...................
...................

ÇERKES HALKININ ETNO-HİSTORİK SÖZLÜĞÜ

Dr. Batıray Özbek Yedic

                         
...................
 
...................
......

A     B     C     Ç     D     E     F     G     H     I    

 
İ     J      K     L    
M
   N    O    Ö     P     Q     R    

S    Ş      T    Tl
    U     V     W    X    Y     Z

.

Notlar:
1) Terimlerin çeşitli dillerde yazılışları /  işareti ile ayrılmıştır Adige/Adghe vs. gibi
2) Sözcüklerin yazılışında Latin ve Kiril harfleri kullanılmış ve .-  işareti ile ayrılmıştır. Adige-Адыгэ
3) Yabancı kaynaklı sözcüklerin Türkçe okunuşları parantez içinde yazılmıştır; Schapsugh (Şapsuğ)
4) Kesme işaretinin alfabetik sıralamada önem verilmemiştir.

 

Gaçe (Gatsche), Çerkesya'da rahat dolaşabilmek için, sözü geçen, sayılan sevilen bir Çerkes'in himayesinde olmak gerekiyordu. Bu sözü geçen tanınmış kişinin adına misafirle birlikte dolaşan kişiye Gaçe denilirdi.

 

Galidsa, Abchazya'nın İlori yöresinde Karadeniz'e dökülen ırmak.

 

Galierd ya da  Galierd,  İnguş tanrılarından birisidir.  1810'da Rus egemenliği altına girince, İnguş yaşlılar meclisi bu tanrılar adına yemin etmişler ve yapılan antlaşmada da tanrılarına ve dini merasimlerine karışmama şartını istediler ve bu istek Ruslarca kabul edilmiştir. Rus misyonerleri 1820'den sonra Hıristiyanlaştırmak için çalışmalar yürütmüşlerdir.

 

Gaorce, Gwarce, Uzunyayla'da yaşayan Adigelerin yakmak için kuruttukları tezeğe verdikleri addır.

 

Gatukoi bkz. Hatichquahe

 

GeguakIo bkz. CeguakIu

 

Gekotey (Hekotey) (M.Ö. 433-388), yılları arasında Sind kent devletinin krallığını yapmıştır. Gekotey kanun yapıcı, sanata ve edebiyata önem veren, kendi adına para bastırmış dirayetli bir ‘Adige’ kralıydı.

 

Gelendsik,  bkz.Chulıjıy

 

Gelin bkz. evlenme

 

Gelinin su getirmeye başlaması, gelin bir yıl boyunca ilk çocuğu oluncaya kadar hiç bir iş yapmadan Leğune'de otururdu. Bir yıl sonra ilk defa su getirmeye, diğer gelinlerle ya da komşu kızlarla birlikte, omzunda su sopası, iki ucunda su kovalar, ayrıca aynalar, küçük keseler vs. asılı olarak çeşmeye su getirmeğe götürülmesi merasimidir.

 

Gigre, Milattan önceleri klasik çağ Çerkeslerinin Yunanlara verdiği addır.

 

Gimriler, bkz. Kimmerler

 

Gogon, Kabardey Adigece'sinde metalden yapılma ince uzun su getirmeye yarayan testi.

 

Goşenay Temryuq kızı,  16. yy Kabardey Beyi olan Temrjuk'un kızıdır. Goşenay  31 Ağustos 1561'de Rus Çarı IV. İvan'la, Rus boyarları karşı çıkmasın rağmen politik bir evlilik yapmış, Maria adı altında vaftiz edilmiştir. Bu evlilikten bir erkek çocukları olsa da, Rus Boyarları, annesi Rus olmayan birisinin Çar olmasını istemediklerinden, her ikisini de zehirleyerek 6 Eylül 1569'da öldürmüşlerdir. Olaydan haberdar edilen Çar çok zalimleşerek imparatorluğunda yas ilan etmiş herkese siyah elbise giyme zorunluluğu koymuş ve imparatorluğunda her türlü mücevherat takılmasını ve taşınmasını da yasaklamıştır.

