KUZUCUĞUMLA DERTLEŞME

Dr. MEŞFEŞ’Ü Necdet Hatam

Çok uzun süreden beri dosyalarımı karıştırmamıştım. Bugün 4 Mart ve karıştırıp duruyorum. O da ne Kuzucuğumun çocukluğunda Türkiye’den bana yazdığı iki mektubunu buluyorum, varlığını bile anımsamadığım. 6 Mart ta onu kaybettiğimiz gün. Tam üç yıl oldu Kuzucuğumun yaşama elveda dediği. Uzun süredir uzak kaldığım dosyalarımı karıştırmaya çeken güç bu olmalı diye düşündüm.

Tanıyanlarımın bildiği gibi Mıyequape’ye dönüş öncesi Bandırma’da yaşıyorduk. Ben 1992 yılı Mayıs’ın 10’unda Ankara’dan Adler’e uçmuştum. Muayenehanemdeki Toshiba 38-B cihazımda, koca bir paket halinde yanımdaydı. Bagaj kapısı dar gelince, yardımcı olmuşlar ve ön kapıdan almışlardı koca paketi. Gece varmıştık Adler’e. Dönemin Sağlık Bakanı Mamğot Kasım yine dönemin yaşlı bir ambulansını göndermişti beni karşılamak üzere. Ambulansta da Almanya’dan Mıyequape’ye ziyarete gelmiş olan kardeşim Necati Hatam vardı. Mayısın 11’inde Anavatanda olmuştum.

Çocuklar anavatanı daha görmemişlerdi. Onları daha görmedikleri ülkeye getirdiğimizde bir şok yaşamalarından korkmuş, anne ve çocukların dönüşünü bir yıl ertelemiştik.

Öğretim yılının bitiminde Ankara’ya taşınacaklardı. Birinci mektup Bandırma’dan yazılmıştı ikincisi de Ankara’dan. Daha Bandırma’da iken, kay-kaydan düşmüş ve bacağını kırmıştı kızım.

Ve işte mektuplar.

NOT: Yazım yanlışları düzeltilmemiştir.

Birinci mektup.

Sevgili Babacığım

Sizi çok özledim. Gönderdiğiniz bebek gerçekten çok güzel, çok zarif. Bugün doktora gideceğiz. Ayağım bayağı iyileşti. Evin içinde sekerek dolanıp duruyorum. Size hatıra defterimi gönderecektim fakat oradan geri gönderemezsiniz diye göndermedim. Ama sizin yerinizi hep saklayacağım. Alçıma yazmak isteyeceğinizi düşündüm. Bu yüzden alçı çıkarılsa bile size yer ayıracağım.

Nenemle dedemi rüyamda gördüm, ayrıca annemin içtiği kahvede de yaşlı bir adamla, bir kadın yüzü vardı. Annem nenemle dedemin dua isteyebileceklerini düşündü. Bu yüzden daha fazla dua etmemizi söyledi.

Aaaa! Annem şimdi söyledi. Doktora pazartesi günü gidiyormuşuz, iki gün daha bekliyeceğim.

Aslında babacığım, Kafkasya’yı daha önceden görmüş olsaydım annemide

ikna edip hazır toplanmışken gelirdik. Sizin orada ne yaptığınızı çok merak ediyorum. İnşallah oradada ev buluruz, Ankara’da da. Şimdilik hoşçakalın.  Öptüm mucuk! mucuk!

Seni seven kızın Mezenef

Seni seviyorum

HOŞÇAKALIN

Bir daha görüşmek ve yazışmak dileğiyle.

Seni çok seviyorum Baba

Seni çok seven kızın.

H O Ş Ç A K A L

B A B A

 

İkinci Mektup

Sevgili Babacığım,

nasılsınız? İyimisiniz? Biz seni çok özledik. Nihayet yazın yayına geleceğiz sana bir sürü hediye hazırlıyoruz. Ayrıca Baba evin çok güzelmiş.

Burada her şey çok güzel. Biliyor musun baba yeniden NART KULÜBÜ kuruldu. Bu sefer biz de katıldık. Ayrıca belkide biz koroda org çalacağız. Komisyonlarda ise ben el sanatları, ağabeyim hem gazete hem de elsanatlarına girdi. Yaptığım cetvel adamlardan birisini camın üzerine çizip boyadım (Hemde cam boyasıyla)

Derslerim çok iyi. Bir yarışma var. Bilgi yarışması. Elemeler yapılıyor (Şimdilik kendi aramızda yapıyoruz kazananlar diğer okullarda yarışacak.) ilk eleme bitti. Sınıfın durumuna göre 100 soruda 62’sini yapan giriyor. Ben 79 yaptım. Ağabeyimin dersleri de çok iyi. Seni öpüyor.

Babacığım ben 23 Nisanda okul adına en önde bayrağı taşıyacağım. Birkaç gündür onun provalarına gidiyorum. Çok zevkli. Resim yapmaya, müzik çalmaya devam ediyorum. Bir resim yarışmasına katılacağım.

  1. 000.000 TL ONUR PLAKETİ
  2. 000.000              ONUR PLAKETİ
  3. 000.000 ONUR PLAKET

Ayrıca ilk 15 kişiye bir bisiklet

Sana resimlerimden birkaçını gönderiyorum.

Ayağım çok iyi çok hızlı koşuyorum. Fakat ağabeyim parmağını kesti. Yinede dikişleri alındı.

Derslerim çok iyi fakat matematikte bayağı zorlanıyorum. Mektubumu burada bitirmeden önce seni öpüyorum.

Mucuk!…  Mucuk!…   Mucuk!…

     

1993’de DÇB II. Kongre döneminde anne ve çocuklar gelip tatil yapıp dönmüşlerdi. 1993-94 eğitim döneminde doğru da kesin Dönüş. Kızımın resimde çok beğendiği küçücük iki gözü olan eve yerleşme.

2005’te Annemiz de çok ciddi çok geniş bir alanda kılcal arterlerde tıkanma… 2007 yılında Benden 6 ay kadar önce Anavatan dönmüş olan kardeşim Abdullah Hatam dünyaya elveda diyor, ayrılıyor bizlerden, eşi ve iki kızını bırakıp. Üzüntü çok büyük olmakla birlikte Gelin Hanımın, Türkiye’ye dönmesi” çağrılarına karşın, biri yedi yaşında biri daha yılını doldurmamış iki kızımızı anavatanda büyüteceği kararının mutluluğu.

Oğlum Psefit Krasnodar Devlet Üniversitesi Kompitür Grafik Bölümünden, Kuzucuğum da Maykop Teknoloji Üniversitesi Turizm Servis bölümünden mezun oluyorlar. Ancak ilk bir aylık tedavisinden sonra Anneyi uzun sürecek rehabilitasyon için 3 kız kardeşinin birbirlerine de yakın oturdukları Ankara’ya götürüyoruz. Psefit ile Mezenef de birlikte…

Kardeşimin ailesini yanıma alıyorum. Daha iyi olunca anneyi de getiriyoruz Mıyequape’ye

Bu arada Psefit ile Mezenef Ankara’da hep kendilerinin bulduğu ve çeşitli işlerde çalışıyorlar. Anne biraz düzelip ayaklanınca tekrar Mıyequape’ye getiriyoruz ve kuzucuğum ile  kimi mail yazışmalarımız:

 

5 Şub 2008 Sal 15:30

Merhaba Kızım

Nasılsınız. Bizler epeyce iyiyiz. Annen sandığımdan daha kolay uyum sağladı gibi. Sizlerden gelen iyi haberlerin de buna katkısı çok.

Çok kısa bir süreliğine de olsa geçen, Ersin Ablanlar gelmişti. Daha önce Yusuf Amcanlar, Nazmiye Hanım başka bir komşumuz yeni aile. Hiçbirinde “ben onların yanına çıkmam” demedi. Genelde onu konuklarla bıraktım,zaman zaman sohbetlerine de katıldı.

Uykusunu aldığı günler çok daha iyi. Ancak daha dışarı çıkartamadım Zaten havalarda yeni düzeliyor… Çocuklarla da uyumu çok iyi oldu zaman zaman kendisi onları arar oldu. En önemlisi yemekleri çok düzenli ve gayet güzel yiyor. Nıse sağ olsun ona güzel bakıyor. Her gün mutlaka bir kase yoğurdumuz var…

İşte böyle…

Şimdi çocuklar geldi okuldan döndüler.  Psenef’in okuması süper oldu. Edebiyatı daha kuvvetli olacak gibi görünüyor.

