...................
...................
DÖNMEK YA DA DÖNMEMEK. İŞTE BÜTÜN MESELEMİZ...   -6
Yılmaz Berberoğlu
20 Haziran 2004
                         
...................
 
...................
a-e
28.11.2005

Sayın Özlem Özdemir,

Erbab-i Kemali çekemez nakis olanlar, zira dide-i huffas rencide olur ziyadan demişsiniz.

Bu beyiti anlayamayacak olan okurlara bunun anlamını yazmakla size cevap vereyim.

Yukarıdaki beyitin anlamı; eksik, kusurlu kimseler olgun insanları çekemezler, tıpkı yarasanın gözünün ışıktan rahatsız olduğu gibi, ikinci mısradaki ziya kelimesi de ışık anlamına geldiği gibi; şair, kendini çekemeyenlere hafiften dokundurmuştur, diye düşünebiliriz.

Bize atfen yazdığınız bu cevapta sanırım siz bizlerin çok eksik kusurlu insanlar olarak siz olgun insanları çekemediğimizi dile getirmiş olup sizin gibi ışık olan insanları en başta da sizi görmekten rahatsız olan yarasalar olduğumuzu demek istemişsiniz.

Sizin bizi nasıl gördüğünüzü bilemem ama benim sizi nasıl gördüğüm açık ve nettir.

Benim için siz ve sizin gibi düşünen insanlar evrende her şeyi yutmaya çalışan birer kara delikten başka bir şey değilsiniz ve sadece karanlığı görüyorum ve karanlığınızın içinde kaybolmamak için mücadele etmeye devam edeceğim.

Kendini yazdığı iki kelimeyle anlatacağını sanan, her yerde herkese katılan ve sadece iki kelimecikle yetinen fikirlerini açamayan bir tartışmada söyleyecek söz bulamayınca hemen karışsındakine saldıran insanlara kendimce ancak şunu diyebilirim ki; yetersizliklerinizin içinde boğulmanın sorumluluğunu başkalarına yıkmayınız.

Sayın Özlem Özdemir bizleri yetersiz gördüğünüz ve sizi çekemediğimiz noktaları dile getirmekle yükümlüsünüz madem ki, bize atfen bir söylemde bulunuyorsunuz bunu açıklamak zorundasınız. Aksi taktirde bizi suçladığınız söylem size dönmüş olacaktır.

Bizler tüm konularda tam olduğumuzu iddiada etmiyoruz, eksiklerimiz olabilir ve bu dünyada hiçbir insanın eksiksiz kusursuz olacağını da kimse diyemez ama bizim sizleri çekemediğimizi ispatlamak zorundasınız.

Öyle şairlerin mısralarıyla iki şey yazıp kenara çekilmek ve insanları suçlamak söylemlerin içini doldurmadan bir yerlerden söylenmek bir töre olamaz.

Sizin töreniz fikirleriyle tartışanları olgun saymıyorsa bir şey diyemiyorum artık.

Saygı hak edenin olur...
 
 
Özlem Özdemir
29.11.2005

Sayın a-e, Sayın Talebe,

En büyük hatanız olayı kişiselleştirmenizdir.

Kendi atmosferinizden sıyrılıp değerlendirmenizi rica ederim.

Selamlarımla.
 
 
Şebatnik
29.11.2005

Kara delik. Müthiş bir güç. Her şeyi kendine çekip yok eden bir muamma girdap.

Sayın Özdemir'e bunu yakıştırmak en basit anlamıyla acziyet ifadesidir. Hiç bir şey bilmiyorsanız Ziya Paşa'nın sözünün olumlu yönünü üzerinize alınınız. Hoş buda bir şeyi değiştirmez ama siz kendinizi kandırmış olursunuz. Buda size yeter. Zira bugüne kadar yaptığınız başka ne ki?
 
 
a-e
29.11.2005

Sayın Özlem Özdemir,

En büyük hatalarımızın olayı kişiselleştirmemiz olduğunu demişsiniz, fakat gözden kaçırdığınız şey, sizin ilk yazınızla ve daha sonraki ve şimdiki cevabınızla bu konunun içine limon sıkmış olduğunuzdur.

Tüm site boyunca yaptığım taramalar sonucunda sizin herhangi bir konuda düşüncelerinizi insanlarla paylaştığınıza rastlamadım. Sadece bir kaç yerde burada da olduğu gibi çok kısa iki cümleyle bir şeyler anlatmaya çalışmışsınız ama tıpkı benim gibi sizi anlamakta güçlük çekenler olmuş. Bu nedenle size şunu deme gereğini görüyorum; biraz emek harcasanız olmaz mı acaba?

Konulara gereksiz söylemler müdahil olmadığında fikirlerin konu hakkında geliştiğini ve her yerde olmasa da ortak noktalar bulunabildiğini görmekteyiz; ta ki, biri hiç olmadık yerden taş atıp konuyu dağıtmayana kadar.

Şimdi bende bir kaç güzel sözü size atfen söyleyeyim…

Gerektiği yerde izah etmeyen, gerekmediği yerde izah eden kişiye budala derler. (Alain)

Tabiatın insanlara en adilce dağıttığı nimet akıldır derler; çünkü hiç kimse akıl payından şikayetçi değildir. (Montaigne)

Büyükler omuzlarımızda taşıdığımız için büyüktürler, fırlatıp atınca yerde sürünürler. (Mondantre)

Ne kadar geri bakarsanız o kadar ileriyi görürsünüz. (Churchill)

İnsanlar genellikle başkalarına sürmek istedikleri çamura bulanır. (Cenap Şahabettin)

Bir kör başka bir köre yol gösterirse ikisi de çamura bulanırlar. (M. Henry)

Körler ülkesinde tek gözlü kral olur. (Erasmus)

Işığı hiç kimse körler kadar sevemez. (Victor Hugo)

KÖRLER DİYARINDA MUM TACİRİYİM. (Abdullah Cevdet)

Ne alakası var diyebilirsiniz ama bunu önce kendinize demeniz gerekir sizin yönteminizle size atfen bir şeyler yazayım dedim...

Herkesin birlikte düşüncelerini kabul görsün görmesin ortaya atıp tartıştığı bir konuyu bu hale getirmedeki bu büyük katkınızdan dolayı teşekkürlerimi sunarım.

Sayın Sebatnik,

Sizde konuya belirli bir noktada katılmış oldunuz ve bu gün itibariyle daha önce karşılaşmadığım için sizin yazılarınızla yeni tanışmış oluyoruz.

Bu güne kadar kendimizi kandırmış olduğumuzu diyerek konuya nerden itibaren dahil olduğunuzu göstermiş bulunuyorsunuz.

Biz kendini kandıranlarla siz kendini kandırmayanlar arasındaki farkları görmenizi dileyerek. Biz kendini kandıranların yapmadığı şeyleri siz kendini kandırmayanların bir an önce yapmasını ve şu andan itibaren konu hakkında düşüncelerinizi bu başlık altında görmekten mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim.

Saygı hak edenin olur…
 
 
Mezağo Esen
30.11.2005

Sayın Özlem hanımın yüksek müsaadeleri ile;

Sayın a-e,

Sizin kimseyi anlayıp anlayamamanız "ölçü" olarak kabul edilebilinir mi?

Hangi ortak değere sahibiz ki, aynı dili konuşalım? Sizinle ve benim sahip olduğum kültür arasındaki tek asgari müşterek genel anlam itibarı ile; "kişiye ve topluma saygı" olabilir.

Tahminimce Özlem Özdemir hanımefendinin size uzun uzadıya cevap yazmamasının da sebebi budur. Siteyi ne zamandan itibaren takip ettiğinizi bilemiyor olmamız, kullandığınız "nick" ile üyelik bilgilerinize ulaşılamayıp, "kim ile muhatap olunduğunun bilinmiyor" olması elbette ki "değer" farklılıkları yaratacaktır. Ancak bu davranışı yargılama gibi bir hakkınız olmadığını hatırlatırım. Biz sizin kim olduğunuzu dahi bilmiyor ve varsayımlar üzerine "saygı" duyuyoruz.

