, Ermenistan’ın bağımsızlığını pekiştirmek için Rusya ile de dengeli bir politika uygulamak gerektiğine inanıyordu. Fakat Rusya’nın etkisinden kurtulmak için Türkiye ile ilişkilerin normal hale getirilmesi gerektiğini de biliyordu. Bu yüzden Türkiye’yi rahatsız edecek “soykırım iddiaları” ve “toprak talepleri” konularına değinmemeye dikkat ediyordu. Bu nedenle de, milliyetçi Ermenilerin ve diasporanın tepkisi ile karşı karşıya kalmış. Muhalif seslere güç veren gelişmeler Ter-Petrosyan’ı ve ekibini güç duruma sokmuştur. (466)

1993’de Gürcistan’da aşırı milliyetçi olan Gamsarhurdia’dan sonra iktidara gelen Eduard Şevardnadze ve Azerbaycan’da Elçibey’in yerinde iktidara gelen Haydar Aliyev daha önceki yönetimler tarafından ısrarla karşı çıkılan ve Rusya’nın önderliğindeki Bağımsız Devletler Topluluğu’na 1993’te tam üyelik için başvurdular ve topluluğa girdiler. (467) Rusya’nın Azerbaycan’a yönelik bir diğer girişimi ise Elçibey döneminde ülkeden çıkarılan Rus Ordusu’nun yeniden konuşlandırılması konusundadır. Rusya bu konuda Azerbaycan’la İran sınırında sürekli Rus askerlerin bulundurulması konusunda anlaşmayı imzalatmaya muvaffak olsa da, sözü edilen anlaşma asla yürürlüğe girmedi. (468)

Azerbaycan ve Gürcistan bu adımlara rağmen Avrupa ile yakınlaşma siyasetinden vazgeçmemişlerdir. Bu durumu etkinliğini azaltan bir unsur olarak gören Rusya’nın bu devletlerle ilişkileri olumsuzlaşmaya devam etmiştir. (469) Azerbaycan’a karşı sert tavır sergileyen Rusya, Azerbaycan’ın dış ilişkilerdeki önceliklerini gözden geçirmesine neden olmuştur. Nitekim Batılı ülkelerle imzalanması beklenen uluslararası anlaşmaların öncesinde Aliyev’e karşı yapılmaya çalışılan suikast ve darbeleri Rusya’nın hazırladığı söylentileri gündeme gelmiştir. Rusya Azerbaycan’la olan sınırını Çeçenistan’da patlak veren olayları bahane ederek kapatmıştır. Bu tür tedbirlere sık sık başvuran Rusya, Azerbaycan’ın dış politika önceliklerini etkilemeye çalışmaktaydı. Ancak bu tavırlar Azerbaycan’ın dış politikasını değiştirmek bir yana, Rusya’nın zararına istikamete yönelmesine sebep olmuştur.

ABD ve AB’nin Azerbaycan ve Gürcistan’a yönelik ilgileri zamanla artmaya başlamıştır. Hazar Denizi’ndeki enerji kaynaklarının ve Orta Asya’nın kapısı olarak gördükleri bu bölgenin yeniden Rusya’nın etkisine girmesini istemeseler de, bu ülkelerin Batı yanlısı yönetimlerine karşı ihtiyatlı hareket etmekteydiler. Buna rağmen, Azerbaycan’ın Hazar sektöründe bulunan petrol yataklarının işletilmesi konusunda Batı’yı temsil eden ulusüstü şirketlerle Azerbaycan yönetimi arasındaki görüşmeler hayli erken bir dönemde (Muttalibov dönemi) başlamıştı. Bu durumda Rusya, bölgedeki gelişmeleri yakından izlemek ve müdahale etmek imkânına sahip olmak için bir müttefike ihtiyaç duydu. Bu ise ancak Ermenistan olabilirdi. 1988 yılında patlak veren Dağlık Karabağ sorunu nedeni ile Azerbaycan’la sıcak çatışma halinde olan bu ülke, bu savaş yüzünden hem Azerbaycan’la, hem de Türkiye ile ekonomik ilişkilerden yoksun kalmıştı ve doğal kaynaklar açısından fakirdi. Bu açmaz karşısında Ermenistan Rusya ile ilişkileri geliştirilmek için can atıyordu. Ter- Petrosyan’ın izlediği dış politikada Rusya’ya bağlılığı azaltma isteği olsa da, Dağlık Karabağ sorunu nedeniyle, Ermenistan iyice bu ülkeye bağlı duruma gelmiştir. Durumu iyi değerlendiren Rusya, bu ülkede askeri üslerini kurmakta gecikmemiş, 30 Eylül 1992’de Ermenistan’la imzaladığı antlaşma doğrultusunda, Türk-Ermeni sınırına kendi askerlerini konuşlandırmıştır. (470)

29 Ağustos 1997’de, Rusya’yla Dostluk, İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Antlaşması imzalayan Ermenistan, iki taraf arasında giderek gelişen ittifakı resmileştirdi. Bunun sonucu olarak, Rusya bu ülkeye 5000 askerini konuşlandırdı. Bütün bu gelişmeler Ermenistan’ın bölgede gelişen uluslararası rekabette tarafını belirledi. Rusya Aralık 1998’de bölgedeki güç dengesini Türkiye ve Azerbaycan aleyhine ciddi oranda değiştirecek şekilde MİG–29 savaş uçaklarını bu ülkede konuşlandırdı ve Şubat 1999’dan itibaren de Gümrü askeri üssüne S–300 Zenit hava
savunma sistemlerini gönderdi. (471) Rusya tarafından Ermenistan’a devredilen R–17 (SCUD-B) füzeleri ise, Azerbaycan’da istediği noktayı vurma kapasitesindedir. (472)

Rusya ile Ermenistan arasında imzalanan bu anlaşmada, taraflardan biri savaş durumunda olduğu takdirde, diğerinin ona yardımda bulunacağı taahhüdünde bulunulmaktadır. Bu madde Türkiye ve Azerbaycan’ın tepkisiyle karşılaşmıştır. Her iki devlet bunu Rusya’nın Güney Kafkasya bölgesine bir müdahalesi olarak nitelemiş ve kınamıştır. (473) Rusya bu bölgedeki askeri üslerini ve stratejik silahlarını Avrupa ile yakınlaşma sürecinde bulunan Azerbaycan ve Gürcistan’a karşı bir baskı unsuru gibi kullanmaktadır. (474) Kasım 2003’deki Gürcistan siyasi krizi ve ardından yönetimin değişmesinden sonra, Rusya bölgede tek müttefiki olarak gördüğü Ermenistan’la ilişkilerini daha da geliştirmeye çalışmıştır. Ermenistan’daki bazı sanayi tesisleri Rusya’ya olan borçları karşılığında, bu ülkenin şirketlerine bırakılmıştır. Bunların arasında Medzamor Nükleer Santrali ve altı hidroelektrik santral da yer almaktadır. (475) Rusya’nın bu tedbirleri bölge devletleri arasında işbirliğinin oluşmasını daha da imkânsızlaştırmaktadır. Rusya’ya daha da bağımlı hale gelen Ermenistan, hem Avrupa kurumlarıyla ilişkilerini istediği seviyede geliştirmekte zorluk yaşamakta, hem de bölge devletleriyle ilişkilerde bu ülkeyle danışmak zorunda kalmaktadır.

Rusya ile Gürcistan arasındaki ilişkiler bu ülkede Batı yanlısı olarak bilinen Saakaşvili’nin iktidara gelmesiyle daha da kötüleşmiştir. Gürcistan, Abhazya ve Güney Osetya sorunlarının çözümsüz kalması konusunda Rusya’yı suçlamakta, bu devleti ayrılıkçı güçlere yardım etmekle itham etmektedir. Rusya’nın bölgeye müdahalesine gösterilecek örneklerden biri, Kosova’nın bağımsızlığının tanınması durumunda bunun Abhazya ve Güney Osetya için bir emsal oluşturacağını beyan etmesidir. Hatta 11 Mart 2005’de Rusya Parlamentosu, “Rusya Federasyonu’na yeni bölgelerin katılımı” ile ilgili yasada bazı değişiklikler yaparak eski Sovyetler Birliği arazisinde bulunan ayrılıkçı hareketlere Rusya’ya katılım için hukuksal zemin oluşturmuştur. (476)

Bunun dışında Rusya Gürcistan’a yönelik bazı ekonomik yaptırımlar da gerçekleştirmiştir. Gürcistan’ın temel ihraç ürünü olan şarabların ihracatına kısıtlama getirilmesi ve doğalgaz fiyatlarını arttırması bu yaptırıamlara örnek olarak gösterilebilir. Buna cevaben Gürcistan Eylül 2006’da, Gürcistan topraklarında bulunan Rus askeri üslerinde hizmet eden bir grup subayı yakalayarak, Rusya lehine ajanlık yapmakla suçlayarak, sınırdışı etmiştir. (477)

Karşılıklı anlaşmazlıklar Gürcistan’ı Avrupa kurumları ile bütünleşme sürecine itmiştir. Şöyle ki, 5 Ocak 2008’de yapılan Cumhurbaşkanı seçimleri ile birlikte gerçekleştirilen referendumda, katılanların % 73’ü Gürcistan’ın NATO’ya üye olmasını istediklerini belirtmişlerdir. Nitekim 18 Ocak 2008’de Saakaşvili, Gori’de yeni askeri üs açarken, Gürcü askerlere Rus Kalaşnikov silahının yerine, Amerikan yapımı M–4 otomatik tüfekleri dağıtarak, bununla da tüm Rus yapımı silahlarından vazgeceçileceğini beyan etmiştir. Rusya bu durumdan oldukça rahatsız
olmuştur. (478)

Bölge devletlerinin siyasi açıdan Avrupa ve Avrupa-Atlantik kurumlarıyla ilişkilerini geliştirmesine karşı çıkan Rusya’nın ekonomik konularda da AB ile bölgeye yönelik işbirliği imkânsız görünmektedir. AB’nin Güney Kafkasya’ya yönelik ulaştırma ve enerji politikaları zaten Rusya’ya alternatif olarak geliştirilmiştir. AB’nin bölgede geliştirmeye çalıştığı TRACECA ve INOGATE Programları, bu kurumun çok yönlü ulaşım sistemin bir parçasıdır (479) ve daha önce belirtildiği gibi, Rusya üzerinden geçen koridorlara alternatif niteliği taşımaktadır. Hâlbuki Rusya, en başta Hazar Denizi havzasında bulunan enerji kaynaklarını taşınması için öngörülen boru hatlarıyla beraber, diğer tüm ulaştırma yolların kendi arazisi üzerinden geçmesi konusunda ısrar etmekteydi. Bu durum Merkezi Asya ve Güney Kafkasya’daki devletlerin Rusya’ya bağımlılığını sağlayacaktı. Ulaşım yolların üzerindeki tekel konumu, Rusya tarafından büyük güç statüsünün devamlılığını sağlayacak önemli araçlardan biri olarak görülmektedir. (480)