Gözlerinden öpüyorum..

Baban

 

13 Şub 2008 Çar 11:32
TEPAV İcra direktörü Güven Sak’ın asistanı

Merhaba Babacım,

Dün annem aradı beni işteyken cebimden, sesi çok iyi geliyordu çok mutlu oldum. İyi yemek yediğini, Sihem yengenin iyi yemek yaptığını söyledi. Bazen balkona çıkıyormuş, havalar ısınınca da baban biraz dışarı çıkalım diyor dedi. Bu sefer galiba dışarı da çıkmaya başlayacak gibi görünüyor. Senin de dediğin gibi Sihem yengenin ve çocukların evde olması düşündüğümüzden daha da iyi geliyor herhalde anneme. Buradayken de abim bütün gün evdeydi ama o da kendi işleriyle ilgileniyordu sonuçta. Ben ise sadece akşam onun dizi saatinde yanında oturabiliyordum, çok fazla ilgilenemiyorduk yani. Böyle olması hepimiz için daha iyi oldu. Umarım zamanla orayı daha çok sever ve yılın 6-7 ayını orada, kalanını da burada geçirmeye başlar. Senin  için de bizim için de annem için de böylesi daha iyi olacak gibi görünüyor. Hayat ne kadar garip, amcamın vefat haberini alınca çok üzülmekle beraber, ilk aklıma gelen şey çoluk çocuğun, Sihem yengenin  yapayalnız ne yapacakları olmuştu. Oysa şimdi bakıyorum da, hem onlar için annem ve siz, hem sizin için onlar, hayata tutunma kaynağı oldular. Allah bir taraftan alırken, bir taraftan vermeyi de ihmal etmiyor. Şükretmek gerek. İyi ki teyzemler zamanında o evi almışlar da, iyi ki bugün böyle bir düzen kurabildik. Her şeyde bir hayır vardır diye boşuna söylemiyorlar galiba.

Annem benim verdiğim havadislere de sevindi sanırım. Burada işler iyi gidiyor. Abim umduğumdan daha çok yardım ediyor bana. Hafta sonu bütün evi birlikte temizledik. Ben mercimek çorbası yaptım. Umarım böyle devam eder, nazar değdirmek istemiyorum:)

Baturay’a ulaşamıyorum telefonu kapalı sürekli. Giderken haber vereceğim demişti ama gitti mi bilemiyorum. Annemin filmlerini de bulamadık, aramaya devam ediyorum ama. Bulursam en kötü ihtimalle, bizim üniversitenin kullandığı yurtdışı kargo şirketiyle gönderirim. Senin çalışma işinde bir gelişme var mı? En son diplomanı Moskova’ya göndermekten bahsediyordun. Umarım zamanla o sorun da çözülmüştür, ya da en kısa zamanda çözülür.

Bugün Abdüllatif Bey’e İslamey işini tekrar hatırlattım, yoğunluktan unuttu galiba, aklımda dedi gerçi ama… Bizim patronu ise, toplantılardan biz bile göremiyoruz neredeyse. Koşuşturmacaya devam. Bu arada benim için güzel bir şey oldu, İstanbul’da yapacağımız anayasa toplantısına Güven Bey beni götürüyor. Bu benim ilk iş seyahatim olacak. Heyecanlı ve mutluyum, artık Senem gideceği için, şehir dışındaki toplantılara yavaş yavaş benim de gideceğimi söyledi. İşe girdiğimden beri çok istediğim bir şeydi bu. Çünkü bir sürü önemli insanla tanışma fırsatı doğuyor ve önemli birisinin asistanı olunca, insanlar da sana daha çok saygıyla yaklaşıyor.

Geçen gün de Güven Bey Gazprom ile ilgili bir yazı yazdı. Onun da ön araştırmasını ben yaptım. İngilizce olmayanları çevirdim, olanları o şekliyle topladım ve sonuçta Güven Bey’in yazısı çıktı. Bizim araştırmacı arkadaşlar için çok doğal bir şey bu, ama ben ilk defa bu anlamda yardımcı olmuş oldum Güven Bey’e, bu da beni çok sevindirdi yine.

Diplomam konusunu Rektör Bey ile tekrar konuştum. Bu ara türban meselesi yüzünden buralar baya bir karışık. Biraz bekleyeceğiz o yüzden YÖK’e gitmek için. YÖK te tek gündem konusu Türban oldu artık. Eğer böyle devam ederse, zamanında sizlerden dinlediğimiz olayların daha küçük çaplılarını yaşamamız an meselesi…

Başka güzel bir haber daha var. Aslında haber değil de, fikir diyelim. Geçen gün bizim üniversitedeki Rusça öğretmeniyle konuşurken, ileride Rusça ders vermek istediğimden bahsettim. Moskova’da dünyaca ünlü Puşkin dil enstitüsü var. Rusça üzerine çeşitli konularda diplomalar ve sertifikalar veriyorlar. Bu üniversiteyi dışarıdan da bitirebiliyormuşuz. 1 senelik bir açık öğretim süreci sonrasında (tabii ilk önce başvurumu kabul etmeleri gerekiyor), verdikleri ödevleri tamamlayıp gönderip, sınavı geçersem, ‘yabancı dil olarak Rusça’ öğretmeye hak kazanmış olacağım. Benim için böyle bir diploma ileride çok faydalı olur. Dershanelerde ya da üniversitelerde hocalık yapabilirim. Bu hemen olacak bir şey değil, zaten bildiğim kadarıyla paralı bir okul. Burs olanakları var mı bilmiyorum, araştırıyorum. Dün mail attım kendilerine, giriş koşulları hakkında bilgi istedim. Şimdi kendilerinden gelecek cevabı bekliyorum. Güven Bey’le de konuştum, olumlu yaklaştı. Bizim aynı zamanda bu üniversite ile anlaşmamız olduğu için, burs konusunda da böyle bir imkanları varsa tabii eğer, yardımcı olmaya çalışacağını söyledi. Benim alınmam bitirmem en az 2-3 senelik bir süreç. Ama zaten ben hemen bu mesleği yapmayı düşünmüyorum. Şu anki işimden fazlasıyla memnunum. Ama böyle bir diploma elimde olursa 5 sene sonra bile işime yarar. İstediğim zaman ders vermeye başlayabilirim. Bu da benim için mastır yapmışım gibi bir şey olur, çünkü bildiğim bir konuda uzmanlaşmış olacağım. Bakalım, koşullar neler olacak.

Yine Rusça ile ilgili diğer bir haber de, TOEFL sınavının (duymuşsundur belki, uluslararası geçerliliği olan bir İngilizce seviye tespit sınavı), artık Rusçası da yapılıyor. Ona da en kısa zamanda başvurmayı düşünüyorum. Gerçi Rusya’da 13 sene yaşadım deyince kimse Rusçamdan şüphe duymuyor, ama artık herkes alabildiği kadar çok sertifika alıyor. Elbet benim de bir gün işime yarar. En azından zararı olmaz diye düşünüyorum.

(Nart Dergisi Yayın Kurulunda da görev almıştı NH.)

Nart Dergisi biraz sıkıcı geçiyor. Seninle konuştuğum günden sonra toplantı yapmadık. Bence çok gereksiz konular üzerine, gereksiz tartışmalar yapılıyor. Eğer bize güzel bir iki tane şiir çevirebilirsen çok sevinirim. Çünkü ‘güzel şiir bulamıyoruz’ gibi aptal bir cümle kurdular geçen toplantıda. Bende dayanamayıp söyledim, anavatanda bir sürü değerli edebiyatçımız var onların şiirlerini koyalım, hatta hem orijinalini hem çevirisini koyalım dedim. Artık dil kursları başladığı için, Çerkesce bir şeyler mutlaka oluyor çünkü, dergide. Yani bunlar, benim bile aklıma gelip te o insanların nasıl aklına gelmiyor, ben anlamıyorum. ‘İyi çeviri yapacak birisini bulmamız çok zor’ dediler. Anlamı gidiyormuş şiirlerin. İyi de, ne kadar kötü olsa da, amatör insanların yazdıkları şiirlerden daha iyi olur, anavatandaki edebiyatçıların şiirleri. Hem de insanlarımıza, oradaki edebiyatçıları da tanıtmış oluruz bu yolla. Bakalım bir dahaki toplantımız hangi anlamsız konularla geçecek…

Buradaki haberler böyle babacım, ben yine yazmaya çalışırım. Çocukları çok öpüyorum, demek Psenef de benim gibi edebiyata yönelecek, sevindim bunu duyduğuma. Anneme, yengeme herkese çok çok selamlar. Seni de öpüyorum.