Bilmenizde fayda var, Özlem hanımın geçmişteki yazılarına rastlayamıyor olmanız olağandır çünkü siz siteden ayrılma ve ayrılışlarla ilgili haftayı meşgul edecek bir metininizi dahi bizlerle paylaştınız. Bu durumda sorduğunuz sorunun içi boşalmaktadır.

Özlem hanımın harcadığı veya harcayacağı emeğin tavsiyecisi olamazsınız çünkü ortak bir paylaşımınız ve paydanız yok. Bu noktada diyeceksiniz ki; " Bizim muhatabımız Özlem Özdemir'dir, sizi alakadar etmeyen bu konuya neden karışıyorsunuz?" cevabım kesinlikle şudur ; Ben hiç tanımıyor (fiziksel olarak) olduğum Özlem hanımla, tarih-dil-kültür-kan ve kader birliğine sahibim... Bir yabancı olarak sizin "herhangi bir Adyghe kızına yapmış olduğunuz eleştiri, (haddiniz olmasa da - gizli hakaretlerinizin) okları mutlaka kendini bu mefhum için sorumluluk hisseden tüm kadın-erkek Çerkes'i ilgilendiren bir durumdur. Yani bu genlerimize kodlanan otomatik bir savunmadır. Siz bir Çerkes'e ilgi duyabilir ve hatta ileri derecede sevebilirsiniz de... Bu hislerinizin hiç bir yerinde kendinizce haksız da değilsinizdir. Oysa; hissettiğiniz o her ne ise ciddi bir gerçeğin üzerini örtemez. Siz ne kadar da "hissediyorum" deseniz bu kültüre ait değilsinizdir. Kültür ve xhabze bütünlüğü sizi her zaman büyük bir hoş görü ve saygı ile "MİSAFİR ODASINDA" ağırlamaya devam edecektir.

Tüm bunlar gerçekleşirken yani; ev sahibi misafirine izzet-i ikramda kusur etmez ve üstün tutarken, misafirin ise ölçüsünü ve haddini bilmesi ise ortak paydaya dayanan "EDEP"ten olmalıdır.

Ehli irfan meclisini
aradım kıldım talep
her hüne makbul ise de,
illa edep, illa edep...

Yazdığınız özlü (!) sözlerin akabinde yukarıdaki Ziya Paşa'nın beytini okuduğumda Hz. Mevlana'nın bir sözünü hatırlamamak olmazdı;

... Siz ne kadar bilirseniz bilin,
anlattıklarınız sadece karşınızdakinin anladığı kadardır....

Neyi ne kadar alıp değerlendirebildiğinizi görebiliyor ve bu doğrultuda Sayın Şebatnik'ın düşüncelerine katılıyorum.

Varın sizde; a-e, Elif, ve Talebe koalisyonuna muhalif bir Mezağo, Özlem, Şebatnik mixi düşünün. Tasarruf sahibi sizsiniz sayın a-e.

...Herkesin birlikte düşüncelerini kabul görsün görmesin ortaya atıp tartıştığı bir konuyu bu hale getirmedeki bu büyük katkınızdan dolayı teşekkürlerimi sunarım...

Şahsımda, kültürüm ve milliyetim adına sizinle aynı yöne döndüğümüzü veya dönebileceğimizi sanmıyorum sayın a-e. Bu noktada ise sizin için sadece bizim dışımızdaki ulaşabileceğiniz odakta başarı iyi dileklerimi sunabilirim.

Tüm katılımcılara saygılarım ile...
 
 
Şebatnik
30.11.2005 

Hepinizin anlayışına hayran kaldım. Sizlerin bildiği karşınızdakine anlatabildiğiniz ile sınırlıdır. Hatta karşınızdaki kusurlu bile olsa. Haklısınız nerden katıldığım çok önemli, daha önemlisi ne işim vardı da katıldım. Bundan sonrada katılmamam gerektiğini ifade ettiniz. Doğrudur, gereğini yapacağım. Sizleri ulvi fikirlerinizle bırakmak daha iyi olacak.
 
 
Elif
30.11.2005

Mezağo,

Madem ölçü bizlerin bizleri anlaması; sizin eleştirdiğiniz üç insanın ikisi Çerkes değil mi? Sizin ırkınızdan olanları savunma refleksiniz Özlem hanıma özel kalmış o yüzden gösterdiğiniz gerekçenin içi bom boş.

Gereksiz arka çıkmalar, gereksiz tartışmalar, gereksiz basitlikler. PC karşısında kara kara düşünüp, Çerkesliğinizi boş basit söylemlerin içinde aramak. Neyi savunduğunuzu kendinizin bile bilmediği çelişkiler zinciri.

''Sizin kim olduğunuzu hiç bilmiyor ve varsayımlar üzerinde saygı duyuyoruz'' demişsiniz. Siz zaten saygı duymuyorsunuz. O yüzden bu çelişkiniz sizi üzmesin. Sayınlarla başlayan ardından bir yığın hakaret içeren yazılarda saygı olmadığını gören gözler görüyor. Yapmacık ve sanal saygınız sizlere kalsın.

Siz hiç tanımadığınızı söylediğiniz insanı gereksiz yere savunurken, bir başkasına sizi tanımıyorum varsayımlar üzerinde saygı duyuyorum demeniz ise çelişkinizin en vahimi. Gereksiz savunma refleksiniz ve anlamsızlığınız karşısında ben açık, açık diyorum size saygı duymuyorum.

Mezağo, kodlarımdan gelen uyarı sebebiyle; şahsım, milliyetim, kültürüm adına sizinle aynı yönde dönemeyeceğim. Siz dönebildiklerinizle dönebildiğiniz kadar dönün.

MAF
 
 
Mezağo Esen
01.12.2005 

Sayın Elif,

Eleştirilen üç insanın ikisinin Çerkes olup olmadığını bilebilmek için "istihareye" mi yatmamız gerekli? Her üçü de kimliğini "nick"lerin ardına saklamış bu arkadaşların kimliklerini kendileri bildirmediği takdirde nasıl anlayabiliriz? Üstelik sizin "toplumunuza güvenmediğinizi" nick tartışmalarından gayet iyi hatırlıyorum.

Özlem hanım için hissetmiş olduğum hassasiyetin sizin düşünceniz aksine içinin boş değil saygıya bezeli bir destek olduğunu ve bu desteği kazanmış olmasının sebebinin ise "milliyetine ve kültürüne" gösterdiği ilgi doğrultusunda geliştiğinizi bilmeniz (gerçi bildiğinizi düşünerek) gerekmektedir. Bu kültüre ve milliyet bilincine "şahsi çıkmazlarını" giydirmeyen herkes tarafımızdan veya aynı düşüncede olan kimselerce destek görecektir ve buda gayet doğal insani bir tepkidir.

Size tavsiyem kendi çelişkilerinizi isimlendirmenizdir.

Tarafınıza duyulan saygıdan rahatsız oluyorsanız, bunun için yapılabilecek pek bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Hiç endişeniz olmasın. Yönü Kuzey olan herkesle bir şekilde buluşacağız. Umarım inancımıza da müdahale etmeyeceksiniz... Çerkesliğiniz (veya bahsettiğiniz üç de iki) adına...

Selametle.
 
 
TseyVolkan
01.12.2005

Merhaba,

Konuları tümüyle okuyamadım ama, temel sorunlarımızdan ;

- Adigey in feshi, Çeçenya da soykırım, Abhazya da ambargo, diaspora da dağınıklık- da olduğu gibi, asli veya tali konularda ve tüm tartışmalar da rastlanılan; "Bazı zihniyetlerin fikir önderleri, herkesin de çok iyi bildiğin gibi, oldukça tecrübeli ve uzun zamandır çalışmalarında ‘taşeron’ kullanıyorlar. Taşeronlarını da genç, heyecanlı ve halkı için her türlü fedakarlığa hazır ‘gerçekten iyi niyetli’ insanlardan seçiyorlar. Bizler de, aslında iyi niyetli olmaları ve perde arkasındaki ‘tecrübeli’ ağabeylerine inanmaları dışında hiç bir suçu olmayan o pırıl pırıl gençlerle çatışmak zorunda bırakılıyoruz."

