...................
...................

ÇERKES HALKININ ETNO-HİSTORİK SÖZLÜĞÜ

Dr. Batıray Özbek Yedic

                         
...................
 
...................
......

A     B     C     Ç     D     E     F     G     H     I    

 
İ     J      K     L    
M
   N    O    Ö     P     Q     R    

S    Ş      T    Tl
    U     V     W    X    Y     Z

.

Notlar:
1) Terimlerin çeşitli dillerde yazılışları /  işareti ile ayrılmıştır Adige/Adghe vs. gibi
2) Sözcüklerin yazılışında Latin ve Kiril harfleri kullanılmış ve .-  işareti ile ayrılmıştır. Adige-Адыгэ
3) Yabancı kaynaklı sözcüklerin Türkçe okunuşları parantez içinde yazılmıştır; Schapsugh (Şapsuğ)
4) Kesme işaretinin alfabetik sıralamada önem verilmemiştir.

 

Dabanov, Hamar, 1846’da 1200 adet yayınlanan 'Çerkesler ve Moskovitler' adlı kitabın yazarıdır. Kitabın birinci baskısı sansürden geçmeden yayınlanmıştır. Çerkesler lehine ve Ruslar aleyhine bilgilerden dolayı ilk baskısının 900 adeti toplatılarak yakılmıştır. Geri kalan üç yüz tanesi ise bulunamamıştır. İkinci baskısı ise sansürden geçmiş haliyle basılmıştır.


Yazarın asıl adı ve soyadı bilinmemektedir. Kullandığı rümuz adlarının her ikisi de Daban ve Hamar tarihi Çerkesya'da dağ adlarıdır. Bu nedenle de yazarın Adige kökenli olma ihtimali vardır.

 

Dadian, Lamberti ve Dubois'in yazılarından öğrendiğimize göre 17. yy’ın ilk yarısında tarihi Çerkesya'ya gezi yaparak, efsanevi Amazonlar hakkında araştırma yapan bir araştırman.

 

Dadscha, Abchazların çiftçileri koruyucu perilerinden birisidir.

 

Dağlı Halklar Cumhuriyeti, Lord Palmerston'un casusu olan Davit Urquhart tarafından 19. yy’ın otuzlu yıllarında ortaya atılarak, İngiliz çıkarları için kullanılmak planıyla gerçekleştirilmek istenen cumhuriyetti. Birinci Dünya Savaşından sonra Lord Curzon tarafından tekrar ortaya atılır, ancak pek ilgi görmez. Amaç: Türkiye ile Rusya'nın arasını açmak ve Rusların güneye inmesini önlemekti. (Neue Solidaritaet, Sonderdruck Dezember 1999)

 

Dağlı Halklar Özerk Cumhuriyeti, 10 Ocak 1921 tarihinde kurulmuş olan bu cumhuriyetin sınırları Terç nehrinden Kuban nehrine kadar Kabardey, Şerces ve Adigey topraklarını içine alacak şekilde tarihi Çerkesya topraklarının çoğunu içine alıyordu.

 

Daile, İnguşların sayıp saygı duydukları bir yaratıktır. Daile şerefine ilkbahar ve sonbaharda olmak üzere iki kez eğlenceler düzenlenirdi.  Dini seremonin sonunda Zani- Stag adı verilen dini yönetmeni, kendi elleriyle kestiği kurbanın iç organlarına bakarak, kurban etinin yenip yenmeyeceğine karar verirdi.

 

Damığe tedze -дамыгъэ тедзэ,  her ailenin kendine özgü işaretiyle ilkbahar da atlarının damgalanmasına denilir. Genelde bu iş bitirildikten sonra yemeli içmeli bir eğlence yapılırdı.

 

Dar-i Alan, Gürcüce; Dariela, Osetçe; Dairan, tatarca; Daryol, Rusların ‘Gürcü Askeri Yolu’ adını verdikleri , literatürde  Daryolan  ‘ölüm yolu' anlamında da açıklamasının yapıldığı Osetya'dan Gürcüstan'a giden, orta Kafkaslardaki  dağ geçidinin adıdır.