Mezenef.

 

20 Şub 2008 Çar 09:11

Merhaba Sevgili Kızım,
Ne güzel hep sevindirici şeyler yazdın.

“Şeytan kulağına kurşun” annen gerçekten çok iyi.  Oradaki durgun hali çok şükür hiç olmadı burada. Onun için çok mutluyuz.

Ben de evden pek çıkmıyorum. Genelde onun uyanmasını bekliyorum. Kahvaltısını yapıyor biraz daha dinleniyor. Sonra kalkıp kahvesini yapıyor. Sihem yengene ikram ediyor beni ortak etmiyorlar kahveye.

Sabahları çocukları bırakıyorum. Hava güzelse genelde yengen getiriyor onları. Hepimiz için komşuluk çok iyi oldu. Yan daireyi birkaç kez satışa çıkartmıştım Allah sattırmadı demek ki böyle bir planı varmış diyorum bazen.

Annen bir tek, oradaki durumunuzu düşünüyor arada.
Özellikle abinle iyi anlaştığınız senin abin için yemekler yaptığın haberlerine çok mutlu oluyor. Planlarının hepsi çok güzel. Gerçekleştirme çabasını da ısrarla göster lütfen

Şiirler konusuna gelince bu ara hiç havamda değilim be kızım. Hem tüm sorunlarını da biz halledemeyiz ki. Adnan şair şiir yazabilen birisi zafer dili iyi biliyor Çetin Öner yardım alabilecekleri biri. Yani biraz kımıldasınlar sorumluluk alsınlar.. Aralık, Ocak, Şubat üç ayı doldurduk daha internete verecekler… Dergideki haberleri de herkesler hatıra diye okuyacak…

Kendimin çalışmasına gelince doğrusu pek sarmıyor artık. Aslında başka bir alanda yeteri kadar kazanabilirsem ya da emeklilik yetecek olursa ilgilendiğim konularda yoğunlaşmak, yazılarımı kitaplaştırmak, alfabeyi sonuçlandırmak istiyorum.

Alfabeyi birçok kişi çok heyecanla karşıladı. Hiç kendisine açıklama yapmadığım halde Psenef başta birinci ikinci sınıf çocukları hiç takılmadan okuyorlar… Eğer kabul ettirebilirsek herkesler için okumak çok kolay olacak…

Gözlerinden öpüyorum
Kendinize iyi bakın

Abinle lütfen güzel götürün kafamız orada kalmasın

Bu cümleler de örnek…

Псэнэф дахэ
Нэрыс асэ,  нэфыни асэ.  Гуынэф дахэ, гупсэри дахэ
Нанэ нэрыс апс реты. Нэрыс апсыр йэщтэ. Апсым лы йыз. Гунэф сэри сыфай йэуэ.
Бадзэр выззз йэуэ мэбыбы. Татэ чэмым уыс реты. Чэтхэр чэтэщым йыс. Нанэ чэтхэм уыс âреты. Гуынэфи чэтхэм уыс âреты. Мэлыми  Чэмыми зи âуэрэп. Т’уыри щыс. Шыр щыт. Шыр мэщыщы. Ўэсэпс шым мэшэсы. Ўэсэпс ўысэ йэджэ. матхэ
Татэрэ нанэрэ ўынэм йысых. Ўынэр ўынэ йын. Ўынэр ўынэ дах. Ўынэр псыуым уыт.
Псэнэфи Нэрыси ўынэм йысых. Псэнэфи Нэрыси йэджап’эм щеджэх. Псэнэф непэ чэтхэм уыс аритыщт. Псэнэф асэ. Апсым лыр йыз. Апсыр Нэрыс реты.
Мафэр мэфэ дах. Псэнэф йыапэ Гунэф реты. Т’уыри йэджап’эм маќуэх
Ўэсыр ўэсы дах.  Мэзэнэф ажэм йыс. Нанэ Мэзэнэф йыэпэ йэўбыты.
Ўэсэпс адэр татэ реты. Абрджрэ Гуыпсэрэ йэджап’эм зэдэќуэх. Татэ чэмым ўыц макIэ реты. Непэ ўайэ.
Татэ чэмым ўыц арам реты. Чэмым ўыцыр йэшхы.
Чэмым шќэр йэбзэйы. ШыкIэпщынэм бзэпсит’у йыI
Псэфит йэжь зыщыфайэм мэбзэхы, йэджап’эми ќуэрэп. Хым маќуэ. Псэфит йэсыкIэ йэшI’э.
Псэфитрэ Ўэсэпсрэ зэшых. Йыныр Псэфит ары. Псэфит йатэ азэ, сымаджэмэ йаазэ

Bir oku bakalım nasıl? Zor gelen sözcük olursa yaz üzerinde çalışayım ya da açıklama düşüneyim onun için

 

23 Şub 2010 14:30

Merhaba Babacım,

Evet, çok ama çok yoğunuz. Ermenistan seyahatinden sonra olaylar hızla gelişiyor. Bir de rutin işler eklenince, başımızı kaldıramaz olduk…

Geziye gelince, öncelikle gidişimiz çok komik ve yorucuydu! Sınır açık olmadığı için, burnumuzun dibindeki Erivan’a Viyana üstünden gitmek zorunda kaldık! Ermenistan havayollarının hafta da 1 gün olmak suretiyle direk uçuşları varmış ancak, malum Güven Bey’in programı nedeniyle orada 1 hafta kalmamız mümkün değildi. O yüzden Ankara-İstanbul-Viyana-Erivan şeklinde bir uçuş planımız vardı ki, bu da her seferinde uçak değiştir-kontrolden geç gibi nedenlerden dolayı epeyce yorucu oldu.

En zor olanı ilk gündü, çünkü sabah saat 6 da ancak otele geldik ve ilk görüşmemiz 8.30’daydı!!!

İlk görüşmeyle birlikte Güven Bey zaten ‘iyi ki gelmişsin’ dedi bile. Çünkü görüştüğümüz bakan yardımcısı ve yanındaki kişinin İngilizceleri baya zayıftı ve bütün çevirileri ben yaptım. Devamında bir sivil toplum kuruluşu ile yaptığımız görüşmede 15 kadar öğrenciye üniversiteyi ve açmayı düşündüğümüz bölümü anlattım. Güven Bey Rusça konuşmamdan çok memnun kalmış olacak ki, birçok yerde Rusça konuşmamı destekledi. Tabii işin içine Rusça girince, nerede bu kadar iyi öğrendiniz soruları geliyor, devamında da ben kısaca hayat hikayemi anlatıyordum. Kuzey Kafkasyalı ve Çerkes kimliğimi öğrenince insanların daha yakın daha da sıcak davrandıklarını gördük. Bunun dışında yine her ne kadar İngilizcemin iyi olduğunu bilse de Güven Bey, bu gezide daha da iyi anlamış oldu. Bütün toplantı notlarını tuttuğum gibi, bana yöneltilen soruları da çok rahat cevapladığımı ve akıcı bir dilde konuştuğumu gördü. Sonuçta gidene kadar iyi ki gelmişsin deyip durdu! Çünkü en basitinden taksiye bile binsek, benim devreye girmem gerekiyordu. Erol abinin olması da çok faydalı oldu. Hem de sürekli Çerkez mafyası (Güven Bey böyle söylüyor) üzerine espriler döndü.