Yılların verdiği sürgün travması ile bir şekilde elde edilmiş bir küçük cumhuriyetin pozisyonu
bozulmasın diye, sömürgeciyi kızdırmamaya çalışıyorlar. Anlamıyorlar ki, zorba nasıl yağ çekersek çekelim, gerekeni uygun zamanda yapacak ama zorbanın kazanması için tüm Kafkasyalıların birbirine YABANCILAŞMASI ve mümkünse DÜŞMANLAŞMASI gerektiğini iyi biliyorlar. Tüm dünya halklarına uyguladıkları gibi...

Her şey apaçık ortada. Herkes yaptığını bilinçli yapıyor, en az bizim kadar. Çıkarları neredeyse o tarafa yelken açmış. Arkadaşlar; saygı göstermek düşer bize ve yaptıklarımızla KİMİN HALKININ GELECEĞİNİ ve ÇIKARLARINI ÖNE ÇIKARDIĞINI göstermek gerek.

Gelecek nesiller bir çok tekel ve önyargılardan arınmış olacak; merak etmemeli. Söylenmesi gerekenleri söyledik. Zaman kaybetmemeli; polemiklerden uzak durmalı...

Benim üzüldüğüm, alternatifsizlikten ve meydan boşluğundan dolayı, onları dinleyenler onların söylediklerini doğru sanmakta...

Saygılarımla.

NOT: Yazdıklarım kesinlikle birebir tartışmalara taraf olmak değil, genel tartışmalara taraf olmak içindir.
 
 
Hukla
01.12.2005 

Sayın Volkan merhaba,

Yazılarınızı dikkatle okumaya çalışıyorum. Affedin ama meydanı boş bulanlar kim? Meydanı doldurmaya çalışanlar kim ya da gerçekten bir meydan var mı?

En önemlisi; kendinizi bu açılardan bir konumlandırsanız da akıllarda soru kalmasa.

Saygılarımla...
 
 
a-e
02.12.2005
Selamlar

Sayın Mezogo Esen,

Yazınızı daha önce görmüştüm ama zamanım olmadığı için biraz gecikmelide olsa cevabınızı şimdi veriyorum.

‘’Sizin kimseyi anlayıp, anlayamamanız ‘ölçü’ olarak kabul edilebiliniz mi’’ demişsiniz. Bende size; ‘’sizin birilerine kendinizi anlatmanız sorunlarınızı dile getirmeniz ölçü müdür değil midir, diye sorayım ve hemen belirteyim.

Örneğin tüm dünyaya geçmişte yaşadıklarınız, günümüzde içinde bulunduğunuz koşullar ve geleceğinizde karşılaşacağınız sorunlar hakkında; Federasyonlarınızın dünya kamuoyuna saygıyla sunduğu deklarasyonlar, yine özerk cumhuriyetlerinizde alınan kararların herkese duyurulması, acaba ölçü olarak kabul edilebilir mi? Yoksa; bunlar ölçü olarak kabul edilemez, deyip sizin mantığınızla yaklaşıp bana ne mi diyelim, biz değişik halklardan insanlar olarak?

Eğer benim demiş olduğunuz gibi birilerini anlamam ölçü olarak kabul edilir mi edilmez mi diye bir şeyi soruyorsanız, öncelikle tüm insanlara açık olan bir yerde ve düşüncelerini tüm dünya halklarıyla paylaşan insanların arasında olduğunuzu unutmayınız

Hangi ortak değere sahibiz ki, aynı dili konuşalım? Sizinle ve benim sahip olduğum kültür arasındaki tek asgari müşterek genel anlam itibarı ile; "kişiye ve topluma saygı" olabilir, diyorsunuz. O zaman bir bakalım hangi ortak değerlere sahibiz veya kültürlerimiz arasındaki ortak değerlere bir göz atalım.

1) Benim kültürümde; örneğin büyüklerle alay edilmez, sanırım sizinde kültürünüzde büyüklerle alay edilmez. Bakın sizin ve benim ortak bir noktamız ama savunduğunuz hanımefendi, bir büyüğümüze alaycı bir tavırla yaklaşmış, dolayısıyla ikimiz arasındaki bu ortak nokta diğeri için söz konusu değildir.

2) Benim kültürümde; çok eşlilik yoktur, sizin kültürünüzde yoktur. Bu da bir ortak noktamız.

3) Benim kültürümde; kadın, erkek eşitliği vardır. Dolayısıyla kadın hanımefendidir, aman yanlışta dese ona bir şey demeyeyim diye bir şey yoktur. Yani benim kültürümde cinsiyetinden dolayı insanlar korunmaya muhtaç görülmezler ve yanlış davranışlar içinde olan bir kadın; sırf bayan olduğu için kollanmaz ve korunma altına alınmaz. Çünkü; bu, o bayana vurulacak en büyük darbedir ve sanırım sizinde kültürünüzde böyledir.

Daha bir çok örnek verebilirim ama kısa kısa geçiyorum.

Siteyi ne zamandan beri takip ettiğimi çok bilmek istiyorsanız; sizde, tıpkı benim gibi oturun PC’nin karşısına, hakkında bilgi edinmek istediğiniz kişinin tüm yazılarını tek tek arayın bulun okuyun ve o kişiyi tanımaya çalışın, kolaycılığa kaçıp, hiç bir çaba sarf etmeden karşınızdakinden bir şeyler beklemeyin de biraz yorulmayı, uykusuz kalmayı göze alınız. Halkınıza ve en başta da kendinize bir katkı da bulunmaya çalışmış olursunuz, benim gibi misafirliğini bilmeyen birini burada çürüterek susturmayı başardığınızda, size göre ben misafirliğimi bilmiyor ve size zarar veriyorsam beni susturmanızın en güzel yolunu size göstermiş oluyorum.

Bakın dediğim şeyleri yapmış olsaydınız, sizin gibi bana üyelik bilgilerim hakkında soran bir çok kişiye neler yazdığımı görmüş olurdunuz.

Beni tanımak istiyorsanız düşüncelerim ortadadır, hiçbir yazımı sildirmediğim için, boylu boyunca olduğum gibi orta yerde gözünüzün önünde duruyorum. Yeter ki bakmasını bilin.
Düşüncelerim hakkımda size bilgileri verecek yeterliliktedir. Yoksa ben bu siteye boyumla, posumla, kilomla, fiziksel özelliklerimle katılmış değilim.

Düşüncelerimle katılmış olduğumdan dolayı tanımanız gereken fiziksel özelliklerim değil tamamen düşünsel özelliklerimdir.

Ne olduğumu, nerden katıldığımı, yaşımı, geçmişimi, ne işle meşgul olduğumu, adımı soyadımı, tahsil durumumu öğrenince ne olacak? Elinize ne geçecek ya da bunlar bana bakışınızda ne gibi değişiklikler yaratacak? Bunları iyicene bir düşünün derim size. Kaldı ki ben gerekli ve çok değerli gördüğüm insanlara istedikleri anda hakkımda gerekli bilgileri vermekten de kaçınmıyorum.

Sevgili Kopsirgen Orhan, Necdet Hatam, Kuban Paul Seauhmann, Shu Zago ve benzeri eşdeğerde, çok değerli ve düşüncelerini çok sevdiğim, yazılarını zevkle okuduğum, zaman zaman katılmadığım görüşleri olmasına rağmen bazen de sorular sorduğum, cevaplar aldığım bu değerli insanlara, diledikleri anda bilgilerimi verebilirim. Çünkü onlardan yeterli güven hislerini almışımdır ve ne kadar düşünsel anlamda ayrışsak bile olgunluk seviyesinin en üst basamaklarında olduklarına olan inancımdan dolayı bu güzellikteki insanlara isteklerinde cevap olmaya çalışırım.

Bunun tam karsısında Irkçıyım, Şövenistim, faşistim... MUTLUYUM!! Diye yazan bir insana ve bu insani savunan düşüncelere, ben nasıl güvenip de bilgi vereyim? Bu mümkün mü? Hayır. Çünkü benim savunduğum değerlerin tam karşıtı bu söylemlerin sahipleri.