 

Davıy-Дауй, MS. IV. yy’da yaşayan Kabardey beyidir. Oğlu Bachsan seksen savaşçısı ile birlikte Gotlar tarafından öldürülmüşlerdir. Bu katliam bütün ülkeyi yasa boğmuş ve Gotlara karşı büyük bir intikam duygusu yaratmıştır.

 

Davut bey, bkz. Urquhart David

 

Daye-дае, Adige geleneğine göre erkek çocuklar başka ailelerin yanında büyütülürdü.  Eğitilen çocuk, kendini büyütenlere  D. derdi. Kendini büyüten Ebeveynlerini genç delikanlı kendi öz ebeveynleri gibi kabul eder ve onların her türlü sorumluluğunu ve yükümlülüğü üstüne alırdı. bkz. PIur ya da atalık

 

Dayı Çerkes,  Sultan Süleyman 1529 tarihinde Macarlardan ve gavurlardan intikam almak için kendi komutasında Viyana’yı kuşattığında kale surları her taraftan ateş altına alınmıştı. Bir kaç kez kaleye hücum edildi ve kale surları yıkılmaya başladı.

 

İstihkamlarda ezan sesleri duyulmaya başladı. Çerkes adlı bir süvari elinde kamasıyla açılan bir gedikten içeriye girer. Kahraman Çerkes atıyla birlikte vurularak öldürülür ve müslümanlar geriye püskürtülürler. İkinci saldırı yapılmaz ve ertesi güne bırakılır.

 

Allah’ın takdiri ilahisi ile ertesi günü hava çok soğur; kar yağmaya başlar, kar fırtınası başlar dolu yağmaya başlar. Bu afetle müslüman ordusu çok zor durumda kalır. İstihkam çukurlarını kar doldurur binlerce insanın ayakları ve kolları, binlerce hayvanda donar, ortalık mahşer gününe dönüşür.

 

Müslüman savaşçılar sultana yalvarırlar: ’Lütuf et, acı bizlere ulu Sultan Süleyman. Her şeyi bilen ve Ulu Allah isterse her şeyi istediği şekilde halleder. Kasım gününden beri 17 gün geçti. Bizim gayemiz gavurlara bir ders vermekti, bunu yaptık. Şimdi kendimizi emniyete almamız gerekir. Allah nasip ederse ilkbaharda kaleyi tekrar kuşatırız!’  Sultan bu yalvarmaları kabul eder ve kuşatmayı kaldırır.

 

Dayı Çerkes ve atı Frank balsamıyla mumyalanır ve anıt olarak dikilir. Bu gün bile kaleye girdiği yerde atının üzerinde elindeki kamasıyla, elbisesi, ok ve yaylarıyla başında tatar kalpağı ile ve kamasıyla durmakta ve buranın adı Çerkes meydanıdır.

 

Kral Ferdinand  dayı Çerkes’i filintasıyla vurarak öldüren gavur kahramanı çağırtarak şunları söyler: ’Neden bu kahraman ve inançlı  kişiyi arkadan vurarak öldürdün? Sen gerçek bir erkek olsaydın yiğitlik göstererek karşı karşıya gelerek mücadele ederek başını keserdin.’

 

Bu sözlerle kafir kral adaletini gösterir ve Çerkes’i kalleşçe öldüren gavuru Dayı Çerkes’in karşısındaki duvarın içine ördürdüğü duvara hapsederek ölüme mahkum eder ve eziyet içinde ölür. Cesedi kurumuş olarak aynı yerde yani Çerkes meydanındaki duvarın içinde bulunmaktadır.