 

Gök gürlemesi, ilkbaharda gök ilk kez gürleyince, su kaynağına koşulur su getirilir ve bu suyla HarıpIe pişirilir ve tuz biberle yenilirdi. Hayvanlar da hemen suya götürülür ve su içirilirdi. Kim ki en önce bu sudan eve getirir,  evde bolluk ve bereket olacağına inanırlardı. Ayrıca kışın gök gürleyip yağmur yağmadan kar yenmezdi. Burada Tanrı Şıble'ye duyulan inanç ve saygınlığı görebiliyoruz.

 

Grokausus (Grokavsus), İskitler'in Kafkasya'yı tanımladıkları addır.

 

GuaIşe, bu sözcüğün bir kaç anlamı vardır. 1. Prenses. 2. Uslu, terbiyeli ve hanım kızlara verilen sıfattır. 3. Kaynana.  Gelinin, kaynanasının adını başkalarının yanında söylemesi ayıp sayılır ve ondan söz ederken g. kelimesini kullanır. 4. Evin beyi de hanımının adını söylemesi haynape sayılırdı ve ondan BısımguaIşe, Vınerıs ya da VıneguaIşe diyerek söz ederdi.

 

Gua1şe ğeğ, prenses ağlatan. Bjeduğlu Tl’ap’ El Hac Mustafa Mahir Efendinin araştırarak kaleme aldığı hikayesi şöyledir:

Kabardey'de peri misali bir kız ortaya çıkmış izini gören yüzünü görmeden aşık olur derecesinden nazik bir yaratıkmış. Görenler, ‘’acaba bu kız yüzünden, köyde ne çok fitneler olacak, ne kadar anlaşmazlıklar büyüyecek,’‘ diye düşünüyorlardı. Bu nazik ve güzel kız Biberd köyünde yaşıyordu. Bir akşam komşularının evinden yalnız gelirken, atlı bir baba dostuna rastlar. Kızcağızı biraz okşadıktan sonra, ‘‘gel kızım seni evinize kadar götüreyim‘‘ der. Çocukta hem bu kişiyi tanıdığından, hem de böyle şeyler adet olduğundan çekinmeyerek kabul eder ve ata biner binmez çak'o (*) ile yüzünü örterek doğru kendi evine götürür ve annesine teslim eder. Annesine ‘‘bu kızı canın gibi sev iyi bak ve eğit! Günü gelir hem sana, hem de bana yarar‘‘ diyerek iyice tembihler ve kalkarak kızın pederine gider. Bakar ki orada bir kıyamet. Kızın kayıp olduğunu anlamışlar ve herkes bir tarafa koşuyor. Ama boşuna. Neticede kızın babasıyla kızı çalan o gece sabaha kadar uyku uyumadan otururlar. Sabah erken geceden hazırlanmış atlara binerek, Timur kapı ile Anapa'nın arasında sormadık adam, gezmedik yer bırakmamışlar. Bulmak kabil mi, nihayeti, ‘‘bu kız periye benzer bir şey idi, şimdi başka aleme karışmış olsa gerektir‘‘ diyerek, pederini güç hal kandırarak dönmüşler.

 

Çok geçmeden bir düşmana karşı durmak icap etmekle yine kızın pederi dostu ile beraber savaşa gidip muharebe ederler iken Meskür dost ayrılır, vefat eder. Ölen adamın cenazesi evine götürülüp validesi merasim yemeği icra ederken, her nasılsa kız bazılarının gözüne ilişerek tanırlar ve derhal gidip babasına haber verirler. Babası da ‘‘eyvah dostumun niyeti fena değildi ama ne çare ömrü yetmedi. Matem bitinceye kadar kız orada kalsın,’‘ dediyse de, ‘‘Kabardey büyükleri bu olamaz, evladını kendi muhafaza etmelisin ki, o çektiğin mihnete bir daha uğramayasın’‘, diyerek kandırırlar. Kızı besleyen kadın karardan haber alınca, vefat eden oğlunun derdini unutarak, kızın ayrılığına yanmaya başlar. Topluluk kız çocuğu alarak, ağlaya ağlaya, babasının evine getirirler. Çocuk yine ağlar. Bir ağlamak ki, susturmak mümkün değil. O vakitte kızın asıl eski adını değiştirip, hanım ağlatan anlamında 'Guaşeğeğı' adını vermişler. Meskür kadına da bir takım güzel sözler ve pek çok hediyeler verilerek, istediği vakit yine görmek şartıyla evine geri gönderirler. Guaşeğeğ şimdi babasının evinde başka memede (sütannede) iken yine orada idi. Gençliğini görenler gördükçe yine görmek isterlerdi.