Kısacası benim açımdan çok faydalı bir seyahat oldu. Hem otomatik olarak Ermenistan projesinde yer almış oldum, hem de oradaki insanların  Rusça konuştuğum için en az Güven Bey kadar akıllarında kaldım. Yeni bir sayfa daha açıldı benim için diyebiliriz. Çünkü konu soğumayacak bir konu, her gün Ermenistan protokolleri ile ilgili yeni bir şey çıkıyor. Mesela bugünlerde Güven Bey bu seyahati anlatmak için Cumhurbaşkanının yanına gidecek:)

(…) Benim gördüğüm Ermenistan ve Azerbaycan’ın arasını yumuşatmak Türkiye ve Rusya’ya kalıyor. Mümkün olan en kısa süre içerisinde bize bir Bakü ve Moskova seyahati de görünüyor bu durumda….

Kısacası çooook yorulduk, ama çok mutluyum. Güven Bey sıkıcı bir insan değil, Burcu ve Erol abi de olunca benim için gerçekten keyifli ve verimli bir seyahat oldu.

Vakıf işi de ‘hızla’ olmasa da yürüyor. Bizi 2010 bütçesine dahil ettikleri için yavaş yavaş planlamalara başladık. En son onlar için ayırdığımız mekanın iç mimarlar tarafından yapılmış bir projesini gönderdiler. Biz de buna göre bir bütçe çıkartacağız vs vs. Mayıs sonu Haziran başında Medevdev Ankara’ya geliyor ve onu açılışa getirmeyi istiyoruz. Güven Bey de bu arada dışişlerine baskı yapıyor programa almaları için. Eğer Medvedevi TEPAV a getirebilirsek, bu başarının büyük bir payı benim olacak gerçekten.

Haberler böyle! Gördüğün gibi keyfim fazlasıyla yerinde, nazar değmemesi için her gün dua ediyorum. Söylememe gerek yok ama sende bizim için dua et lütfen:)

Ermenistan’da her gün, ama her gün, yorgun argın yatağıma yattığımda sana ve anneme teşekkür ettim baba! Çünkü eğer böyle bir hayatım olmasaydı, o kalabalık topluluk içinde bu kadar rahat ve kendine güvenli duramayacaktım bekli de. Belki de kendimi gösteremeseydim Güven Bey’in kafasında sadece bir sekreter olarak kalacaktım. Ama orada Kafkasya’dan gelmiş bir insan olarak insanlar çoğu zaman dönüp ban da fikirlerimi soruyorlardı ve ben rahatlıkla cevap verebiliyordum.  Güven Bey ve Erol abinin çok gurur duyduklarını hissedebiliyordum. Sadece orada yaşamış olmak ta değil, biliyorsun çok fazla bizim konulara yakın olmadım ben hiçbir zaman. Şu son dönemde internetten biraz daha araştırıp okuyorum bazı şeyleri. Ondan önceki birikimim tamamen senin babam olmandan kaynaklanıyor. O kadar güzel bir bakış açısı, olayları farklı yönlerinden değerlendirmeyi öğrettin ki. Yaptığımız sohbetlerin hepsi birer birikim oldu benim için. Bunun için tekrar tekrar teşekkür ediyorum sana.

Annem, onu getiren abim olunca epey hevesli oraya gelme konusunda. Çok şükür uzun zamandır morali çok yüksek. Tabii bunda teyzemin çok payı var, sürekli onun yanına çıkıyor çünkü:) Çaydanlığı bildiğim kadarıyla abim aldı bile, evde görmüştüm. Ama yanlışlık olmasın  akşam sorarım yine. Cihan amcadan alınacakları da yarın alırım. Yarın Güven Bey yarım gün ofiste olmayacak o ara giderim. Zaten dediği gibi hemen yolun karşısındalar!

Seni çok öpüyorum babacım, gelişmelerden haberdar etmeye çalışırım seni. Şimdi heyecanla 4 Mart Washington oylamasını bekliyoruz. Bu arada gezimiz ile ilgili kısa bir not www.tepav.org.tr sitesinde de yayınlandı.

Sevgiler,

Mezenef

 

7 Tem 2015 23:44

Merhaba Sevgili Kızım

Ne iyi ettin de yazdın. Ben de biraz önce telefonu getirtmiştim annene. Seni aramayı düşünüyordum. Çünkü cumartesi işten aramıştım pazar günü de evden ama ulaşamamıştım.

Evet, okutmanlığı kapabilirsen çok iyi olacak. Seçim sonuçları ile belki biraz rahatlamıştır Güven Bey de. Ev konusunda da eğer nem o kadar çoksa bir şeyler düşünmek gerekecek.

Bakalım şöyle bir önümüzü görür olursak evi satıp peşinata sayıp belki yeni bir kredi. Ama o zamana kadar eğer iş değişikliği olacaksa onu garantiye almak gerek. Garanti olmazsa çok zorlanırız.

Teyzenlerin arsasının satılma ihtimali yükseliyor. Biraz daha aranır oldu arsalar aldığımız haberlere göre.

Çocuklar Seval Halanda. Bayrama kadar orada kalacaklar. Fetiye’de yani. Bayramda köye geçecekler. Bayramı sonrası on gün kadar köyde kalacaklar. Sonra da Ankara… Dönüş 24 Ağustos’ta.

Annen dediğin gibi mutlu görünüyor. Bir saat önce de abin aramıştı. Yüzünde güller açıldı. Çocukların teyzeleri şimdilik bizde ve Eylül gibi ev kiralamayı düşünüyorlar.

Ben iyiyim. Alfabe de çok iyi gidiyor. Resmi kurum konusu şimdilik yakın gibi durmuyor. Ancak halktan, okur-yazarlardan çok destek var. Bilimsel, çürütülemeyecek epeyce de gerekçe buldum bu ara. Habire kitap üzerine çalışıyorum. İşte şimdi bitti derken parlak sandığım bir fikir ve de bir bilgi ediniyorum ve yine küçük ama zaman alıcı değişiklikler. Alfabe son,  sonun sonu, en son gibi adlarla birçok dosya oldu.

Evet, gelir kalırsan hepimiz için çok iyi olur kızım.  Abin de gelir biraz aile oluruz.

Ben dernek işlerini çok ciddi olarak azalttım. Facebooka da girmiyorum artık hesabımı dondurdum. Çok zaman alıyordu. Daha çok okumayı daha çok yazmayı düşünüyorum. Bu arada seninle düşündüğümüz Rusça öğretim kitabına da sıra gelir bakarsın

Perşembe günü de Dönüş Vakfı Başkanlığını bırakacağım inşallah. O zaman daha da özgür olacağım.

Abin orucunu tutuyormuş. Annene de söyleyerek  geçen bir emekli aylığını tutamadığı günlerin sadakası olarak verdim. Annen de mutlu oldu ben de… İşte böyle güzel kızım çok çok öptüm. Cuma günü giderken buradan aldığın kayıt belgesini götürmeyi unutma kızım.

Sevgiler.

 

8 Tem 2015 15:43

Merhaba Babacım,

Dediğin gibi seçim sonuçları hepimizi rahatlattı bir nebze. Ama şu an çalıştığım şirket (TEPAV’dan ayrılıp başladığı yeni iş NH.) hükümete yakın olduğu için bu tarafta sıkıntı var bu sefer de. Yani maddi olarak değil, çok şükür sağlam bir şirket ama gerginlik had safhada ofiste, seçimlerden beri. En iyisi uzak durmak, iki tarafla da ilgilenmiyorum şahsen, politikayı oldum olası sevmedim:)

Ev konusu biraz sıkıntılı evet. iyi tarafı kesinlikte zararda değiliz hatta kara bile geçtik. Ama uzun vadede oturmak için pek uygun değil. Duvarlar parkeler sürekli kabarıyor, banyonun tavanı küf oldu. Çamaşırlarım 4 günde kurumuyor hepsi rutubet kokuyor artık. Sağlığımı da etkiler diye korkuyorum. Kışın sorun yok ama çok iyi ısındığı için evin içi kuruyor herhalde. O yüzden yazı atlatayım diyorum, kış da geçsin bahara doğru bakarız bir hal çaresine. Boya şeklinde zift satılıyormuş geçen gün bir inşaat mühendisine danıştım da, boyayı kazıyıp onu sürüyorlarmış üstüne boya yapıyorlarmış. Belki kendim öyle bir şey yaparım. Elim de yatkın biliyorsun…

Zaten ev işi tamamen diğer işle alakalı. Burada mı kalacağım Güven Hoca’yla bir anlaşmaya varacak mıyız ona göre plan program yapmak lazım. Çünkü şimdi satarsam evi, iş yerime yakın bir yerde ev tutarım. Her gün toplam 3 saatim yolda geçiyor. Ama bu sefer de iş değişikliği olursa ters kalabilir evin yeri. O yüzden acele etmeyeceğim, kısmet zaman gösterir. Bir de bu aralar çok yağış vardı evin nemini arttırıyordu, son günlerde biraz ısınınca havalar hemen fark etti. Diğer bir seçenek de yüksek bir fiyattan internete ilan vermek. Ev dediğin hop deyince satılmıyor zaten. Ne dersin?