(Kaynak: Teply Karl, Türkische Sagen und Legenden um Wıen, dıe Stadt des Goldenen Apfels der Deutschen, in: Österriıchıiche Volkskunde 31 (1977), 225-284; Kreutel Richard F., Im reıche des goldenen Apfels (Osmanısche Geschıchtsschreıber, Bd. 2), Graz 2.A. 1963,S.77)

 

Debec-Дэбэдж, Nart efsanelerinde ilk Demirciler Tanrısı ya da ilk demircisi olarak bize aktarılmaktadır. Burada çeşitli devrelerden kültür çağlarının üst üste yığılması ile diğer Nart efsanelerinden daha eski bir kültür evresinin demirci tanrısını açıkça görebiliyoruz. Bir anlatımda Nart Tlepş, kendisine kılıç yapması için iki kardeş Nart tarafından getirilen tılsımlı tırpanın ustasının Debec olduğunu görür görmez hemen tanıyor; bundan yapacağı kılıcın ancak Savsırıqo'ya uygun olduğunu düşünerek, sahibine 'kim benim örsümü yerinden sökerse onun olacağı' şartını kabul ederlerse, kılıç yapacağını ve o kişiye vereceğini söyler. Her iki Nart' da teklifi kabul ederler.  Kardeş Nartlar örsü yerinden kıpırdatamazlar. Tesadüfen oradan geçen Savsırıqo ise,  yedi kat yere çakılı örsü sökerek tekrardan dokuzuncu kata kadar saplar ve D. tılsımlı tırpanından yapılacak olan kılıca sahip olma hakkını da kazanır.

 

Dechenağu, Nart Efsanelerinin güzelliğiyle ün salmış kadın kahramanlarından birisidir. D. ormanların ve dağların ötesinde, uzaklarda ulaşılmaz bir yerde yaşıyordu. Nart TIımıs Dechenağu bulmak için yola çıkar. Ormanlara dalınca Nart TIımıs'ın yolunu yabani hayvanlar keserler. Nart TIımıs hepsini öldürür.  D. yaşadığı dağın dibine ulaşınca tepelerden, kanatlarıyla güneşi kapatan kocaman bir kartal uçarak Nart TIımısa saldırır. Nart TIımıs onu da öldürür. Yedi dağ ve tepe aştıktan sonra bu kez tek gözlü, göğsünün ortasında keskin kama gibi sivri bir kemiği olan bir dev karşılar. Kahramanımız onu da mağlup eder. Onun arkasından eğersiz ata binmiş bir insan karşılar. Yapılan ikili mücadele sonunda, Nart TIımıs'ın korkunç kılıç darbesi ile atlının miğferi ikiye ayrılır ve düşer. Atlıdan uzun sırma gibi saçlar dökülür. Nart TIımıs derhal kılıcını kınına sokarak, mücadeleye son verir. Çünkü kadınlara karşı, kadının olduğu yerde savaşmak Adige geleneklerine ve göreneklerine göre ayıp sayılırdı.

 

Dechenağu ile TIımıs evlenirler ve Nart ülkesine dönerler. Dechenağu’da tanrısal özellikleri olan bir kadın kahramandır. Tanrısal gücü olan, yağmur yağdırma, fırtınalar yaratma gibi özelliklerine bakıldığında eski bir tabiat tanrıçalarından biri olduğunu izleyebiliyoruz.

 

Dechenağu daha sonraki Adige şarkı ve destanlarında da devamlı olarak güzelliğin ancak mutsuzluğun sembolü olarak günümüze kadar süregelmesi, bu motifin Adige halkının gönlünde ne kadar derin bir yeri olduğunun kanıtıdır. Antalya’nın Yeleme köyünün en güzel kızının adı Dechenağu idi. Sevdiği delikanlıya kaçar,  ancak yedi kardeşi birleşerek geri getirirler. Köyden kimle evlendiyse mutlu olamaz, sonunda uzakta bir Türki ile evlenir ve mutsuz olarak orada  vefat eder. Adına dechenağu ağıtı halen söylenmektedir.

 

Dejıy, fındık

 

Dejıyeblağ nıp - дэжьыеблагъ нып, fındıkların delinerek iplere dizilerek bir bayrak şekli verilerek, misafirlere, düğünlerde yapılan yarışmalarda; at koşusu, silah atma vs. birinci gelenlere mükafat olarak dağıtılan bir nevi bayraktır.

 

Dejıye qamıçş - дэжъые къамыщ, fındıklar iplere dizilir ve bunlar en az üç sıra halinde bir kamçı gibi bir sopaya bağlanır. Bu haliyle D. eğlencelerde düğünü yöneten bkz. Hatıyaqo tarafından sembolik olarak taşınır ve herkes onun sözünü dinlerdi.