 

Hatta Kanşavş'u namında bir beyzade, kızı bir defa beşikte görüp, gözü kalmış idi. Bu sabiy kaybolduğu zaman, ondan haber alabilmek için gece gündüz durmadan gizli gizli aramıştı. Bu sefer çocuğun bulunduğunu işittiğinde, kılık kıyafet değiştirerek köye gelerek, kızın babasına hizmetkar olur. Memleketi uzak, kılık kıyafetini de değiştirdiğinden herkes onu gerçek bir hizmetkar olarak biliyordu.

 

Silah ve eğer takımı dahil her şeyleri kendisi yapar, çamaşır vs. iktiza edeni Çerkes adeti olarak  Guaşeğeğı'ya  diktirerek hem hizmetkar hem silahşor süvari olmuş ve en sonunda da beyinin mühim işlerine karışmağa başlamış idi.

 

Şöyle ki, efendisi bir düşman için tedarikte bulunduğunu görünce, gece Şhaloch atına binip işini bitirir döner. Efendi sabahleyin at, silah gibi hazırlık istediğinde, yavaşça yanaşarak, “yorulmayınız onun işi bitti”, derdi. Beyde adı geçenin adi hizmetçi olmayıp bey durumunda olduğunu bilirse de yine belli etmezdi. Ancak nereye giderse beraber alır ve saygı gösterirdi.

 

Bir gün bey odasında oturuyordu. Pencerenin karşısında ise Kanşavuş'u atıyla uğraşıyordu. Guaşeğeğı'da kapının bir kanadını açıp delikanlıya bakmakta iken, kendi işleriyle uğraşan delikanlıya, Şoloch cinsi atına binerek bir iki dizgin almasına beyan eder. Oğlan zırhına varıncaya kadar her şeyini mükemmel bir şekilde giyinerek biner ve kızın istediklerini yerine getirir. Bir dizgin eder. Bir daha artık ejder mi aslan mı desek caiz. Efendi beğendi ve bir de kamçı vurarak gitmesini ister. Olaylara seyirci kalan Guaşeğeğı' nın ‘’beni önünde hazır bulacaksın’’ diye işaret verdiğini anlar. Beye hitaben; ‘‘kamçı vurursam bir kusur etmiş olurum. Belki de bir daha hizmetinde bulunamam‘‘, dediyse de efendinin zorlaması üzerine bir kamçı vurur. Amir ; ‘‘bir vuruş maşallah kurşun gibi, bir dönüş tebarekallah, yıldırım gibi dedi ‘‘. Üçüncü defa kamçısını vurunca daha öncelerden beri güzelliğiyle bilinen 15 yaşında ki genç kızı, atının üzerine attığı gibi memleketine götürür. Bey de ardından bakarak güldü. Çünkü bu olay işine geldi. ‘‘Sonra bu nasıl şey, hali meçhul adi bir hizmetçi kıymetli kızını kaçırsa da, bu adam yine rıza göstersin diyenler “olduysa da'' ey arkadaşlar o sizin adi dediğiniz kişi,  merhum falan beyin oğludur. Yetim kalınca edep ve terbiye öğrenmek için yanıma geldi. Keşke onun gibi bir yiğit daha bulsam da büyük kızımı versem‘‘ diye karşılık vermiş.