AB’nin Rusya ile işbirliğini mümkün kılabilecek diğer alan ise, Avrupa’nın doğusundaki çatışmaların ve anlaşmazlıkların birlikte çözülmesi olabilirdi. Yeni Komşuluk Politikası, AB ile komşu olan devletlerde ortaya çıkacak veya mevcut olan sorunların önlenmesi, yönetilmesi ve çözülmesi için geliştirilmiştir. Bu durumda Rusya’nın “yakın çevre” politikası ve AB’nin “komşuluk” politikası YBD bağlamında birbiriyle üst üste gelebilirdi. AB’nin doğu sınırlarında Transdinsyester’den, Kafkasya’ya kadar uzanan bölgelerde var olan sorunlarda Rusya doğrudan yer almaktadır. Bu durumda AB’nin Komşuluk Politikası çerçevesinde önlemeye çalıştığı bazı krizler Rusya’yı da ilgilendirmektedir. (481)

Ancak, AB tarafından 2004’te yürürlüğe konulan Yeni Komşuluk Politikası, Rusya tarafından kabul edilmemiştir. Rusya, bu programa taraf olan diğer devletlerle aynı yere konulmaktan hoşnut değildir ve kendine farklı ve daha derin bir yaklaşımın uygulanmasını talep etmektedir. (482) Elbette taraflar arasındaki çatışmaların çözümünde Rusya’nın Yeni Komşuluk Politikası’nda yer alması şart değildir. Ancak bunun için AB ile bu ülke arasında daha farklı işbirliği mekanizmaları geliştirilmesi mümkündür. (483)
Ancak AB ile Rusya arasındaki ilişkilerde de son zamanlar bazı sorunlar yaşanmaktadır. AB ile Rusya arasında ilişkileri düzenleyen Partnerlik ve İşbirliği Anlaşması’nın süresi 30 Kasım 2007’de sona ermektedir. Rusya bu anlaşmayı aynı şekilde yenilenmesini reddetmek birlikte, AB’den kendi özel konumunu gözeten yeni bir anlaşma oluşturmasını istemektedir. (484) Aslına bakılırsa AB ile Rusya arasındaki PİA, zaten diğer benzer antlaşmalardan farklıydı ve MDAÜ ile yapılan Avrupa Antlaşmalarına daha çok benzemekteydi. AB’nin Rusya’ya Yönelik Ortak Stratejisi de Haziran 1999’da bu PİA’yı temel alarak belirlenmiştir. Buna göre taraflar arasında stratejik ortaklığın güçlendirilmesi, Rusya’da demokrasinin sağlamlaştırılması ve bu ülkenin Avrupa ekonomik ve kültür alanına girmesinin hızlandırılması amaçlamaktaydı. (485) Buna rağmen Rusya, mevcut PİA ve Yeni Komşuluk Politikası ötesinde bir işbirliği öngören yeni bir mekanizmanın oluşturulmasını istiyor. Diğer taraftan, AB ile Rusya arasında yeni anlaşmanın imzalanması Polonya tarafından engellenmektedir. Rusya’nın bu ülkeden ithal edilen ete ve buğdaya uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle, Polonya AB ile Rusya arasındaki görüşmelere veto uygulamaktadır. Taraflar arasında bir diğer anlaşmazlık, Rusya’nın kendi çıkarlarına ters düşmesi nedeniyle AB tarafından önerilen Enerji Şartı’na katılmamasıdır. Rusya, kendisinden Merkezi Asya’dan ulaştırılacak petrol için altyapısından serbest geçiş izni vermesi istenirken, aynı hakkın AB topraklarında kendisine tanımamasını haklı olarak kabul edilemez bulmaktadır. (486) AB ile Rusya arasında ikili ilişkileri ilgilendiren konularda uyuşma sağlanmadan Güney Kafkasya bölgesine yönelik ortak bir politika üzerinde anlaşılması da mümkün görülmemektedir. Bu durumda farklı işbirliği olanakları değerlendirilmelerinin de başarı getireceği kuşku doğurmaktadır. Örneğin, 1 Ocak 2007’de AB, Romanya ve  Bulgaristan’ı kendi saflarına dahil etmekle, Karadeniz bölgesinde bölgesel aktör konumuna gelmiştir. Bu durumda AB ile Rusya arasında Güney Kafkasya bölgesine yönelik ortak adımların Karadeniz Ekonomik İşbirliği (KEİ) çerçevesinde atılması olasılığı teoride de olsa ortaya çıkabilirdi. (487) Bu durumda KEİ’nin avantajı, Güney Kafkasya devletleri yanı sıra Türkiye’nin de bu örgüte üye olmasıdır. Bu örgüt sayesinde Güney Kafkasya bölgesine yönelik AB, Rusya ve Türkiye’nin işbirliği sağlanabilirdi. (488) Fakat ilişkilerin mevcut durumu KEİ çerçevesinde de bu tür bir işbirliğinin oluşmasını zayıf bir ihtimale dönüştürmektedir. Yine de KEİ çerçevesinde olmasa bile, Rusya ve Türkiye’nin bölgeye yönelik işbirliği olasılıklarını da değerlendirmek gerekmektedir. Bu olasılığın yüksekliği AB’nin Türkiye ile Güney Kafkasya bölgesine yönelik ortak hareketini de doğrudan etkileyebilecektir

3.2.3 Türkiye ile İşbirliği Olasılığı

Güney Kafkasya bölgesi Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Bölgedeki istikrarsızlık durumu, Türkiye’nin güvenliği ve istikrarı bakımından da önemli bir tehdittir. Bölgede var olan sorunlar ve çatışmalar ve özellikle Ermenistan’la iyi gitmeyen ilişkiler bölgeyi güvenlik açısından Türkiye için kritik hale getirmektedir. Güney Kafkasya bölgesinin Türkiye için bir diğer stratejik önemi ise, bu bölgenin Merkezi Asya devletleri ile bir köprü rolünü oynamasıdır. Enerji koridorlarının kesiştiği noktanın üzerinde bulunan bu bölge, Azerbaycan’dan taşınan petrol ve doğalgazının yanı sıra, Kazakistan ve Türkmenistan’dan enerji kaynaklarının nakli için önemli bir güzergah haline dönüşebilir. (489)

Güney Kafkasya devletleri bağımsızlıklarını elde ettikten sonra bu devletleri ilk tanıyanlardan biri Türkiye olmuştur. Tarihi, etnik ve dini yakınlığı bulunan Azerbaycan yetkilileri 29 Ekim 1991’de ülkenin tanınması için çağrıda bulunduğu zaman tanıyacak ilk ülkenin Türkiye olmasını arzu ettiklerini beyan etmişlerdir. Nitekim 9 Kasım 1991’de Türkiye Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıdı. (490) Gürcistan’a gelince, Türkiye ilk ülke olarak bu devleti 16 Aralık 1991’de tanımıştı. Ardından 21 Mayıs 1992’de dönemin dışişleri bakanı Hikmet Çetin’in bu ülkeyi ziyareti sırasında imzalanan protokolle iki ülke arasında diplomatik ilişki kuruldu. Daha sonra, 30 Temmuz 1992’de Başbakan Süleyman Demirel Gürcistan’ı ziyaret ederek, Devlet Başkanı Eduard Şevardnadze ile “Dostluk, İşbirliği ve İyi Komşuluk Anlaşması” imzaladı. Türkiye Gürcistan’ın bağımsızlığını tanıdığı günde, Ermenistan’ın da bağımsızlığını tanıdı. (491)

Türkiye ilk dönemde Güney Kafkasya ve Merkezi Asya devletleri ile ilişkilerini geliştirirken bir model ve lider olma arzusuyla hareket etmekteydi. Fakat bunu yaparken bölgede bir planı veya projesi yoktu. Türkiye aynı zamanda Rusya’nın bölgedeki gücünü göz ardı eden ve bölgedeki etkinliğini kırmaya yönelik bir politika izlemeye çalışmıştır. (492) Azerbaycan’da Türkiye yanlısı olarak bilinen Elçibey yönetimine sergilediği sempatiye rağmen, Türkiye 4 Haziran 1993’te Albay Süret Hüseynov’un Elçibey’e karşı giriştiği darbeyi engellemek için somut herhangi bir adım atmamıştır. Yasal olarak seçilen Elçibey’in yönetimini desteklediğini beyan etmekle yetinmiş, fakat diplomatik açıklamadan öte herhangi bir adım atmamıştır. (493) Zamanla SSCB’nin dağılmasından sonra bölgedeki boşluğun Rusya tarafından doldurulduğunu anlayan Türkiye, bölge ülkeleriyle ilişkilerini istediği düzeye çıkaramamanın hayal kırıklığını yaşamaktaydı. (494)

Türkiye ile ilişkileri geliştirmeye çalışan Aliyev, iktidara geldikten sonra bu ülke ile oluşan soğuk ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Bunu yaparken, Elçibey döneminde Rusya ile kötüleşen ilişkileri de düzeltmeye çaba göstermiştir. Bunun için Rusya’nın Azerbaycan’a yönelik bazı çıkarlarını karşılamak için bir takım adımlar atmıştır. (495) Azerbaycan Rusya’nın önderlik ettiği BDT’ye üye olmuştur, fiiliyata geçirilmese de, Elçibey döneminde ülkeden çıkarılan Rus Ordusu’nun yeniden konuşlandırılması için Rusya ile anlaşılmıştır. (496) Rusya ile dengeli bir ilişki sürdürmeye çalışan Aliyev, Elçibey döneminde başlatılan, Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi bağlamında Türkiye ile yakınlaşma politikasını sürdürdü. (497)

Nitekim Şubat 1994’te ilk resmi ziyaretini Türkiye’ye gerçekleştirdi. Bu ziyaret sırasında iki ülke arasında önemli anlaşmalar imzalandı. Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı projesine destek verildi. Demirel ile Aliyev arasındaki yakınlık bu iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine yardımcı oldu. (498) Nitekim 1995’te Aliyev’e karşı yapılan başarısız darbe girişiminden Türkiye sorumlu tutulduğu halde, Aliyev bu darbe girişimi konusunda bilgiyi Demirel’den aldığını ve bununla da hayatını kurtardığını söylemiştir. (499) Azeri, Çırag, Güneşli petrol yataklarının işletilmesinde Türk Petrolleri Anonim Ortaklığının payını % 1.75’den % 6.75’e yükseltildi, iki ülke arasındaki ilişkileri düzenleyen birçok konuda anlaşmalar imzalandı. (500) Nitekim Haydar Aliyev’in 12 Aralık 2003’teki cenazesine Türkiye’den bütün üst düzey yetkililer katılarak, Azerbaycan’la olan ilişkilerin durumunu ve önemini sergilemişlerdir.