 

Dejıye paIo - дэжъыепа1о,  fındık, ceviz, kumaş parçaları vb. ile,  milli yüksek kız şapkasının benzeri yapılan bir şapkadır. Bu da düğünlerde yarışmalarda birinci gelenlere verilirdi. At yarışlarında genç bir kız D. yı bir atlıya vermesiyle yarış başlardı. Kim Dejıye’yi elinde taşıyana ulaşır da geçmeğe başlarsa, ona verilmesi gerekirdi. Kim ilk önce daha önceden kararlaştırılan belirli hedefe ulaşırsa Dejıye’ye sahiplenirdi. Bu atlı -eğer bekarsa- qeşçen’ına götürerek hediye ederdi.  

 

Dejıv, müzikte nakarat, beraber tempo tutturmak.

 

Demir/Demirhane, demir ve demirciler Adige halk inançlarında çok saygınlık duyulan ve insanüstü sihirli kuvvetlerin sahibi, kişi ve yer olarak kabul edilirdi. Yaralı ve hastaların demir ve demirhanede iyileşeceğine inanırlardı. Hastanın iyileşmesi için gerekli merasimler demirhanede yapılırdı. bkz. ÇIapşı doğum yapacak kadınlar demirhaneye giderek doğum yaptıkları da literatürde anlatılmaktadır.

 

DentleçI-дэнлъэч1, Adige el işlerinde iğneyle işlenen bir motif şeklinin adı. Genç kızlar sözlülerine bu işlemeyi hediye göndermeleri de geleneklerdendir.

 

Diaskurias/ Dioskurias/Iskurias/ Iskuritsche/ Sebastopel, 1455 den sonra Suchumi ve Abchazca Akua.

 

Didur bkz. Çeçen

 

Dıdı, biz denilen kunduracı aleti.

 

Dığujıcho perıdze-дыгъужьыхъо перыдзэ, Kabardey Adigelerinin inancına göre kayıp olan ya da çalınan bir eşyanın geri getirilmesi için, hocaya gidilerek yaptırılan büyü. Hoca sembolik olarak hırsızlığın yapıldığı evden getirilen bir eşya vs. parçasını okuyup üfledikten sonra ateşe atarak yakardı. Hırsız belirli bir zaman içinde çaldığı şeyi geri getirmezse, ellerinin kuruyacağına inanırlardı. Bu inançta 'ateşe tapma' ve 'islam' dini inancını beraberce görebiliyoruz.

 

Dıgune Doğan Akif (1883-1962) Düzce'nin Köprübaşı köyündendir. Mısırda okumuştur. Çerkes Teavün Cemiyetince 1918’de tarihi Adigey'e gönderilmiş ve orada okul açmış, din dersleri vermiştir. Ekim ihtilali ile birlikte Düzce’ye geri dönmüştür. Dıgune Doğan Akif, din derslerini, hutbeleri Adige diliyle verirdi. Bu nedenle de halk tarafından çok sevilirdi ve Adige halkının gönlünü kazanmıştır. Dini kitapları, mevlitleri vs. anadili Adigece ile yazmıştır.

 

Dıve-дыо, sülük. Adigelerin devamlı olarak Avrupa'ya ihraç ettikleri bir hayvandır Adigeler hastalıklardan korunmak için yaz ve sonbaharda toplardamarlara ayaklara vs. koyarak, sülüklere pis kanlarını emdirmeleri bir gelenekti.

 

Dikiş iğnesi, elden alınmaz. Alırsan araya o kadar ipliğiyle birlikte dedikodu girer.