 

Gelelim Kanşavuş'a. Gelini ile beraber salimen memleketine vardığında İslami adetlere göre evlenerek, otuz cariye ve güzel at ve eğer takımları, kıymetli şeyleri nikah adeti olarak kayın babasına göndererek muhabbetleri artar.

 

Yine bey münasip bir zat bulup büyük kızını da evlendirmiş ise de Guaşeğeğı sırası gelmeden evlendiğinden ve kocası da yakışıklı olduğundan, küçük kız kardeşini kıskandığından bir birinden ayırmak için bin türlü hileler düşünmeğe başladı. Uzun müddet uğraştı. Sonunda bir fırsatını bulup, bir gece küçük kız kardeşinin yatağına yatar. Gece yarısı olunca Kanşavuş'u işin farkına varır. Kanşavşu sabahleyin, olan işi anlayınca, silahlanarak oradan geçmekte olan bir tatar kervanını, “haydutlardan muhafaza ederek, Karadeniz iskelesine kadar götüreceğim”  bahanesiyle evden çıkıp gitmiş ve bir daha da geri dönmez.

 

Guaşeğeğı o günden sonra ne yedi ne içti, dokuz gün ve gece durmadan ağladı. Hain kadın “ gayeme ulaştım bu bana yeter “ diyerek oda kaybolur gider. Bir daha da yüzünü gören olmadı. Guaşeğeğı için bestelenen ağıtı duyan kızlar, muhakkak ağlayacaklardır.

 

A Biberdi kuace guşeme sira pşaşe ğeş'üağ

A cır sipace yi dişe pxevu pşehuce sepxiğ

A xedziğe seç'ı pşıtl'ıpxum sırı neçıha se,

A çıpxu hade-sade guşem sişhağuse guşeri yiğek'odiy

Se sivunej guşeri çiğeğupşiy se.

A sıtl'emi sı kumışhe hajıxer yemıptlınev sıkenaği se.

A se kısexul'ağem kınevij, şı'açer guğek'od kısfexuğa se..

 

“Biberd ahalisinin birinci nazlı kızı idim.

Şimdi odamın altın direğine esaret zinciri ile bağlandım.

Seçme otuz adet cariye nikahım iken,

sihirbaz cadı ve hain kancık aziz kocamı zayi etti.

Evimi yaktı.

ölsem bile köpekler kemiklerime bakmaz bir halde beni bıraktı.

Vay başıma gelenler haller.

Şimdiden sonra yaşamak benim için haram demektir,“ diyerek göçüp gitti.

 

Guchuacho veşch apşçi-гухахъо ошх апщи, afiyet olsun

 

GuçIe quzıbje-гук1э къузыбжьэ, Kabardey Adigelerinde tarla işlerinde en son gelene verilen kadeh dolusu içkiye denilir.

 

Gum/Gumaj (Gumay) Podkuma nehrinin Adigece adıdır. Kuma nehrinin yan kollarından birisidir.

 

Gumista, Ssuchum Kale'nin yanında denize dökülen ırmaktır.

 

Gumm, Orpheus'ta,  Phasis nehrinin yan kollarında, hemen hemen çıplak yaşadığı belirtilen efsanevi bir halkın adıdır.

 

Gurchu-гурхъу, dibek

 

Guşçe quape yıbze-гущэ къуапэ ибзэ, Adige soylu ailelerinde görülen bir gelenektir. Soylu ailenin bir kız çocuğu dünyaya gelince diğer soylu bir ailenin erkek çocuğuyla nişanlanırdı. Bunu belgeleyen de beşiğe yapılan bir kertiktir. Beşik kertmesi.