Gürcistan’ın Türkiye ile ilişkileri başlangıçtan beri olumlu havada gelişmekte idi. Türkiye Gürcistan için Rusya’ya bir alternatif olarak, Batı’ya açılan kapı rolünü oynamaktadır. Gürcistan, Türkiye ve ilişki kurduğu diğer bölge ülkesi Azerbaycan’la ortak jeopolitik çıkarları doğrultusunda birçok konuda ortak hareket etmeyi yeğlemektedir. Nitekim bu ülkelerle birlikte petrol nakli için planlanan ve inşası bitmiş olan Bakü-Tiflis-Ceyhan ve doğalgaz nakli için düşünülen Bakü-Tiflis- Erzurum boru hatlarının inşasında ortak tutum sergilemiştir ve sergilemeye devam etmektedir.

Bağımsızlığının ilk gününden beri Türkiye, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü tanıdığını ve bu ülkede var olan bütün ayrılıkçılık sorunlarının barışçıl yollardan çözümünü desteklediğini beyan ederek, çözüme yardımcı olmaya da çalıştı. (501) Türkiye ile 1997 yılında Askeri İşbirliği Anlaşması’nın imzalanması da büyük önem taşımaktadır. Bu anlaşmaya göre, Gürcistan silahlı kuvvetleri için Türkiye’nin askeri okullarında uzman yetiştirilmesi öngörülmekteydi. Nitekim bu anlaşmaya göre Türkiye tarafı Gürcü subaylara eğitim vermeye başladı ve jandarma sisteminin geliştirilmesi konusunda yardımcı oldu. 1998 yılında Türkiye ile Gürcistan arasında askeri işbirliği alanında bir memorandum imzalanmıştır, bu memorandumda Ankara ile Tiflis arasında stratejik askeri partnerliğin oluşturulması konusundan söz edilmekteydi. Bu partnerlikle Türkiye tarafından Gürcistan askeri kuvvetleri için maddi-teknik altyapının oluşturulması ve kadro yetiştirilmesi öngörülmektedir. (502)

Aslında bakılırsa, Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında işbirliği bir tür stratejik önem taşımağa başlamıştır. Her üç devlet arasında ilişkiler bölgesel ulaşım projelerinin gerçekleştirilmesiyle yeni bir düzeye çıkmıştır. İlk başta bu konuda Hazar bölgesinde üretilecek petrol ve doğalgazın Avrupa pazarlarına ulaştırılması için gerçekleştirilen boru hattı projelerin önemi büyüktür. Türkiye’nin Azerbaycan’da üretilen erken petrolün Bakü-Supsa boru hattı üzerinden taşınmasına desteğine karşılık, Gürcistan esas ihraç boru hattının Bakü-Tiflis-Ceyhan olmasını kabul ederek desteğini ortaya koymuş oldu. (503) Enerji ulaşım koridorlarının gerçekleştirilmesinin yanı sıra, üç ülkenin demiryollarını birleştirecek olan Bakü – Ahalkalaki – Kars demiryolunun bu devletler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde büyük ve stratejik rolü vardır. Bölge devletlerinin dışarıdan destek alınmaksızın gerçekleştireceği projenin, Türkiye’deki kısmını kendisi tarafından, Gürcistan’daki kısmını ise Azerbaycan tarafından bu ülkeye verilen kredi ile yapılması, bu devletlerin kimi konularda dış etkenler olmaksızın gerçekleştirebileceği işbirliğinin en bariz örneğidir. (504)

Azerbaycan ve Gürcistan’dan farklı olarak Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri asla aynı düzeyde olmamıştır. Bu iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine iki temel engel, Ermenilerin Türkiye’den 1915 olaylarının bir soykırım olarak tanınması talebi ve Ermenistan’ın Dağlık Karabağ dahil olmak üzere Azerbaycan topraklarını işgalidir. Bağımsızlığın ilk yıllarında bu ülkenin ilk Cumhurbaşkanı olan Ter-Petrosyan Ermenistan’ı tam bağımsız bir devlet haline getirmek için Rusya ile dengeli politika, Türkiye ve İran ile iyi ilişkiler kurmanın gerektiğini biliyordu. Türkiye ile normal ilişkilerin geliştirilmesi için, bu ülkeye karşı hiçbir önkoşul sürmemeye çalışan Ter-Petrosyan yönetimi bu adımlara karşılık hem ülke içinde milliyetçilerden, hem de Ermeni diasporasından ağır eleştiriler alıyordu. Diğer taraftan Türkiye o zamanki Ermenistan yönetiminin samimiyetinden kuşku duyuyordu. Bunun en önemli sebebi Ermenistan’ın Azerbaycan’dan silah yoluyla toprak koparma gayretleridir. Mayıs 1992’de Karabağ’da başarı sağlayan Ermenistan, bir sonraki adım olarak Nahçivan’a saldırmayı amaçlamıştır. Ermenilerin maceraperest bir siyaset güttüğü anlaşılması üzerine Türkiye Ermenilerin bu hareketlerine sert tepki ile karşılık vermiş, Azerbaycan’ın yanında yer almakla kalmayıp, Ermenistan’a ilişkilerin geliştirilmesini arzu ediyorsa, sınırlarını silah zoruyla değiştirme yönteminden vazgeçmesini deklare etmiştir. (505)

1993 yılında Ermenilerin Azerbaycan kenti olan Kelbecer’i işgali, Türkiye Ermenistan ilişkilerinin sonu oldu. Türkiye bu işgal üzerine, insani yardımlar da dahil olmak üzere, Ermenistan’a yapılacak hiçbir sevkıyat için topraklarını ve hava sahasını kullandırmayacağını açıkladı. (506)
21 Eylül 1996’da Ermenistan’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerde Daşnak ve diğer muhalefet partileri, Ter-Petrosyan’ı seçimlere hile karıştırmakla suçlayarak, eylemlere başladılar. Bu durum ülkede ciddi bir siyasi kriz yarattı. Bu krizi yatıştırmak için sözde “Dağlık Karabağ Cumhuriyeti”nin o zamanki başkanı Robert Koçaryan etkin rol oynadı. Muhalefette ve diaspora üzerinde büyük nüfuza sahip olan Koçaryan, Ter-Petrosyan tarafından başbakan olarak atandı. Çok geçmeden, 1998 yılında, Ter-Petrosyan istifa etti, yerine Cumhurbaşkanı olarak Azerbaycan vatandaşı olan Koçaryan seçimleri kazanarak, görevine başladı. Koçaryan’ın iktidara gelmesi ile gerçekleştirdiği icraatlar, Türkiye ile gergin ilişkileri daha da çıkmaza sokmuştur. Ter-Petrosyan döneminde faaliyeti yasaklanan, Türkiye hakkında radikal düşüncelere sahip Daşnaksutyun Partisi yeniden yasallaştı. Bu parti kanalıyla dünyadaki Ermeni diasporasıyla ilişkiler yeniden pekiştirildi. Ermeni lobisinin “Ermeni Soykırımı”nın Türkiye tarafından tanınması talepleri, Koçaryan döneminde Türkiye ile ilişkilerin gelişmesi için bir ön koşul olarak ileri sürüldü. Dolayısı ile Türkiye Ermenistan’la ilişkilerin başlamasını Karabağ probleminin çözümüne bağlandığı gibi, Koçaryan yönetimi de şart olarak soykırımın tanınmasını ileri sürmüştür. (507) Bu iki koşul iki ülke arasındaki ilişkileri çıkmaza sokmuş, günümüze kadar ilişkilerin dondurulmasında önemli rol oynamıştır (508). Ara sıra, iki devlet arasında çeşitli platformlarda ilişkilerin geliştirilmesi konusunda görüşmeler yapılsa da, hatta iki ülke arasında sınırların açılması konusunda girişimler gerçekleştirilse de, her iki devlet kendi görüşünde ve pozisyonunda kararlılık sergilemektedir.

Türkiye, Güney Kafkasya ve Merkezi Asya bölgesinden Avrupa devletlerine taşınacak petrol ve doğalgazı taşıyacak boru hatlarının arazisinden geçmesi nedeniyle AB’nin dış politikası ve güvenlik politikası açısından önemli bir rol üstlenmiştir. Ulaşımda yer alan diğer iki devlet Azerbaycan ve Gürcistan ile ilişkilerin üst düzeyde olması bu önemi daha da artırmaktadır. (509) Fakat Türkiye’nin Azerbaycan ve Gürcistan’la gelişen iyi ilişkilerinin aksine, Ermenistan’la var olan sorunları, AB’nin bölgedeki amaçlarının gerçekleştirilmesinde bu ülkenin yardımından yararlanmasını engellemektedir. Daha 1992 yılında Ermenistan’a karşı daha ılımlı politika sergileyen Türkiye, AB tarafından Ermenistan’a yardım olarak gönderilen 100 bin ton buğdayın kendi arazinin üzerinden gönderilmesini kabul etmiştir. Bunun dışında Ermenistan’a kendi enerji ağından elektrik sağlanmasını da kabul etmiştir. Fakat Azerbaycan’dan Türkiye’ye karşı yükselen itirazlar doğrultusunda, Türkiye AB’nden gelen buğdayın taşınmasını yavaşlattı. Nisan 1993’ten itibaren ise insani yardımlar dahil, Ermenistan’a hiçbir sevkıyat için topraklarını kullandırmayacağını açıkladı. Türkiye, Ermenistan’a sevk edilen her türlü malzemenin bu ülkenin savaş çabasına katkıda bulunduğunu belirtti. (510)