Okutmanlığı ben de çok istiyorum. İnsanın, kendisini sürekli geliştirebileceği bir iş. Bir de en önemlisi severek yapıyorum. Bakalım belki bu sefer ikna ederim hocayı. Okutman maaşları düşük olduğu için yanında bir görevim daha olması gerek. Ben de sorunlu işlerden kaçıyorum açıkçası. Bir Kazakistan projesi olabilir ama. CV için de iyi olur. Dönünce yüz yüze konuşacağız…

Dernek işlerini azaltmana sevindim. İnsanlara laf anlatmak kadar zor bir şey yok şu hayatta. Kitap yazmak bence en iyisi. Zaten senin kitaplarını okuyanlar ve beğenenler sana ulaşıyor. Seninle hemfikir olmayan insanların zamanını çalmasına izin verme babacım. Gerçekten uğraşmaya değmez. Ben okutman olabilirsem dediğin gibi Rusça kitaplar üzerine yoğunlaşalım. Ben bu konuda kendime güveniyorum, bir şekilde karşımdakine iyi anlatabiliyorum. Ortaya faydalı işler çıkartabileceğimize eminim. Hem sen de tecrübelisin artık kitap yazmakta:) Aslında ben biraz Çerkesçemi de ilerletmek istiyorum, biliyorsun kulak dolgunluğum var çok akıcı konuşmasam da biraz ilerletmek istiyorum. Sizin web sitenize baktım ama çok beğenmedim sen hazırlamadın mı oradaki dil öğrenme bölümünü? Kelimelerin yazılışları hoşuma gitmedi pek, ben kelimeyi bilmesem yanlış söyleyebilirim. Mesela yoğurt ‘şıvı’ gibi bir şey yazıyordu ki yanlış bence.

öpüyorum,

mezenef…

 

8 Oca 2016 Cum 18:58

Merhaba Sevgili Kızım.

Çok uzun zamandır sizleri çok ihmal ettiğim duygusunu dahası suçluluğunu yaşıyorum. Birçok şeyi sadece sizin isteğinize bırakmasaydım, kimi konularda biraz daha zorlayıcı olsaydım keşke. İçimi kemiriyor bu duygu.

Aynı kentte olduğumuz zamanlarda bile birbirini sevenlerin sıcak aile ortamını oluşturamadık. Elbette bunda en büyük pay benim. Birbirimizi sevmiyor muyuz? Hem de nasıl. Birbirimiz için özveride bulunmuyor muyuz? Bulunuyoruz hem de hiç çekinmeden… Ama ne bileyim o sıcak ortamı bir türlü sağlama şansımız olmadı.

Sizlere daha çok zaman ayırabilseydim dil konusunu biraz daha önemsemek gerektiğinin farkında olacaktım belki. Bu az ilgiye karşın Allah’ın sevgili kullarıymışız ki kötü alışkanlıklarınız olmadı. Çok daha korkunç bir tablo ile de yüz yüze gelebilirdim. Çok genç yaşta evden uzakta hiç alışık olmadığı bir ortamda beş yıl kalan abin çok sorunlu bir kişi olabilirdi. Ama ne bileyim yine de daha rahat bir ekonomik ortam sağlayamaz mıydım diyorum… Hiçbir şey, hiçbir çalışma eşin çocukların ihmal edilmesini gerektirecek kadar önemli değilmiş.

Dışarıya çok açık, çok cömert kendime kapalı… En kötü huyum. Aman kızım bu en kötü huyumu almayın. Hiç yaklaştırmayın onu kendinize.  Anneni orada kaldığı sürece çok sık ara lütfen. Abinle birbirinize zaman ayırın lütfen. Biriniz ihmal ederse diğeriniz daha ısrarla arasın.

Elimizde avcumuzda kalanlar işte o güzellikler olacak…

Sevgiyle öpüyorum…

Baban

 

16 Kas 2016 Çar 10:17

Nasılsın babacım?

Bu maili yazıp yazmamayı çok düşündüm. 2-3 haftadır çok bitkin ve tükenmiş hissediyorum kendimi. Birisiyle paylaşmak istedim. Abimle konuşmak istemedim, O da üzülüyor, panik oluyor.

Sebebini bilmediğim çözemediğim bir sıkıntı var içimde. Hayatı sorguluyorum bazen. Gücüm azalmış gibi hissediyorum. Uzun zamandır Seher teyze de yok, iyi oluyordu onun da evde olması. Hem arkadaş hem anne oluyordu bana. Onun eksikliğini de hissediyorum sanırım. Moralim bozuluyor böyle olunca. (…) Mümkün mertebe mücadeleyi elden bırakmıyorum. Ama bazen böyle çıkış yolu bulamadığım oluyor.

(…)

Nankörlük de yapmak istemiyorum. Bu yaşta birçok insanın başaramadığı işleri başardım. Dışardan bakıldığında imrenilecek bir hayatım var onu da biliyorum.

Ama ben çok çabaladım bu hayatı kurabilmek için ve bazen gücüm tükeniyor işte böyle. İşin aslı insan büyüdükçe bu hayatta ne kadar yalnız olduğunu anlıyor. Dinlenmek diye bir şey olmadığını hayatın hep bir mücadeleyle geçeceğini anlıyor. Sanırım hayatla biraz yüzleşme benimkisi. Maykop’tan her telefon geldiğinde panik oluyorum artık. Birinize bir şey oldu olacak, kötü bir haber alacağım diye. Korkularım arttı.

Benim için dua et babacım. Belki de nazar değiyor, bilmiyorum herkesin gözü üzerimde. Dün mesela bir toplantıya girdim çıktım yarım saat dua okumak zorunda kaldım. Nasıl esnedim nasıl yaşlar aktı gözümden burnumdan anlatamam.

Toparlanırım biliyorum. Belki psikoloğa tekrar başlamam gerek. Bu arada oraya gelme işim de biraz sıkıntılı. OHAL sebebiyle yurt dışına çıkmamamızın daha iyi olacağını söyledi Serdar Bey. Boşuna dikkat çekmeye gerek yok gidip gelenler mercek altına alınıyor biraz daha bekle dedi. Gelsem biraz kafa dinlesem iyi gelirdi belki. Neyse artık. Seni de üzmek istemiyorum ama paylaşmak içimi dökmek istedim sadece.

Seni çok seviyorum babacım.

Mezenef

 

17 Kas 2016 Per 06:56

Sevgili Kızım.

İyi ki yazdın. Ne zamandır yazışmayı dertleşmeyi düşünüyordum. Abinle de öyle. Bizler bildiğin gibi birbirini çok seven ancak bu sevgilerini açığa vurmaktan, rahat konuşmaktan, dertleşmekten utanan bir aileyiz sanki. Birlikte olduğumuz zamanlar çok az oldu. Aynı mekanı paylaştığımız zamanlarda bile çok yakın olamadık. Eh bu da daha çok benim sorumluluğum olmalı.

Acaba öyle mi? Daha farklı bir yaşamımız olabilir miydi? Belki…  İyi bir mesleğim vardı. İyi para kazanıyordum. En azından parasal konuda daha iyi koşullar hazırlayamaz mıydım?  Kredi borcuna girmeden sizlere birer daire alabilecek bir birikim en azından…

Ama hemen madalyonun diğer yüzü. Bu olanağı sağlayan ailelerin hepsi gerçek anlamda mutlu mu acaba? Ya da mutluluk nedir. Ya da sürekli mutluluk olabilir mi? Başarılarını dişinle tırnağınla kazanmış olmak mıdır acaba daha iyi olan. Rusçayı iyi biliyor olman, İngilizceyi iyi biliyor olman nedeni ile ekmek paranı kendin çıkarabiliyorsun. Peki, aynı eğitimden geçen herkes aynı donanımı kazanabiliyor aynı başarıyı gösterebiliyor mu?