Yazmayacağım, diyorum dayanamıyorum...
Lütfen biri beni bir ara vursun...
Dayanamıyorum yahu…

Yazma ustalığına sahip birine neden kişisel ve özel bilgilerimi vereyim ki, beni vurun diyenin, birilerini vurmayı düşündüğünü ve düşündüğünü yapmamak için kendini vurdurmayı uygun gördüğünü ama ne kimseyi vurmayı ne de kendini vurdurmayı düşünmeden fikirlerini sunmayı bilmeyen bir zihniyete ve bu olgunluğu yakalayamamış birine ben niye kişisel bilgilerimi vereyim ki?

Bir Kürt kardeş mi, deyip neyi vurguladığı belli olmayan bir insana neyi anlatacağım ben?

...Ben Çerkes ailesine gelin gelen birçok Türk gelinlerin aile ve toplum yapımıza son derece iyi uyum sağlayıp bir çok Çerkes kızından daha iyi nısağa yaptıklarına tanık oldum. Tersine başka topluluklara gelin gidip, evlenmeden önce aldıkları kültür sayesinde içine girdikleri toplumda saygın yerler kazanan, saygıdeğer ve sözü dinlenir bulunan çok Çerkes kızı ve kadını da gördüm...'' Kelimelerinin sahibi olan siz, yukarıdaki gibi ben faşistim ve mutluyum diyen anlayışı savunurken şuradaki kelimelerinizin tam tersi bir söylemle bana yaklaştığınızın farkında mısınız?

Bir Çerkes ailesine damat ya da gelin gidebilecek bir Ermeni’nin de ya da bir Ermeni ailesine giden bir gelin ile damadın saygınlık kazanabileceklerine inanmadığınız için mi, yoksa söz konusu ben olunca ve Türk olmayan biri olunca fikirleriniz değişiyor.

Yine bir çok konuda bırakın Çerkes kızlarını hakareti top yekun Çerkes halkına hakaretler edilirken siz nerdeydiniz? Bir Çerkes kadını olan arkadaşımızın eşinin Türk olmasından dolayı aldığı yazıyı ve ona verilen destek tepkilerinde siz neden genlerinizin otomatik savunma haliyle bu Çerkes kadın kardeşimizi savunmadınız? Yoksa sizin için Çerkes kadını demek bir tek savunmaya geçtiğiniz ve koalisyon kurduğunuz hanımefendi midir?

Bahsi geçen, yani yüksek müsaadesiyle bana yazdığınız, cevaptaki hanımefendinin yazdığı yazıları ben göremedim. Neden acaba? Yoksa ayrıldığından mı? Bir ara uzaklaşanların arasında olduğundan mı yazılarını göremiyorum ben ve hakkında düşüncelerinde bir bilgi sahibi olamıyorum .

Yazılarını sildirenlerin, konu başlığı altında yazan tüm düşünce sahiplerine ve o konuları okumak isteyen tüm katılımcılara en büyük hakarette bulunduğunu düşünen biri olarak gerçekleri görmenizi umuyorum.

Bir konu başlığı altında sayın Kaya Şenvar bu savunduğunuz hanıma bir şeyler yazmış ve ben bakıyorum bu hanımın yazılarını görmüyorum, dolayısıyla ne olduğunu, neden Kaya Şenvar beyin böyle bir şey yazdığını anlayamıyorum. Şimdi böyle bir durumda bu hanımefendi kardeşimiz, en başta kendi insanlarına, sonrada biz misafir konumundaki insanlara hakaret etmiş olmuyor mu ve tüm bunlar olurken siz neden tepkisiz kalıyorsunuz?

Sitenin bir katılımcısı olarak emeğini yok ederek, emekleri boşa çıkaran insanlara tavsiyelerde de bulunabilir, gerekliliğinde sorgulayabilirim de, herkes sorumluluğunu bilecek, sorumluluklarını bilmeyen insanların sorumluluklar taşıması mantıklı mı sizce? Buraya yazı yazan her insan siteye girip yazan yada okuyan herkese karşı sorumluluk taşır.

Diğer Çerkes kardeşlerimi bilemem ama sizin genlerinizde kodlanmış olan otomatik savunma sisteminiz tamamen çökmüştür ve hiç bir işe yaramamaktadır.

Irkçıyım, Şövenistim, Faşistim... MUTLUYUM!!

Sizce bunları diyen ve bunu diyenleri savunan insanların savunma sistemleri günümüzde bir işe yarar mı, bence hiç yaramaz. Bayatlamış, günü geçmiş, tedavülden hızla kalkmakta olan, bu tip düşüncelerin içinde olanları hiçbir zaman anlamayacağımı diyebilirim.

Hiç kimse birbirinin dışında değildir, dünyanın içinde hepimiz içice yaşamak zorundayız. Bunun bilincinde olan bir insan olarak ben Çerkes’i, Kürt’ü, Laz’ı, Rum’u, Süryani’si, Keldani’si ile bu ülkede; Alman'ı, Fransız'ı, İtalyan'ı, İngiliz’i, Rus’u ,Türk’ü, Arap’ı Yahudi’si, Nijeryalısı, Mısırlısı, Brezilyalısı ile de dünyada iç içe yaşamaya devam edeceğim.

Eleştirdiğiniz üç insandan ikisi Çerkes, biride -dikkatinizi çekerim- bayan. Yani birini savunurken, diğerine saldırdığınız iki bayandan biri ve sanırım sizin otomatik devreye giren genetik savunma sisteminizin tamamen yıkılışının delilidir. Bana gelince ben hangi halktan olduğumu defalarca dedim ve bir çok insanda biliyor artık benim hangi milliyete sahip olduğumu.

Şimdi bakalım tarih, dil, kültür ve kan bağıyla ortak noktada buluştuğunuzu dediğiniz siz ve savunduğunuz insanla birlikte bir çok insan bu ortak yönlerini nasıl değerlendirmişler?

1) Sayın Tsey Volkan’ın da değinmiş olduğu gibi Adigey kendini fesh etmiştir
2) Abhazya’ya ambargo vardır
3) Abhazya tüm Abhazları vatandaş saymıştır ama kim umursamış ki Sayın Necdet Hatam’ın dediği gibi,
4) Çeçenya’da soykırım yapılmaktadır. (Çerkes olmadıkları deniyor.)
5) Çerkes dili hızla yok olmaya gitmektedir
6) Bir Çerkes kabilesinin dili tamamen yeryüzünden silinmiştir
7) Sosyetik fişlenme adıyla Çerkes ileri gelenleri için fişlenme düşünülmüştür.
8) Çerkes halkının tarihi hakkında bilgiler en aza indirilmiştir
9) Geçmişte sürgün edilen ve soykırıma uğrayan bir halkın tümünün haklarına tecavüz edilmiştir
10) Sitede bir çok konu başlığı altında Çerkeslere hakaret edilmiştir
11) Sitede bir çok konuda ciddi konular üstünde insanlar düşüncelerini dile getirirken kimileri buna duyarsız kalmıştır
12) Mülteciler konusu çıkmaza sürüklendiği gibi bu konuda çıkmaza sürüklenmiştir
13) Çerkes ünlüleri veya değerleri olarak sunulanların hiç birinin çalışmalarında Çerkes halkına katkıda bulunacak çalışmalar olmamıştır. Tamamen kendi olmayana hizmet etmişlerdir bunlar.
14) Çok daha değerli olan bu sitede de yukarda isimlerini verdiğim insanların değeri yeterince bilinmemektedir.
15) Yayın ve eğitim hakları verilmesine rağmen yönetmeliklerle verilen hakların onunu kapatan sisteme karşı bir çok insan uyumuştur.
16) Daha bir çok şeyi sıralayacağım konularda tarih, dil, kültür ve kan bağıyla ortak noktada bulunmuş olan bir çok insan duyarsızlıklarıyla gözlerini kapatmıştır.

Şimdi tüm bunlar olurken sizin otomatikman devreye giren genlerinizdeki kodlamalarla oluşan savunma sisteminiz ne haldeydi?

Yoksa sizin savunma sisteminiz, sadece evlilik konulu başlıklarda mı devreye giriyor ve Çerkes olduğunuzu bu gibi konularda mı hatırlıyorsunuz?