AB yetkilileri Türkiye’nin bölgedeki özel konumunun Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki çatışmanın çözümünde önemli rol oynayabileceği inancını taşımaktadırlar. Türkiye’nin AB’ye tam üye olup olmamasına bağlı olmaksızın AB Türkiye’den işbirliği taraftarı, yapıcı ve barışçı bir rol üstlenmesini beklemektedir. AB ile Türkiye arasındaki sıkı ilişkiler ve Türkiye’nin bölgedeki konumu, bu ülkenin bölgedeki sorunun çözümünde AB’ye katkısının mümkün olabileceğini düşündürmektedir. (511) Fakat görüldüğü gibi Türkiye’nin Azerbaycan’a yakınlığı ve Karabağ sorunu konusunda müttefikliği, Azerbaycan-Ermenistan sorununun çözümündeki katkısına engel oluşturmaktadır. (512)

Örneğin, 2000 yılında AB Komisyonu’nun Türkiye’ye ilişkin yıllık ilerleme raporunda Türkiye’nin Kafkasya’da barış ve istikrara bir sıra tedbirle katkıda bulunduğu belirtilmiştir. Bu tedbirlerin en önemlisi ise Güney Kafkasya bölgesini ilgilendiren İstikrar Paktı’nın Türkiye tarafından hazırlanarak, sunulmasıdır. Fakat bu tedbirler Karabağ sorununu çözmeye yeterli olamamış bilakis bu çatışma yüzünden Pakt yürürlüğe girememiştir. (513) Türkiye’nin Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki sorunun çözülmesine yönelik diğer planı ise, Ermenistan ile Karabağ ve Azerbaycan’ın esas kısmıyla Nahçivan arasında koridorların açılmasıydı. Fakat bu çözüm önerisi Ermeniler tarafından hemen reddedilmiştir. Azerbaycan’la Nahçivan arasında oluşturulacak koridor Ermenistan’ın Megri bölgesinden geçecekti ve bu İran ile olan sınır bağlantısını tehlike altına sokmaktadır. Bu bağlantı ise Ermenistan için büyük önem taşımaktadır. (514)

Aslında Avrupa’daki Ermeni lobisi Güney Kafkasya’daki gelişmeler konusunda AB’nin desteğini Ermenistan lehine yönlendirmeye çalışmaktadır. Dağlık Karabağ sorununa gelince, Ermeni lobisinin faaliyeti sayesinde Türkiye’ye suçlamalar yöneltilmiş, bu ülkenin Ermenistan’a karşı uyguladığı ambargo nedeniyle, Güney Kafkasya bölgesinde barışın temin edilmesi için gerekli katkıyı yapmaktan uzak olduğu ifade edilmiştir. (515)

AB’nin Türkiye’nin Güney Kafkasya bölgesindeki girişimleri konusunda farklı tavırlar sergilemesi esasen bu konuda net bir politikanın oluşmamasıyla ilgilidir. Türkiye’nin AB’nin amaçlarının gerçekleştirilmesi açısından nasıl katkıda bulunabileceği konusunda net bir görüş şekillenmemiştir. Zaman zaman, AB’ye üye olan devletlerin bu konuya karşı sergilediği ilgi doğrultusunda, Türkiye’nin bölgeye yönelik davranış biçiminin değerlendirilmesi ötesinde herhangi bir somut çözüm öneride bulunmamıştır. Türkiye’nin bölge içi istikrarın oluşmasına olası katkılarına Rusya’nın Ermenistan’a müdahalesi ve esasen ABD ve Fransa’da bulunan Ermeni lobisinin tavırları engel olmaktadır. Bölgedeki son müttefikini (Ermenistan) kaybetmekten çekinen Rusya, Türkiye’nin girişimlerini ABD ve AB’nin bölge politikalarının bir uzantısı gibi görerek, bu tür girişimleri engellemeye çalışmaktadır. Zaten ABD ve Fransa’daki lobilerin tavrı bu tür girişimlerin sonuçlanma olasılığını da azaltmaktadır.

3.3 AB’nin Güney Kafkasya Bölgesi’ndeki Amaçlarının Gerçekleştirilmesi  İçin Diğer Olasılıkların Değerlendirilmesi

AB’nin Güney Kafkasya bölgesine yönelik olarak diğer bölgesel aktörlerle ikili işbirliği geliştirme olasılığı değerlendirildiği zaman, bunların kurumun amaçlarının gerçekleştirilmesi açısından yetersiz kaldığı görülmektedir. Güney Kafkasya bölgesinde siyasi ve ekonomik açıdan bir bütünlüğün oluşmaması, bölgede aktif politika yürüten uluslararası örgütler ve devletlerin, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’a yönelik bütüncül bir politika yürütmekte başarısız olmalarına ve bölgeye yönelik değil ülkelere yönelik politikalara başvurmalarına yol açmaktadır. Buna ek olarak, bu aktörlerin herhangi birinin bölgeye yönelik faaliyetlerini artırma niyeti, bu bölgede kendi çıkarlarını gözeten diğer bir aktör ile çatışma olasılığı nedeniyle engellenmektedir.

Bu durumda, bölgeye yönelik politikaların iki taraflı işbirliği çerçevesi yerine bölgede çıkarları olan birkaç aktörü içeren, çok taraflı girişimlerin AB’nin bölgede istikrarı ve güvenliğin sağlanması amacına yönelik bir seçeneği olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Aslında bu tür girişimler daha önce de görülmüştür. AB’yi doğrudan ilgilendiren ve bu kurumun da desteğini alan ilk teklif Kafkasya İstikrar Paktı olmuştur. Türkiye tarafından önerilen bu paktın AGİT’in gözetiminde çalışması öngörülmüştü. Fakat Rusya’nın o dönemde 2. Çeçenistan müdahalesi nedeniyle sertleşen Kafkasya politikası yüzünden çekinen Güney Kafkasya devletleri bu teklifi pek sıcak karşılamadılar. Bunun neticesinde Rusya’nın yer alamayacağı ve bölgeyi ilgilendiren herhangi bir girişimin gerçekleşmesinin zor olacağı ortaya çıkmıştır. (516) Bu teklifin ardından Kafkasya G–8’i olarak bilinen ve bölgeye ilgisi olan tüm aktörlerin yer aldığı 3+3+2 formülüne dayalı (Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan+ Rusya, Türkiye, İran+ ABD, AB) bir istikrar paktını oluşturmak için yeni bir yaklaşım geliştirildi. Mart 2001’de itibaren, Güney Kafkasya’da işbirliği arayışları, bölgesel istikrarın ve güvenliğin oluşumuna yönelik farklı yaklaşımlar arasında bir mücadeleye dönüştü. Azerbaycan ve Gürcistan, Batılı devletler ve uluslararası kuruluşlar, AGİT gözetiminde Güneydoğu Avrupa İstikrar Paktı benzeri bir işbirliğini savunmaktadırlar. Batı Balkanlarda istikrarın sağlanmasını ve korunmasını öngören bu Pakt 27 Mayıs 1999’da Bonn’da Güney Avrupa Konferansı’nda gündeme getirilmiştir. İstikrar Paktı, Balkan ülkelerine somut bir istikrar perspektifi ve Avrupa-Atlantik yapısına katılımın sağlanmasını garantilemektedir. (517)

Diğer taraftan Ermenistan sadece bölge devletlerinin (Rusya, Türkiye, İran) katılımını istemiştir. (518) Oysa Gürcistan İran’ın bölgesel sorunlara müdahale etmesine karşı çıkmıştır, bu devlet yerine ABD’nin yer almasını teklif etmiştir. (519) Diğer taraftan Gürcistan’ın mesafeli davranmaya çalıştığı Rusya, olası bir işbirliğini BDT sınırları içerisinde tutmaya çalışmaktadır. Bu mümkün olmasa bile, oluşacak herhangi bir işbirliği modelinde mutlaka yer almak istediğini belli etmiştir. (520) Günümüze dek bu işbirliği tekliflerinden herhangi birinin gerçekleştirilmesi için herhangi bir adım atılmadığı halde, Güneydoğu Avrupa stikrar Paktı benzeri ve AB’yi ilgilendiren bir girişimin hangi şekli alacağı ve Avrupa-Atlantik katılım perspektifi belirsiz olduğu için, bölgeye yönelik aktörlerin katılımı açısından en kapsamlı işbirliği modeli olan bu “G-8” başarısız sayılmalıdır. Teklif edilen diğer çok taraflı işbirliği modellerinde ise AB herhangi bir rol üstlenmemektedir. Diğer taraftan, çok taraflı güvenlik ve işbirliği girişimlerinin başarılı olması için sadece bölgesel güçlerin değil Güney Kafkasya’daki tüm devletlerin kabul edebileceği bir teklif ileri sürülmelidir. (521)

Görüldüğü kadarıyla AB’nin Güney Kafkasya bölgesindeki amaçlarının gerçekleştirilmesi için başvurabileceği ve daha önce en başarılı kabul edilen tek araç, bu devletlere yönelik koşullu entegrasyon sürecini başlatarak, daha önce de MDAÜ ve Batı Bölgelerinde görüldüğü gibi, bu devletlere mevcut ülkeler arası sorunların çözümünü koşul olarak sunmak veya sunulan çözüm tekliflerini kabul ettirmektir.

Aslına bakılırsa Güney Kafkasya devletleri tarihinde entegrasyon sonucunda çatışmaların çözülmesi daha önce de görülmüştür. Bu her üç devletin Sovyetler Birliği’nin bir parçası olduğu zamana rast gelmektedir. Güney Kafkasya’da Çarlık Rusya’dan miras olarak kalan Abhazya, Osetya ve Karabağ sorunları, 1922’de Sovyetler Birliği’nin kurulmasıyla belli bir çözüme kavuşmuştur. 28 Mayıs 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti sınırları içerisinde yer alan bu bölge, Azerbaycan ile Ermenistan arasında çatışma alanına dönüşmüştür. (522) Azerbaycan ve Ermenistan Kızıl Ordu tarafından işgal edildikten sonra 1922 yılında kurulan Sovyetler Birliği’nin bir parçası olunca, 7 Temmuz 1923’de Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içinde kalmıştır (523) ve bununla da iki taraf arasındaki çatışma 1988 yılına kadar dondurulmuştur.

