...................
İBNİ HALDUN KİMDİR?
Cemal Şener
İBNİ HALDUN’UN HAYATI VE DÜŞÜNCELERİ
Aydüşü Yayınları, Ocak 2002, İstanbul
                         
...................
...................
 

CEMAL ŞENER


1951 Erzincan Merkez-Güllüce Köyü doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Erzincan’da tamamladı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Sosyal Antropoloji Bölümü’nde “Erzincan’ın Demografik Yapısı” tezi ile lisans, İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi’nde “Çerkes Ethem Olayı” tezi ile yüksek lisans yaptı. Alevilik Olayı’nı doktora çalışması olarak sürdürürken, Siyasal Bilimler Fakültesi’ndeki görevinden YÖK nedeni ile 1983’te ayrıldı.

Çerkes halkının dost yazarı Cemal Şener 2010 yılında aramızdan ayrılmıştır. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...

 
...................

İslam Uygarlığı, orta çağın genel kültür durumuna bağlı olarak dini bir uygarlıktır. İslam Uygarlığı’nın yetiştirmiş iki önemli düşünürü, Türkistan’da 10. yy.da yetişmiş bir Türk filozofu olan Farabi ile, 14. yüzyılın sonlarına doğru Tunus’ta yetişmiş bir Arap düşünürü olan İbni Haldun’dur. Ortaçağ’ın sonunda yaşayan İbni Haldun, o devrin bütün zorluklarına katlanarak, devrin bütün mahrumiyetini yaşayarak bu fırtınalı hayatın içinde büyük eserler vermiştir. İbni Haldun, Endülüs’te yaşamış, Hatramutlu (Hıdırmutlu) Tunus’lu bir Arap ailesine mensuptur. 27 Mayıs Hicri 1332’de Tunus’ta doğmuştur. Eğitimini Tunus ve Fas Medreselerinde teoloji, fıkıh, mantık, edebiyat ve matematik öğrenerek tamamlamış ve genç yaşında siyasi ve idari hayata atılmıştır. Fas Sultanı’nın hizmetinde çalışırken siyasi iftiraya uğrayan düşünür hapse atılmış ve buradan ancak sultanın ölümü sonucu kurtulabilmiştir. Bundan sonra Endülüs’e giderek elçilik yapmış ve bu arada İspanya Kralı Alfonso’nun hayranlığını kazanmıştır. Kralın, İspanya’da yerleşmesi isteğini kabul etmeyen İbni Haldun, İspanya’dan ayrılarak tekrar Afrika’ya dönmüş, çeşitli Berberî ve Arap devletlerinde siyasi, idari, askerî görevler alırken biryandan da bilimsel çalışmalarda bulunmuştur. Bir ara devlet hayatından ayrılarak Mukaddime adlı eserini yazmış ve 1378’de Fas sultanına sunmuştur.
 

Yaradılışı bakımından aktif devlet hayatından uzak kalmayan İbni Haldun daha sonra Mısır’a yerleşerek kadılığa başlar. Fakat adalete düşkünlüğü, tarafsızlığı, siyasi etkilere koyma gücü yüzünden bazı kişilerin şikayet ve iftiralarına uğrar. Sultanın huzurunda yapılan duruşmada beraat etmişse de, gururu incinen düşünür kadılığı bırakarak, bir süre Kahire’de Camii Esher’deki müdderisliği ile yetinmiştir. O sırada Timurlenk Suriye’yi zaptetmiş olup, Şam’ı tehdit ediyordu. Kahire Sultanı devlet yetkililerinden birçoğunu ve bu arada İbni Haldun’u Timur’a gönderdi. Fakat İbni Haldun’un da bulunduğu bu heyet hapsedildi. Bir gece kaçmaya teşebbüs ettilerse de, başaramadılar. Timurlenk görüşmede İbni Haldun’dan Batı hakkında bilgi istedi. İbni Haldun, Timurlenk’e bir şark bir de batı tarihi yazdığını ve içinde kendisine ait sahifelerin de bulunduğunu söyledi. Timur o satırları okumasını ve yanlış varsa düzeltmesini istedi. İbni Haldun, Timur’un soykütüğünü okudu, hükümdar hayretler içinde kaldı. Bu bilgilerin kaynağını sordu, aldığı cevap üzerine hayran hayran İbni Haldun’u süzdü ve memleketine gidip gitmeyeceğini sordu. İbni Haldun bunu kabul etti. Fakat kütüphanesini getirmek üzere Kahire’ye gitmesi gerektiğini söyledi. Timurlenk, O’na ve arkadaşlarına müsaade etti, birkaç gün sonra Şam, Moğollar tarafından işgal ve tahrip edilmiş ve Mısır’a dokunulmamıştı. Böylece Mısır’ı yağma edilmekten kurtardığı için halk tarafından İbni Haldun çok sevilmiştir. Fakat, düşünür bir daha Timur’un yanına dönmedi. 1406 yılında 74 yaşında Kahire’de vefat etti. (1)
 