Ben sizin daha önemli konu başlıklarında savunduklarınızda dahil düşüncelerinize rastlamadım.

Ayrıca ben çok bildiğimi de iddia etmiyorum, edenlere de bir şey diyemem.

İsterseniz neyi savunduğunuz belli olmayacak yazılarla zaman harcayacağınıza, geri dönüş için neler yapılabilir, göçmenler için nasıl çalışmalar düşünülebilir, fesh edilen cumhuriyet neden fesh edilir? Yıllarca yasak olan diller neden gelişmez haklar niye engellenir, verilmiş olsa da aslında verilmemiş olur, gibi konularda düşüncelerinizi yazıya dökün bu daha anlamlı olur bence.

Genlerinizde kodlanan otomatik savunma sisteminiz iflas etmemiş olsaydı ve gerçekten de böyle bir savunma sistemine sahip olmuş olsaydınız ve savunma sisteminiz zamanında çalışmış olsaydı. Acaba bunca şey yaşanır mıydı? Acısıyla, tatlısıyla yaşanıyor diyoruz demesine de size de bize düştüğü gibi en çok düşen acılar oluyor...

Elindekini korumayı bilmeyenlerin, genlerimde kodlanmış otomatik savunma sistemlerim vardır diyenlere son bir şey deyip yazıma ara vereyim .

Postallarıyla vatan topraklarına basanların her gün, her saniye, her an, değerlerin imha edildiğini görmeyip, kendini bir bayana centilmenlik ve kibarlık yaparak savunup kurtaracağını sananlara tavsiyem, sitedeki her cümlenin içindeki kelimelerin neler anlattığını görmeleridir.

Önemli olan genlerdeki kodlanmış otomatik savunma sistemlerinin şahsıma karşı taarruza geçmesi değildir. Önemli olan yukarda sıraladığımız şeyler olurken ve sorunlar yaşanırken bu savunma sistemlerinin devreye girmesidir ve tüm bunların yaşanmasına engel olmaktır.

Sizinle fikirlerini paylasan ve kendince yapılması gerekenler üstüne ışık olmaya çalışanlara karsı otomatik olarak çalışan, fakat sizi yok etmek için tüm silahlarıyla saldıranları görüp, yakalayıp, etkisiz hale getiremeyen savunma sistemlerinin gözden geçirilip yenilenmesi dileğiyle...

Saygı hak edenin olur...
 
 
TseyVolkan
02.12.2005

Merhaba Sayın Hukla,

Yazdıklarımı dikkatle okuyarak, zaman ayırmaya değer gördüğünüz için teşekkür ederim. Dikkatli okumanın, sizin de öyle olduğunuzu düşünerek, herkesin birbirini anlamak, iletişimini artırmak ve kendi gerçeğiyle yüzleşmek nedenine dayanmasını umut ediyorum.

Yazdıklarım da; bir alan gerçek sahiplerince en verimli haliyle değerlendirilmediğinde, kimlerin bu alanları evriltip, maniple edip kullandığı en açık haliyle ifadelendirilmiştir. Konumlandırışımı her alanda yeterince deklere ettiğimi düşünmekteyim. Bu durumu netleştirmek ya da pekiştirmek için bir internet sitesine ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum. Sizlerin akıllarda soru işareti bırakmayacak konumlandırılışlar üretebileceğiniz konusunda umudumu korumaktayım. Kusuruma bakmazsanız, gereksiz tekrarlarla hem sizin zamanınızı almak hem de diğer katılımcıların tartışmalarını bölmek istemem. Başarılar.

Saygılarımla
.
 
 
Mezağo Esen
02.12.2005

Yapılan son rötuşlardan sonra nezaketen de olsa cevap verme gibi bir hak oluşmuştur ve bu hakka istinaden şu an muhatabımsınız.

Bizi son derece farklı sembolize edip vurguladığınız "toplu, tüfekli, kılıçlı, gürzlü" sinsi siyasetinizin ve kendinizce yıpratma politikalarınızın asla kimlik bulamayacağınızı bilmelisiniz.

Hangi çağda yaşıyoruz? Faşizm mi kaldı? Bunlar işe yaramaz diyorsunuz?

Şu sözlerinize ne kadar inanıyorsunuz?

Yakın "Türkiye Tarihinde" özellikle doğu bölgelerde yapılan faşist hareketlere herkesin şahit olduğu bir tarihle bunları dile getirebiliyor olmanızın tek sebebinin uyguladığınız bu sinsi siyaset olduğunu düşünmemek için her hangi bir sebebim de yok...

Siz ne derseniz veya yazarsanız veya anlarsanız tasarrufunuzdur demiştim. Tekrarlıyorum. Yeriniz sadece misafir odasıdır. Kendi yaralarımızı kendimiz sarıp, tamirini de gerektiği her şekilde yapabiliriz. Tercihleriyle bizden sıyrılanlar, zaten hiç bir zaman bizim olmamışlardı. Arkalarından ne ağlayacak gözümüz vardır nede sahte milliyetçilik rolleri ile egolarını tatmin etmelerini seyredecek ve alkışlayacak ellerimiz...
Bu halkı, hakkı, davayı savunan ve sahiplenenlere ise hiç bir şekil itibarı ile özellikle bu ve bu kimliğe ait sitelerde veya benzeri ortamlarda hadsiz eleştirilere yer yoktur. Çünkü biz hiç bir kültürel etkinliğin ortasına, konumuz olmamasıyla iştirak etmiyoruz. Hiç kimse, hiç kimse Aristokrat genlere sahip bir millet bilincinden demokratik eylemler beklemesin. En büyük kandırmaca budur. Elbetteki bu yazılanlar pek çok yarayı kaşındıracak. Bu sebeple geneli yormama adına bu formda ki son yazımdır.

Dilediğiniz örgütsel (!) birliktelikle ne gibi paylaşımlar sağlanacak inanın merak ediyorum.

İletişim adresim: circassianpower@yahoo.com

Saygılarımla.
 
 
Ediz Hun
02.12.2005

Değerli katılımcılar,

Öncelikle herkese ayrı, ayrı sevgi ve saygılarımı sunarak başlamak istiyorum.

Sayın Mezağo Esen, sayın Özlem Özdemir, sayın a-e, sayın Elif, sayın Talebe ve bu forma iştirak eden diğer arkadaşlara öneri mahiyetinde bir davetimi sunmak istiyorum;

Ocak ayında Adana'da yapacağımız tanışma toplantımıza her birinizi ayrı ayrı davet ediyorum. Böylelikle sağlıklı ve verimli bir platform oluşturacağımız düşüncesindeyim.

Forma katılan herkesi ve tüm düşünceleri değerli buluyor, herkese tekrar saygılarımı sunuyorum.
 
 
Azmi Berberoğlu
02.12.2005

Değerli Arkadaşlar,

Her konu baslığında olduğu gibi, tartışma denilen olguyu sağlıklı bir biçimde götürememe alışkanlığımız, sürekli olarak bizleri farklı alanlara taşımakta, konu yerine ilgisiz ve sonuçsuz ikili diyaloglara yöneltmektedir.

"BİLGİ sahibi olmadan FİKİR sahibi olmak" esasen çok ciddi bir rahatsızlıktır ve insanları verimsizleştirir.

Gereksiz sarf edilen sözcükler siz farkında olmadan KASTI aşan hakaret sözcüklerine dönüşürler.

Tartışmalar TAKIM tutar gibi yapılmaz/yapılmamalıdır. Bir insanın her konuda söyleyecek şeyi ÇOKSA, uzmanı olduğu somut bir ALANIN olması zorlaşır. Zira bir konuda UZMAN olabilmek, derinlemesine ARAŞTIRMA ve bilgilenme zorunluluğunu da beraberinde getirir, ki bu olgu bile tek başına her konuda (uzmanı olduğumuz alan dışında) ne kadar az konuşursak, doğru sonuçların oluşmasına o ölçüde katkı sağlamış ve konunun dağılıp, gereksiz kelime israfına son vermiş oluruz.