Abhazya’ya ve Osetya’ya gelince, 1918’de bağımsızlık ilan eden Gürcistan’la Abhazya arasında 8 Haziran 1918’de yapılan anlaşmaya göre, Abhazya Gürcistan içinde otonom statü almıştır. Fakat bu anlaşma yürürlüğe girememiştir, çünkü 1921 yılında Kızıl Ordu Gürcistan’ı işgal ettikten sonra Abhazya bağımsızlığını ilan ederek, Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni ilan etti. Bununla 1922 yılında kurulan Sovyetler Birliği’ni oluşturan cumhuriyetlerle aynı statüde olduğunu ve Moskova ile direkt ilişki kurduğunu ima etmiş oluyordu. Nitekim Sovyetler Birliği’ni oluşturan anlaşmada, Gürcistan’ın Gürcistan ve Abhazya olarak iki bağımsız devletten oluştuğu belirtilmiştir. 1931 yılında Abhazya’nın bu statüsü ortadan kaldırılarak, Gürcistan dahilinde Otonom Cumhuriyet statüsüne geçilmiştir. (524) Güney Osetya’ya gelince, Gürcistan bu bölgeyi ülkenin ayrılmaz bir parçası ilan etmişti. Oysa Osetler’in bu konuda fikri farklıydı. Kızıl Ordu bölgeye girdikten sonra Osetler, Osetya Sovyet Cumhuriyetini ilan etmişlerdir. Daha sonra, 1922’de bu bölge Güney Osetya Otonom Bölgesi olarak Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde yer almıştır. (525) Bu sayede taraflar arasında çatışma, tarafların aynı birlik çatısı altına girmesiyle, Sovyetler Birliği’nin devam ettiği sürede çözüme kavuşmuştur.

Her üç sorun Sovyetler Birliği döneminde dayatma yoluyla bir şekilde sonuçlandırıldığı için, bu, sorunları çözmekten ziyade dondurmuştur. Sovyetler Birliği’nde dağılma süreci başlayınca, bu sorunlar yine ortaya çıkmışlardır. Bu durumda, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan için AB’ye tam üyelik sürecinde çatışmaların çözüm yolların dayatma yöntemi ile olmamalıdır, aksi takdirde üyelik perspektifi de bölgedeki sorunları çözmeye yetmeyebilir. Bunun örneği şu anda Kosova’da gözlenmektedir. Sırbistan’a Kosova’nın bağımsızlığının tanınması karşılığında AB’ye tam üyelik vaadinde bulunulsa da, bu bölgenin bağımsız olmasına karşı çıkan Sırbistan’da bu durumda AB’ye üyelikten de vazgeçilebileceği ülke yönetiminin farklı kademelerde zikredilmeye başlanmıştır. (526)

Diğer taraftan AB’nin Güney Kafkasya bölgesindeki sorunları dikkate almaması yanında başka sorunlar da getirebilir. Çatışmaların durduğu dönemde görüşmeler yoluyla sorunların çözümüne dair ümitlerini giderek kaybeden Azerbaycan ve Gürcistan, gerekirse sorunları askeri yolla çözeceğini defalarca beyan etmiştir. Örneğin Gürcistan 2008 yılında askeri bütçeyi 200 milyon ABD dolar kadar artırmayı düşünmektedir. (527)

Azerbaycan’a gelince bu ülke iki taraf arasında yürütülen görüşmelerin bir netice vermemesi durumunda Dağlık Karabağ konusunda savaş yoluna başvuracağını defalarca beyan etmiştir. Askeri bütçesi Ermenistan’ın toplam bütçesi miktarına artıran Azerbaycan, son zamanlar aktif bir şekilde silah kapasitesini geliştirmektedir. Azerbaycan yetkilileri Dağlık Karabağ sorununu kısa vadede barış veya savaş yoluyla çözmeye niyetlidirler. Azerbaycan’ın başkent Bakü ile 2016 Yaz Olimpiyat Oyunlarına aday olması bile oyunların çatışma bölgesinden en az 45 km uzakta olması şartına atıfla bu çözüm iradesini ve Azerbaycan’ın konuyla ilgili olarak barışı bir şekilde temin ederek istikrarlı bir ortam oluşturma kararlılığını göstermektedir. (528)

Mevcut durum Ermenistan’da da memnuniyetsizliği artırmaktadır. Şöyle ki Ermenistan’ın ilk cumhurbaşkanı Levon Ter-Petrosyan, Ermenistan’ın geleceğinin, halkının refahının ve ekonomik gelişiminin Dağlık Karabağ sorununun çözülmesine bağlı olduğunu beyan etmiştir. (529) Zaten Azerbaycan tarafından Dağlık Karabağ için teklif edilen özerklik statüsü, burada yaşayan Ermenilerin kendi yönetimini oluşturmasına olanak vermektedir. Diğer taraftan giderek güçlenen Azerbaycan’ın farklı bir çözüm önerisini kabul etmesi de pek olası görülmemektedir.

Güney Kafkasya bölgesindeki etnik çatışmaların ve mevcut çözümsüzlüğün devam etmesi, ticareti, güvenliği ve bölgesel işbirliğini ciddi bir şekilde etkilemektedir. Uzun vadede bu sorunlar ekonomik refahı da olumsuz etkileyecektir. İç ve dış kaynaklı istikrarsızlıklar bölge devletlerinin siyasi ve ekonomik olarak yeniden yapılanmalarına odaklanmasını zorlaştırmakta, bu ise aralarındaki işbirliğinin geliştirilmesine ve bu işbirliğinden yararlanmalarını imkansız kılmaktadır. (530) Bu durumda AB ile ilişkileri giderek artan Güney Kafkasya’da ortaya çıkacak istikrarsızlık durumu AB’yi de doğrudan etkileyecektir.

AB atıl bir gözlemci olarak kenarda kalamaz ve bölgede amaçlarının gerçekleştirilmesi için ekonomik araçların yanında siyasi araçlara başvurması gerekiyor. Koşullu entegrasyon bu amaçların gerçekleştirilmesi için bir araç olarak tercih edilirse, ilk aşamada bu devletlerin farklı arayışlara (silahlı çatışma gibi) yönelme ihtimallerini azaltır, ama uzun vadede bölge içi istikrarın sağlanması için mevcut etnik çatışmaların çözümünü de gerektirmektedir. Gerçekleştirilecek çözümlerin kalıcılığının sağlanması için ise, bunların mevcut uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde yapılması gerekmektedir


SONUÇ

Bu çalışmada günümüze kadar AB’nin Güney Kafkasya devletleri ile ilişkilerinin gelişim süreci, mevcut durumu betimlenmiş ve AB’nin bölge ile ilgili amaçlarının gerçekleşme oranı ile ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler AB’nin MDAÜ ve Batı Balkanlar’a yönelik ortak dış politikası ve ortak güvenlik politikasının araç ve sonuçlarının Güney Kafkasya dahil olmak üzere YBD için izlenen politika ile karşılaştırılmasından elde edilen sonuçlara dayandırılmıştır. Aynı zamanda AB’nin bu amaçlarına ulaşmak için bölgesel ve uluslararası aktörlerle mevcut ve olası işbirliği seçenekleri maddeler halinde incelenmiştir. Bütün bu değerlendirmeler sonunda, Avrupa Birliği’nin bölgeyle ilgili temel dış politika ve güvenlik politikası önceliği olan güvenlik ve istikrar ortamının tesisi ve bölgenin enerji ve ulaşım imkânlarının birliğin ihtiyaç duyduğu alternatifler olarak seferber edilmesi gibi amaçlar açısından başarısız olunduğu hükmüne varılmıştır.

En başta AB’nin Güney Kafkasya devletlerine yönelik temel dış politika hedefini de kapsayan, kendisine komşu bölgelerde güvenlik ve istikrarı sağlama ve koruma amacına ulaşılamamıştır. Bölgede Ermenistan ve Azerbaycan arasında Karabağ meselesi yüzünden, Gürcistan içinde de Abhazya ve Güney Osetya’daki ayrılıkçı hareketler nedeniyle sıcak çatışma olasılığı halen mevcut olup, beklenmedik bir anda fiili bir soruna dönüşebilir. Sıcak çatışma veya mevcut gerilimlerin tırmanması Karadeniz üzerinden AB ile komşu hale gelmiş bu bölgedeki sorunların doğrudan veya dolaylı şekilde birlik coğrafyasına da sıçraması olasılığını yaratmıştır. Bu sorunlar arasında yasadışı göç, organize suç ve uyuşturucu trafiği olasılığı, devletlerin egemenlik alanlarından çıkmış çatışma bölgelerinin terör örgütlerini barındırma olasılığı gibi risk faktörlerinin mevcut olduğu değerlendirilmesi yapılmıştır.

Diğer bir başarısızlık da AB’nin prensipte, yaygınlaştırılması konusunda büyük çaba gösterdiği insan haklarına dayalı çoğulcu demokrasilerin bölgede kurulamamış olmasıdır. Bölgede demokratik rejimler teşvik etmeye yönelik girişimler olmuşsa da bunlar ABD’den gelmiş, AB’nin bu konuda herhangi bir katkısını tespit etmekte güçlük çekilmiştir.

Üçüncü başarısızlık kriteri olarak AB’nin bölgede gerçekleştirmek istediği ekonomik işbirliği ortamının oluşturulamamış ve AB’nin bölgeyle ilgili enerji ve ulaşım politikalarının sonuç vermemiş olması sayılabilir. Bu tespit, TACIS çerçevesinde gerçekleştirilmesi beklenen TRACECA ve INOGATE projelerinin gerçekleşme oranının ve etkinliğinin yetersiz düzeyde kalması, AB’nin Nabucco gibi kendisi tarafından geliştirilmiş projeleri tek başına yürütmekte zorluk çekmesi ve bölgede sonuca ulaşmış ekonomik işbirliği girişimlerinin bölge ülkelerinin kendi çabaları ve AB dışı uluslararası aktörlerin (ABD gibi) insiyatifiyle sonuca ulaştırılması gibi olgulara dayandırılmıştır. AB’nin bu alandaki başarısızlığı sınırlarının doğusunda enerji ve ulaştırma alanlarında Rusya’ya mahkum durumda kalması riskini beraberinde getirmektedir.