Farabi de dahil olmak üzere, İslam Filozofları siyasal nitelikteki eserlerini yazarken, kasten iki farklı anlama gelecek biçimde kaleme almışlardır. Gerçekten bu eserler dış görünüş ve anlatış biçimi ile dini tutuculuk içinde bulunan toplumun inanç, düşünce ve isteklerine uymakta, böylece tepkilere uğramaktan kurtulmakta idiler. Fakat yazarların herkesçe benimsenen ve tekrarlanan açıklamaları ve yorumları, kendilerinin asıl maksatlarını aydın kişilere izah edebilecek nitelikte idi. İbni Haldun’u ise, öncekiler gibi böyle dolambaçlı yollara sapmadan yazma ustalığını ve başarısını gösteren bir kişi olarak görmekteyiz. Bunun sırrını, İbni Haldun’un, felsefi teolojik konuları önceleri bir yana bırakarak doğrudan doğruya tutucu zümrenin tepkisine sebep olmayan tarih ile uğraşmasında aramak gerek.(2) İbni Haldun’u sırf bir tarihçi ve tarih biliminin öncüsü kabul etmek doğru olmaz. Zira o “tarih” başlığı altında toplumun çeşitli sosyal ve siyasi problemlerini ele almış, bunları gözlemci ve eleştirici bir metot izleyerek izah etmiştir. O, tarih bilimi, tarih felsefesi adı altında çeşitli konuları incelemiştir.
 

İbni Haldun’u etkileyen, ister doğulu, ister batılı olsun herhangi bir düşünürden söz etmek oldukça güçtür. Mukaddime adlı eserinde her ne kadar “Yunan” ve “Rum”dan bahseden nakledilmiş bilgilere, Eflatun, Aristo’nun adlarına rastlanmaktaysa da, O, ne Aristo’yu, ne Eflatun’u n ede kendisi ile sık sık karşılaştırılan Thucydides’in eserlerini okuduğuna ait bilgi yoktur. Bir çok yerde Aristo’dan küçümseyici bir dille söz edişi de bu görüşü doğrulamaktadır. (3) Kendinden önceki İslam düşünürlerine ise ancak onları eleştirmek için değinmiştir. Örneğin, “Faziletli Site”sinden bahsederken Farâbi’yi sosyal gerçekliğin böyle ideal bir devlet göstermediğini söyleyerek açıkça eleştirmiştir. O halde Ortaçağ İslam dünyasında çoğunluluğu birer öğüt kitabı niteliğini taşıyan siyasi eserler ve bunların yazarları İbni Haldun’u hiçbir şekilde etkilememiştir. (4)
 

Kişiliğinde; bilim ve siyaseti bütünleştiren bu çok yönlü düşünür, tıpkı Aristo gibi, bu gün ayrı ayrı bilim dallarının işlediği çeşitli konularla ilgilenmiştir. Tarih felsefesinin ve siyasi sosyolojinin öncüsü olan İbni Haldun, siyaset, maliye, iktisat, şehircilik, müzik, mantık, demografi vs. gibi alanlara el attığından, tarihi maddeciliğe (materyalizme) kadar uzanan çeşitli modern görüşlerin ilk işaretlerine onun eserlerinde rastlamak mümkündür. Bu durum; İbni Haldun’un yaşadığı sosyal ve siyasal ortamın bütün özelliklerini kavraması, sosyal olay ve olguları gözleyip anlayarak açıklamaya çalışması uğraşından kaynaklamaktadır.

 

DİPNOTLAR

1) FINDIKOĞLU Z. F.: İbni Haldun’un Hayatı ve Fikirleri, İş Mecmuası sf. 14-17, İstanbul, 1937. İbni Haldun’un hayatı hakkında geniş bilgi için bkz. UGAN Zakir Kadirî, İbni Haldun:Mukaddime Çevirisi 2.bası önsöz sf. 1-4 İstanbul, 1968-1970.

2) ABADAN Yavuz: Devlet Felsefesi, s. 163-164, Ankara 1976.

3) FINDIKOĞLU Z.F.: İbni Haldun’un Hayatı ve Fikirleri,. s. 19, sh. 176.

4) GÜRKAN, Ülker: Hukuk Sosyolojisi, s. 227.

 

1      2      3      4      5      6