 

Guşha, Adige gelenekleri gereği gelin her yanı süslenmiş bir arabayla getirilirdi. Arabanın üstünde ise ayrıca bir kumaş bulunur. Gelin arabaya biner binmez erkek tarafından giden atlılar gelin arabasının dört bir yanında nöbet tutarlardı. Gelin alayı harekete geçer geçmez, kız tarafı bu bez parçasını kapmak için art sırtında bir yarış ve mücadele başlatır. Erkek tarafı da bunu çaldırmamak için ellerinden geleni arkalarına bırakmazlar. Guşha'nın alınması damat tarafı için büyük bir ayıp olarak kabul edilir ve alay konusu olurdu. Gelinin taraftarları Guşha alır almaz, gelin alayı, Guşha geri getirilinceye kadar yerinde kalırdı. Bu yarış ve mücadele gelin alayı kendi avlusuna girinceye kadar devam ederdi. Gelin alayı evinin avlusuna girer girmez her şey normale dönerdi. Guşha gelinin namusu ve şerefi kabul edildiğinden çalınmamasına, kaçırılmamasına önem ve dikkat edilirdi. Dağlarda oturan Adigeler ise gelini genellikle at sırtında getirirlerdi. Damat tarafı ellerinde sembolik bir bayrakla giderler ve bu bayrak için yukarıdaki şekilde mücadele edilirdi. Gelin tarafı kendi avlularına geri getirmek isterken, damat tarafı da tersine kendi köyüne ya da avlusuna getirmek ister. Eğer düğün alayı birçok köylerden geçmek zorunda kalırsa, aynı mücadele yeniden başlatılırdı.

 

Günler ve tabular, Haftanın yedi günü için ayrı ayrı tabular vs. vardır: Pazar tanrının günü ve çalışılmaz, cuma günü çamaşır yıkanmaz,  salı ve çarşamba günleri uğursuz gün olarak kabul edilir; a) Tırnak kesilmez, b) Evler süpürülmez. c) Çöp dışarıya atılmaz. d) Kumaş kesilmez. e) Çamaşır yıkanmaz.  Bilhassa salı günü asla yola çıkılmaz. Salı günü yola çıkanın elleri ve kafası titrer olur vs . gibi.

 

Gürcü Askeri yolu, bkz. Bab-El-Alan

 

Güsar Vasfi Dr. Med. (1895-1978), İstanbul'da doğmuş, Amman'da ilk okulu, Şam ve Nablus'da orta ve lise öğrenimini yaptıktan sonra İstanbul'da askeri tıpta okumuştur. İstanbul'da kurulu olan Çerkes Teavün Derneği'ne 1912'de üye olmuştur. Çerkes etnik kimliğini saklamadığından dolayı mesleğinde rütbe alamamıştır. İstiklal savaşında doktor olarak görev yapmış ve İstiklal Madalyası almıştır. Türkiye'nin 'çok partili' düzene geçmesiyle 1952'de İstanbul'da kurulan ''Kafkas Kültür Derneği'nin'' kurucuları arasında yer almıştır. Derneğin yarı resmi organı olan 'Yeni Kafkas' aylık derginin redaksiyonunu ve sahipliğini üstlenerek 1963 yılına kadar aralıksız yayınlamayı başarmıştır. Bu yıllarda tüm batı dünyasında geçerli olan ''soğuk harb'in'' akımına kendini kaptırarak bu etkiyle yazılarını yazmış ve yazıları farkına varmadan amaçlarının tersini yaratmıştır. Çünkü bu tür ‘anti Çerkesya’ yazılarıyla büyük bir Adige kesiminin umudu olan anavatana dönebilme hayallerini yıkmıştır. Çerkes isminden korkulduğundan 'Kafkas' kelimesine sığınılarak, politik ve etnik beraberlik ve önemlisi sayıca çokluk görünmek için  'her Adige Çerkes'tir ama her Çerkes Adige değildir' tekerlemesini ortaya atarak, zaten karmakarışık olan ulus, millet bilincini daha da çıkmaza sokarak, farkına varmadan Çerkeslik davasına fayda yerine zarar da vermiştir.


Guşha. Çerkesce'yi bilmediği halde çok milliyetçi bir Adige idi. İlginç olanı kendisinin anadilini bilmemesini gayet normal görürken, kişilerin soyadlarının Türkçe olmasına  tahammülü yoktu.

 
A     B     C     Ç     D     E     F     G     H     I    

 
İ     J      K     L    
M
   N    O    Ö     P     Q     R    

S    Ş      T    Tl
    U     V     W    X    Y     Z