AB’nin dış politika ve güvenlik politikası amaçlarını gerçekleştirmede başarısız olması veya yeterli düzeyde başarılı olamamasının sebeplerinin temelinde bu amaçları gerçekleştirmede başvurduğu araçların yetersizliğidir. Bu araçların etkinliğinin çözümlenmesi sırasında tespit edilen önemli faktörlerden birisi AB’nin OGDP’yi gerçekleştirmekte en başarılı olduğu MDAÜ bölgesinde uyguladığı koşullu entegrasyon ve yine kısmi başarı yakaladığı Batı Balkanlar için uyguladığı koşullu adaylık perspektifi ödüllerini içeren politikaların Güney Kafkasya devletleri için izlenmesinin mümkün olmamasıdır. Bunun yerine bölge ülkeleriyle ilişkileri düzenlemesi ve bölgeye yönelik OGDP’yi gerçekleştirmesi için devreye sokulan en son girişim olan Yeni Komşuluk Politikası ile, siyasi bir katılım perspektifi takdim edilmeden nihai olarak ve sadece ekonomik entegrasyon teklif edilmektedir. Bu da taraf devletleri ilgili AB organlarında söz hakkı olmaksızın bir takım düzenlemelere tabi olma zorunluluğu ile karşı karşıya bırakmakta ve ekonomik çıkarlarını savunma imkânlarından mahrum etmekte olması nedeniyle bu ülkelerce kuşku ve isteksizlikle karşılanmaktadır. AB’nin istikrar ve güvenliğin temini açısından temel şart olduğunu savunduğu, çoğulcu demokrasilerle yönetilen, serbest piyasa ilkelerine bağlı ülkeler arasında ekonomik işbirliği ideali ve bu AB idealine yönelik reformlar bu isteksizlik ve kuşku nedeniyle gerçekleştirilememektedir.

AB’nin bölgeye yönelik olarak ekonomik reformları ve mali yardımları içeren, yani ağırlıklı olarak ekonomik araçlarla desteklenen politikaları, mevcut çatışmaları ve anlaşmazlıkları sona erdirmekte ve çözmekte yetersiz kalmakta ve AB de kurum olarak bu çatışmaların çözümünü başka uluslararası aktörlere (AGİT gibi) bırakmaktadır. AB’nin bu konuda inisiyatif almış olması halinde bile Güney Kafkasya’daki mevcut konjonktür nedeniyle bu sorunları tek başına çözmesinin imkansız olduğu tespit edilmiştir. Bunun nedenleri arasında Rusya, ABD gibi, bölgede önemli çıkarları ve güçlü pozisyonu olan ülkelerle AB arasında amaçlar veya araçlar düzeyinde uzlaşmazlıkların varlığı görülmüştür. Aynı nedenler AB’nin bu bölgesel ya da uluslararası güçlere rağmen değil onlarla işbirliği yoluyla da güvenlik ve istikrar tesisi amacına ulaşmasına imkan tanımamaktadır.

Bütün bu faktörler göz önüne alındığında görülmektedir ki, AB bir örgüt olarak kuruluşundan bu yana geliştirdiği etkin politika araçlarını bu bölgede uygulayamamakta, geliştirdiği diğer araçlar veya uygulamak istediği yeni politikalar da yetersiz kalmaktadır. Aynı noktadan hareketle bu çalışma çerçevesinde AB’nin bu açmazdan kurtulması için gerekli alternatif bir politika önerilmemekle beraber, mevcut dış politika araçlarıyla yola devam edilmesinin, kurumun bu bölge ile ilgili olarak amaçlarına ulaşmaktan uzak kalmasına yol açacağı sonucuna varılmıştır.