İnsanların temel yaklaşımları AKSİYON olmalıdır, aksi halde sürekli REAKSİYON gösterir durumda olursunuz.

Alıntılanan bilgiler iyice gözden geçirilmek durumundadır. Aksi halde yaptığınız ÇARPITMA olur. İLKELİ olmak ve sağlıklı DURUŞ sergilemek önemlidir. Hem halkların kardeşliğini savunup, öte yandan EGEMENLERİN yazdığı senaryoların PİYON’U olup, başka halkları mesnetsiz suçlamak olmaz. Suçlarsanız bilin ki suçlanırsınız. Sizden açık olmanız isteniyorsa AÇIK olmalısınız, pişkinlik yapmak ancak kendinizi aldatmaya katkı sağlar.

Bir noktadan SONSUZ adet DOĞRU geçtiğini dikkate alırsak, bilimsel verilerle desteklenip KANITLANMAMIŞ söylemler, olsa olsa AYRIŞMAYI ve saflaşmayı getirir ki bu da EGEMEN güçlerin hedefledikleri SONUǒTUR.

Bizlerin MAKRO hedefi; Tüm KAFKAS halklarının birlik ve beraberlik içerisinde olmasıdır. Bizi bu HEDEF’E götürecek en önemli olgu'da MİKRO birliktelikleri gerçekleştirip, ardından ANA HEDEF’E yürümektir. Tüm Avrupalılar tarafından oluşturulmuş AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ olgusu bile bir yönüyle örnek oluşturabilir.

DÖNÜŞ tabiî ki çok önemlidir, ancak somut koşullarının önceden sağlıklı biçimde oluşturulmaması halinde, bizleri kaçınılmaz başarısızlıklara ve ÜMİT kırılmalarına taşır.

Üreteceğimiz POLİTİKA ve savunacağımız görüşler bizleri HEDEF’E taşımaya katkı sağlamalıdır. DİASPORADAN yapılması mümkün olan hizmet ve AKSİYON’LARI öncelikle gerçekleştirmek zorunludur. ABHAZYA'nın, ADİGEY'in ve de tüm KAFKASYA'nın hali hazırdaki durumunu iyi analiz etmeden salt kendi doğrularımızı savunmak adına aramızdaki birlik ve beraberliği tehlikeye atacak yaklaşımlardan uzak durmalıyız. İKİZ KULELER, BESLAN, NALCIK provakasyonlarının kimlerin işine yaradığını iyi değerlendirmeliyiz. ABD ve BDT'nin " Tabiri caiz ise" EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEKTEN ve halklar arasında bağları zayıflatmaktan başka, ne ise yaradıklarını iyi görmeli ve değerlendirmeliyiz.

Öncelikli HEDEF’ gerek ABHAZYA gerekse ADİGEY'in GÖÇ olabilecek hale getirilmesine katkı vermek olmalıdır. Bunu başardığımızda, zaten GÖÇ edelim, ya da etmeyelim olgusunun tartışılmasına bile gerek kalmadığı görülecektir.

Hepimiz için geçerli bir realiteyi yineleyerek sözlerime son veriyorum.

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAF'A BAKILMAZ,
ŞAHSIN GÖRÜNÜR RÜTBESİ, AKLI ESERİNDE...Ziya Paşa

Esen kalın.
 
 
Necdet Hatam
02.12.2005 

Değerli Arkadaşlar,

İnanın çok uzun süre düşündüm ne yazılabilir diye. Sayfa o denli kişiselleşti, gerçeklerden uzaklaştı ki...

Sevgili a.e. elbetteki en çok size kırıldım. İçinde yaşadığımız, yaşamaktan mutluluk duyduğumuz cumhuriyetimizi feshettiniz bir çırpıda. Sayın Volkan'ın yazdıklarından bu anlamı çıkartmanız ilginç. Sayın Volkan Adıghéy fesh olmak üzere demiştir her halde. Bir de yazdıklarınızda Çerkes halkının yaptıklarını tüm şeyleri, sitede söylenenlerle sınırlama eğilimi sezdim ki çok yanlış. Site üyemiz iki bin desek, iki milyon Çerkes'in binde biri bir halka örnek teşkil etmez değil mi. Hele bunların da tartışan sayısını siz benden daha iyi biliyorsunuz.

Daha ilginci Volkan beyin sizden sonra yazmış olmasına rağmen bu yanlışlığı düzeltmemiş olması... Ama Sayın Volkan son yazısını sizin yazıyı okumadan yazmış olmalı. Öyle ya bu yanlışlığa "keşke öyle olsaydı diyecek hali yok ya..."

Sevgili Elif, yazılanlardan beğendiklerinize beğendim deme, görüşlerini beğendiğiniz kişileri destekleme hakkınız elbette ki var. Olmaz mı? Ama başkalarının da yanlış bulduğu görüşlerinizi eleştiri hakkı olmamalı mı? Örneğin sizin kendine "talebe" adını vermiş, öğreneceği şey kalmamış, sorar gibi yapıp ders vermeye kalkan arkadaşa kapılıp "Bizleri bir arada tutacak ortak noktalarımız bile kalmamış hedef yok amaç hiç yok. Lay lay lom'larla uğraşacak zamanımızda yok. Adigexhabze'yi yaşatalım, saygılı olalım Zexes yapalım, ekip kuralım bunlarla hiç bir halk ayakta kalamaz." diyebiliyorsunuz. Yazdığı uzun yazılara karşın somutta hiçbir şey söylememiş olan sayın Talebe'nin "somut önerilerini" destekliyorsunuz.
Bu nasıl bir anlayıştır ki sizlerde olmayan şeyin kimselerde olmadığını sanıyorsunuz. Bizlerin politikasını yanlış, eksik bulabilirsiniz ama bu kadar yazıya, gerçekleştirilmiş şeylere karşın politika yok diyemezsiniz.
Yoksa siz Anavatana Dönüş Politikası dışında politika yok, dönüşçülerin dışında kimselerin hedefi yok mu demek istediniz?

Bizler, nasıl bir dönüş düşlediğimizi, Bağımsız Birleşik Kuzey Kafkasya'yı düşlerimizde bile görmediğimizi defalarca yazdık. Dahası biz, dönüş olarak adlandırdığımız eylemin, cumhuriyetlerimize, Rusya Federasyonu'na yerleşmenin, bir yönü ile kişilerin seyahat özgürlüğünü kullanması kadar basit bir eylem olduğunu biliriz. Nasıl aksini söyleyebiliriz bugün Rusya Federasyonu'na dönüş yapan Çerkes'in on katı kadar Türk yerleşmişse. Ayrıca da Avrupa'ya, Amerika'ya yerleşen, yerleşmek isteyen Türkiye vatandaşlarına, Rusya Federasyonu'na yarleşen TC. vatandaşlarına karşı çıkılmayıp, dönüş diyen Çerkeslere karşı çıkılmasına da hep hayret ederiz. Gidilen ülke kabul ettiği halde seyahat özgürlüğümüz neden kısıtlanmak istenir, bizlere illaki kahramanlık yaptırma isteklerini anlamayız. Özetle bizimkisi böyle basit bir politika. Köprü politikası...

Evet yineliyorum örgüt "gel kardeşim bir örgüt kuralım" demekle kurulmaz. Talebe arkadaşımız dönüşçü olduğunu, dönüşü kabul etmeyenlerle dönüşü tartışmadığını söylemişti. Benimde Dönüş politikasını dönüşü kabul etmeyenlerle tartışmam. Dahası dönüş politikasını tartışmam için "nasıl bir dönüş"te de anlaşmamız gerekir. Bizim nasıl bir dönüş özlediğimizi defalarca somutladık. Sizler de somutlayın ilkelerinizi beğenenler çevrenizde toplaşır. İlkelerde anlaşırsak birlikte oluruz. anlaşamaz isek Talebe arkadaşımızın dediği gibi herkes doğru bildiği yolda gider...

Bu da çok ters bir olay değildir. Günümüze kadar hiçbir halk hareketinin herkesi kapsayan bir siyasi çizgisi olmamıştır. Hele başlangıçta. Görüşler bir olmadan hep birlikte olunamaz. Bu sadece bizlere özgü değil evrensel ilkedir.