 

Din, Adigeler tarih boyunca her halk gibi çok çeşitli dini inanç ve evolüsyonlardan geçerek günümüze gelmiştir. En eski tarihimiz olarak kabul edilebilecek olan çok zengin Nart Efsanelerinde din ve dini motiflere çok az rastlanmaktadır ve Nart yaşamında eldeki yayınlanan tekstlere göre belirli bir önemi yoktur. Çerkesler diğer dünya halklarının takip ettikleri yolu takip ederek dini inançlarını da yerine getirmişler ve bu yolu takip ederken de asla tutucu, bağnaz değil çok liberal ve demokrat olmuşlar ve kimseyi zorlamamışlardır. Tarih öncelerinde çok tanrılı zamanlardan kalma en büyük tanrı, gök tanrısı Wa dır. bkz. tanrılar, Hıristiyanlık, İslamiyet.

 

Dirr, Adolf  (1867-1930)  München etnografya müdürlüğü yapan Dirr doğru dürüst akademik bir kariyeri yoktu. Buna rağmen bilim adamları çevresinde çok taktir edilirdi. Ününü yıllarca Kafkas halklarının dillerini araştırması ve etnografik  eserleri toplamasından kaynaklanmaktadır. Dört yüze yakın topladığı eserlerin üçte birini bir araya getiren odur. 

 

Dnyeper, İskitçe at ırmağı anlamına gelmektedir.

 

Diyane Beşiktaş Çerkes kız okulunun Latince harflerle Osmanlıca ve Adigece olarak 1920 yılında yayınladığı dergi.

 

Dolmen, sadece Batı Kafkasya ve İspanyada rastlanan, Karadeniz kıyısına 480 km uzunluğunda paralel 30 ile 75 km genişliğinde rastlanmaktadır. Bunlar 12 parçadan oluşan yer üstü mezarlardır. Sadece Bace (Bagovskaya) bölgesinde 564 adet sayılabilmiştir. bkz. Yıspvıne. Bu mezarların en eskilerinin yaşı MÖ. 2400 senesine gitmektedir ve bronz çağında yapılmıştır. Yer üstü gömü geleneğini MÖ. 1400-1300 yıllarında bırakmışlardır. Bu mezarlar çevredeki, çok güzel ve düzgün bir şekilde zımparalanmış ve kesilmiş kumtaşı, kristalli, kireç ve karataş büyük parçalarından yapılmıştır. Deniz seviyesinden 250 ile 400 metre yukarılarında görülmekte ve dört değişik yapı tiplerine rastlanmakta ve genelde tek bir dağ keçisi reliyefi ile süslenmişlerdir. Blok halinde yontulmuş kayalardan yapılan bu mezarlar uzunluğu 2.23 m. ve yüksekliği 1.60 ile 1.40 m arasında değişebilmektedir. Giriş kesiminde küçük yuvarlak bir kapı oyulmuştur ve onu kapayacak şekilde de taştan bir tıkaç yapılmıştır. Bu mezarlara ilk önceleri kabile reisleri gömülürken daha sonra kolektif mezarlar olarak kullanılmıştır. Dolmenlerde, parmak üç ya da dört köşeli tarak şekilleriyle süslenmiş testiler bulunmuştur. Ayrıca disk şeklinde seramikten yapılma iplik eğirme aletleri bazılarında da metalden yapılma,- zırnıklı bronzdan yapılma süs eşyaları ve aletleri de bulunmuştur. bkz. resim (Kaynak; Markovin, W.I./Muntschajew, R.M. Kunst und Kultur im Nordkaukasus.  s. 18)

 

Domfar, Dugarların komşusu ve düşmanı bir halktır.

 

Don nehri, diğer bir adı da Tanais'dir.

 

Dordup, bkz. Saghumi, Durr-Dup olarak da geçer.

 

Dot-дот-, Adige göreneklerine de erkek çocuğunun eğitim ve öğretim amacıyla verildiği aileye denilirdi. Eğittikleri çocuğu Dot diye çağırırlardı.

 

Döllinger, Fr. Neumann'ın yapıtında 1836-1837 yıllarında Adigeler arasında araştırma yapmış bir kişi olarak bize aktarılıyor.

 

Dogor, Digor olarak bilinen Asetin kabilesinin diğer yazılış şekli.