1. Bölüm >>>         2.Bölüm >>>         3.Bölüm >>>


3. BÖLÜM DİPNOTLARI:
346)
Kenar, a. g. e., 2005, s. 391.
347) Bkz: Программа Файр (PHARE Programı), (30.06.07); PHARE, 30.06.07.
348) Smith, a. g. e., 2004, s. 77.
349) E. Zengin, R. İbrahimov, “Azerbaycan’ın Petrol ve Gaz Kaynaklarının İşletilmesine Alternatif Olarak Nakliyat Koridorları”, Avrasya Etütleri, Ankara, TİKA Yayınları, No 27-28, (Sonbahar- Kış, 2005), s. 200.
350) Y. Rafikoğlu, “Bakü-Tiflis-Ceyhan Trabzona Kadar Uzatılabilir, (Баку-Тбилиси-Карс МожетБыть Продлен До Трабзона)”, Zerkalo Gazetesi, No 147, 3 Ağustos, 2007.
351) Fuad, a. g. m., 19 Ağustos, 2005.
352) Mustafa Gün, et al, a. g. m., 2007.
353) Samir Merdanov, Avrupa Birliği’nin Kafkasya Politikası, Ankara, Naturel Yayınları, 2007, s. 67.
354) Lutz Kleveman, Yeni Büyük Oyun, Orta Asya’da Kan ve Petrol, İstanbul, Erevest Yayınları,2004, s. 26.
355) Rovshan Ibrahimov, Nabucco: Project wıth Strange Name and Mysterous İntentions, 25 Mart,2007, http://www.turkishweekly.net/energyreview/TurkishWeekly-EnergyReview12.pdf, (25.08.07).
356) Rovshan İbrahimov, Again About Nabucco Project, 18 Haziran 2007, http://www.turkishweekly.net/comments.php?id=2635, (25.08.07).
357) Bkz: F. Alizade, “Avrupa Hazar Doğalgazına Muhtaçtır, (Европа Нуждается в Каспийском
Газе)”, Zerkalo Gazetesi, Bakü, 9 Haziran, 2007.
358) Yuriy Simonyan, Hazar Denizinde Amerikan Çıkarması (Американский Десант в
Каспийском Регионе), 07.06.2007, http://www.ng.ru/cis/2007-06-07/1_desant.html, (15.07.07).
359) Rovshan İbrahimov, a. g. m., 18 Haziran 2007.
360) Enerji Oyunları, (Энергетические Пасьянсы),
http://www.eurasianhome.org/xml/t/expert.xml?lang=ru&nic=expert&pid=1114&qmonth=0
&qyear=0, (13.07.08)
361) İbrahimov, a. g. m., 18 Haziran 2007.
362) Bu konuda Bkz: Merdanov, a. g. e., 2007, ss. 9-10.
363) The European Union and Azerbaijan Republic: Partneship and Cooperation Agreement, http://ec.Europa.eu/external_relations/ceeca/pca/pca_azerbaijan.pdf, (12.08.07), s. 2; The European Union and the Republic of Georgia: Partnership and Cooperaiton Agreement,
http://ec.Europa.eu/external_relations/ceeca/pca/pca_georgia.pdf, (12.08.07), s. 2;
The European Union and The Republic of Armenia: Partnership and Cooperation
Agreement, http://ec.Europa.eu/external_relations/ceeca/pca/pca_armenia.pdf, (12.08.07), s. 2.
364) Her üç metine bakıldığı zaman bölge içi çatılmalar konusunda bir kelimeyle bile söz edilmemektedir: The European Union and Azerbaijan Republic: Partneship and Cooperation Agreement,(12.08.07); The European Union and the Republic of Georgia: Partnership and Cooperaiton Agreement, (12.08.07); The European Union and The Republic of Armenia: Partnership and Cooperation Agreement, (12.08.07).
365) Arbatova, a. g. m., 2006.
366) İgor Leshukov, Rusya ve Avrupa’nın Temel Güvenlik Kurumları: 21 Yüzyıla Girerken, (Россия и Основные Институты Безопасности В Европе: Вступая В XXI Век), http://www.carnegie.ru/ru/pubs/books/volume/36467.htm, (19.07.07).
367) Arbatova, a. g. m., 2006.
368) Hüseynov, a. g. e., 2003, s. 60-61.
369) Polonya’nın Avrupa Birliği’ne Yolculuğu, (Дорога Польши в Европейский Союз), http://poland.poland.su/union_doroga.html, (14.07.07).
370) Strengthening the European Neighbourhood Policy, 4 December, 2006, http://www.delarm.ec.Europa.eu/en/press/04_12_2006.htm, (15.07.07).
371) AB Komisyonu Beyaz Rusya’nı “Yeni Komşuluk” Programından Çıkarttı, (Еврокомиссия Исключила Белоруссию из Программы «Нового Соседства»), 13.05.2004, http://www.charter97.org/rus/news/2004/05/13/eu, (01.09.07).
372) Aliboni, a. g. m., 2006, s. 3.
373) “Avrupa İstikameti, (Европейское Направление)”, Rossiya: Monitoring, Analiz, Prognoz, No21-22, Ocak-Aralık, 2004, http://www.niiss.ru/rus2004_21-22_24.shtml, (01.09.07).
374) Merdanov, a. g. e., 2007, s. 112.
375) Aşot Voskanyan, Güney Kafkasya Devletlerin AB’ye Bütünleşme Sürecinde Muhtemel Modeller, (О Комплементаризме и Возможных Моделях Европейской Интеграции Стран Южного Кавказа), http://scirs.org.ge/russian/analytic/round_three/print/voskanyan.htm, (10.08.07).
376) Ataç Akça, AB’nin Komşuluk Politikasının Geleceği, 26.02.07, http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=839&sayfa=8, (09.07.07).
377) European Neighbourhood and Partnership Instrument: Azerbaijan, Country Strategy Paper,
2007–2013, (com(2005)72), Brussels, 02.03.2005, SEC (2005)286/3, http://ec.Europa.eu/world/enp/pdf/country/azerbaijan_country_report_2005_en.pdf, s.,1.
378) Reetz Dietrich, “Kafkasya, Orta Asya, Güney ve Doğu Asya’daki Kriz Kaynakları ve Bölgelerinin Avrupa Birliği’nin Güvenliğine Etkileri”, Türkiye, NATO ve Avrupa Birliği Perspektifinden Kriz Bölgelerin İncelenmesi ve Türkiye Güvenliğine Etkileri, Reşat Ödün (Editör), Ankara, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, 2004, s.190.
379) Bu konuda daha geniş bilgi için bkz: Hatem Cabbarlı, “Bağımsızlık Sonrası Ermenistan’ın Enerji Politikası”, Avrasya Dosyası, Enerji Özel, Cilt 9, Sayı 1, Ankara, ASAM Yayınları, (Bahar, 2003), s. 242-243.
380) European Neighbourhood and Partnership Instrument: Georgia, Country Strategy Paper,2007–2013, s. 7.
381) European Neighbourhood and Partnership Instrument: Armenia, Country Strategy Paper,2007–2013, s., 17.
382) European Neighbourhood and Partnership Instrument: Azerbaijan, Country Strategy Paper,2007–2013, s. 7.
383) Mevlüt Katık, “Avrupa Komşuluk Politikası’na” Güveni Az, 8.10.06, Sofya, Brüksel, http://www.voanews.com/turkish/archive/2006-10/2006-10-08-voa5.cfm, (05.08.07).
384) Katık, a. g. m., 2006.
385) Kahraman, a. g. m., 2006, ss. 41–42.
386) Aliboni, a. g. m., 2006, s. 3.
387) Katık, a. g. m., 2006.
388) The Republic of Azerbaijan and the OSCE, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın Resmi Sitesi, http://www.mfa.gov.az/eng/international/organizations/osce.shtml, (10.02.2007).
389) OSCE Handbook,OSCE, Vienna Austria, June, 2000, s. 63.
390) Eş başkanlar bölgede çıkarları olan devletler tarafından temsil olunmaktaydı, Fransa ise AB’yi temsil etmektedir.
391) The Republic of Azerbaijan and the OSCE,
www.mfa.gov.az/eng/international/organizations/osce.shtml
392) Minsk Group proposal ('common state deal'), Nowember, 1998, http://www.c-r.org/our- work/accord/nagorny-karabakh/keytexts20.php, (02.02.2008).
393) Adiş Memmedov, “Ermenistan-Azerbaycan, Dağlıq Qarabağ Münaqişesi”, Dirçeliş XXI Esr, Bakü, Azerbaycan Dövlet Quruculuğu ve Beynelxalq Münasibetler İnstitutu, No 84–85, (Şubat- Mart, 2005), ss. 185–188.
394) Neil S. Macfarlane, “A Role for the EU in Preventing Ethnic Conflict”, Rethinking European Union Relations with the Caucasus, Baden-Baden, Reinhardt Rummel ve Claude Zullo, (ed.), Nomos Verlagsgeselleschaft, 1999, ss. 60–61.
395) OSCE Handbook, 2000, ss. 59–60.
396) Elif Hatun Kılıçbeyli, a. g. m. 2006, s., 84.
397) Aşot Voskanyan, a. g. m., http://scirs.org.ge/russian/analytic/round_three/print/voskanyan.htm, (10.08.07).
398) Kamer Kasım, “Armenia’s Foreign Policy: Basic Parameters of the Ter-Petrosian and Kocharian Era”, Review of Armenian Studies, Ankara, ASAM Yayınları, Cilt 1, No 1, (2002), s. 97.
399) Dağlık Qarabağ: Sülh Plan, Interantional Crisis Group Raporu, No 167, 11.10.05, s. 9.
400) Dağlık Qarabağ: Sülh Plan, Interantional Crisis Group Raporu, 2005, s. 9.
401) Kamil Ağacan, “Gürcistan’da Barışın Önünden En Önemli Engel: Barış Gücü”, Stratejik Analiz
Dergisi, Sayı 76, Ankara,Asam Yayınları, (Ağustos, 2006), s., 15.
402) Kleveman, a. g. e., 2004,s. 36.
403) Kleveman, a. g. e., 2004,s. 48.
404) Ağacan, a. g. m., 2006, s. 15
405) NATO Handbook, Brusselss, NATO Office of Information and Press, 1110, 2001, s. 67.
406) Yuryeva, a. g. m., 2003, ss. 359–360.
407) Yuryeva, a. g. m., 2003, s. 358.
408) Ramil Memmedov, “Güney Kafkasya’daki Yeni Jeostratejik Oyunun Güvenlik Yapılanması ve
Azerbaycan”, Stratejik Öngörü Dergisi, İstanbul, TASAM, Sayı 4, (2005), ss. 57–58.
409) 18 Aralıkta Ermenistan-NATO Bireysel Planı Yürürlüğe Girecek, (18 декабря вступит в силу План индивидуального партнерства Армения-НАТО),
http://www.regnum.ru/news/georgia/560805.html, (15.12.2005).
410) Memmedov, a. g. m., s. 58.
411) Ahto Lobjakas, Georgia: NATO Chief Says “The Door Is Open”, 28.11. 2005, http://www.rferl.org/featuresarticle/2005/11/d4cc1f10-0b09-45f0-9aa9-6a9c9ee0f373.html, (20.09.07).
412) Riga Summit Declaration, http://www.nato.int/docu/pr/2006/p06-150e.htm, (20.09.07).
413) Aksar Nurşa, NATO’nun Kafkas ve Afganistan’daki Stratejisi: Mevcut Durum ve
Perspektifler, (Стратегия НАТО На Кавказе и В Афганистане: Состояние и Перспективы ), 10.07.07, http://www.eurasianhome.org/xml/t/expert.xml?lang=ru&nic=expert&pid=1168, (10.07.07).
414) Bkz: Verena Wohlleben, Stability in The Three South Caucasian Republics: Ten Years After Independence, Progress and New Challenges, http://www.nato- pa.int/Default.asp?SHORTCUT=503, (06.09.07).
415) Nurşa, a. g. m., 2007.
416) Yalnız NATO’da Tam Üyelik Azerbaycan’a Karabağ’ı Almaya Yardım Edebilir, (Только Вступление в НАТО Поможет Азербайджану Вернуть Карабах), 27.01.07, http://www.prognosis.ru/news/news/2007/1/29/azer_nato_karabakh.html, (17.08.07).
417) Federico Bordonaro, EU: Strategic Relations with S Caucasus, http://www.res.ethz.ch/news/sw/details.cfm?ID=17365&nav1=1&nav2=2&nav3=2, (23.08.07).
418) Nurşa, a. g. m, 2007.
419) Christoph Bluth, “Kafkasya, Orta Asya, Güney ve Doğu Asya’daki Kriz Kaynakları ve Bölgelerin NATO’nun Güvenliğine Etkisi”, Reşat Ödün (ed.), Ankara, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları, 2004, s. 186.
420) Nurşa, a. g. m, 2007.
421) Korkmaz, a. g. m., 2004, s. 157.
422) www.socar.az/projects-az.html, (08.09.07).
423) Korkmaz, a. g. m., 2004, s. 163.
424) http://www.auswaertiges-amt.de/diplo/en/Laender/Georgien.html#Inhalt, (07.09.07).
425) Korkmaz, a. g. m.,2004, s.163.
426) Soner Karagül, “Avrupa Birliği ve Ermeni Sorunu”, Ermeni Araştırmalar Dergisi, Cilt 2, Sayı 8, Ankara, Eraren Yayınları, (Kış, 2003), s. 186.
427) Samim Akgönül, “Fransa Ermeni Topluluğu ve Türkiye: Propaganda ve Lobicilik”, Ermeni Araştırmalar Dergisi, Cilt 2, Sayı 5, Ankara, Eraren Yayınları, (Bahar 2002), s. 231.
428) Korkmaz, a. g. m., 2004, s. 157.