Gerçekten üretim isteniyorsa kişilerin geleceğe ilişkin planlarını sorgulamaları gerekmez mi?...

Saygıyla...
 
 
Talebe
03.12.2005 

Necdet ağabey;

Size sayın diyorum, büyüğüm diyorum, saygıda kusur etmemeye çalışıyorum. Siz ne derseniz deyin, ne kadar ağır konuşursanız konuşun bu tarzımı da değiştirmeyeceğim.

Ancak size karşı gösterdiğim bu saygıyı yanlış anlamayın: Bu, sizin her söylediğinizi kabul etmeliyim anlamına gelmemeli. Görüşlerinizin kimine katılıyorum, kimine katılmıyorum. Hele hele tarzınıza kesinlikle...

Kırıcısınız, bütünleştirici değilsiniz. Tartışmaya hiç de açık değilsiniz. Size gösterilen saygıyı suiistimal ediyorsunuz.

Yazdıklarınıza bir kez daha bakın. Sizden farklı düşünen herkesi, onların düşüncelerini eleştirirken dahi, kişisel düzeyde yargılıyorsunuz.

Size bir çok yazınızdan örnekler verebilirim ama son yazınızdan bir iki örnekle yetineyim, yoksa yazı yine çok uzun olacak.

"...Örneğin sizin kendine 'Talebe' adını vermiş, öğreneceği şey kalmamış, sorar gibi yapıp ders vermeye kalkan arkadaşa kapılıp...",

"Yazdığı uzun yazılara karşın somutta hiçbir şey söylememiş olan...",

"Bu nasıl anlayıştır ki, sizlerde olmayan şeyin kimselerde olmadığını sanıyorsunuz...".

Necdet ağabey, insanlar neden birilerine kapılsınlar? Onların kendi muhakeme güçleri yok mu? Bu arkadaşlarla benim düşüncelerim paralellik göstermiş olamaz mi? Yani sizin söylediklerine katılanlar, düşüncelerinize kapılıp peşinizden sürüklenenler mi?

Birinin herhangi bir konu üzerinde yazılanları sorularla açmaya çalışması, bunu yaparken kendi düşüncelerini; inandıklarını söylemesi nasıl mümkün olacak eğer siz bunu "sorar gibi yapıp ders vermeye kalkan..." diye yorumlarsanız?

Öğreneceği şey kalmamış sonucuna nasıl varıyorsunuz?

Necdet ağabey, kırıcı oluyorsunuz, insanları küçümsüyorsunuz. Ki, hele hele eleştirdiğiniz kişiler bu sitede belki de bunu en az hakkedenlerden bazıları. Doğru veya yanlış; inandıklarını söylüyorlar. Kırıcı karşılıklar veriyorsunuz.

Yukarıda aktardığım sözlerinizi başka şekilde dile getirebilirdiniz. "Örneğin..." ile başlayan cümle çok gereksiz ve hatta Elif'e anlatmak istediğinizle alakasızdı. Elif'i küçümsüyorsunuz, kendi başına böyle şeyler düşünemezdi demek istiyorsunuz. Bunu yaparken bir tasla iki kuş vurma düşüncesiyle Talebe'yi kırıyorsunuz.

Bu sitede Orhan ağabeyden a-e'ye, Elif'e, TseyVolkan'a, Azmi ağabeye..."düzeysiz" veya "anlamsız" çıkışlar oldu. Bunları uyarmak yerine, bunlarla "gizli ittifak" içerisindeymişçesine sizden farklı düşündükleri için, düzeyli de olsa, alaya alınanları, hakaret edilenleri eleştirme çabası içerisine giriyorsunuz. Yoksa başka birilerinin de, sizin deyiminizle, bunlara "kapılmasından" mı çekiniyorsunuz?

Yazınız, sizin deyimizle, çelişkilerle dolu."Bizlerin politikasını yanlış, eksik bulabilirsiniz ama bu kadar yazıya, gerçekleştirilmiş şeylere karsın politika yok diyemezsiniz..." Bunu diyen mi var Necdet ağabey? Elif arkadaş, "...Adigexhabzeyi yaşatalım, saygılı olalım, zexes yapalım, ekip kuralım, bunlarla hiçbir halk ayakta kalamaz" diyor; yani izlenen politika, en azından dışarıya yansıyan görünümü bu, yanlış diyor, politika yok demiyor.

Ben de politika yok demedim.

Peki siz kimi eleştiriyorsunuz? Başkalarının söylemedikleri şeyleri onlara mal edip, onları eleştirmek doğru mu, etik mi?

Sonra birini eleştirirken genelleme yapıp, sanki karşıda bir grup veya bir koalisyon varmış gibi yapıyorsunuz. Olmasını isterdim ama böyle bir şey yok! Hiçbirini tanımıyorum bile. Sonra "Talebe arkadaş dönüşçü olmayanlarla dönüşü tartışmadığını" ne zaman söylemiş? Konuyu burada tartışmak ne anlama geliyor? Herhangi bir yazımda "dönüşçü olmayanlar bu konuda görüş belirtmesin" diye bir şey söylemiş miyim? Ben dönüşün ayrı örgütlenmesi gerektiğini söylüyorum, bu düşünceye inanan insanların önce bunun politikalarını tartışmaları gerektiğini. Hatta ardından "dağa-taşa, kurda kuşa anlatalım derdimizi"...Nasıl bu sonuca vardınız anlamıyorum?

"Dahası dönüş politikasını tartışmam için 'nasıl bir dönüşte de anlaşmamız gerekir" diyorsunuz. Dönüşte anlaşmış, nasılında anlaşmışsak, tartışacak ne var ki Necdet ağabey? Yok eğer "nasıl”ı tartışmak gerekir demek istemişseniz bu cümleyle, benim söylemek istediğim de zaten bu değil mi?

Ancak bir önceki paragrafa bakınca aslında sizin "nasıl" sorusuna da cevap verdiğiniz görülüyor. Öyleyse açık açık söyleyin: Sorunumuzun çözümü "dönüş". "Nasıl”ı, seyahat özgürlüğü hakkımızı kullanarak!

Eğer bu bir Türk vatandaşının ABD'ye veya Avrupa’ya yerleşmesi gibi bir şeyse öyleyse buna niye "Dönüş" diyorsunuz? "Yerleşmek" diye tanımlasanıza bunu da!

Birleşmiş Milletler Sözleşmelerinde tanımlanan "Dönüş Hakkı" bile sizin bu tanımınızdan daha ileri ve yanlış olan da iste sizin bu, insanlarımızı bırakın meşru olan; yasal haklarını bile isteyemeyecek psikolojiye sokan, dostunu-düşmanını karıştırmasına yol açan, kendi kendine ve kardeş halklarına yabancılaştıran politikanız.

"Biz" derken federasyonu mu kastettiğinizi, daha doğrusu neyi kastettiğinizi de anlamış değilim.

Saygılarımla

Not: Aslında federasyon seçimleri üzerine bir şeyler söylemek istiyordum ama bunu da bir sonraki görüşmemize bırakıyorum.
 
 
a-e
03.12.2005

Değerli büyüğüm Necdet Hatam,

Sizi, yazdığım yanlış bir cümlemden dolayı kirmiş olduğum için çok üzgünüm, yukarıdaki yazımda bu yanlışlık adına, sizden özür diler, daha önceki yazılarımda da dile getirmiş olduğum şekliyle Adige özerk cumhuriyetinin fesholma sorunları yaşadığını diyerek bu yanlışımı düzeltmek istiyorum.

Sevgili büyüğüm Necdet Hatam, inanın ki ben burada sözünü ettiğiniz gibi, iki bin en son baktığımda, 3 bini asan üyenin yaptıkları veya söylediklerini tüm Çerkes halkına örnek olarak görmüyorum.

En başından beri ben konuların onunu tıkayacak karşılıklı sürtüşmelere neden olacak davranışlardan kaçındım ve buna da ilk başlayanın ben olmadığımın kanıtı olarak bu tür sorunlar yasadığım konulardaki yazılarımı ve yazıları kanıt olarak sunuyorum. Bunun yanında her konunun özüne dönülmesine işaret etmişimdir.