Ünlü yazarımız Beret’are Hamid’in çok hoşuma giden bir anlatısı var, bir kitabının önsözünde.

“Köye bir gidişimde aileden yaşlı bilge “insanı yaşatan, mutlu eden nedir?” diye sormuş sıkıştırdığını anlamış olmalı ki yine kendisi yanıtlamıştı:

“Coşku ve umut, kişi geriye baktığında sevinebileceği mutlu olabileceği bir şeyler görmeli, bulmalı daha çok. Yine geleceğe umutla bakmalı ki yaşamını güzelleştirsin?”

İnsanların hiçbirimiz mükemmel değiliz. Dolayısı ile çevremizdeki insanlarda mükemmelliği aramamak gerek, Ya da mükemmelliğin ölçüsü ne? Bir standardı var mı? Dışarıdan bir göz kim bilir sende, bende aile olarak hepimizde ne eksiklikler görüyordur kendi ölçülerine göre…

En büyük eksiğimiz çevremize olan ilgisizlik mi acaba. Bence fizik olarak biraz yorulacak olsan bile bir açılım yap kızım. Annenle her gün olmasa bile skype ile sıkça konuş. Günlük hareketlerini anlat. Amca kuzenlerle daha bir yakınlaş.  Onlardan duyduğun dertler senin dertlerini hafifletebilir.

Örneğin çok güçlü olmasına karşın annenin hastalanmış olmasına şaşma. Aslında bu kadar ciddi beyin damarları tıkanmasından sonraki bu hali bir nevi mucize denebilir. Bak elde ayakta güçsüzlük yok, yüz düzgün, çarpıklık yok. Buna karşın hem, her gün anneni elinde ayna olarak yakalıyorum. Yüzünü inceliyor. Yüzünde bir iz kalsaydı eğer ne fırtınalar kopacağını düşünmek bile istemiyorum.

Suriyeli sığınmacı aileyi düşün. Uzatılan ekmekten başka yiyeceğinin olmayışını, yardımcı olunmazsa sokakta kalacağını…  Kaç ailenin onun bulduğu şansı bulamadığını…

Belki benim de her etkinliğe katılmamın, işleri azaltmak isterken artmasının temelinde bu vardır. Yalnız kalırsam depreşecek dertlerdir beni koşuşturan. Belki de sığınma adacığı “ben elimden geleni yapar, hayatın sunduğuna razı olurum” olmalı.

Hele şu dönemde, Dünyadaki şu çalkantıya bir bak. Korkmamak elden değil. Bence hiçbir konuda yaşamın layık gördüğünden daha fazlasını elde etmek konusunda hırslı olunmamalı… Gördüğün gibi benim de kafam karışık kızım… Ama yazışalım dertleşelim… İnanıyorum ikimize de yararlı olur. Küçük önlemler yetmezse tedavi de alınabilir elbet..

Son yılların en çok sevindiğim mutlu olduğum olayı abinle yakınlaşmış olmanız, birbirinize anlayış göstermeye başlamanız..  Arttırın diyalogu kızım..

Sizi çok seviyoruz. Sesinizi duyduğunda aydınlanıyor annenin yüzü. Bakıyorum bazen sözleri bile karıştırıyor heyecandan..

Daha çok sarılalım birbirimize…

Sevgiyle kucaklıyor öpüyorum…

Baban…

 

23 Eki 2017 01:49

(3 Ay süren sınavlardan sonra kazanan tek kişi olarak GAZPROM’a alınmıştı.NH.)

Merhaba Babacığım,

Daha önce de mesaj attığım gibi bu akşam bir arkadaşımla yemekteydim. Veda yemekleri başladı artık. Bu arkadaşımla TOBB üniversitesi rektörlükte birlikte çalışmıştık. Bahsetmişimdir hatırlarsın, eşi de eski Genel Kurmay başkanının emir subayı, Sağ olsun bana referans olmuştu. Sen bizim evin büyük kızısın derler hep.

Yemekten sonra biraz ağlaştık. İçimden geldi seninle dertleşmek istedim babacım. Teşekkür etmek istedim sana. Gideceğim netleşince beni seven, yardımıma koşan o kadar çok insan oldu ki. Hem hüzünlendim hem çok mutlu oldum. Demek ki bir yerde bir şeyleri doğru yapmışım dedim kendi kendime. Bu noktada da sen geldin aklıma babacım.

Kan bağın olmayan insanları da sevmeyi, onlardan bir dost bir kardeş yaratmayı biz sende gördük senden öğrendik. (…)

Biraz duygusalım bu akşam babacım. Günlük de yazabilirdim aslında ama seninle konuşmayı tercih etim. Biraz önce de abimle telefonda konuştuk. Belki de aile olmayı yeni öğrendik. Birbirimizin kıymetini yeni öğrendik. Senin çabaların yadsınamaz babacım. Kişiliğine ne kadar ters olsa da, son birkaç yıldır abimle bana destek olmak dışında bir şey yapmıyorsun. Bunun farkında olduğumuzu sana sesli olarak söylemek istedim. Ve yine sana teşekkür etmek istedim babacım. Eğer bu saatte abimi arayabiliyorsam, ya da sana mail atıp içimi dökebiliyorsam bu senin sayende baba. Seni üzmek için yazmıyorum bunları. İçimden geldi ve içimden gelenleri artık tutmak istemiyorum. İkimizde yazmayı seven insanlarız. Aklıma geldikçe sana yazabilmek beni çok rahatlatıyor.

İstanbul işi netleştiğinden beri çok garip hissediyorum kendimi babacım. Dile kolay 12 yıldır Ankara’da yaşıyorum. Hep birlikte ve ayrı ayrı bir sürü olay yaşadık. Ama sayende kopmadık. Biraz burukluk var içimde. Ama dediğim gibi neyse ki seni örnek alıp çok güzel dostluklar kurmuşum. Etrafımda 10 yıllık arkadaşlarım varmış farkında değilmişim. Hepsi seferber oldular. Bu, çok güzel bir duygu.

Ama seninle, abimle kurduğum diyaloğun hiçbir şey yerini tutamaz. Aramızdaki sevgi ve saygıyı annem bile fark ediyor bence. Her zamankinden daha sevecen, telefonda konuşmaya daha hevesli.

Kısacası, çaban içi sana teşekkür etmek istiyorum babacım. Bu yaştan sonra çocuklarıyla herkes yeniden bir bağ kuramaz. Sen bunu başardın bizi birleştirdin. Seni çok ama çok seviyorum. İçimden gelenleri paylaşmak istedim sadece. Dediğim gibi ikimiz de yazmayı seviyoruz. Sana bir şeyler yazarken zorlanmıyorum bu yüzden. Beni anlayacağını biliyorum.

Yarın arayacağım, öpüyorum seni kocaman!

 

23 Eki 2017   14:30

Sevgili kızım

Anlaşılmak mutluluktur derim hep. Kendi çocuklarınca anlaşılmak daha büyük mutluluk…

Kimileyin ben de düşünmüyor değilim yürüdüğüm yolu… Ve hep sizlerle daha çok ilgilenemez miydim acaba diyorum…

İhmal ettiğim gibi bir duyguya da kapıldığım olmuyor değil.

Gerçekte kendime ve sizlere çok yüklendim. Kendimin altından kalkabildiğim gibi sizlerin de kolay taşıyabileceğinizi sandım. Yürüdüğümüz yol yaşadıklarımız ile mutlu sonuç o kadar birbirine uzak ki…

Bu mutlu sonuç ancak Allah inancı ve Allah’ın sevdiği kullardan olmakla açıklanabilir..

Bir kez her ikinizin de kendi çabalarınız ile ayağa kalkmış olmanız ve ayakta kalabilmiş olmanız inanılmaz bir coşku bir mutluluk. Kendinize güveniniz. Bensiz de çevre edinebildiğinizi, uyumlu olabileceğinizi, birbirinize yardım edebileceğinizi, ikinizin biriniz olduğunu, görmek yaşamak… Evet, annen de hissediyor tüm bunları ve çok mutlu oluyor.