429) Franz-Josef Meiers, “The German Predicament: The Red Lines of the Security and Defence Policy of the Berlin Republic”, International Politics, Volume 44, No 5, London, Palgrave, (September,2007), s. 629.
430) Dağlık Qarabağ: Sülh Plan, International Crisis Group Raporu, 2005, s. 11.
431) Esra Hatipoğlu, “Komşuluk Politikası: Avrupa Birliği ve Yakın Çevresi İçin Sınav Güney Kafkasya Ülkeleri”, Geçmişten Günümüze Dönüşen Orta Asya ve Kafkasya, Yelda Demirağ-Cem Karadeli, (der.), Ankara, Palme Yayıncılık, 2006, s. 132.
432) Bkz: Ermenistan ve Almanya İşbirliğin Geliştirilmesi Konusunda Protokol İmzalayacaklar,(Армения и Германия Подпишут Протокол по Развитию Сотрудничества), http://www.arka.am/rus/economy/2007/09/10/5385.html, (10.09.07).
433) Aşot Egiazaryan, 2006 Yılında Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın Sosyo-Ekonomik Gelişminin Temel Göstericileri, (Основные Итоги Социально-Экономического Развития Азербайджана, Армении и Грузии в 2006 Году), 24.05.07, http://www.regnum.ru/news/832649.html, (10.09.07).
434) Egiazaryan, a. g. m., (10.09.07).
435) Egiazaryan, a. g. m., (10.09.07).
436) Egiazaryan, a. g. m., (10.09.07).
437) Hatipoğlu, a. g. m., 2006, s. 133.
438) Karagül, a. g. m., 2006, s. 140.
439) Demir, Türk Dış Politika Perspektifinden Güney Kafkasya, Ankara, Bağlam Yayınevi, 2003, s.153.
440) Merdanov, a. g. e., 2007, s. 124.
441) Mustafa Aydın, “Kafkasya ve Orta Asya ile İlişkiler”, Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt II: 1980-2001, Baskın Oran (ed.), İstanbul, İletişim Yayınları, 2003, s. 413.
442) O. N. Barabanov, “ABD’nin Merkezi Asya’da ve TransKafkasyada’ki Politikası ( Политика США в Центральной Азии и Закавказье)”, Yujnıy Flang SNG. Sentralnaya Aziya-Kaspiy-Kafkaz: Vozmojnosti i Vızovı dlya Rossii, Moskva, İnosentr, Logos, 2003, s. 338.
443) Erel Tellal, “Güney Kafkasya Devletlerin Dış Politikaları”, Mülkiye Dergisi, Cilt XXIV, Ankara, Sayı 225, s. 101.
444) Kasım, a. g. m., 2002, s. 439.
445) Samir Quliyev, Bağımsızlıktan Sonra Azerbaycan-ABD İlişkileri, Erzurum, Baskı Bakanlar Yayınları, 2004, s. 33.
446) Merdanov, a. g. e., 2007, s. 120.
447) Quliyev, a. g. e., 2005, s. 179.
448) Georgia, Foreign Policy, http://www.auswaertiges- amt.de/www/en/laenderinfos/laender/laender_ausgabe_html?type_id=11&land_id=49, (19.06.07).
449) Memmedov: a. g. m., 2005, s. 56.
450) Kleveman, a. g. e., 2004, s. 38.
451) Ermenistan Dışişleri Bakanı Vardan Oskanyan 2003 yılın Yekunları Konusunda Raporu, (Министр ИД Армении Вардан Осканян: отчет об итогах внешней политики Армении в 2003 году): `K` news, 2004.
452) Sergey Markedonov, De-facto Geriye Çekilme, (Де-факто Отступление), 20.06.07, http://www.prognosis.ru/news/region/2007/6/20/coldwar.html, (08.07.07).
453) Sergey Markedonov, a. g. m., 2007.
454) Post Sovyet Mekânında 365 Gün, (365 Дней На Постсоветском Пространстве), 29..11.03, www.gazetasng.ru, (29.11.03).
455) Kamil Ağacan, “Acaristan Sorunu ve Saakaşvili’nin Mevzi Kazanımı”, Stratejik Analiz Dergisi, Cilt 4, Sayı 48, Ankara, ASAM Yayınları, (Nisan 2004), ss., 62–65.
456) “Azerbaijan: How to Fix an Election”, The Economist, (12 November 2005), s., 35.
457) Oktay Azer, “Asadov-Parlamento’nun Yeni Başkanı mı? (Октай Асадов - Новый Спикер Парламента?)”, Zerkalo Gazetesi, Bakü, 02.12.2005.
458) Markedonov, a. g. m, 2007.
459) Kleveman, a. g. e., 2004, s. 47.
460) Demir, a. g. e., 2003, s. 156.
461) Kamil Ağacan,“Değişim Zamanı: Federasyonu’nun Güney Kafkasya Politikası”, Stratejik AnalizDergisi, Cilt 6, Sayı 1, Ankara, ASAM Yayınları, (Mayıs, 2005), ss. 53-54.
462) Nazim Cafersoy, Eyalet-Merkez Düzeyden Eşit Statüye: Azerbaycan-Rusya İlişkileri (1991–2000), Ankara Çalışmaları, No1, Ankara, ASAM Yayınları, (Ekim, 2000), ss. 19–20.
463) İlyas Kamalov, “Soğuk Savaş Sonrasında Rusya’nın Güney Kafkasya Politikası”, Stratejik Analiz Dergisi, Ankara, Asam Yayınları, (Kasım, 2006), s. 91.
464) Nazim Cafersoy, Elçibey Dönemi Azerbaycan Dış Politikası, Ankara, ASAM Yayınları, 2001, s.97.
465) Ağacan, a. g. m., 2005, s. 52.
466) Sedat Laçiner, “Ermenistan Dış Politikası ve Belirleyici Temel Faktörler 1991–2002”, ErmeniAraştırmaları Dergisi, Ankara, ASAM Yayınları, Sayı 5, (Bahar, 2002), ss.,193–194.
467) Ağacan, a. g. m., 2005, s. 52.
468) Cafersoy, a. g.m., 2001, ss. 30–31.
469) Merdanov, a. g. e., 2007, s. 125.
470) Kasım, a. g. m., 2002, s. 97.
471) Aydın, a. g. m., 2003, ss. 412–413.
472) Memmedov, a. g. m., 2005, s. 56.
473) Kamalov, a. g. m., 2006, s. 97.
474) Ömer Göksel İşyar, “Türkiye’nin Azerbaycan-Ermenistan Uyuşmazlığına Yönelik Politikası:1992-2004”, Geçmişten Günümüze Dönüşen Orta Asya ve Kafkasya, Yelda Demirağ-Cem Karadeli, (der.), Ankara, Palme Yayıncılık, 2006, s. 299.
475) İşyar, a. g. m., 2006, s. 298.
476) Kamalov, a. g. m., 2006, ss. 92-93.
477) Zaal Andjaparidze, Rus-Gürci Karşıdurmasından Kim Karlı Çıkacak?, (Кто Останется В Выигрыше От Раздувания Российско-Грузинского Противостояния?), 5.04.2006, http://www.eurasianhome.org/xml/t/expert.xml?lang=en&nic=expert&pid=820, 01.02.2008
478) Bu konuda bkz: Igor Plugatarev, Gürcistan’ın NATO’ya Üyeliğin Sonuçlarını Bugün Öngörümek Zordur, (Последствия Вступления Грузии В Североатлантический Альянс Сегодня Трудно Предсказать),01.02.2008, http://nvo.ng.ru/wars/2008-02-01/2_gruzia.html, 02.02.2008.
479) Kılıçbeyli, a. g. m., 2006, s. 96.
480) Ağacan, a. g. m., 2005, s. 55.
481) Aliboni, a. g. m., 2006, ss. 13-14.
482) “Rusya’nın Uluslararası Konumu, Avrupa Yönü, (Международное Положение России: Европeйское Направление)”, Rossiya, Monitoring, Analiz, Prognoz, No21-22, Ocak-Şubat, 2004, http://www.niiss.ru/rus2004_21-22_24.shtml
483) Aliboni, a. g. m., 2006, s. 13.
484) Arbatova, a. g. m., 2006.
485) Dartan ve Hatipoğlu, a. g. m., 2001, s. 92.
486) Anton Klyuçkin, Gaz Savunması (Газовая Оборона), 20.09.07, http://lenta.ru/articles/2007/09/20/Eurono/, (21.09.07).
487) Markedonov, a. g. m., 2007.
488) Aliboni, a. g. m., 2006, s. 14.
489) İdris Bal, “Türkiye-Ermenistan İlişkileri”, 21. Yüzyılda Türk Dış Politikası, İdris Bal, (ed.), Ankara, Nobel Yayınları, 2004, ss. 398-399.
490) Aydın, a. g. m., 2002, s. 378.
491) Aydın, a. g. m., 2003, s. 416.
492) Aydın, a. g. m., 2003, s. 371.
493) Araz Aslanlı, İlham Hesenov, Haydar Aliyev Dönemi Azerbaycan Dış Politikası, Ankara, Platin Yayınları, 2005, s. 143.
494) Aydın, a. g. m., 2003, ss. 371-372.
495) Aslanlı ve Hesenov, a. g. e., 2005, s. 145.
496) Cafersoy, a. g. e., 2000, ss. 30–31.
497) Aslanlı ve Hesenov, a. g. e., 2005, ss. 144-145.
498) Kasım, a. g. m., 2002, s. 437.
499) Aydın, a. g. m., 2003, s. 406.
500) Kasım, a. g. m., 2002, ss. 438–439.
501) Aydın, a. g. m., 2003, s. 418.
502) S. B. Drujilovskiy, V.V. Xuttorskaya, “İran’ın ve Türkiye’nin Merkezi Asya ve TransKafkasya’daki Politikaları (Политика Ирана и Турции в Регионе Центральной Азии и Закафказья)”, Etnonasionalnaya i Sosialno-Ekonomicheskaya Kartina Yujnogo Flanga SNG, Yujnıy Flang SNG. Sentralnaya Aziya-Kaspiy-Kafkaz: Vozmojnosti i Vızovı dlya Rossii, Moskva, İnosentr, Logos, 2003, s. 228.
503) Aydın, a. g. m., 2003, ss. 417–421.
504) Svetlana Gamova, Söhbet Memmedov, Bakü Tiflis’i Kredileştiriyor, (Баку Кредитует
Тбилиси), 16.08.07, http://www.ng.ru/cis/2007-08-16/6_baku.html?insidedoc, (04.09.07).
505) Laçiner, a. g. m., 2002, ss. 199–200.
506) Aydın, a. g. m., 2003, s. 410.
507) Aydın, a. g. m., 2003, ss. 414–415.
508) Bal, a. g. m., 2004, s. 404.
509) İbrahim S. Canbolat, “Avrupa Birliği ve Türkiye”, 21. Yüzyılda Türk Dış Politikası, İdris Bal, (ed.), Ankara, Nobel Yayınları, 2004, s., 217.
510) Bal, a. g. e., 2004, s. 415.
511) Aliboni, a. g. m., 2006, ss. 9-10.
512) Bu konuda bkz: Aliboni, a. g. m., 2006, ss. 9-10; Serhat Güvenç ve Oya Memişoğlu, “Turkey and Regional Security”, Turkey and EU Enlargement, Richard Griffiths ve Durmuş Özdemir, (ed.), İstanbul, İstanbul Bilgi Üniversitesi, 2004, s. 216.
513) Karagül, a. g. m., 2003, s.184.
514) İşyar, a. g. m., 2006, s. 252.
515) Sedat Laçiner, Türkler ve Ermeniler: Bir Uluslararası İlişkiler Çalışması, Ankara, USAK Yayınları, 2005, ss. 119-120.
516) Aydın, a. g. m., 2003, s. 419.
517) Kenar, a. g. e., 2005, s. 412.
518) Aydın, a. g. m., 2003, s. 419.
519) Hatem Cabbarlı, “Güney Kafkasya’nın Jeopolitiği ve Bölgesel Güvenlik Örgitleri Projeleri”,Müsteqillik Sonrası Cenubi Qafqaz ve Merkezi Asya Regionunda Tehlükesizlik ve Emekdaşlıq Sahesinde İnteqrasiya Prosesleri, Qloballaşma Prosesinde Qafqaz ve Merkezi Asiya: İqtisadi ve Beynelxalq Münasibetler II Beynelxalq Konqres Materialları, Bakü, Qafqaz Universiteti, 2007, s. 1059.
520) Aydın, a. g. m., s. 419.
521) Cabbarlı, a. g. m., 2007, s. 1058.
522) Rovshan İbrahimov, “Dağlık Karabağ Sözde Cumhuriyeti’nin Bağımsızlığının TanınmasıDurumunda, Uluslararası Ortamda Ortaya Çıkabilecek Sorunlar”, Ermeni Araştırmaları Dergisi, Ankara, Eraren Yayınları, No 6, (Yaz, 2002), s.117.
523) Aydın, a. g. m., 2003, s. 401.
524) Edward Ozhignov, The Republic of Georgia: Conflict in Abhazia and South Ossetia,
Managing Conflict in the Former Soviet Union, London, The MIT Pres, Alexei Akbatov et al, (ed.),1997, ss. 347–348.
525) Ozhignov, a. g. m., 1997, ss. 346–347.
526) Sırbistan Kosova’yı Vermeyecek, (Сербия не Уступит Косово), 14.08.2007, http://www.1news.az/articles.php?item_id=20070814101547071&sec_id=5, (21.09.07).
527) Anatoliy Gordienko, Saakaşvili Savaşmağa Hazırlanıyor: Askeri Harcamalar Bu Sene
Bütçenin Üçte Birini Oluşturacak, (Саакашвили Готовится Воевать: Военные Расходы в Нынешнем Году Превысят Треть Государственного Бюджета Грузии), http://www.ng.ru/cis/2007-09-12/6_geogia.html, (18.09.07).
528) Viktor Myasnikov, Azerbaycan “Kurtarma Yürüşüne” Hazırlanıyor, (Азербайджан
Готовится к Освободительному Движению), 21.09.07, http://nvo.ng.ru/wars/2007-09-21/2_karabah.html, (21.09.07).
529) Levon Ter-Petrosyan, Ermenistan’ı Mafiyalaşmış, Tümüyle Yapılandırılmış Bir Rejim Yönetiyor, (Левон Тер-Петросян: Арменией Правит Мафиозный, Полностью Структуризированный Режим), 22.09.07, http://www.day.az/news/armenia/92892.html, (30.09.07).
530) Mustafa Aydın, “Regional Cooperation in the Black Sea”, Perception Journal of InternationalAffairs, Volume X, No 3, Ankara, (Autum, 2005), ss., 75-76.