Ben hiç kimsenin kişiliğine saldırmak istemediğim gibi, kimsenin de benim kişiliğime saldırmasını istemiyorum. Düşüncelerimin yanlış olan kısımlarında, karşımdakilerin beni eleştirmesine hiçbir diyeceğim yoktur.

Ve siz değerli Necdet Hatam bey benden çokça büyük olduğunuz için bana kırılmanıza gönlüm asla razı olmayacağı gibi, bana kızsanız da sert söylemlerde bulunsanız da size ve sizin gibi değerli büyüklere asla cevap vermeyeceğim.

Ancak izin verdiğiniz kadarıyla düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum, ha siz büyükler olarak bana sus diyorsanız, o zaman ben susarım. Böyle bir isteminizde, sizi asla yanıltmam ve bir nevi kalemlerimiz olan klavyeye bir daha dokunmam.

Ben hiçbir yazımı gelişi güzel araştırmadan dayanağı olmadan yazmadığımı belirtmek isterim. Herhangi bir konuda yazacak olduğumda yanlışlarımın da olma ihtimaline rağmen, ben en azından 3-4 saat yanlışlarımı en aza indirmek için araştırma yapar öyle yazarım ama tüm bunlara rağmen, gördüğünüz gibi, hata yapmaktan kendimi alıkoyamamışım ve bu hatalarımdan dolayı da hoşgörünüze sığınıp siz gibi incitmiş olduğum insanların hoşgörüsüne sığınarak beni bir kez daha affetmenizi ve kırgınlığınızı unutmanızı temenni ediyorum.

Okuduğum ve baktığım bir kaç kitap ve sitelerdeki, yazıların bundan bir, iki yıl ya da birkaç yıl eskiye ait olmasından dolayı anavatanlarınızdaki en son gelişmeler hakkında yeterli bilgilere ulaşamıyoruz.

Bu eksende sizlerden birkaç şey yazıp bunlar hakkında bizleri bilgilendirmenizi rica edeceğim. Biliyorum siz Çerkeslerde, el öpmek yoktur ama ben buna rağmen, bunca değerli yazılar yazan benim için kutsallığı olan siz ve sizin düzeyinizdeki insanların elini öperek aramızda oluşmuş olan bu kırgınlığın bitmesi dileğiyle beni cevaplamanızı ümit etmesini pek sevmeyen bir insan olarak ümit ediyorum.

Dediğim gibi araştırıyorum ve araştırmama rağmen eksiklerim mutlak suretle oluyor bu nedenle sizden ve sizin gibi anavatana dönüş yapmış değerli insanların, biz bilgi yetersizliğinden dolayı yanlışa meyilli insanlara oralardaki yasam hakkında birebir yaşayanlar olarak siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel en son durum hakkında bilgiler vermesini rica ediyorum.

1) Adige Cumhuriyeti’nin Krasnodar ile birleştirilmesi projesinin günümüz itibariyle durumu nedir? Böyle bir projeye anavatandaki ve diasporadaki insanların gündemdeyse şayet, bakışları nedir?

2) Günümüz itibariyle Adige ve Abhazya ve diğer cumhuriyetlerin statülerinde herhangi bir değişme var mıdır? Güney Rusya Valiliği adı altına bağlanan bu cumhuriyetlerde devlet başkanları halk seçimleriyle mi yoksa atama yoluyla mı seçiliyor? Çünkü böyle bir yasanın görüşüldüğünü ve bunun neticesinde neye varıldığı hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Bu yasa kabul edilmişse cumhuriyetin varlığından söz edebilir miyiz ya da bu cumhuriyetin özgürlüğünden, aldığı kararların geçerliliğinden söz edebilir miyiz?

3) Sitenin de Turizm Bölümü’nde gördüğümüz nüfus sayılarında değişim var mıdır? Sizinde dile getirmiş olduğunuz gibi Abhazya tüm Abhazları vatandaşı sayan yasayı çıkarmasına rağmen dönüşler olmuş mudur? Bu nüfus oranlarını etkilemiş midir? Okuduğum sitelerde verilen bilgilere göre; 2003 yılına ait olan bir yazıda Adige Cumhuriyetine beklenen büyük göçlerin tersine göç etmiş Çerkeslerin şayisinin 500’ü geçmediği, Kosova’dan 174, Türkiye’den 135, Suriye’den 120, Ürdün’den 35, İsrail’den 3; toplam 467 kişinin anavatana dönüş yaptığını görmekteyiz. Acaba günümüz itibariyle bu durum nasıldır? Bunun hakkında bilgileriniz varsa lütfen bize aktarır misiniz?

4) Anavatana dönüşe katılmayan Çerkeslerin bu rakamlarına oranla o ülkelere göç edenlerin büyük rakamlarla o ülkelerin yerlileri olmaması da beni düşündüren kafamı karıştıran başka bir konu oldu. Kuskusuz insanların serbestçe diledikleri yere gitme, yerleşme, yaşama hakları vardır ama buna rağmen, her yıl binlerce Çerkes olmayanın Adige Cumhuriyeti’ne yerleşmesine orda yaşayan yerli halkın yaklaşımı nedir ve bu durum oranın gerçek sahiplerini rahatsız ediyor mu?

5) Eğer bilginiz varsa günümüz itibariyle Adige ve Abhazya başta olmak suretiyle diğer cumhuriyetlerin borçları var mıdır varsa bunlar federasyon anlaşmalarındaki hala geçerlilerse şayet maddelere göre ters düşecek ve fesih olmalarına neden olacak bütçenin yüzde otuzuna ne derecede uzak ya da yakındır?

6) Dünyanın herhangi bir yerinde elçiliğe sahip olan bir Çerkes Cumhuriyeti var mıdır varsa nerdedir ?

7) Abhazlara ambargo devam ediyor mu? Ediyorsa bu ambargoyu uyguludan ülkeler hangileridir ve bu ülkelere anavatanlarındaki vatandaşların bakışları nasıldır?

8) Abhazya’da asayiş sorunlarındaki son durum nedir? Halkın ne kadarında silah vardır? Suç oranlarında artma mı, düşme mi vardır?

9) 2002’de yürürlüğe giren, yeni Rusya Vatandaşlık Yasası devam ediyor mu? Ediyorsa bu dönmek isteyenler için ne tür engeller teşkil ediyor?

10) Sitede okuduğum gibi Adige Cumhuriyeti Vatandaşlığı Yasası artık yürürlükte değil, Abhazya’nın çıkardığı sizinde konu açıp dile getirdiğiniz, vatandaşlık yasası ve bunu elde etmenin yol haritası hakkında bilgiler verir misiniz mümkünse?

Sayın büyüğüm Necdet Hatam, bu sorularımın hiçbiri art niyetli değil, sadece edindiğim bilgilerin eskiliğinden dolayı şu andaki durumun, siz orda olan insanlar tarafından bizlere aktarılması dileğidir.

Eğer bunlar hakkında bilgilere sahip olursak düşüncem burada dönüş üstüne daha sağlıklı yazılarla geniş açılımlarla konuyu rayına oturtabiliriz.

Kim bilir belki de sizin vatanınızda yaşamaya gidenlerden biride ben olurum, araştırmalarım sonucunda vatanlarınızın çok güzel, dünyada ender rastlanacak doğal harikalara sahip olduğunu görmekteyim.

Tüm içtenliğimle bu güzelliklerin vereceği tatları tüm Çerkeslerin yasamasını isterim…

Yanlışlarım olmuşsa beni uyarmanızı bekler yürekten belirtirim ki, varsa eğer yanlış bir durum bunları maksatlı yapmış değilim…

Köprü konusunda yazdıklarımın tek nedeni olarak da ben hiçbir halkın bir diğer halkın mutluluğu için kullanılmasını kabul edemiyorum..

Hiç kimse farklı algılamasın, sevgim bir tek size değil. Sizin gibi bilgili ve doğru bulduğum tüm insanlaradır…

Saygılar
Teşekkürler.
 
sayfa  1    2    3    4    5    6    7    8    9    10    11    12