Onun için hep yaptığın gibi her telefonda abinden söz et, anlat abinle konuşmalarını. Birbirinize nasıl destek olduğunuzu yaşasın ve hep destek olacağınız güveni büyüsün.

Diğer yandan insan sevgisi konusundaki teşhisinin doğru olduğunu düşünüyorum. Belki de karşıtlarımızın tüm engelleme çabalarına karşın yürüyebilmemizin nedeni de bu…

Teşekküre gelince…   Başarılarınız için ben size teşekkür ediyorum tüm kalbimle…  Eğer başarılı olamasaydınız sizi ihmal ettiğimi yineleyip duran suçluluk daha bir büyüyecek ve belki de bende onulmaz yaralar açacaktı.

Ama şimdi çok daha güçlüyüm ve de belki böylesi daha iyi oldu bile diyebiliyorum.

Hep yardım bekleyen yardım alamayınca adım atamayan kişiler olurdunuz belki, doktorların çocuklarına sağlayabildikleri imkanları ben de size sağlasaydım…

Annene gelince hastalıklar insanlar için. Ama öyle geniş bir alanda kansızlık olup böyle kalabilmek ve tedavi sırasında herkesin yapabileceğinden çok daha fazlasını yapmış olması….

Sonuç kızım hep affedici, özellikle sevdiklerinize yakınlarınıza sevmek zorunda olduklarımıza karşı hep affedici olun. Oluyorsunuz zaten ve bundan uzun vade de olsa siz biz sevdiklerimiz karlı çıkıyoruz…

Sevgiyle ve iki damla gözyaşı ile öpüyorum kızım..

 

5 Şub 2019 11:31

A güzel kızım, a tatlı kızım, aslan yürekli, mangal yürekli kızım.

Senden sonra Ferhun amcan ile de uzun uzun sohbet ettik. Senin görüşmenden sonra ailecek görüşmüşler.  Pro Dr. Nilüfer Hanım en az bizim sevdiğimiz kadar seni sevmiş.

“Bu kadar olumlu, bu kadar çabuk kavrayan, anlayışlı hasta görmedim” demiş.

İmmün terapi konusu dahil her şeyi senin tüm sorularını benim bütün endişelerimi de… Her taraftan bir bombardıman var dedim. Hepsine kulak tıkamak, duymazdan gelmek çok zordu.

Sana anlattığımı senin de en açık şekli ile Nilüfer hanıma sorduğunu anlattım. Onu da konuşmuşlar. Biliyorum o hep öyle olur, önerilerin ardı arkası kesilmez demiş. Ama sana anlattığı gibi Ferhun amcana da anlatmış metabolizmada ciddi bozukluk yapabildiklerini kemoterapiyi de olumsuz etkileyebileceklerini.

Ben Demet Hanımı Ferhun Beye hiç söylemedim şimdiye kadar. Bugün de söylemedim. Yarın ortaya çıkarsa Ferhun amcan Nilüfer Hanım kendilerine  yanlış yaptığımızı düşünür üzülürler mi acaba?

Ama sen zaten psikologa gittiğini söylemiştin değil mi?

Gelme konusuna gelince senin verdiğin tarihler uygun gibi. Gene konuşuruz.

“Kızım hep acaba şöyle olamaz mıydı? Böyle olamaz mıydı?”  diye kendimi sorgulamaktan kurtulamıyorum.  Bu durumum da sıklıkla sesime, yüzüme yansıyor. Bu da farklı anlaşılabiliyor.

Diğer taraftan çok haklı olduğum zamanlarda bile anlaşılmayı zamana bırakıyorum. Ve belki inanmayacaksın ama uzun zamandır böyle bu. Ve zor inanacaksın ama dönenlere ilişkin haberleri bile çok geç duyuyorum.

Daha çok bilime, dile ve anılarla zaman ayırıyorum. Dün akşam Yusuf dayılar geldi ailecek. Onlar evde iken Nihat Bidanıqu amcan da geldi. Ama dayı yanımıza gelmedi. Bazı şeyleri anımsayamadığının farkında ve annemiz gibi samimi olmadıklarının yanında artık rahat değil.

Yaşam nasıl da öğütüyor insanı. Yapabileceğini yaptığına inandıktan sonra geri çekilebilmek, “benden bu kadar” diyebilmek büyük rahatlıkmış.

Seni çok seviyor çok çok öpüyorum kızım. Allah yüzümüze bakacak daha çok güzel günler paylaşacağız inşallah…

Sevgilerimle…

Babişkon…

МЭЗЭНЭФ ИПСЫН  (VİDEO)

 

MEZENEF FOTOGRAF ALBÜMÜ

Z1
1üü
2
z2
z3
z4
z5
z6
z7
z8
z9
z10
z11
z12
z13
z14
aaaaaaa1
aaaaaaa2
previous arrow
next arrow

 

Bu da kızımın vefatından çok önce Facebook’ta paylaştığım bir yazı:

Arada Bir…
Mutluyum Huzurluyum…
Uzunyayla’nın bir Çerkes köyünde doğmuş büyümüş bir Çerkes için Uzunyayla, Pınarbaşı, Sivas, Kayseri elbet önemlidir. Sadece adlarını duymak bile bu coğrafik adlara dolanık neler düşündürür kim bilir? Ama aynı Çerkesin Düzce’nin, Reyhanlı’nın Çorum’un Ürdün’ün ve İsrail Kfarkama’sının adını duyduğunda aynı heyecanı duyması mümkün müdür?

Değildir çünkü bu yörelerin ne kendi kişisel hafızasında ne de Çerkes toplumsal hafızasında yeri vardır. Diğer yöre Çerkesleri için de aynı şey geçerlidir. Doğup büyüdüğü yöre için duyduklarını kişisel hafızasında ve de Çerkes toplumsal hafızasında yeri olmayan diğer yöreler için yaşamayacaktır.

Ama gelin Anavatanı görün bir. Dedelerinizin 150 yıl önce ayrı düşürüldüğü anavatanı. Doğmadığınız, büyümediğiniz, kişisel hiçbir anınızın olmadığı yöreleri… Nasıl duygulanacağınızı, nasıl heyecanın doruklarında gezineceğinizi yaşayın bir. Adı Çerkesya olan coğrafyanın her karışında, yeşiline her bakışınızda, Sonbaharın renk cümbüşüne her gözünüz daldığında… Hele dağlarında gezindiğinizde hele Uaşhemafe’ye çıktığınızda… Nazran, Arxhız sularını içtiğinizde, Şhaguaşe’ye dalıp donmaya yakın üşüdüğünüzde… Kıyı Boyunun acımsı kestane balını diliniz ve damağınız arasında ezdiğinizde…

Kıyı Boyunda yol alırken, artık tek bir Çerkesin bile yaşamadığı yerleşkelerin Adığabze adlarını tabelalarda okuduğunuzda ve de Psışüap’e (Lazerevski)’de, Şaçe (Soçi)’de kendinizi Karadeniz’in dalgalarına bıraktığınızda… Toprağın karasını uzun uzun aramadan göremeyeceğiniz Abhazya’da, yeşil ile mavinin hiç kırılamayacak öpüşme rekoruna tanık olduğunuzda… Sadece ilk görüşte değil her gördüğünüzde, sonrasında her andığınızda ağlamaklı olur kendinizi zor tutarsınız… Çoğu zaman da ağlarsınız… Utanacağınız kimseler yoksa eğer yakınınızda, hüngür hüngür de ağlarsınız…

Evet, doğduğunuz büyüdüğünüz yerler değil, evet kişisel hafızanızda yeri yok bu coğrafyanın… Ama ya Çerkes toplumsal hafızasında?…

Ey Çerkes toplumsal hafızasının tutsağı olduğunu terennüm edip duran dostlar!… Çerkes toplumsal hafızasını bilincinizden kazımaz ya da kazıyamazsanız eğer, Çerkes toplumsal hafızasında yeri olmayan bir coğrafyada vallahi de billahi de dolu dolu mutlu olamayacaksınız…

Huzur, anavatan bekçilerinin acılarını paylaşıp azaltmak, huzur anavatan bekçilerinin mutluluğunu paylaşıp çoğaltmak, huzur anavatanında soluk alıp verebilmek ve son soluğu anavatanda verebilecek olmayı ummaktır… Bunun için her gün dua etmektir… Ecel anavatandan uzakta tecelli ederse eğer seni anavatana kavuşturacak, anavatanın toprağına seni verecek, çimlere çiçeklere besin olma şansını sana sağlayacak dostların olduğunun bilincinde olmaktır…