 

Dschick, bkz. Çerkes

 

Dsurdsuki, Anapa kalesinin diğer bir adıdır. Klasik eski çağdan beri bilinen 1784’de Osmanlılarca tamir edilen, 1791’de, Graf Gudowitsch tarafından zapt edilen, 1807 ve 1811’de Osmanlı ver Ruslar arasında el değiştiren ve 1829 Edirne Antlaşması ile Ruslara bırakılan kaledir.

 

Dul-Dul, Hz. Muhammed'in beyaz renkli binek hayvanı olarak kullandığı dişi katır. Adige masal ve anlatımlarında ise çok hızlı koşan bir at olarak geçmiştir.

 

Dünya Çerkes Kongresi, Başlangıçta Hollanda Çerkes Kültür derneğinin Almanya dernekleriyle beraber 4-6 Mayıs tarihleri arasında 1990 Den Alerdinck kentinde yapılması tasarlanan bir toplantının, Almanya Çerkes Kültür dernekleri federasyonunun düşünce, inisiyatif ve organizesi ile ‘uluslar arası’ bir toplantı haline dönüştürülmesinden sonra, Amerika’nın Kaliforniye yöresinden gelen Muhamed Şık, Türkiye’den Süleyman Yançatorol’un ve Kabardey Balkar Rodina ve Adige Halk dernekleri delegelerinin de katılmasıyla ve Hollanda ve Almanya’dan katılımcılardan gelen istek ve arzu doğrultusunda Dünya Çerkes Kongresinin kurulması karar altına alınarak, tüzük çalışmaları için, Hollanda dernek başkanı Fethi Receb, dernek sekreteri Zekai Baydilli ve Almanya Dernekleri Federasyon Başkanı Dr. Batıray Özbek kongrede tespit edilen maddelere göre ilk tüzük tasarısı hazırlanması için görevlendirilmişlerdir. Hazırlanan tüzük tasarısı sadece Rodina derneği temsilcileri ile Nalçık’ta revizyondan geçirilerek ekleme ve çıkarmalarla tekrar Hollanda’da iki dernek üyelerine yine 26-28 Nisan 1991 tarihinde Den Alerdinck eğitim merkezinde ikinci kez tartışmaya sunulmuştur. Mayıs 1990’daki  birinci  toplantıda Rodına derneğinin sıcak bakmadığı DÇK’nın birinci amacı Anavatana geriye dönüştür maddesi, Nalçık’ın olurunu alamayarak getirilen tüzük taslağında göremeyen bilhassa Almanya temsilcilerinin şiddetli tepkilerini görmüştür. Bu maddenin tekrardan tasarı tüzüğe konulması için, tam bir gün Fethi Receb'le delegeler tartışmak zorunda kalmışlardır. Bu da Kabardey Cumhuriyeti’nin dönüşe sıcak bakmadığını ortaya koymasına rağmen maalesef katılımcıların çoğu anlamamışlardır. Almanya temsilcileri toplantıyı terk etme kararı alınca, toplantının hatta Nalçık’ta yapılacak uluslararası toplantının tehlikeye düştüğünü anlayan F. R. delegelerin istekleri doğrultusunda hareket ederek yeni taslak tüzüğe tekrardan dönüş amacı eklenmiştir.  Tüzük taslağı Nalçık kentindeki ilk uluslararası toplantıda tekrardan Kalmık Yura başkanlığında oluşturulan kurulda  yeniden ele alınarak kabul edildikten sonra  ilk kez tüm Çerkesleri içine alan DÇK kurulmuştur.

 

1. Kongre 22 Mayıs 1991’de Nalçık'da

2. Kongre 20-24 Temmuz 1993 de Maykop'ta

3. Kongre 24-26 Temmuz 1996 da Çerkessk'te yapılmıştır.

4. Kongre Krasnodar'da

5. Kongre ise tekrardan Nalçık kentinde yapılmıştır.

 

Dzeğaşçt-Дзэгъащт, Bjedığu ve Abedzech Adigelerince tekstleri bize aktarılan bir Nart Kahramanı.

 
A     B     C     Ç     D     E     F     G     H     I    

 
İ     J      K     L    
M
   N    O    Ö     P     Q     R    

S    Ş      T    Tl
    U     V     W    X    Y     Z