Özet mi?… Mutluyum, huzurluyum…

Ve acı olaydan sonraki paylaşımım:

“KENDİM İÇİN YAZMIŞTIM KUZUCUĞUMA…

Bir süre önce paylaştığım kısacık yazının son bölümü şöyleydi:

‘Huzur, anavatan bekçilerinin acılarını paylaşıp azaltmak, huzur anavatan bekçilerinin mutluluğunu paylaşıp çoğaltmak, huzur anavatanında soluk alıp verebilmek ve son soluğu anavatanda verebilecek olmayı ummaktır… Bunun için her gün dua etmektir… Ecel anavatandan uzakta tecelli ederse eğer seni anavatana kavuşturacak, anavatanın toprağına seni verecek, çimlere çiçeklere besin olma şansını sana sağlayacak dostların olduğunun bilincinde olmaktır…
Özet mi?… Mutluyum, huzurluyum…’

Elbet bunula çocuklarıma, dostlarıma seslenmiştim. Dostlarıma, birbirimize verdiğimiz sözü bir kez daha anımsatmıştım. ‘Ecel anavatandan uzakta tecelli ederse eğer…’

Kuzucuğumu anavatan toprağına vereceğimi, ona çimlere çiçeklere besin olma şansını sağlayacağımı ise hiç ama hiç düşünmemiştim.

KADER… en güçlü dayanak.

Ve parçalanmamak için kendisini savunmak durumunda olan RUH…

Bu savunma mekanizmalarının biri, “rasyonalizasyon – akla uydurma” dır. Ki daha 1970’li yıllarda “yamçı”da söz etmiştim.

İşte büyük çok büyük bir yük… Büyük olasılıkla, yıllandıkça da ağırlaşacak dayanılası zor bir yük. Ama Ruhum da savunacak kendisini parçalanmaya karşı ve başlıyorum teselli aramaya.

Teselliyi, kızımın direnme gücünde buluyorum ilk.
Kızım 30 Ağustos 1918’de ilk kendisi öğrendi hastalığını, organlara yayılmış olduğunu, Dördüncü evre olduğunu.

Tüm sevdiklerine: sevenlerine haberi de kendisi verdi.
Arkadaşları Ankara’ya getirdi. Teyzesi odasını hazırladı. Adı saygı ile anılan doktorlarca tedavisi yürütüldü.

Ağrı krizleri dışında hiç ağlamadı, sızlanmadı, inlemedi. “Niye ben?” demedi hiç. Zor yanıtlanacak, yanıtlayamayacağımız sorular sormadı. Kimi gün iğnelerini kendi kendine yaptı.

Ağrısı kontrol edilebilir düzeye iner inmez hayata sarıldı. Arkadaşları ile kafeleri dolaştı, alışveriş yaptı, boyama yaptı. Her birimizi normal hayatımızı yaşamaya teşvik etti, zorladı.

Bunun bir boks maçı olduğunu, bazı rauntları kaybetsek de maçı kazanacağımız konuştuk hep. Kazanmaya odaklanmıştı. Tablo hiç iç açıcı değildi ama bu yaşama direnci az da olsa bir umut vermiyor değildi.

25 Şubat pzt.si günü çok, ama çok büyük bir ağrı krizi yaşadı. Ağrı kesiciler barsak hareketlerini yavaşlatıyor ve atılamayan gaz gerginlik yapıyordu. Yapılan tetkikler cerrahi bir girişim gerekmediğini gösterdi. Ağrı gerginliğin karın içi tümörlerin baskısından kaynaklanıyordu. Karın rahatlatılınca ağrı da kontrol edilebilir seviyelere indi. Morfin dozu arttırıldı. Ama işte o ağrı krizi sonucunda acı sonun kaçınılmaz olduğunu da kabullendi. 2 Mart Ctsi. alması gereken kemoterapiyi ret etti. Ama yine dik durabiliyor bize yansıtmamaya çalışıyordu. yine TV den gelen seslere gülümseyerek resim boyadı, yine gülümseyerek babasına son pozunu verdi.

Kendisini nispeten iyi hissettiğinde akşam izin alıp eve çıktı. Annesi ve teyzesi ile kucaklaştı. Ağabeyi Moskova’dan gelmişti. Son günlerinde birlikte oldu. 4. Mart Pztesi öncekine benzer ancak daha hafif bir ağrı krizi. Ertesi gün de acı sona olan yolculuk hızlandı. Yoğun bakım ünitelerine bağlanmasını uygun bulmayıp imza verdim. Hastanedeki odasında sevenlerinin, sevdiklerinin dostlarının, kendisini çok seven farklı katlardan hemşirelerin gözetiminde son nefesini verdi.

Yine ruhum teselli buluyor birçok dünya ülkesinden gelen acımızı paylaşın telefonlarda.
Evin akrabalar dostlarla dolup taşmasında. Yöneticilerin dernekte de mutlaka bir tören yapalım dileklerinde. Cenazenin taşınması vizelerin temini için arkadaşların seferber olmasında. Dernek çevresi arkadaşlarımın, Bandırma’dan dostlarımızın İstanbul Hava limanında bizleri uğurlamalarında… Mıyequape’den gelen her şeyin hazırlandığını haber veren dost telefonlarında… Mıyequape’ye kadar bizlerle birlikte gelenlerde. Krasnodar Hava alanında bizleri karşılayanlarda.

Teselli buluyorum Cenazeyi defnettiğimiz günün günlük-güneşlik olmasında… Acımızı paylaşmaya gelenlerin hüzün dolu bakışlarında… Qeberdey’den, Çerkesk’ten katılımlarda.

Ankara’da son nefesini veren kızımı Mıyequape’de toprağa verişimizin önemsenmesinde… Ve bundan duyulan memnuniyetin, Dönüşün halkımızın bilincinde yer bulduğunun kanıtı bu memnuniyetin, sözlerle, telefon konuşmaları ile, anlamlı tokalaşmalar, kucaklamalar, fısıltılar ile anlatılmasında…

En büyük teselliyi de bu acı olayın dönüşün gerçekleşeceğine olan inancımı pekiştirmesinde buluyorum…

Evet değerli dostlar: değerli arkadaşlar!

Kızımın hastalığı sırasında geçmiş olsun dileklerini iletenler, iyileşsin diye dua edenler, vefatından sonra acımızı paylaşanlar, bizlerle birlikte üzülenler, rahmet dileyenler… Sayınızın hiç de az olmadığını gördüm, yaşadım. Gelebilenler, gelemeyenler, arayabilenler, arayamayanlar hepinizden Allah razı olsun.

Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, sevenleriniz ve sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, uzun ömürler diliyorum…

Sonrası mı?..

Annemiz de 4 Eylül 2021’de veda etti bizlere. Covid19’dan yatıyorduk ikimiz de. Gücü yerinde idi. İkimiz de yeneriz diye umut ediyordum. Ancak Yoğun Bakıma kaldırıldı ayın üçü akşamüzeri. Yoğun bakım doktorunu aradım yarım saat sonra. Gerekenin yapıldığını, hastanın çok rahat olduğunu söyledi. Umudum büyüdü, mutluluk… Uyku uyanıklık arası bir gece ve sabah erkenden doktorunu arama… Ve karşıdan belki sıcak ama beni donduran bir ses: “Kötü haber, eşinizi kaybettik.”

Her şey iyi giderken Akciğer ana damarlarını tıkayan bir pıhtı. Hastalığın en önemli komplikasyonlarından. Belki de zemin 2005 yılında geçirmiş olduğu beyin damarları tıkanması. Ya da en kesin neden KADER…

Covid19 defin koşulları her ülkede zorlu. Hastanedeyim bana izin yok. Ama dostlar sağ olsun yalnız bırakmadılar annemizi, kızımın başucunda toprağa verdiler… Kızım bugün, annesinin ayak ucunda yatıyor.

Ben de her gün dua ediyorum hep birlikte olmaları, birbirlerine hasret yaşayan ana-kız birbirlerine doysunlar diye…

Veee hayat kalanlar için devam ediyor ağır aksak da olsa…